Bugünden 1930'a 5,498,322 adet makale



Katalog


«
»

23 MAYIS 2007 ÇARŞAMBA CUMHURİYET SAYFA 17 Tıraş Adnan Hacıgümüş: “Ankara’da hükümet baş; İstanbul’da tarak top baş. Mayo reklamlarına yasak; böyle başa böyle tıraş!” Ya ğ m u r E k i m Hüseyin Çelik, Atatürk’ü Humeyni ile bir tutmuş... “Birisi, tut demiştir!” GÖRÜŞ Yrd.Doç.Dr. MUSTAFA TARAKÇI* New York Times: “Anıtkabir’den homurtular geliyor!” Demek ki oraya kadar gitti! Kafadan Işık İşgüden: “Hasan Cemal, Anadolu Devrimi’nin simgesi kalpaktan incinmiş. Karşıdevrimin simgesi sıkmabaşa bir şey dediğini duymadık!” MEDYA, İslamcı iktidara göbekten bağlı mı? Alanları dolduran halka sorarsanız bağlı ve üstelik satılmış daha doğrusu iktidar tarafından satın alınmış. Bir kamuoyu araştırma şirketinin başkanı Erhan Göksel, halkın meydanlarda dile getirdiği bu gerçeği katıldığı bir televizyon programında söyleyince kızılca kıyamet koptu. Kendisini Türkiye’nin en büyük medya patronu olarak tanımlayan Aydın Doğan, programa telefonla bağlanıp Göksel’e “Göbeğimizden nasıl bağlı olduğumuzu açıklayamazsan seni müfteri ilan ediyorum” dedi. Arkasından da Hürriyet’in sanayici ve işadamı genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök köşesinden “Miting meydanlarında küçük bir grup bize ‘satılmış medya’ diyor. Peki bizim gazetelerimiz, televizyonlarımız kime satılmış, biz kime satılmışız’ diye hesap sordu. Anımsıyor olmalısınız. Bir zamanlar Sadettin Tantan İçişleri Bakanı’yken, Aydın Doğan’ın televizyonlarından birinde Aydın Doğan’ın elemanlarından Mehmet Ali Birand’ın programında Aydın Doğan’dan söz etmişti hani... Aydın Doğan da programa telefonla katılıp, “Mehmet Ali, Mehmet Ali sor ona, de ona, söyle ona” demişti de Sadettin Tantan bir süre sonra İçişleri Bakanlığı’ndan ayrılmıştı, anımsadınız değil mi! O televizyon programından bu televizyon programına ve hatta gelmiş ve gelecek her hükümet programında artık anlaşılmıştır ki medya satılmış falan değildir bir! İkincisi medya demek Aydın Doğan demektir. Medya Çünkü Aydın Doğan “Bak kardeşim, ben Türkiye’de en büyük medya patronuyum” diyerek büyük bir tevazu içinde mutlu gerçeği açıklama nezaketini göstermiştir. Üstelik Aydın Doğan’ın kızı da, Türkiye’de ne kadar büyük sanayici ve işadamı varsa onların patronu, pardon başkanıdır. Bu bakımdan medyaya dil uzatmak demek, büyük patrona dil uzatmak demektir. Hal böyle olunca medyaya dil uzatanın dilini kesmeseler bile sesini keserler. Açın televizyonu; dolaşın kanallar arasında... Hep bildik yüzler, hep aynı laflar! Lale bahçesinde papağanlar yuva kurmuş; mutluluk içinde daldan dala uçuyorlar. Bu tabloyu kim bozabilir, bu papağanları kim satın alabilir, bu bahçeyi kim satabilir; medyayı göbeğinden kim bağlayabilir, kim, kim, kim; Kiziroğlu Mustafa Bey, bir beyin oğlu, zor beyin oğlu! Öğretmenlerin ve Subayların Görevi Çok Daha Önemli Oldu “Din vardır ve lüzumludur” sözü ulu önder Atamız’a aittir. Ancak laik devlet düzeninde din, vatandaş ile Allah arasındaki bir bağlılıktır. Bunun gösteriş yapılması, istismar edilmesi, dayatılması uygun değildir! Dinin sosyal ve ekonomik hayatta ön plana çıkarılması, ona gereğinden fazla vakit ayrılması, sohbetlerin vazgeçilmez konusu yapılması, her şeye din gözü ile bakılması, o toplumları miskinliğe sevk eder; üretimden uzaklaştırır, bu dünyayı unutup gelecek dünya için sürekli yatırım yapmaya teşvik eder ve yönlendirir... Sıradan bir gözlemci bile Türkiye’de, son 1520 yıl içinde toplumun her kesiminde, dükkânlarda, marketlerde, özel hastane ve polikliniklerde, muhtelif giyim mağazalarında.. kadın ve genç kızlarımızda türban ve tesettür giyiminin çok daha fazla yaygınlaştığını rahatlıkla görebilir. ૽૽૽ Keza erkek nüfusta da benzer dini motifli giyim ve davranış biçiminin her geçen gün daha da yaygınlaştığını kolaylıkla söyleyebiliriz. Bu duruma, dini yanı ağır basan siyasi partilerin iktidarı, onların koruyup kolladığı, teşvik ve desteklediği imam hatip liseleri, ilahiyat fakülteleri ve sayıları her geçen gün daha da artan kontrollü kontrolsüz Kuran kursları öncelikle sebep olmaktadır. Bunlara ilaveten büyük şehirlerin varoşlarında, henüz şehirleşme aşamasına gelememiş, cahil ya da yarı cahil Anadolu kadınlarının yarı sosyalleşme yarı din şemsiyesi altında, yasin okutma, mevlit okutma Kuran günleri vb. adı altında bir araya gelmeleri, irticanın serpilip kök salmasına önemli katkıda bulunmaktadır. Namuslu; ailesine, kocasına bağlı bir görüntü çizen bu hanımların, genç kızların tutum ve davranışları, onların yakınları olan, çağdaş laik ve pozitif bilimden yeterince nasibini almamış koca, erkek kardeş ve babalarını oldukça memnun ve bahtiyar etmektedir. Pek çok kadınımız, kızımız erkekleri memnun etmek için böyle bir davranış biçimi; kılık kıyafet seçimi içinde bulunurken, pek çok yaşlı ya da ergin erkeğimiz yanı veya yakınındaki bayanlara, genç kızlara böyle kılık kıyafet, tutumu ve davranış içinde olmalarını telkin ve zorla kabul ettirmektedir. Her ne kadar kadınerkek eşitliği ve özgürlüğünden bahsetmiş olsak da bahse konu malum tutucu çevrede, erkekler daha etkin ve yönlendirici rol oynamaktadırlar. Bu nedenle erkeklerimizin akılcı, bilime dayalı, çağdaş, laik ve medeni bir biçimde yaşam koşullarını benimsemeleri hususunda iki kuruma önemli görevler düşmektedir: Okullar ve kışlalar. ૽૽૽ Okullarda öğretmenler hem kız hem erkek öğrencilere etkili olabilme, onları olumlu yönde yönlendirme olanağını ellerinde bulundururken kışlalarda subaylar yalnızca 20 yaş ve üzeri erkek nüfusa, yarının sahibi ve sorumlusu genç nüfusun yarısına etkili olabilme şansını elinde bulundurmaktadır. Bu iki meslek mensupları öğretmenler ve subaylar, çocuklarımız ve gençlerimizi şekillendirmede, onların dünya görüşlerini, davranış biçimlerini belirlemede önemli görevleri olan kişilerdir. Onlar görevlerini layıkıyla yerine getirirlerse yarınlarımız daha da aydınlık, daha da çağdaş olabilecektir. Eğitimciler, eğittikleri insanların kendilerine benzemesini isterler. Kendileri gibi algılasın, kendileri gibi yorumlasın, kendileri gibi çözüm önerileri üretsin isterler... Bu da gayet doğaldır. Öyle ise bu iki meslek mensubunun çağdaş, laik, demokratik ve medeni vasıflarını öne çıkarmalarını; aklı, bilimi esas olan davranış içinde olmalarını bütün kalbimizle teşvik etmeli ve desteklemeliyiz. Bu tip öğretmen ve subaylar çok çok fazladır. Bunların yüreklendirilmesi, desteklenmesi, teşvik edilmesi, tüm çağdaş kamu kurumu ve kuruluşları ile sivil toplum örgütlerinin görevi olmalıdır. Türkiye’nin çağdaşlaşması ve ilelebet çağdaş kalmasının teminatı öğretmenler ve subaylardır. SESSİZ SEDASIZ (!) AKP iktidarında Atatürk ilkeleri İSLAMCI iktidar sayesinde meydanlara inen Türk halkı, bir yandan ne kadar kararlı ve bir o kadar da hoşgörülü olduğunu ortaya koydu, bir yandan da yaratıcılığını sergiledi. Meydanlardaki pankartlar ve sloganlardaki yaratıcılık değme reklamcıları ve halkla ilişkiler uzmanını kıskançlıktan çatlatmış olmalı. Örneğin, gençlerin açtığı bir pankartta AKP döneminin Atatürk ilkeleri şöyle sıralanıyordu: 1. Laikilik 2. Haltçılık. 3. Devretçilik 4. Cumhurrayetçilik. 5. Milliyatçılık. 6. İnkılüpçülük. Bu arada “Ankara’nın taşına bak” Yüksek Yerilim Hattı erdincutku࠽yahoo.com Pastörize Nami Tepe: “350 küsur çürük yumurtadan ne olur? Unakıtan’ın oğluna pastörize yumurta malzemesi olur!” Arınç Mehmet Halıcıoğlu: “Bülent Arınç, 16 Mayıs’ta konuşup bazılarından hesap soracaktı. Bari öksürsün de sesini duyalım!” dizesiyle başlayan ve iki dörtlükten olaşan ünlü türkümüze de halkımız üçüncü bir dörtlük ekledi. Miting alanlarında türküyü seslendiren Sadık Gürbüz, yeni bölümüyle birlikte Ankara Türküsü’nün artık şöyle okunduğunu söyledi: Ankara’nın taşına bak/ Gözlerimin yaşına bak/ Uyan uyan Gazi Kemal/ İktidarın işine bak. Ankara’nın taştır yolu/ Gaflet sardı sağı solu/ Sen gösterdin Atam bize/ Böyle günde doğru yolu. Çağıl çağıl Çağlayan’dır/ Selin başı Tandoğan’dır/ On dört Nisan bir uyanış/ Yolu sana bağlayandır. Solun başına güvercin kondu. Şimdi sıra devlet kuşunda! ÇED KÖŞESİ OKTAY EKİNCİ KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak࠽yahoo.com.tr Derviş Parlak’ın kitabı... Bir yıl önce genç yaşta yitirdiğimiz Av. Derviş Parlak’ın, imar talanına karşı kültür ve yaşam değerlerimizi savunanlara “rehber” olacak kitabı “Şehrin Hukuku” artık başucumuzda... Hayat arkadaşı Betül Parlak’ın girişimi ve Behçet Çelik’in özenli derlemesiyle, “Kanat Kitap”lar(1) arasında yayımlanan kitap, geçenlerde Beyoğlu’ndaki Tarih ve Toplum Bilimleri Enstitüsü’nde buluşan dost ve yakınlarına armağan edildi… Şehrin Hukuku, Aldo Rossi’nin aynı yayınevinin dilimize tam 40 yıl sonra kazandırdığı “Şehrin Mimarisi”yle birlikte anlamlı bir ikili de oluşturuyor. Kent ve mimarlık ilişkisini öncelikle “insani bağlar”la kuran Rossi, bunun “toplumsal sorumluluklar”ını da irdeleniyor. Nitekim mimarinin bu tarihsel ve evrensel “öz”ünü yadsıyan “modern binalar”ın, adeta sadece “kendilerini gösterme”yi önemseyen “kentsel ve çevresel umarsızlık”ları, küresel kapitalizmin himayesinde şımartılıyor… İşte bu süreçte Derviş Parlak’ın kitabı da özellikle “ayrıcalıklı izinler”le gerçekleşen ve sadece özel rant beklentilerini gözeten imar uygulamalarına karşı “kamusal haklar”ın savunulmasını içeriyor… Yazarın, mimarlık ve şehircilik dünyamıza hemen tüm “avukatlık yaşamı”yla armağan ettiği “toplum yararına tasarım ve planlama için hukuk savaşımı”nın önemli örneklerini sergiliyor.. Her biri değişik alanlardaki “kente karşı suç” örneklerini yaratan “hukuka aykırı” karar ve işlemler, çoğu yargı kararlarına dönüşmüş değerlendirmelerle sorgulanıyor. “İdare”nin yargılanması Başta Mimarlar Odası olmak üzere, sivil duyarlı kesimlerin, yerel ve merkezi yönetimlerdeki yağmaya dönük uygulamalara karşı sürdürdükleri hukuk savaşımlarında “davacı vekili” olarak görev alan Derviş Parlak, “yurttaşların ve toplumun talebiyle devletin sorgulanması” anlamına da gelen “idarenin yargılanması”nda demokratik kazanımlar sağladı… Örneğin, imardan sorumlu kamu kurumlarının şehircilik ilkelerine ve toplumsal haklara aykırı tutumlarına karşı idare mahkemelerinde “dava açma hakkı”, yakın geçmişe kadar sadece o “idari işlem”den ötürü doğrudan zarar gören kişi ya da kurumlara aitti… Bu hakkın artık meslek odalarına, sivil kuruluşlara ve hatta belde sakinlerine de tanınmış olması, birçoğu Derviş Parlak’ın savunmasıyla kazanılan yargı kararlarının oluşturduğu “içtihat”la sağlanmıştır. Kenti ve çevreyi gözden çıkaran idari kararlara odaların “davacı” olmalarını “mesleklerin kamusal sorumlulukları”yla savunan Parlak, belde sakinlerinin de “hemşeri”lik haklarıyla davacı olabileceklerini kabul eden yargı kararlarında etkili oldu. Nitekim aynı kararların yaygınlaşması sonucunda da özellikle kent ve çevre alanındaki uygulamalara karşı devletten davacı olunabilmesi için “doğrudan etkilenme” koşulunu kaldıran düzenlemeler yapıldı. Bugün, başta en çok “emek verdiği” Mimarlar Odası olmak üzere, imar yolsuzluklarını ve doğal, kültürel çevre tahribatını durdurmak için yargıya başvurmayı başlıca mücadele alanı olarak sürdüren kurum, kişi ve kuruluşların, kendilerini “taraf” görerek “davacı” kabul eden bu çağdaş hukuk kazanımındaki önemli payı nedeniyle de Derviş Parlak’ı saygı ve minnetle anmaları gerekiyor… Yol gösterecek Şehrin Mimarisi’nde, kültür ve doğa mirasını “görev”leri gereği korudukları için “görevleri”nden alınan koruma kurulu üyelerinin yargıya gitmeleri sonucunda yine Parlak tarafından “kazanılan” davalarını da ibretle okuyabilirsiniz… İmar talancılarının SİT kararlarına karşı açtıkları iptal davalarında, aynı kararların “toplum adına” savunulmasındaki “hukuksal dayanaklar”ı öğrenebilirsiniz. Geçenlerde Anayasa Mahkemesi’nce de iptal edilen “ormanların turizm tesislerine tahsisi”yle işlenen çevre suçlarının “yasaya rağmen durdurulması”nı sağlayan yargılama süreçlerini izleyebilirsiniz. Bütün bu örneklerde, bir hukukçunun onca bakanlıklara ve büyük belediyelere karşı koca bir “şehir”i nasıl savunduğunu görebilir; yazarını tanımasanız bile siz de “ışıklar içinde yatması”nı dileyebilirisiniz… Sanırım bu kitabı bizlere kazandıran Betül Parlak ile oğlu Fırat’a en anlamlı armağan da işte böylesine yüce bir emeğin kuşaktan kuşağa “yol göstericiliğiyle birlikte anılması” olacaktır… (1) Pusula Yayıncılık: 0 212 252 42 80 ekinci࠽cumhuriyet.com.tr ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci࠽mynet.com *Haliç Üniversitesi Öğretim Üyesi HARBİ SEMİH POROY BULMACA SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN OTOBÜSTEKİLER KEMAL URGENÇ kurgenc࠽yahoo.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 23 Mayıs www.mumtazarikan.com 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1/ Bodrum’un turistik bir 1 beldesi. 2/ Bir 2 firma tarafın 3 dan piyasaya sürülen mal 4 ya da eşya... 5 “Vamık ile 6 ”: Ünlü halk 7 hikâyesi. 3/ Kokmuş 8 hayvan ölü 9 sü... Yapay 1 2 3 4 5 6 7 8 9 dokuma ipliği. 4/ JoO keylerin giydiği ke 1 Z İ B Z İ B İ S U P A P narsız başlık... Biri 2 A Y A R E Z E ne göre yüksek aşa 3 P O T A R mada olan kimse. 5/ 4 O N U R L U K 5 T O R A C A R A Nazar A S değmesine karşı tüt 6 E S O B İ F E R A Y İ Y sü olarak kullanılan 7 bir bitki. 6/ Pasak... 8 T E K D E N Y O Yiyecek bulamayan, 9 A R O M A Ç A N yoksul kimse... Galyum elementinin simgesi. 7/ Ukrayna’nın başkenti... Bezek. 8/ Bir nota... Az pişmiş et. 9/ İyi bir şeye erişme durumu; mazhariyet... Kütahya’nın bir ilçesi. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Milas’ın turistik bir beldesi... Tavlada “üç” sayısı. 2/ Yapay reçine verniği ve tutkalı üretiminde kullanılan beyaz ve billursu toz... Tanrı’nın adını art arda söyleme işi. 3/ Jüpiter gezegenine verilen bir başka ad... 4/ Ses... Siper, hendek... Hitit. 5/ “Darı unundan baklava, incir ağacından olmaz” (Atasözü). 6/ Libya’nın plaka imi... Dolma yapmak için hazırlanan karışım... Tellür elementinin simgesi. 7/ Topraktan yapılmış, kulpsuz ve küçük çömlek... Çölden esen rüzgâr. 8/ Kır koşusu... Edremit’in, kaplıcasıyla da tanınmış turistik bir beldesi. 9/ Koku ve duman çıkarmadan, büyük bir ısı vererek yanan bir tür taşkömürü. CUMHURİYET 17 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog