Bugünden 1930'a 5,438,865 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

20 MAYIS 2007 PAZAR CUMHURİYET SAYFA KÜLTÜR kultur࠽cumhuriyet.com.tr Van Gölü’nde bir ‘canavar’ var, ama suyun altında yaşamıyor, üstünde geziniyor 15 ESİNTİLER ZEYNEP ORAL Gölde canavar aramak!.. Arkadaşları Harvard Üniversitesi’nin kuralı gereği siyah ceket giyerken, o sırtında yeşil ceketiyle geliyordu okula. Mezuniyet diplomasının koyun derisine basıldığını görünce şunları söylediği bilinir: “Keşke her koyun kendi derisine sahip çıksa” Henry David Thoreau, 1862 yılında öldüğünde 45 yaşındaydı ve son yıllarını Walden Gölü kıyısındaki kulübesinde yaşamıştı. Tarihin en büyük doğa âşıklarından biri olan Thoreau’nun gölün adını verdiği kitabı, günümüzde doğa bilimcilerin başucundan eksik olmuyor. Ünlü denizcimiz Barbaros Hayrettin Paşa anılarında denizden hiç söz etmez! Göl, suyun belleğidir oysa. Dünyanın oluşumunda başrol oynayan suyun müzesi göllerdir… Ve Türkiye, Jeomorfoloji’nin pek çok alanında olduğu gibi göller konusunda da büyük bir mirasa sahiptir. Edebiyatımızdaki gölleri gezecek olsak, Yaşar Kemal’in Ağrı Dağı Efsanesi’ni elimize almalıyız. Roman, Küp Gölü’nün kıyısında oturan çobanların kaval çalmasıyla başlar… Kemal Tahir, Göl İnsanları’nda bir gölden çakıl taşıyan işçileri anlatır. Şiirde ise dizeleri bir çubuk gibi göl suyunda en çok gezdiren şair Melih Cevdet Anday’dır. Bafa Gölü için bir şiir yazan Anday’ın kitaplarında her an bir göl duyarlığı göz kırpabilir okura: Gün doğuyordu erken erken / Uyuyakalmış üç martı var gölde. Ülkü Tamer “Sıragöller” adını verir bir şiir kitabına; Cemal Süreya bir şiirinde Gazali’nin gölü bilgisayar olarak kullandığını yazar… Birkaç şairi, yazarı da anabiliriz ama, göllerimizin güzelliğinin hakkını verebildiğimizi söyleyemeyiz. Ne dersiniz, bu kısırlığın, yetersizliğin nedeni Kaliforniya Üniversitesi’nde ders veren Sargun A. Tont’un “Sulak Bir Gezegenden Öyküler” kitabında dile getirdiği şu eleştiri olabilir mi: “…Şairler bisiklete atlayıp kırlara, ormanlara açılırlarsa o zaman yazılacak öykülerin, şiirlerin haddi hesabı olmaz. Üstelik ‘rakı şişesinde bir balık olmak’ gibi düşünceleri akıllarından çıkararak, masmavi bir göl kıyısında bembeyaz bir zambak olmayı düşünebilirler.” Az sözcükle çok şey anlatmak Öğrenci Mektupları Bir ders yılının daha sonuna yaklaştığımızı ben nereden anlıyorum biliyor musunuz? Elektronik posta kutuma dolan öğrenci mektuplarından… “Öğretmenimiz, yıl sonu ödevi olarak…” diye başlıyor hepsi ve sonra istekler dilekler faslı… Hiç kuşkum yok yalnız bana değil, yazısının altında eposta adresi olan her gazeteciye gidiyor bunlar. Şaşkınlıkla, kimi zaman gözlerime inanamayarak okuyorum. “Brecht üzerine ödev hazırlıyorum, bana bilgi yollar mısınız”… Evdeki Brecht külliyatını kargoyla yollamamı mı istiyor; Berliner Ensemble arşivlerinin anahtarını mı; oyunlarını mı, şiirlerini, kuramsal yazılarını mı, Türkiye’deki uygulamaları mı? Çık çıkabilirsen işin içinden… “Yıl sonu ödevim için Patagonya hakkında bilgiye ihtiyacım var. Elinizdeki bilgi ve belgeleri yollar mısınız?” Neden Arjantin Elçiliği’ne, turizm bürolarına değil de bana başvuruyor, anlayabilmiş değilim... Kimilerinin istekleri daha somut. Mektupların kimi dilek kipinde, kimi emir… Çoğuna yanıt veremiyorum bile. Ama isteği karşılayacak bir kaynak kitap o anda aklıma geliyorsa, mutlak kaynağın adını yayınevini istek sahibine bildiriyorum. Elbet sonrasını, o kitaba ulaşıp ulaşamadıklarını izleyemiyorum… (Örneğin son zamanlarda sık sık “Haldun Taner” üzerine ödev yapmam isteniyor. Derhal Esen Çamurdan’ın dört dörtlük “Haldun Taner Seyir Defteri” kitabını Bilgi Yayınları öneriyorum.) Kimi öğrenciler önce uzun uzun kendini anlatıyor, sonra yine uzun uzun “yağ çekiyor”.. sonunda sadede geliyor. “Öğretmenimiz, ‘Türkiye’de Kadın’ konusunda yazı istedi. İki daktilo sayfasını geçmesin. Çok acil yardımlarınızı bekliyorum”… “Sınavda köşe yazısı yazmamız istenecek. Bana bir köşe yazısı yollayabilir misiniz? Daha önce yayımlanmamış olsun.” En çok, bu gençler ödevlerini benim yapmamı mı bekliyorlar diye şaşıyorum… Sonra, madem elektronik ortamı kullanıyorlar, nasıl olur da, aradıkları, istedikleri her konuda internetten yararlanabileceklerini bilmezler diye şaşıyorum… O elektronik ortamda sonsuz bir bilgi, belge, arşiv ve kaynak olduğunun farkında değiller mi? Orada “arama” yapmak akıllarına gelmiyor mu? Kolaycılık mı? Hazıra konmak mı? Belki de bugünkü eğitim sistemimizde gençlere araştırmanın değeri hiç tattırılmadığındandır bu mektuplar… Bilgiyi arayıp bulma tutkusu, bilgiye ulaşma heyecanı, keyfi yaşatılmadığındandır… Kütüphanede, kitapçılarda vakit geçirmenin, daha doğrusu zamanı değerlendirmenin tadını yaşamadıklarındandır… Bunlar yerine ezbercilik, günü, anı, (sınavı, ödevi) “kurtarma” alışkanlığındandır… Öyleyse bir an önce değiştirmeli bu alışkanlığı... Gölde boğulan şair var mıdır? Olmaz olur mu?.. İngiliz romantiklerden Shelly’nin ciğerleri göl suyuyla dolmuştur örneğin. Li Po’nun öyküsü ise çok daha trajediktir! Çinli şair mehtaplı bir gecede sandalıyla göle açılır. Ayın sudaki görüntüsü o denli büyüleyicidir ki, Li Po kollarını açarak suya sarkar… Şair, o gece haylice içmiştir! Üç dizelik Japon şiirleri olan Haikai’de dağlar kadar göller de önemlidir. Az sözcükle çok şey anlatmak, yani derinlik yaratmak ustalığı olan bu şiir türü edebiyat coğrafyasının gölüdür. İşte, Buson’dan bir örnek: Yaşlı ufak bir gölde / Bir kurbağa sıçrıyor / Suyun sesi… Van Gölü’nde canavar, Sapanca Gölü’nde piranha, Bafa Gölü’nde ölü balıklar… Bunlar da olmasa göllerimiz bir yer bulamayacak kendilerine, gazete sayfalarında!.. Köşe yazarları ise birbirlerini bir kaşık suda boğmak için yarışıyor. Oysa, yazılacak, okuru bilgilendirecek o kadar çok konu var ki!.. Mimar Sinan’ın ilk eserinin, Kanuni’nin Bağdat seferi sırasında Van Gölü’nün kıyısındaki ağaçlardan yaparak yüzdürdüğü üç gemi olduğunu kaç kişi biliyor ki!?. Yaklaşık bir ay önce okuduğum bir haberi unutamıyorum: Van Gölü canavarını yakalamak üzere bir tim kurulmuş ve görevliler 24 saat gölde tekneyle geziyorlar, canavar arıyorlar!!!.. Haberin fotoğrafı ise korkunç, hem de çok korkunçtu!.. Teknenin içindeki silahlı bir yığın insan göle bakıyorlardı!.. Düşünelim ki, Van Gölü’nde bir “canavar” var… Eğer öyleyse, o canlı türünün son örneklerinden biri olabilir, eldeki tüfek ne öyle!?. Zavallı hayvanla karşılaşırlarsa ne yapacaklar, ateş mi edecekler, acımasızca öldürecekler mi?.. Yahu kardeşim, siz hiç mi National Geographica seyretmediniz?.. Adamlar, koca koca anakondaları, timsahları kuyruklarından yakalıyorlar, onlara zarar vermemek için “insanca” davranıyorlar… Eeee, silaha ne gerek var öyleyse!?. Evet, Van Gölü’nde bir “canavar” var… Ama inanın bana suyun altında yaşamıyor, üstünde geziniyor!.. ALTIN KOZA FİLM FESTİVALİ Açılış filmi belli oldu Kültür Servisi Bu yıl 4 11 Haziran tarihleri arasında 14.’sü düzenlenecek olan Altın Koza Film Festivali’nin açılış filmi ‘All The Invisible Children/Görünmez Çocuklar’ olarak belirlendi. Yönetmenliğini Mehdi Charef, Emir Kusturica, Spike Lee, Kátia Lund, Jordan Scott, Ridley Scott, Stefano Veneruso ve John Woo’nun yaptığı kısa filmlerden oluşan, 2005 Fransa ve İtalya ortak yapımı “All The Invisible Children – Görünmez Çocuklar” adlı film, 5 Haziran 2007 Salı günü saat 20.30’da Adana Büyükşehir Belediye Tiyatro Salonu’nda yapılacak olan 14. Altın Koza Film Festivali Açılış Töreni’nde sinemaseverlerin beğenisine sunulacak. Festivalin teması olan “Çocuk Hakları”na uygun olarak belirlenen film, UNICEF ve Dünya Gıda Programı tarafından desteklenen ve gelirinin bu kuruluşlara bağışlanacağı, eziyet gören dünya çocuklarına dikkat çekecek bir sinema projesi olarak yaratıldı. Film, Brezilya, İtalya, İngiltere, Sırbistan, Burkina Faso, Çin ve ABD’de yoksulluk, açlık ve şiddet gibi sıkıntılarla yaşamak zorunda kalan çocukların portresini çiziyor. ‘All The Invisible Children – Görünmez Çocuklar’, istismar ve savaşlarla hakları gasp edilen milyonlarca çocuğa adanmış. Turan Yavuz: Her ölüm erken ölümdür. Turan Yavuz’unki daha da erken oldu. Mükemmel bir gazeteci, mükemmel bir insandı. Benim on yaş küçüğümdü. Milliyet’in Washington temsilciliğini üstlendiği ilk günlerde tanıdım onu. Kocaman yürekli, cömert, duyarlı, insanı insan yapan değerlere sahip bir insan. Mesleğinde bilgili, birikimli, geniş kültürlü, araştırmacı ve çok çalışkandı. 1995’te Tansu Çiller’in ABD’deki malvarlığını ortaya çıkardığında, haberleriyle, yorumlarıyla gündemi sarsacak, bütün gazetecilik ödüllerini toplayacaktı. Ancak ülkemizde “başarı” kavramı öyle tuhaf kriterlere bağlıdır ki, kimi zaman “başarı” yüzünden de cezalandırılır insan… Kendisine ve çevresine saygılı, sevgi dolu Turan Yavuz’u geçen hafta yitirdik. Tüm yakınlarına sabır diliyorum. Işığı bol olsun. eposta: zeynep@zeyneporal.com faks: 0 212 257 16 50 Fethi Naci’nin 80. yaşı kutlanıyor Ⅵ Kültür Servisi Eşik Cini öykü kültürü dergisi ve Türkiye Yazarlar Sendikası, yarın İstanbulTünel’deki Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde Fethi Naci’nin 80. yaşını “Eleştiri Tükenmez” etkinliğiyle kutluyor. Kutlamaya Doğan Hızlan, Füsun Akatlı, Turhan Günay, Deniz Kavukçuoğlu ve Turgay Fişekçi’nin yanı sıra yazarın yakın dostları da katılacak. Modern dans öğrencilerinin gösterisi Ⅵ Kültür Servisi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Modern Dans Sanat Dalı, bu sezon akademi programında yer alan repertuvar parçaları ve öğrenci projeleriyle yarın Taksim Sahnesi’nde gösterilerini sunacaklar. Türkiye’nin önde gelen çağdaş dans eğitimi veren sanat dalı 1992 yılında kuruldu. Modern dans sanat dalı; en güncel dans teknikleri yanı sıra, bedenin eğitimi konusunda içsel ve somatik çalışmalara, yaratıcılığı teşvik eden derslere geniş yer vermekte. Bünyesindeki öğrenciyi kendi bireysel özelliklerine göre değerlendirmeye, öğrencinin sosyal, ruhsal ve sanatçı kişiliğinin gelişmesine katkıda bulunmaya çalışan modern dans sanat dalı; iyi ve bireysel dansçı yetiştirmenin yanı sıra dans konusunda geniş çerçeveli bir eğitim veriyor. CUMHURİYET 15 CMYK
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog