Bugünden 1930'a 5,439,171 adet makale



Katalog


«
»

20 KASIM 2007 SALI CUMHURİYET SAYFA 17 Sus Soner Ata: “Sivil demokrasici geldi: Emekli paşalar susturulacak, sustur.” 10 KASIM cumartesi günü fazla mesai yapmak üzere Türkiye Denizcilik İşletmeleri’nin Haliç Tersanesi’ne gelen işçiler, saat 09.00 sularında Atatürk’ü anmak üzere tören alanında toplanır. Ancak, birden bir ses duyulur: “Sizi buraya kim topladı! Tören mören yok demedik mi kardeşim! Hadi hepiniz işinizin başına!” Herkes, şaşkın birbirinin yüzüne bakakalır. Atatürk için saygı duruşunda bulunmak üzere toplanan işçilere bağıran kişi Türkiye Denizcilik İşletmeleri Tersaneler Müdürlüğü’ne vekâleten bakan Üretim Müdür Yardımcısı Sinan Erdinç’tir. Kimse sesini çıkartmaz. Herkes dağılır. O gün orada olmayan bir işçi; olayı duyduktan sonra içinden haykırır: “Atatürk’ü anmayı engelleyen kişinin bu Barzani çark etmiş. “Yandan çarklı!” GÖRÜŞ BEDRİ BAYKAM Ya ğ m u r E k i m Hillary Clinton: ‘Türkiye’yi tekrar kazanacağız!’ O zaman adını değiştiririz: İleri Clinton! Haliç cesareti kimlerden aldığını biliyoruz, ama daha da acı olanı işçi arkadaşlarımızdan birinin bile cesaretle ortaya çıkıp ‘Atatürk’ü anmak bizim görevimizdir’ diyememiş olmasıdır. Yazıklar olsun bize ki, Atatürk’ün ‘tüm tersanelerimize girilmiş olması’ sözünü bile anlayamamışız. Tersanelerimiz ele geçirilmiş!” Peki nasıl oldu bu ele geçirme? İşçiler anlatıyor: “Haliç Tersanesi, kamunun son tersanesidir. Ne yazık şu anda tasfiye edilmektedir. AKP iktidarı tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesi kuruluşu olan İstanbul Deniz Otobüsleri’ne devredilen gemilerle beraber tarihi Haliç Tersanesi de verilmiştir. Tapusu belediyeye verilen Yahni Hamza Saykan: “Kemal Unakıtan’ın karısı her evde her gün dörtbeş baş soğan yenmesini istemiş. Mısır ithalatından sonra soğan işine mi girdiler ne?” tersanemizin işletmesi İstanbul Deniz Otobüsleri’ne bırakılmıştır. Tersanemizde şu an bir talan ve yıkım yaşanmaktadır. Modernizasyon adına kamu malları hurda gösterilerek çöpe atılmaktadır. Trilyonlar edecek yüzyıllık dökümhane sırf ihale açıp İstanbul Deniz Otobüsleri’ne motor bakım atölyesi yapılmak adına tasfiye edilmiştir. Dökümhane içindeki kalıplar potalar kısacası tüm demirbaşlar hurdaya gönderilmiştir.Yine dökümhane yanında bulunan içinde elektronik, elektrik, bobinaj atölyesi ve demirbaş eşyaları bulunan binada aynı kaderi yaşamaktadır. Sözüm ona belediye bünyesinde bulunan bina kontrol amaçlı kuruluş buraya yıkım kararı vermiştir. Bu binalar bazı kişilere ihale edilerek rant sağlanmaktadır. 31 Mart 2008’de İstanbul Deniz Otobüsleri’ne devredilecek işyerimizde gerçek bir talan yaşanmaktadır.” DTP’lilerin Aklının Neden Karıştığına Dair! DTP’yi kapatmak üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş. DTP Genel Başkanı Demirtaş dava açılmasını “hukuk skandalı” olarak nitelemiş. Birçok yazar ayakta, “Dağa çıksalar daha mı iyi olur?” sorusunu yöneltiyorlar. Demokratlar “Çözüm siyasette” diyorlar. Olayın her noktasını biliyorsunuz: DTP’liler “gerilla” olarak gördükleri ve “Bunlar teröristtir” demekten kaçındıkları arkadaşlarının “yanına”, yani “dağa” dönmek istemiyorlar. Düşünsel olarak “AB standartlarında demokrasi” aradığımız söylenen bu süreçte, bu ülkede artık medyanın da koruması altında inanılan şudur: Yasalar partileri sorgulayamaz. Partiler her şeyi söyler, yapar ama onların demokratik dokunulmazlıkları vardır. Kapatmaya kalkarsanız faşist olursunuz. Ama öte yandan aynı partilerin anayasayı, devleti, ülkeyi, sınırlarını, oyunun tüm kurallarını, bırakın sorgulamayı, değiştirme hakları vardır! Bu yolda, dediklerine inanıyorlarsa, onlar için her şey mubahtır, ellerinden geleni artlarına koymamaları, AB emridir. Yani parti, devlete dokunur, hatta onun şu andaki “statüsünü” kapatıp, yenisini yaratma faaliyetine de girişebilirler. Bunlar bu ülkede, AB koruması altında siyasal hak ilan edilmiştir. Devlet partisini sorgulayamaz, partisi devleti sorgular! Bu “Alla Turca” demokrasi dünyasıdır. ૽૽૽ Bu olayın öyle bir “fiili” yönü var ki, DTP’liler o duruma bakıp her argümanla kendilerini savunabilirler: Partilerin hal, tavır, demeç, hedef ve uygulamalarının anayasaya uyumlu olma zorunluluğu geçerli olsaydı, bu ülkenin siyaseti bu konumda mı olurdu? Böyle bir zorunlu uyum hâlâ geçerli akçe olsaydı, anayasamızın temel ilkelerinden “laiklik” şu delik deşik, kör topal durumda olur muydu hiç? Şimdi DTP’liler “Biz artık bu ‘anayasaya uygunluk’ şartının fiili olarak kalktığına inanıyorduk, bu devletin en üst yönetim makamlarına ve şekillerine bakınca, zaten bunu herkes görebilir” derlerse, kim ne yanıt verebilir buna? O zaman Sn. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na şu soru yöneltilmez mi: “Bazı partilerin, bazı ilkeleri yok sayması meşrudur da, diğer bazı partilerin bazı ilkeleri yok sayması meşru değil midir?” Örneğin ben gerçekten bu soruyu soruyorum kendime ve Sn. Savcı’ya: DTP’nin “ülkenin ve devletin bölünmez bütünlüğüne karşı” sayılan faaliyetleri dava konusu olabiliyor da, AKP’nin laiklikle ilgili hal, tavır, gidişat ve uygulamalarında her şey “kitabına uygun” durumda mı? Neden söz ettiğimi bu makaleye sığdırmamı beklemeyin, “AKP Ekspresi: Avrupa Biletiyle Tahran’a” kitabımda bu konuyla ilgili her türlü ipucu ve belgeyi zaten bir araya getirmiştim. Ama 22 Temmuz’dan sonra, maşallah olaylar öyle bir hızlandı ki, o kitap da “kadük” kaldı! Bu soruya yanıt bekliyorum Sn. Başsavcı’dan. Bir yazar ve bir vatandaş olarak öğrenmeye ve anlamaya ihtiyacım var. ૽૽૽ Bir başka soru da “demokrat” yazarlarımıza: “İslami devlete geçiş” sürecinden memnunlar mı? “İslami demokrasi”de dinen hangi eleştirileri yapmak “caiz” olacak, bunu Fethullah Gülen’e mi soracaklar? Yoksa daha yukarılara mı? Olayın özü şu: Bu ülke medyasıyla, savcısıyla, genciyle, politikacısıyla, biraz fazla alıştı “Ilımlı (!) İslam” rotasına. Tepki verme reflekslerimiz gözle görülür bir hızda tükeniyor. Devletin her noktasına her gün karısı sıkmabaşlı olduğu bilinen birileri atanıyor. Kararnameler, jet hızıyla geçiyor. Devletin tepesinde “uyum” mükemmel. Her şey saat gibi işliyor(!). AKP ekspresi, bizi son süratle kendi hedefine taşıyor. Siyaseti hiç anlamamış bazı liderler hâlâ “Bir gün Yüce Divan’da hesap verirler” diyor. Göremedikleri şu: AKP, iktidara “ayrılmak” üzere gelmedi. Karşılarında ANAP yok, DYP yok. Hâlâ bunu çözemediler. AKP demokrasiyi kendi “ılımlı İslami” tenceresinde kaynatıp, toptan buharlaştırıncaya kadar bu oyunu arkadaşlarımızla oynuyor, hepsi bu. Tüm bu nahoş gelişmelere karşı çözümü hukuk ve siyasette arıyoruz değil mi? CHP’de “demokratikleşme” çabaları çerçevesinde son günlerde yaşananlar, şunu gösteriyor: Şu anda parti içinde, gerçek ideal demokrasi tutkunları değil, “Baykal sonrası kavuk kime gidecek, bari bize gelsin” diyen başkanın, astığı astık kestiği kestik eski adamları öne çıkma gayretinde!!! Yoksa, “partinin demokrasiden ve sol değerlerinden uzaklaştığını “bugün” mü anladılar?? YANİ: Demokrasi parodilerimiz, siyaset arenamızın her noktasında tam gaz devam ediyor… email: bedbay࠽tnn.net Faks: 0212 227 34 65 Yaşar Şengel: “Türkçe sözcükler yerine Arapçasını öneren bakanlığa, Arabistan Kralı, tez elden şeref madalyası vermeli!” Arabik SESSİZ SEDASIZ (!) Bir doktor saldırıya uğrarsa ANKARA’DA Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nin Hematoloji Bölümü’nde görev yapan hekimler bazı hasta yakınlarınca tehdit ediliyor. Hekimler, bu durumu hastane, fakülte ve üniversite yönetimine bildiriyor. Derken, Prof. Dr. Rauf Haznedar, başhekimlik binasının hemen yakınında, klinikteki bir hastasının yakınlarının saldırısına uğruyor ve ağır biçimde darp ediliyor. Ankara Tabip Odası, bir açıklama yapıp sorumluluğun hekimlere Dağcı Akif Kökçe: “Dokunulmazlıkları kalkarsa, vekiller dağa çıkarmış... Allah, Allah! Daha önce, ‘dağdan indim meclise’ durumunu kesinlikle reddediyorlardı...” saldıran yurttaşlarda değil, sağlık sistemini bu hale getiren iktidarda olduğunu söylüyor. Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi’nden yapılan açıklamada da toplumun her sorunu şiddetle çözme yoluna girdiği belirtilerek bu tür saldırıların son olmayacağını bildikleri bildiriliyor. Açıkçası, saldırıya uğrayan öğretim üyesi bir hekim; üyesi olduğu meslek kuruluşlarının yaptıkları yüksek siyaset sayesinde kim vurduya gidiyor. Afyon’daki Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Bölümü’ne öğretim üyesi olarak atanan veteriner hekim Doç. Dr. İsmail Türkmenoğlu; “İnsan, hayvan fark etmez. İki ya da dört ayak ne fark eder. Tenkitlerde art niyet var” demiş. Valla doğru söylemiş. “Bunlar tenkit memuru; anatomiye kurşun sıkıyorlar” da diyebilirdi. Hayvan Prof. Dr. Erdal İnönü’ye Borçluluk’la PERİHAN ERGUN Özetlemeye çalışacağım tanımlarla Sayın Erdal İnönü’yü tümüyle anlatabileceğimi hiç sanmıyorum. Türkiye’nin II. Cumhurbaşkanı Sayın İsmet İnönü’nün oğlu olarak ülkemizin toplumsal ve siyasal konularıyla çok küçük yaşlardan itibaren yoğrulduğu halde matematik ve fizik bilimindeki ustalığı öncelikli olmuştur. Bilimde yer alan kişiliğiyle, zorunlu olmasaydı, siyasete soyunmayı herhalde hiç düşünmemiştir. 12 Eylül askeri darbesiyle ülkemizin üstünde oluşan kara bulutların ancak onun gücüyle yok edilebileceğine inananların (İ. Cevahir ile Mustafa Üstündağ) başında olanlarının ısrarlı istemleriyle siyasete girdiği herkes tarafından bilinmektedir. Bu gelişimi sergilemeyi görev bilerek özetlemeye çalışacağım. 1983 yılında E. İnönü’nün genel başkanlığında SODEP (Sosyal Demokrasi Partisi) kurulduğu halde, askeri yönetim 1983’te yapılan genel seçimlere SODEP’in katılmasına izin vermedi. Bunun üzerine sol adına seçime katılan Necdet Calp’in başkanlığındaki HP (Halkçı Parti) yüzde 31 oyla 117 milletvekiliyle ana muhalefet oldu. Bir yıl sonra 1984’te yapılan yerel seçimlerde SODEP yüzde 24, HP yüzde 7 oy alınca Halkçı Parti içinde huzursuzluklar oluştu. Kongreye gidildi, Sayın Aydın Güven Gürkan genel başkan seçildi. 1985’te İnönü ile Gürkan ülke sorunlarını birlikte çözebilmek için partilerini SHP (Sosyaldemokrat Halk Partisi) adı altında birleştirdiler. İnönü yeni partinin genel başkanı oldu. 1987’de eski siyasilerin yasaklarının kaldırılması halkoyuna, (referandum) havale edildi. İnönü tüm partililerin, lehte oy kullanılmasının yararlarının anlatılmasında görev almalarını istedi. Hepimiz canla başla çalışarak ‘Evet’ oyunun 100 bin fazla çıkmasına katkıda bulunarak yasağın kalkmasında etkin olduk. Böylece; Demirel, Erbakan, Baykal vb. siyasetçilerin yolu açıldı. Birçok kişi, bu referandumun evet sonucunun partisini zayıflatacağını söyleseler de İnönü, “Demokrasi bunu gerektirir” diyerek “evet” için çalışılması gereğini hakbilirlikle savundu. Aynı yıl (1987) yapılan genel seçimde SHP yüzde 24, DSP yüzde 7 oy aldı. Giderek 1989 seçimlerinde, SHP yüzde 29 oy alarak birinci parti oldu. Belediyelerin de çoğunluğunu kazandı. 1990’da parti içinde İnönüBaykal çekişmeleri başladı. 1991’deki genel seçimde SHP yüzde 21, DSP yüzde 10.5 oy aldı. O dönemde Kadın Komisyonları, kadın haklarını sağlama konusunda çok olumlu çalışmalar yaptı. 1991’de seçimlerin sonucunun getirdiği zorunlulukla SHPDYP koalisyonu kuruldu. Demirel Başbakan, İnönü Başbakan Yardımcısı oldu. Sayın Demirel; İnönü ile çelişkisiz, huzurlu, olumlu çalışmaları İnönü’nün erdemli, sabırlı, olabildiğince özverili kişiliği ile sağlandığını hep söyleyegelmiştir. 1992’de CHP yeniden açıldı. Partinin açılışında yoğun ve yaygın çalışmalarıyla önemli yeri olan kişileri göz ardı ederek Sayın D. Baykal, bir kısım milletvekili ve belediye başkanıyla CHP’ye geçti. 1993’te Cumhurbaşkanı Özal öldü. Demirel, gene İnönü’nün yandaşlığı ile Cumhurbaşkanı oldu. Başbakanlığa ise Tansu Çiller getirildi. ૽૽૽ Aynı yılın ortalarında İnönü, başarılar yazan genel başkanlığından özel nedenlerle ayrıldı. Ayrılma kararını verirken Ankara’nın çok başarılı Belediye Başkanı Sayın Murat Karayalçın’ı genel başkan olması için ikna etti, yerini ona bıraktı. Bu, Türkiye siyasetinde parti içinde kendisine karşı hiçbir sorun yokken makam bırakılmasının ilk örneğidir. Aynı özveriyi, 1995’te İnönü “CHP çatısı altında birleşilsin” dediğinde birleşme protokolü bile hazırlanmadan Parti Meclisi üyelerinin bu birleşmenin partinin eritilmesine neden olacağını belirtmelerine karşın Karayalçın göstermiştir. Karayalçın, koşullar gerektirdiğinde Başbakan Yardımcılığı’nı ve Dışişleri Bakanlığı’nı hiç duraksamadan bıraktı. 1994 yerel seçimlerinde SHP yüzde 15, DSP yüzde 7, CHP yüzde 4 oy almıştı. 1995 yılında CHPSHP birleştikten sonra yapılan genel seçimde CHP yüzde 10.5 oy alarak barajı kıl payı aşabildi. DSP’nin oyu ise yüzde 15’e yükseldi. 1999 yılındaki seçimde CHP yüzde 8’le barajın altında ve tarihinde ilk kez Meclis dışında kaldı. DSP ise yüzde 22 ile birinci parti olmuştu. Bu durumun CHP’de yarattığı huzursuzlukla yönetimi eleştirenler, çare sunanlar ihraçlarla, onur kırıcı karşıtlıklarla partiden uzaklaştırıldı veya uzaklaştılar. 2000 yılında Sayın İnönü, önce sözlü, sonra da yazılı önerilerini parti yönetimine ve Genel Başkan Baykal’ a ilettiği halde fikirler değer bulmadığından CHP’den istifa etti. SHP’den ayrılırken Onursal Genel Başkanımız olan İnönü ve Karayalçın’la çalışmalarımızın özelliklerini göremediğim için ben de aile ve Ata bağımlılığım olan CHP’den istifa ettim. Bugün sosyal demokrat bir oluşumun niteliğini kaybederek muhalefette dahi etkin bir yöntem bulamamasındaki eksiklikte, bu ayrılmaya mecbur edilen değerlerin yerlerinin doldurulamayışını, parti yönetimi fesini önüne koyarak düşünmelidir. 22 Temmuz 2007 günlü seçim listelerinde de aynı yöntemle parti zayıflatılmıştır. ૽૽૽ İnönü, yurt sevgisini ve sorunlarını, yazdığı çok değerli kitaplarıyla birlikte yüreğinden ve beyninden ölene dek hiç silmedi. Toprağa verilişinden bir gün sonra (4 Kasım) ABD’ye gitmeden önce halkın öfkesine üflemek için, “Bıçak boğaza dayandı, söz bitti.. gereken kimseye sorulmadan yapılacak” diyen RTE’nin Bush’la Oval Ofis’te fiskostan sonra kendisine nokta istihbaratı vaat edilince ‘’Hamdolsun” diyerek PKK’ye ABD yanında güç verilmesini iyi ki duyup görmeden Hakk’a yürüdü. Bilge kişi, fizik bilgini (İnönüWigner kontraksiyonları ) bulgularıyla bilim dünyasında da yer alan, zarafet, saygınlık, insan, doğa sevgisi ve katıksız demokratlığıyla örnek insana sonsuz borçluluk ve saygıyla.. ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci࠽mynet.com HARBİ SEMİH POROY HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu࠽mynet.com (ÇÖPLÜK ÇOCUKLARI) TAYYAR ÖZKAN BULMACA www.junkidz.com SEDAT YAŞAYAN OTOBÜSTEKİLER KEMAL URGENÇ kurgenc࠽yahoo.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 20 Kasım www.mumtazarikan.com 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1/ İstanbul’un en büyük de 1 niz fenerinin 2 bulunduğu 3 semt. 2/ Libya’nın plaka 4 imi... Bir pa 5 muk cinsi. 3/ 6 Havaya fırla7 tılan bir plakanın vurul 8 ması ilkesine 9 dayalı atıcılık 1 2 3 4 5 6 7 8 9 dalı... Mayhoş bir 1 K E Ş L EME K meyve. 4/ Şarkı, tür2 I I S MU L A J kü... Alışverişte satıR A U F S E cının alıcıya yaptığı 3 Y L Ü K S indirim. 5/ Isparta 4 G O L F K A V T ilinde, kayak merke 5 I R A E R zi olan bir dağ... İs 6 N İ Ğ D E J A R T İ Y E R kambilde bir kâğıt. 6/ 7 Temel, esas... Deniz 8 P İ N A R İ Z E cilikte kullanılan tek 9 İ N M İ S K E T dilli makara. 7/ Belirli bir iş ya da hizmeti başarabilecek güçteki en küçük askeri birlik. 8/ Bahçelerde yazın oturulmak için yapılan, kafes biçiminde çardak. 9/ Mezar... Gökcisimlerini gözetleme. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Hastanelerde perhizsiz hastalara etlisi tatlısıyla verilen tam yemek. 2/ Güneydoğu Anadolu’da bir ova... İlgi eki. 3/ Karakter... “Neler yapmadık şu için / Kimimiz öldük / Kimimiz nutuk söyledik” (Orhan Veli). 4/ Yaşlı, koca, ihtiyar... Parola. 5/ Akım şiddeti birimi kiloamperin kısa yazılışı... Bir tür börek. 6/ Tek sıra elmastan ya da inciden gerdanlık... Eski Mısır’da güneş tanrısı. 7/ Bez parçalarından dokunmuş basit kilim... Küçük tekne kaptanı. 8/ Sıcaklığı çok yüksek ya da çok düşük olmayan yer... Şaşma belirten bir ünlem. 9/ Yiyecek bulamayan, yoksul kimse... Kısa çorap. SOLDAN SAĞA: CUMHURİYET 17 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog