Bugünden 1930'a 5,458,831 adet makale



Katalog


«
»

18 KASIM 2007 PAZAR CUMHURİYET SAYFA 17 Film Faruk Sayılır: “Hollywood ile iktidar aynı şeydir. İkisinde de film çevrilir!” SANATSAL yönden hiçbir değeri olmayan, beş para etmez resimler. Ama siyasi yönden paha biçilemez! Resimlerden birinde, beşaltı yaşlarında bir çocuk; eliyle “zafer” işareti yapıyor ve beline de bomba sarmış. Çocuğun arkasında Kudüs’teki El Aksa Camisi yükseliyor. Çocuk, bir alışveriş merkezine veya otobüs durağına gidecek, kalabalığın arasına girip, belindeki bombayı patlatacak. Başka bir resimde; 5055 yaşlarında bir adam. Bıyıklı, gülümsüyor. Kravat takmış; El Aksa Camisi’nin önünde duruyor. Tanıdık biri; Türkiye’deki AKP iktidarının başı Recep Tayyip Erdoğan. Bir başka resimde; 5560 yaşlarında bir adam. Bıyıklı, mağrur bir bakışı var. Kravatlı; El Aksa Camisi’nin önünde durmuş. Tanıdık biri; AKP iktidarının Cumhurbaşkanı Abdullah Gül. Yağmur Ekim Küresel kriz derinleşebilirmiş... “Kuburun çapı amma büyük olur!” PANO DENİZ KAVUKÇUOĞLU Köşk noter gibiymiş... Gül de not eri! Tabak gibi Başka resimler de var; tesettürlü kadınlar falan. Resim sergisi; İstanbul’da açılmış. Sergiden çok panayır havası egemen. Serginin ev sahipliğini Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı yapıyor; İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği de yardımcı oluyor. Resim sergisi bahane; Kudüs’ü İsraillilerden geri almak için savaş çağrısının yapıldığı bir toplantı düzenlenmiş. Toplantı da bahane, sanki “cihat kongresi” düzenlenmiş; şiddet içeren sloganlar atılıyor. Hizbullah’tan Hamas’a terör örgütleri İstanbul’da temsil ediliyor. Tabak gibi ortaya çıktı, denir ya... Tabağa gerek yok; resimler her şeyi anlatıyor. Beline bomba sarılmış çocuk; gülümseyen ‘Partiler Mezarlığı’ Beklenen oldu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Anayasa Mahkemesi’ne Demokratik Toplum Partisi (DTP) için kapatma davası açıldı. ‘Beklenen oldu’ diyoruz, çünkü Kürt kökenli siyasal güçler ülkemizin anayasal düzeniyle barışık bir örgütlenmeyi ne yazık ki birkaç yıldan daha uzun bir süre ayakta tutmayı başaramıyorlar. Ağızlarından ‘barış’ sözcüğünü hiç düşürmeseler de çatışma siyasetinden vazgeçemiyorlar. Geriye dönüp bir bakalım. DTP çizgisindeki siyasetçiler 1990 yılında siyaset arenasına giren Halkın Emek Partisi ile başlayarak sekiz ayrı parti kurdular: Demokrasi Partisi (DEP), Özgürlük ve Eşitlik Partisi (ÖZEP), Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP), Halkın Demokrasi Partisi (HADEP), Demokratik Halk Partisi (DEHAP), Özgür Parti (ÖP), Demokratik Toplum Partisi (DTP). Bu partilerden DEP ve DTP Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil edildi. HEP, DEP ve HADEP Anayasa Mahkemesi tarafından ‘terör örgütü ile bağları’ nedeniyle kapatıldılar. ÖZEP, ÖZDEP ve DEHAP kendilerini feshettiler. Özgür Parti ise gerektiğinde işler duruma getirilmek üzere bir kenarda duruyor. ૽૽૽ DTP hakkında açılan davanın gerekçesi, ‘ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğüne karşı eylemlerin odağında olduğu, eylemlerin devletin bağımsızlığına aykırılık oluşturduğu’ iddialarına dayanıyor. Başsavcılığa göre partinin 141 ayrı eyleminde suç işlenmiş. Anayasa Mahkemesi, Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddialarını kabul edecek olursa, DTP kapatılacağı gibi ‘beyan ve faaliyetleriyle’ buna neden olan 8’i milletvekili 221 partiliye 5 yıllık siyaset yasağı gelecek. Bu durumda Mardin Milletvekili Ahmet Türk, Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, Van Milletvekili Fatma Kurtulan, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici, Siirt Milletvekili Osman Özçelik, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncer, Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın milletvekillikleri düşecek. DPT’nin kapatılmasına yönelik olarak başlayan sürecin başta Kürt kökenli yurttaşlarımız olmak üzere toplumumuza olumlu getirileri olacağını sanmıyorum. Ne yazık ki DTP, kendisine umut kredisi açan demokrat kesimlerin beklentilerini boşa çıkardığı gibi Özgürlük ve Dayanışma Partisi ile Demokratik Sol Parti dışındaki partiler DTP’ye ilişkin olarak TBMM’de demokratik bir sınav veremediler. Meclis çatısı altında bir hoşgörü ortamı oluşacağı yolunda ilk günler yeşeren umutlar, çok geçmeden yerini 1990 yılında HEP’in kurulmasıyla birlikte başlayan çözümsüz tartışmaların yol açtığı çatışmaya bıraktı. ૽૽૽ DTP, görüldüğü kadarıyla, kendisinden önceki partiler gibi Doğu ve Güneydoğu’da PKK’nin güçlü bir tabanı olduğuna, PKK’yi ‘terör örgütü’ olarak ilan ettiği takdirde bu tabanı seçmen olarak yitireceğine inanıyor, dolayısıyla bundan kaçınıyor. Öbür partiler ise bunu DTP’nin ‘yumuşak karnı’ olarak gördüklerinden hep o noktaya saldırıyorlar. Bu kısır döngü DEP’in ve HADEP’in sonunu getirdiği gibi büyük olasılıkla DTP’nin de sonunu getirecek. ‘Partiler mezarlığı’na yeni bir naaş defnedilecek. Bu çözüm müdür? Hayır, çünkü yeni bir parti DTP’nin yerini alacak ve kısırdöngü ‘mağduriyet propagandası eşliğinde’ kırıldığı yerden yeniden işlemeye başlayacak. Ta ki yeniden kırılana kadar… Dilerim yanılırım. Çünkü çoğulcu demokrasiye inanan birçok insan gibi ben de Kürt kökenli yurttaşlarımızın sorunlarını TBMM’ye getirmeyi kendisine birincil görev bilmiş bir siyasal partinin parlamenter demokraside temsilinden yanayım. Ne var ki bu partinin yöneticileri aynı zamanda Türkiye’nin de siyasetçileri olduklarının bilincine varmalı, söz ve davranışlarıyla bunu kanıtlamalıdırlar. AKP ve CHP’ye bakıyorum, onlar da daha düne kadar DTP’ye karşı sergiledikleri şahince davranışlarından pişman görünüyorlar. Ne var ki geç duyulan pişmanlık kimseye yarar getirmiyor. DTP davası 23 yıl sürecek, bu demek oluyor ki bir yasama dönemi boyunca ‘fazladan’ gerginlikler yaşayacağız.. yaşadıklarımız sanki yetmiyormuş gibi... dkavukcuoglu@superonline.com Diz Mustafa Yılmaz: “Hamdolsun koltuk getirdiler de, diz çökmekten kurtuldular!” Benzer Ahmet Önen: “Yeni lira, Avro’ya benziyormuş. Benzemeyip aynısı olsaydı, zaten AB üyesi olurduk!” adam ve mağrur bakışlı adam aynı kompozisyonun içinde. Kendine “ressam” diyen adam kendi kafasına göre çizmiş; kime ne diyemezsiniz. Çünkü, bu toplantıda AKP iktidarının başı, bir danışmanı tarafından temsil ediliyor ve konuşmacılar AKP iktidarının başına teşekkür ediyor. Ki o baş ve cumhur baş; Ortadoğu’da barışın sağlanması için İsrail Başbakanı ve Filistin lideri ile birkaç gün önce Ankara’da el sıkışmış; fotoğrafçılara poz vermiş; “barış nutukları” atmış. Fotoğrafta başka poz. Resimde başka poz. Bu poz öyle bir pozdur ki; belindeki bombayı patlattığında çocuğun ailesine şehitlik mertebesine ulaştığı için tebrik mesajı, öldürülen insanların cenazesine de “barış” için çelenk göndermekten kendilerini alamazlar! SESSİZ SEDASIZ (!) Her an, bir değer daha yok ediliyor ÇAĞDAŞ bir toplum yapısı ve uygar toplumsal ilişkiler için gerekli olduğu savlanan iki önemli öğenin etkinliğinin ve bağımsızlığının kalmadığını söylüyor Ceyhun Balcı: “Karanlıkta bırakılarak, doğru seçimi yapma yetisinden yoksun kalan ve gerçekte bireyler topluluğu olması gereken bir toplum artık yok. Artık, özgür istenciyle seçim yapan, gereğinde seçimlerini değiştirerek kendini koruyan toplumun yerini ‘oyu ipotekli’ kalabalıklar almış durumda. Öyle ki; bir işaret yetiyor. Gözü kapalı işaretin gereğini yerine getiren bir kalabalık yazgıyı belirleyen konumda. Diğer yandan, gerçekte toplumu uyarması ve gereğinde uyandırması ile işlevli bir kamuoyu oluşturucusu olması gereken medya da tüm unsurları ile ‘yönlendirme’ işlevini üstlenmiş durumda. Hem de, parasal karşılıklar uğruna. Nasıl olmasın ki; medya işin başat değil de yan öğesi olunca! Medya, asıl işlerin dayanağı, payandası konumundayken! Demokratik toplumda ortadan kaldırılan iki önemli öğenin yanı sıra, her an başka değerlerin de sonunun geldiğini görüyoruz. Yargıç öldüren bir katilin avukatı, mahkemede bir militan gibi konuşabiliyor. Kutsal sayılan savunmanın yerini kamuoyuna bazı ‘kutsal’ mesajları iletme görevi alabiliyor. Beri yandan, ‘kutsal topraklar’ın sahibi Suudi Kralı’na madalya takılıyor. Bütün bunlar ‘son kale’nin yıkılması kararlılığının yakınlaşan ‘ayak sesleri’ değilse, başka ne olabilir!” Tesettür Zehra Top: “Heidi’nin babaannesi tesettüre girmiş. Anlaşılan, büyükbabası bir yerden ihale alacak!” Tutanak Gülhan Elmas: “RTE’nin, yabancı devlet adamlarıyla yaptığı görüşmelerde ‘geride delil bırakmamak’ için mi resmi tutanak tutulmuyor!” ÇED KÖŞESİ OKTAY EKİNCİ KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak࠽yahoo.com.tr ‘Port’ların Türkçesi... “Haydarpaşa Port”; “Galata Port”; şimdi de “Kazlıçeşme Port”… Haydarpaşa’da “tarih”e göz diktiler; asırlık gar ve çevresinin sit ilanına bile tahammül edemediler. Dava açmakla yetinmeyip, geçmişimizi “port”tan koruyan Kurul Başkanı’nı da görevden aldılar. Galata projesi için, “Amacı aşıyor, ayrıcalıklı ve şehirciliğe aykırı” diyen yargının iptal etmesine rağmen hâlâ müşteri aranıyor. Kazlıçeşme ise “tasarım” aşamasında.. İmar planı yine “davalı” ama proje, kimi mimar hocaların “danışman”lığıyla üretiliyor. Dolgu alanında kıyı yasasına aykırı yapılaşma için “çözüm” aranıyor… “Kuşadası Port”un benzer bir “sorun”u kıyı mevzuatındaki “yatırımcının istediği değişiklik”le giderilmişti. Şimdi Kazlıçeşme için de mimarlardan önce “hukuk”çulara danışılıyor olmalı… dans”ta yaşayabilirsiniz!… Yine kıyıda olma şartı bulunmayan “homeofis”ler de hem ev hem de büro olarak kullanılan daireler. “Apart” dedikleri ise odaları “apartman dairesi” gibi otel. Adeta “yalı” konumundaki “shopping center”lar da belli ki deniz manzaralı “alışveriş merkezleri” oluyorlar! Portların Türkçesi bunlar olunca, ne oldukları da kolayca kavranabiliyor. Turist gemilerinin daha çok gelmesini ve uygun olan kıyıların da bunların yanaşması için düzenlenmesini elbette ki herkes ister… Ama portlar, işte bu “haklı özlem”i kullanarak, kentin kıyılarını satılık ya da kiralık “ev”, “ofis”, “mağaza” vb’leriyle doldurmaktan başka bir şey değil… Bunları “yabancı dil”de savununca “çağdaş” oluyorsunuz; anadilinize çevirerek “hayır” dediğinizde de “gerici”!.. ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci࠽mynet.com ‘Emektar’lar susuyor! İşin asıl şaşılacak yanı ise, şu güzelim eski çarşıların, ünlü lokantaların, hatta “butik” otellerin; olası müşterilerini daha “kıyı”dan ayrıl(a)madan “portlara kaptırma”larına hâlâ “sessiz” kalmaları! Örneğin, esnaflarıyla birlikte “Kapalıçarşı Derneği” ya da turizmcilerin sesi “Sultanahmet gazetesi”; hele şu Taksim’deki “Talimhane otelcileri” acaba ne düşünüyorlar? Asıl “port hizmetleri”ne çok az yer verilen ve ele geçirilen tüm alanlara “rant binaları”nın yerleştirildiği bu projeler gerçekleşirse, bakın neler olacak: Denizden gelen turistler, belki de asıl beraber olmak istedikleri “o” kentle buluşmalarına bile fırsat bırakılmadan, alışverişlerini oracıkta yapacaklar; oradaki otellerde kalacaklar; her türlü gereksinimlerini oracıkta karşılayacaklar… İstanbul’un asıl “turizm emektarları” da uzaktan bakacaklar... Bütün bunların “öncü”sü olan Turgut Özal, bir turizm nutkunda demişti ki; “Turistleri sağınız…” Portlarda da belli ki İstanbul “sağılacak”… Tersini söylüyorlarsa; örneğin otelsiz, çarşısız, apartmansız “iyi niyetli” kruvaziyer limanlarından İstanbul’un iki yakasındaki semtlere bir an önce kavuşmayı sağlayacak, hatta öncelikle yine denizin kullanılacağı çağdaş ulaşım projeleriyle birlikte önersinler de biz de “helal olsun” diyebilelim… ekinci࠽cumhuriyet.com.tr ‘Anadil’de kavramak Kanaltürk’ün ele avuca sığmazlarından Tuncay Mollaveisoğlu geçen hafta, “YoksullukYolsuzluk”ta sözü Kazlıçeçme’ye geti BULMACA SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN HARBİ SEMİH POROY rince, düşündüm; “Şu portlar, neden hep tartışmalı? Hem mimarlık ve şehircilik hem de hukuk ve toplum yararı gözetilemez mi?” Derken fark ettim ki “anlayarak” tartışabilmek için, öncelikle “anadilimiz”de kavramak gerekiyor. “Port”tan başlayalım… Hem “liman” hem de “giriş, geçiş” demek. Şarkısıyla ünlü “Portofino”, İtalyancada “küçük” anlamındaki “fino”dan ötürü “küçük liman”ın karşılığı. Eskiden Haliç’e bakan deniz surlarından kente “iskele”yle girilen “Fener Kapısı”na da “Porta Fanari” denirmiş… Sonra “kruvaziyer”… Yük yerine insan taşıyan yolcu ya da turist gemisi demek. Bunların yanaştığı limanlarda, “vinç”ler ve depolar yerine, insanlar için “iskele”ler ve bekleme salonları gerekiyor… Ya “rezidans”lar? Bunlar da “rıhtım”la ilgileri olmasa bile ‘port projeleri’nin gözbebeği olan “otel hizmeti” verilen konutlar... Yani, siz de bulaşık, çamaşır, temizlik için bir otelle anlaşabilir; hatta “roomservis”ten yemek isteyebilir; böylece gecekonduda otursanız bile “rezi (ÇÖPLÜK ÇOCUKLARI) TAYYAR ÖZKAN www.junkidz.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 18 Kasım www.mumtazarikan.com 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1/ Dört büyük İslam mezhe 1 binden biri. 2/ 2 Dünya... Ay 3 dın’ın bir ilçesi. 3/ Bü 4 yük çivi... 5 Büyük ma 6 kamdaki 7 kimseleri hoş sözlerle, fıkra 8 ve öykülerle 9 eğlendiren 1 2 3 4 5 6 7 8 9 kimse. 4/ “Sözün 1 Ş A R A Ş U R A ile düşürgil” (Yunus 2 O R A F O B İ A G Emre)... Sebze ya da 3 K A Z S U D A K eti ezerek ya da süzE L E N İ K A geçten geçirerek el 4 Ş E N M de edilen ezme. 5/ 5 U S T A B A T S E Klavyeli çalgıları 6 K İ çalma biçimi... Do 7 A R K A D M E T kumacılıkta atkıla 8 MA D I MA K rın geçirildiği uzun 9 S O M A L İ İ Ç lamasına dizilmiş ipler. 6/ Başıboş gezen hayvan sürüsü... Bir nota. 7/ Süs olarak kullanılan, ziynet altını taklidi, sarı tenekeden pul... Tavuğun istenilen yere yumurtlamasını sağlamak için kullanılan beyaz taş. 8/ Meyil... Necati Cumalı’nın, sinemaya da aktarılan bir oyunu. 9/ Dinsel dogmaları yorum ve saptırma yapmaksızın olduğu gibi kabul eden İslam mezhebi. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Araba koşumunda atların boyunlarına geçirilen ağaç ya da üstüne meşin geçirilmiş çember... Hafif ve yavaş sesle söylenen. 2/ Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde bir kaplıca... Madenleri yontmada kullanılan çelik araç. 3/ Bir peygamber... Döşemelik bir kumaş cinsi. 4/ Hayvanlara vurulan damga... Gondola benzeyen bir kayık. 5/ Çıplak vücut resmi... Notada durak işareti. 6/ Bir anlatımda verilmek istenen öz... Bir nota. 7/ Önder... Satrançta bir taş. 8/ Küçük erkek kardeş... Düşünülenin tersini söyleyerek yapılan ince alay. 9/ Kötü, fena... Sırtta taşınan yük. CUMHURİYET 17 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog