Bugünden 1930'a 5,466,273 adet makale



Katalog


«
»

19 OCAK 2007 CUMA CUMHURİYET SAYFA ÇANKAYA’YI TEMİZ TUT, TÜRKİYE’Yİ KİRLETME! 17 Su kaynaklarının yarısı kurumuş... “Çevreciliği sulandıranlar sayesinde!” İSTANBUL’UN trafiğine çözüm arayan zatı muhteremlere benim de birkaç naçizane önerim olacak. Önce bir saptama yapalım: Sorunun temelinde bir şeylerin yarım yamalak yapılması yatmaktadır. Bu bakımdan aşağıdaki önerilerim ödün verilmeden uygulanmalıdır. Hiçbir işe yaramadığı belli olan ve sürücülerin dikkatini dağıtmaktan başka bir işe yaramayan trafik lambaları derhal sökülmelidir. Yine bir işe yaramayan trafik uyarı levhaları iptal edilmeli ve İstanbul Trafik Vakfı’na gelir kaydedilmek üzere levhaların üzerine ilan alınmalıdır. Yaya kaldırımları, yayalara yasaklanmalı ve kaldırımlar ihale yoluyla iktidar partisine üye olan değnekçilere kura usulü ile dağıtılmalıdır. İki şeritli caddelerde bir şerit, üç şeritli caddelerde iki şerit otopark olarak yeniden BAKIŞ AÇISI GÜRBÜZ ÇAPAN Doç. Dr. Mehmet Çelik’ten (*) mektup Toplayıcı Metin Sezgin: “Irak’taki gelişmeleri tribünden izleyemezmiş. Sahada top toplayacak herhalde!” Ya ğ m u r E k i m Mahmur Kampı’na baskın düzenlenmiş. Mamur mu diye bakmak içindir! Keş Ahmet Önen: “Esrarkeş olarak tanımladıkları Kubilay’ın katilleri, amaca ulaşılsaydı keş değil onların kahramanı olacaktı!” düzenlenmelidir. Deprem için kesin park yasağı konan Acil Ulaşım Yolları, deprem oluncaya kadar “yapişletdevret” modeliyle dükkan sahiplerine kiralanmalıdır. Sabah ve akşam saatlerinde İstanbul’un tıkanan belli başlı ana caddelerinde sürücülere yapılan su, simit, kâğıt helva, çiçek, darbeli matkap, oyuncak satışı için ihale açılmalı; buradan elde edilecek gelir büyükşehir belediyesi zabıtalarına teşvik primi olarak dağıtılmalıdır. Dilenciler için yer tahsisinden ücret alınmamalıdır. Boğaziçi Köprüsü’nün Mecidiyeköy ve Bağlarbaşı bağlantılarındaki seyyar satıcılar için emniyet şeridinde mallarını sergileyebilecekleri ve mesai bitiminde saklayabilecekleri cepler Trafik yaratılmalıdır. Çevre yollarının emniyet şeridi, tavanına ışıldak takan özel otomobillere açılmalı; ışıldak satışları İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılmalıdır. Ana yollara bağlantı yollarına yeni bağlantılar sağlayacak yollar açılmalı; 100 metrelik yeni yol yapımı için en az üç yıllık inşaat süresi tanınmalıdır. Boğaz’da üçüncü köprünün ihalesi yapılırken, beş yeni köprü için daha ihale açılmalıdır. Belediye ve halk otobüsleri kademeli olarak trafikten çekilmeli ve yerlerine minibüsler konmalıdır. Yeni hat tahsisleri, minibüs yarışları ile yapılmalıdır. Tıkanan caddelerin altından tünel sistemi ile veya üstünden viyadük sistemi ile yeni yollar açılmalıdır. İstanbul’un trafiği, yerel ve genel iktidarın misyonuna uygun bir şekilde Allah’a havale edilmelidir. Modernliğin Ritmi Nâzım (**) SESSİZ SEDASIZ (!) Yakınmaya hakkı olmayanlar SON günlerde RTE’den “sözlerinde durmadılar” türünden yakınmalar dinliyoruz. Bir de Reşit Çağın’ı dinleyelim: “Başbakan; AB, Kıbrıs, Kuzey Irak ve PKK konularında Batı’ya güvenilmemesi, karşılıksız ödün verilmemesi, ucu açık belgelere imza atılmaması gerektiğini belirterek kendisini uyaranları dikkate almayıp tam tersini yaptıktan sonra bugün onlardan şikâyet ediyor! Ömrünü devlet hizmetine vakfetmiş kişilerin uyarılarını dinlemeyen biri, bedelini tüm ülkeye ödettiği hatalarından dolayı böylesi beyanlarda bulunabilir Yüksek Yerilim Hattı erdincutku࠽yahoo.com İmtiyaz Erol İşisağ: “İstanbul’a girişi istenmeyen Anadolu halkına, Başbakan imtiyazlı hemşerilik verilmesini düşünüyor mu acaba?” Çalışan Akif Kökçe: “Türkiye İstatistik Kurumu’na göre işsizlik gerilemiş. Toto, loto, altılı, iddia ‘çalışanları’ da çalışan sınıfına sokuyorlar galiba!” mi? Öte yandan kendisinin Başbakan olması için her türlü desteği koşulsuz verenlerin, RTE’nin Cumhurbaşkanı olmaması gerektiğine dair maddeler sıralaması, doğru olmakla birlikte etkili olabilir mi? Beri yandan akılsızlığı, ilgisizliği, bilgisizliği, umursamazlığı, ciddiyetsizliği ve cesaretsizliği nedeniyle ülkenin, dünyanın ve insanların canına okuyanların ve canına okunduğu halde tepki göstermeyip her şeyi sineye çekenlerin yaşanan sorunlardan ve felaketlerden şikayet etmeye, hakları olabilir mi?” Her zamanın bir ritmi vardır. Nâzım’ın şiiri modern zamanların ritmidir. Anadolu’ya geçince eski ritimlerle aruz ya da hecenin imkânlarıyla halkın sorunlarının anlatılamayacağını anlamamıştır. Kendisini dinleyelim: “Anadolu’ya geçtim. Millet sıska, Nuh’tan kalma silahı, açlığı, bitiyle savaşıyordu Yunan ordularına karşı. Milleti ve savaşını keşfettim. Şaştım, korktum, sevdim ve bütün bunları yazmak gerektiğini sezdim. Şiirle yeni şeylerin ifade edilmesi gerektiğini sezdim. Bu işte, önce yeni öze göre yeni şekil bulma meselesi ilgilendirdi. İşe kafiyeden başladım. Kafiyeleri mısraların sonunda değil de bir sonda bir başta denedim.” Nâzım Rusya’da yeni bir hayat anlayışı ve dünya bakışı edinir. Şair, artık Marksizme bağlanmış diyalektik ve tarihsel materyalizm onun için hayat görüşü olmuştur. Ancak daha eski kabuklardan kurtulmasına çok vardır. Örneğin 1922’de Yeni Hayat dergisinde yayımlanan “Kitabı Mukaddes” adlı şiiri içerik dönüşümü açısından yeniyse de Nâzım bu şiirini 7 ve 14 heceli dizelerle yazdığını söylemektedir. Nâzım’daki kırılma noktası Mayakovski’nin şiiriyle tanışmasıyla başlar. Yeni bir şiir kurmak isteyen Nâzım Hikmet, Batum’da bir gazetede Mayakovski’nin bir şirini görmüş ve Rusça bilmediği için anlamadığı şiirin biçimine çarpılmıştır. İlk serbest nazımla yazılmış şiiri olan “Açların Gözbebekleri”ni bundan sonra yazar. Kendisi o günleri şöyle dile getirir: “Batum’dan Moskova’ya gelişte açlık mıntıkasından geçtik. Gördüklerim üzerimde çok tesir etti. Fakat böyle bir açlığın dahi inkılabı yıkamayacağını haykırmak istedim. Moskova’da hece vezniyle, bu veznin çeşitli kombinezonlarıyla açlığa dair şiir yazmak istedim, olmadı. O zaman Batum’daki şiirin şekli geldi gözümün önüne. Bunun çok iyi tanıdığım Fransız serbest vezni olamayacağına kanaat getirdim. Bunun yepyeni bir şey olduğuna ve şairin böyle dalgalar halinde düşündüğüne hükmettim ve ‘Açların Gözbebekleri’ni yazdım”. Bu şiir hurufat kullanımı, kırılmış mısra düzeniyle çok farklı bir şiirdir. “Değil bir kaç değil beş on otuz milyon aç bizim onlar bizim biz onların dalgalar denizin deniz dalgaların Değil bir kaç değil beş on 30.000.000 30.000.000 Gazeteler birinci sayfalarından birbirlerini karalıyorlar: Manşet at, izi kalsın! Çankaya’yı Temiz Tutalım SUAY KARAMAN Tüm Öğretim Üyeleri Derneği (TÜMÖD) Genel Sekreteri KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak࠽yahoo.com.tr Ülkemiz, aydınlık Türkiyemiz, şimdiye değin hiç bu kadar karanlık bir süreçten geçmemişti; adeta şeriat çığlıklarıyla yankılanıyor. Ülkeyi yöneten siyasi iktidar, Türkiye’yi uygar dünyadan uzaklaştırıp, şeriatın karanlığına götürmeye çalışıyor. AKP, bir azınlık hükümetidir. Ulus, Meclis’te tam olarak temsil edilmemektedir, çünkü seçmenin verdiği oyların yarıya yakını Meclis’e girmemiştir. Bu hükümet seçim yasalarında yapılan değişikliklerin sonucunda, seçime katılanların yüzde 25’inin oyuyla ve sandığa gidenlerin yüzde 33’ünün oyuyla, Meclis’in yüzde 66 çoğunluğunu ele geçirmiştir. Bu, demokrasilerde azınlığın çoğunluğa diktası anlamına gelmektedir. Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, İslamcı teröristlerden Gülbeddin Hikmetyar’ın dizinin dibinde fotoğraf çektirerek, aklınca Atatürk’e, Kemalist devrimlere ve laik cumhuriyete meydan okumaktadır. Şu sözler de Başbakan’a aittir: Ata’ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok. (12.5.1994, Hürriyet) Bütün okullar imam hatip yapılacak. (17.9.1994, Cumhuriyet) Elhamdülillah şeriatçıyız. (12.11.1994, Milliyet) Cumhurbaşkanının imam hatipli olacağı günler yakındır. (5.2.1996, Akit) Recep Tayyip Erdoğan’ın 1996 yılında yaptığı bir konuşma, 21 Ağustos 2001 tarihinde tüm gazetelerde yayımlandı. O konuşmanın laiklik ile ilgili bölümü şöyledir: “Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor, diye!.. Yahu bu millet istedikten sonra laiklik tabii elden gidecek!.. Sonra nedir bu laiklik Allah aşkına?.. Bu ne menem şey?.. Çıkıyor İçişleri Bakanı, ‘Devlet dine karışır’ diyor. Eeee.. gerisini niye söylemiyorsun?.. Din devlete karışır demiyorsun!..” Recep Tayyip Erdoğan, bugüne kadar çok kötü, hırçın ve başarısız bir görüntü sergiledi. Toplumun her kesimiyle kavgalı, durmaksızın bağırıyor, tepkili, öfkeli, sinirli, kızgın, yılgın, ne yaptığını, ne söylediğini bilmez bir durumda. Belki sağlığının bozulmasının da bunda etkisi vardır... Sayın Başbakan, her konuştuğunda yeni bir pot kırmaktadır. Ağzından çıkan sözleri, kulağı hiçbir zaman duymayan Başbakan’ın şehit cenazelerindeki tepkiye verdiği yanıt çok ilginçti: “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir.” Peki Başbakanlık yan gelip yatma yeri midir? Bu seviyesiz sözler hükümet edememenin çok açık bir kanıtı ve acizliğidir. Deliğe süpürülmek ten, atılmaktan korkmanın dışavurumudur. Sayın Başbakan’ın kullandığı dil bir devlet adamına yakışmamaktadır. Hatta bir politikacıya, sıradan bir yurttaşa dahi yakışır türden değildir. Şimdi bu kişi, Cumhurbaşkanı olmak için Çankaya’ya çıkmaya hazırlanmaktadır. O Çankaya ki, Atatürk’ün evidir, laik cumhuriyetimizin kalesidir. O Çankaya ki, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın meşalesinin yakıldığı yerdir. Kemalist devrimlerin bekçiliğinin simgesidir. Bağımsızlığımızla özdeşleşmiştir. İslamcı terörist Gülbeddin Hikmetyar’ın öğrencisi olan, aydınlanmadan habersiz, bağımsızlığın anlamını bilmeyen, Kemalist devrimlerden korkanların Çankaya’yı kirletmesine izin vermemeliyiz. Tayyip Erdoğan ya da onun yandaşlarının ülkemizi nerelere sürüklemek istediği bilinmektedir. Yaptıkları her konuşmada bağımsızlıkla, laik cumhuriyetle ve Atatürk’le savaş halindedirler. İktidar partisinin birçok milletvekili ve bakanının hakkında yolsuzluk dosyaları bulunmaktadır. Tayyip Erdoğan ya da o düşüncede olan birinin Çankaya’ya çıkmasına asla izin vermemeliyiz. Çankaya’nın temiz tutulması, Türkiye’nin geleceği açısından çok önemlidir. Ulusal Kurtuluş Savaşımıza, tam bağımsızlığımıza, laik cumhuriyetimize, Kemalist devrim ve ilkelere bundan daha büyük bir kötülük yapılamaz. Bu güzel ülkenin aydınlık insanları, zinde güçleri, bilinçli kitleleri, yurtseverleri olarak Çankaya’nın kirlenmemesi için hep birlikte tepki vermeliyiz. Bu karanlık düşüncenin ülkemizi nereye sürükleyeceğinin bilincinde olmalıyız. Suskunluğumuzdan, duyarsızlığımızdan, vurdumduymazlığımızdan, kırılganlığımızdan sıyrılıp, eyleme geçmenin, demokratik direnme hakkımızı kullanmanın zamanı gelmiştir. Bizlere, bizlerden başka yardım edecek kimse yok, her şey bizde başlıyor. Artık Selanik’ten Hareket Ordusu’nun gelmesini ya da Samsun’a çıkacak yeni bir Mustafa Kemal’i beklemenin anlamı yoktur. Örgütsüz toplumların hiçbir yere ulaştığı görülmemiştir. Tüm demokrasi güçlerinin bir araya gelmesi zorunludur. Başarı, yerleşmiş örgütlerin ortak davranışlarıyla gerçekleşecektir. Örgütlerle yapılan savaşım, daima zefer getirir. Tehlikenin farkına varan tüm ulusal güçler bir araya gelmeli, Mustafa Kemal Atatürk’ün laik Cumhuriyetine sahip çıkmalıdırlar. Ancak bu şekilde Çankaya’nın temiz tutulmasını sağlayabilir, Türkiye’nin kirlenmesine karşı koyabiliriz. Çankaya’nın temiz tutulması, Cumhuriyet’e sahip çıkmak anlamına gelmektedir... Bu şiirde Nâzım, aruz ve hecenin imkânlarından faydalanır.1, 2, 3, 4 ve 5. mısralar yan yana getirildiğinde aruz veznine uyar. 6, 7, 8 ve 9. mısralar 8’li heceye uyar. Nâzım’ın Mayakovski’nin şiirini taklit ettiği yolundaki görüşler ortaya atılmışsa da bunların ciddiyeti tartışmalıdır. Görmüş ve sadece mısra yapısını almıştır. “Başlangıçta hiçbir şey anlamıyordum ondan. Çünkü Rusçam kötüydü. Şimdi de tümüyle anladığımı söyleyemem. Fakat basamak halindeki dizelerini taklit ediyordum. Mayakovski’nin şiiri ile benim şiirim arasındaki ortak yanlar ilkin şiir ve düz yazı, ikincisi çeşitli türler (lirik ve hiciv) arasındaki kopukluğun aşılması, üçüncüsü şiire siyasal dilin sokulmasıdır. Mayakovski benim öğretmenimdir, fakat onun gibi yazmıyorum.” 1946’da Kemal Tahir’e yazdığı bir mektupta Mayakovski’nin basılı bir eserinin eline geçtiğinden söz eder: “İkimiz birbirimizden farklı yerlerde aynı şeyi yapmışız.” Nâzım’ın modernist bir şair olduğunu ispat etmesi “835 Satır”ladır. Teknoloji ve hız hayranlığı, kentin kargaşasının ve kalabalığının övülmesi, fütürist sanatın temel öğelerindendir. “Orkestra” şiiriyle başlar, “Makinalaşmak” şiiriyle zirveye ulaşır. “Makinalaşmak” şiirinde Nâzım, daha önce söylediği “Beyler bunu şu kalın kafanıza sokun / insanın hasreti toprağa toprağın hasreti makinalara” şeklindeki makina ihtiyacını, “Makinalaşmak” şiirinde şehvetle birleştirir: “Dilim yalıyor kabloları / Oto direzinleri ve dişlileri altıma almak için çıldırıyorum.” Nâzım artık bir ritim ustasıdır. Karışık teknikler, ses özellikleri yoğun bir şekilde Nâzım’ı coşturacaktır. Sosyalist düşünceyi Anadolu toprağına ve tarihine giydirme endişesiyle yazılan “Şeyh Bedrettin Destanı”nda zirveye ulaşır. Nâzım burada sert ünsüzlerin p ç t k çarpışmasından bir orkestrasyon oluşturur. Sıcaktı sıcak demiri kör sapı kanlı Bir bıçaktı sıcak Bulutlar doluydular Bulutlar neredeyse doğuracak doğuracaktı ... ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci࠽mynet.com En verimli en sevimli en yumuşak en sert en tutumlu en cömert en seven kadın toprak neredeyse doğuracaktı sıcaktı Nâzım’ın kültür coğrafyasında nelerin olduğunu bir başka yazıya bırakarak “Gülhane Parkı”ndaki cevizin ormana dönüştüğünü söylemekle yetinelim. (*)Doç.Dr.Mehmet Çelik: Bahçeşehir Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi (**) Bu yazıda Ahmet Oktay’ın Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı adlı yapıtından yararlanılmıştır. gurbuzcapan@eksev.org.tr/Faks: 0212 672 71 71 OTOBÜSTEKİLER KEMAL URGENÇ kurgenc࠽yahoo.com BULMACA SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu࠽mynet.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 19 Ocak www.mumtazarikan.com 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1/ Süt katılan meyanenin muhalle 1 bi kıvamına gelin 2 ceye dek pişirilmesiyle elde edi 3 len beyaz sos. 2/ 4 Mahkemede tanık 5 ve sanıkların olay hakkında sözlü 6 7 açıklamaları... Volga’nın en 8 önemli kolu olan ırmak. 3/ Evcil bir 9 geyik... Fas’ın başkenti. 4/ 1 2 3 4 5 6 7 8 9 Her türlü gereksinmesini 1 Ş E RM İ N MA gidermiş olan. 5/ Kötü bir 2 E T A D A V U L işteki yardımcılar... Eski 3 H İ S T O L O J İ Mısır imparatorluğunun 4 R T E L N İ en parlak dönemindeki S O K U başkenti. 6/ Afrika’da bir 5 A Ş I K Z L ırmak... Anadolu halkları 6 Z İ K İ R L E Ş S U nın en eski ana tanrıçası... 7 A K İtalya’da bir ova. 7/ Har 8 D A M A E S E F manda sapları yaymaya 9 N E E V İ Y E yarayan uzun çatallı araç. 8/ Belli zamanlarda kurulan büyük pazar. 9/ Cılız, zayıf... Uluslararası Çalışma Örgütü’nün simgesi. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Özel olarak yapılmış kuyuda odun ateşiyle pişirilen bir çeşit kebap... Peru’nun plaka imi. 2/ Kabadayı... “Ağır ağır önümden geçti deve kervanı / Bir kenarda göründü beldenin hanı” (F.N. Çamlıbel). 3/ Futbolda rakip kaleye doğru topu aşırtma... Bir soru sözü. 4/ Şöhret... “Güzelliğin par’etmez / Bu bendeki aşk olmasa” (Âşık Veysel)... Çıplak toprak. 5/ Eskiden adaçayına verilen ad. 6/ Gümüş elementinin simgesi... Katışıksız, saf. 7/ Kol gücünü geliştirmek için kullanılan, gürgenden şişe biçiminde yapılmış araç... Bir renk. 8/ Genellikle çay ve kokteyller için hazırlanan ve peynir, sucuk gibi şeylerle süslenen çok küçük ekmek. 9/ Özel gezinti gemisi... Yan yana konmuş iki küçük davuldan oluşan çalgı. CUMHURİYET 17 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog