Bugünden 1930'a 5,466,700 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 11 OCAK 2007 PERŞEMBE 8 TÜRKİYE İstanbul Edirne Kocaeli Çanakkale İzmir Manisa Aydın Denizli Zonguldak Açık İstanbul HABERLERİN DEVAMI S S S S PB PB PB PB PB 11 8 13 13 16 13 16 11 10 Sinop Samsun Trabzon Giresun Ankara Eskişehir Konya Sıvas Antalya PB PB PB PB S S S S PB 12 11 11 11 6 5 3 3 17 Adana Mersin Diyarbakır Şanlıurfa Mardin Siirt Hakkâri Van Kars PB 16 PB 16 S 2 B 8 B 2 B 2 PB 2 PB 2 S 8 Trabzon Ankara İzmir Hakkari Antalya Adana Ş.Urfa Erzurum Yurtta yağış beklenmiyor, yurdun Kuzey ve Batı kesimleri parçalı ve çok bulutlu, diğer yerler az bulutlu geçecek. Gece ve sabah saatlerinde Marmara ile yurdun İç ve Doğu kesimlerinde sis, İç ve Doğu bölgelerde buzlanma ve don olayı görülecek. Hava sıcaklığında önemli bir değişiklik olmayacak. Çok bulutlu DIŞ MERKEZLER Oslo K 0 Helsinki K 2 Stockholm K 2 Londra Y 12 Amsterdam Y 12 Brüksel Y 10 Paris PB 11 Bonn Y 12 Münih Y 15 Yağmurlu Stockholm Berlin Budapeşte Madrid Viyana Belgrad Sofya Roma Atina Zürih Y PB PB PB PB PB PB PB Y 8 14 15 11 12 14 15 16 12 Moskova Aşkabat Astana Taşkent Baku Bişkek Tiflis Kahire Şam Karlı Y PB PB Y PB PB PB PB PB 8 9 4 6 10 2 4 18 10 Londra Berlin Moskova Belgrad Madrid Ankara Taşkent Tahran Kahire Sulu kar Gök gürültülü Parçalı bulutlu Sisli Bulutlu GÜNCEL CÜNEYT ARCAYÜREK Ⅵ Baştarafı 1. Sayfada da “Türkiye’nin KKTC üzerindeki vesayetini kaldırmasını, Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki ağır varlığını hafifletmesini istiyor” cümlesiyle özetledi. Daha açık söylemek gerekirse Talat, “Türkiye’den kurtulmak” istiyor. Hem bağımsız KKTC’yi Türkiye dışında hiçbir devletin tanımayacağını, bu nedenle bağımsızlık peşinde koşmanın anlamsızlığını öne sürüyor hem de Türkiye’den kopmayı, kendi başına kendi anlayışı içinde bağımsız bir devlet gibi muamele görmeyi istiyor. “Kıbrıslı Türkler, 1955 EOKA terörünün başlamasından bu yana dolaylı olarak, 1974 çıkarmasından (barış harekâtından) bu yana da doğrudan Türkiye’nin yönetimi altındadır” diye yazıyor Münir. Doğrudur. Ne var ki bu doğruyu kaynağındaki başka gerçeklerle irdelemek gerekiyor. ૽૽૽ 1950’lerde Türk cemaatinin lideri rahmetli Dr. Fazıl Küçük ve yardımcısı Rauf Denktaş, Ankara’yı sık sık ziyaret eder, Kıbrıs Türklerinin davasına Türkiye’nin dört elle sarılması için sürekli temaslarda bulunurlardı. Londra ve Zürih anlaşmaları uyarınca Türk askerinin adaya gelmesi için Kuzey Kıbrıs Türkleri liderliğinin amansız mücadelesini anımsamamak tarihe yapılacak büyük haksızlık olur. 1974’te Türk askerinin Kıbrıs’a çıkmasından üçbeş gün sonra sevgili kardeşim rahmetli Örsan Öymen’le Lefkoşa’da bir gece, Kıbrıslı gençlerin bize “Geldiniz, ne zaman gideceksiniz” demelerini hayretle karşıladığımızı anımsıyorum şimdi. Metin Münir’in yazdığı gibi Ada’da Rumların da Batılıların da şikâyetçi oldukları 2535 bin askerimiz var. Polis, itfaiye ve iç istihbarat birimi de doğrudan askere bağlı. Rauf Denktaş’ın yıllarca süren çabasıyla Kıbrıslı Türkler cemaatten devlete dönüşürken her açıdan Türkiye ile iç içe yaşamak ve olmak zorundaydılar. Münir tek cümleyle onca yıldır ve hâlâ süregelen gerçeğe değiniyor: “KKTC bütçesinin büyük bölümünü (en az yılda 500 milyon dolar) Ankara finanse ediyor.” ૽૽૽ Talat, Türkiye’nin vesayetinden kurtulmayı, askerin polisi ve diğer birimleri İçişleri Bakanlığı’na devretmesini, Türkiye’nin elini Kuzey Kıbrıs’tan çekmesini istiyorsa... KKTC kendi başına yaşamanın koşullarını üstlenmeli! Örneğin “bütçesinin büyük bir bölümünü Ankara’nın finanse etmesine son vermeli”. Önce beleş yaşamaktan vazgeçerek “vergi toplamayı öğrenip bütçesini denkleştirmeli!” ૽૽૽ Rum yönetiminde yaşamayı yeğliyorsa (Lokmacı olayında olduğu gibi askere karşı olmayı dolaylı yollara başvurmadan) Rum yandaşları gibi Türk askerinin Ada’dan çekip gitmesini açıkça istemeli... böylece vesayetten kurtulmanın, bağımsız yaşamanın zorunlu adımlarını atmalı ve tabii Türkiye’siz dünyanın kaç bucak olduğunu görmeli! Türkiye’nin KKTC üzerindeki vesayeti kaldırılarak... “KKTC’nin uluslararası camia tarafından kabul edilmesi” sağlanacak ise... bir an önce gereken yapılmalı. Hükümet dışında olanlar ne yapsa ne etse, RTE ve Talat kafasıyla zaten Kıbrıs elden çıkıyor. Rum Cumhuriyeti’nin bir cemaati olmaya adım adım ilerliyor. Her toplum layık olduğu yönetime kavuşur derler ya; KKTC’ye de Talat’ın kel başıyla şimşir tarak yönetimi pekâlâ yaraşır! Afişlerin arka yüzü Türk bayrağını sembolize eden afişler Erdoğan’ın iddiasının aksine Güneydoğu’da birçok kente gönderilmedi. Mardin’in AKP’li Belediye Başkanı, ‘Bize de gelseydi asardık’ dedi MEHMET FARAÇ GÜNDEM Ⅵ Baştarafı 1. Sayfada MUSTAFA BALBAY CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın gündeme getirdiği billboard skandalı, Başbakan Erdoğan’ın Güneydoğu’ya bakışını bir kez daha çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Kurban Bayramı’nda, “Kurban olam ayına yıldızına” yazılı pankartları çoğunlukla Batı illerine astırdığı saptanan Erdoğan, Güneydoğu insanını dışlıyor, ayrımcılıktan yakınan marjinal grupların da elini güçlendiriyor. MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır’ın “AKP yükselen milliyetçilikten pay almak istiyor” diyerek tepki gösterdiği billboard’larla ilgili tartışma, AKP’nin gerçek yüzünü göstermesi açısından ilginç boyutlara ulaşıyor. Güneydoğu ile ilgili kafa karışıklığını gideremeyen ve konuyu bazen “Kürt”, bazen “terör” temeline oturtan Erdoğan, bazen de “Kürtlerin hak sorunu yok” diyerek politikasızlığı yüzünden tepki almaya devam ediyor. AKP lideri, sorunu salt bölgeye yapıldığı ileri sürülen yatırımlara odaklayarak da büyük yanlış yapıyor. Ancak Erdoğan’ın son yanlışı, geçmişte bölgeyle ilgili yaptığı hataların üzerine tuz biber ekiyor. Aslında Erdoğan sürekli eleştirildiği Güneydoğu konusunda, Baykal’a yakalanıyor ve büyük açık veriyor. Bu açık aynı zamanda ülkenin tüm bireylerine aynı mesafede olması gereken bir devlet yöneticisinin, salt oy beklentisi uğruna içine düştüğü du rumu da deşifre ediyor. Baykal önceki gün CHP grubunda yaptığı konuşmada, bir taraftan Başbakan’ın “kaşarlı kadrolaşma” açıklamasına belgeleriyle yanıt verirken, aynı zamanda hükümetin Güneydoğu sorunuyla ilgili politikasızlığına da suçüstü yapıyor. Baykal, Kurban Bayramı afişlerinin yalnızca bir coğrafyada bulunduğuna dikkat çekerken, “Ülkenin ihtiyacının afiş milliyetçiliği olmadığını” vurguluyor ve “Türkiye’nin bayrağıyla belli bir bölgeye giremiyor. Hangi bölgenin cumhurbaşkanı olacak?” diyerek Erdoğan’ın sergilediği politik oyunun tehlikesine çok çarpıcı bir saptama yapıyor. Gerçekten de bayram süresince Diyarbakır, Batman, Siirt ve Mardin sokaklarındaki 240 billboard ve 526 durak panosunda ticari ilanlar olduğu, bazı kentlerde ise sadece DTP’lilerin Kürtçe ve Türkçe bayram kutlamalarının sokakları süslediği ortaya çıkıyor. Tunceli, Hakkâri ve Muş’ta da afişlerin asılmadığı bildiriliyor. Ürkütmeme çabası Diyarbakır’da savcılar DTP’li belediyelerin çok dilli belediyecilik adı altında Kürtçeyle ilgili dayatmalarına soruşturma açarken, ülkenin başbakanı kimi unsurları ürkütmeme adına Türk bayrağını sembolize eden afişleri bir coğrafyadan mahrum bırakıyor, devletin sıcak ilgisi ve içten sözlerine muhtaç insanlara bayram kutlamasını çok görüyor. Aslında DTP’lilerin Kürtçe dayatmasıyla Başbakan’ın afiş çekimserliğinin arasında, ayrımcılık açısından hiçbir fark bulunmuyor. İktidarın bu tavrı bir coğrafyada yaşayan milyonlarca insanı sadece dışlamıyor, onları 20 yıldır bölücülüğün çizgisine çekmeye çalışanların da kucağına itiyor. Devletin şefkatini bir coğrafyaya yoğunlaştıran zihniyet, insanları yoksulluk ve geri kalmışlığın batağında büyüyen kapkaç, terör, hırsızlık, uyuşturucu ve töre cinayetleri gibi olumsuzluklara terk etmiş oluyor. AKP terörle mücadelede başarısız bir dönem yaşatıyor. Terör ve ülkenin hassas konularına yönelik saldırılar ülke genelinde milliyetçi ve ulusalcılığı yükseltirken Erdoğan’ın paniği artıyor. Baykal’a yakalanması onu köşeye sıkıştırmış olacak ki, dünkü AKP il başkanları toplantısında bir devlet adamına yakışmayacak sözler sarf ediyor. Ancak Erdoğan, afişlerin neden yalnızca AKP’li belediyelerin olduğu bazı kentlere asıldığını, “Kürt sorunu” vurgusu yaptığı Diyarbakır başta olmak üzere DTP’li belediyelerin bulunduğu kentlerde neden olmadığını açıklayamıyor. Irak’ta düşen uçakta yaşamını yitiren 33 kişinin cenazeleri Adana Şakirpaşa Havaalanı’na geti rildi. Çok sayıda cenaze arabası ve ambulans cenazeleri Asri Mezarlık Morgu’na taşıdı. (AA) Cenazeler Adana’da ADANA/ANKARA (Cumhuriyet) Bağdat’ın 100 km. kuzeyindeki ABD’ye ait Anaconda Hava Üssü’ne inmeye çalışırken düşen, Moldovalı bir şirkete ait olan Antonov tipi kargo uçağında yaşamını yitiren 33 kişinin cenazeleri dün akşam Adana’ya getirildi. Uçağın düşüş nedeniyle ilgili soru işaretleri ise hâlâ giderilemedi. Adana Şakirpaşa Havaalanı’na inen uçaktan alınan cenazeler Asri Mezarlık Morgu’na kaldırıldı. Kulak İnşaat Genel Müdürü İsmail Kulak ile 6 kişinin kimliklerinin belirlendiği ve cenazelerinin bugün ailelerine teslim edileceği, diğer cenazelerin kimlik tespiti için DNA testi yapılacağı kaydedildi. Yaralı olarak kurtulan Abdülkadir Akyüz’ün sağlık durumu elvermediğinden uçağa alınmadığı bildirildi. Direnişçi olduğunu ileri süren Irak İslam Ordusu adında bir örgütün, “Uçağı biz düşürdük” yönünde bildiri yayımlamasına karşın Irak Ulaştırma Bakanlığı BasınYayın Dairesi Başkanı Ahmed Abdülvahab, “Uçak vurulmadı. Saldırı değil, teknik arızadan doğan kaza” açıklaması yaptı. Ancak uçağın sis yüzünden mi, yoksa ABD uçaklarının havaalanında yakıt ikmali yapması nedeniyle mi, ilk iniş denemesini pas geçtiği netleşmedi. Uçağın düşmesini Irak’taki ABD birliklerinin de araştırdığı belirtilirken, Irak makamlarının veya ABD’li yetkililerin neden uçağın düşmesinden hemen sonra değil de, altı saat bekledikten sonra Türk makamlarını bilgilendirdiği açıklığa kavuşturulamadı. Siirt’te de gören yok Mardin’in AKP’li Belediye Başkanı Metin Pamukçu, “Bize böyle bir afiş gelmedi, gelseydi asardık” diyor. Erdoğan’ın seçim bölgesi Siirt’te bile kimse böyle bir afişi anımsamıyor. CHP liderinin billboard konusunda yanıldığını öne süren Erdoğan, aslında saldırgan tutumuyla Baykal’ın haklılığını da itiraf etmiş oluyor. İktidarın Batı’ya endeksli billboard’larının ön yüzünde vatan ve bayrak suiistimalini de belgeleyen AKP mührü bulunuyor. Billboard’un arka yüzüne saklanan, ayrımcılık ve tutarsızlık ise “tehlike” damgası taşıyor! Billboard skandalı Erdoğan ve AKP’nin Güneydoğu ile ilgili tutumunu afişe etmeye yetiyor. nuluyor. Hani “kriz”le “karizma”yı birleştirip “krizma” desek, yeridir! Ekonomiden dış politikaya, iç gelişmelerden seçim tartışmalarına kadar her alanda verebileceğimiz tonlarca örnek var. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) rakamlarına güvenilemeyeceğini artık herkes biliyor. Enflasyon rakamlarının hükümet emri ile yüzde 10’un altında gösterileceği günler öncesinden belliydi, öyle oldu. 2003 yılında değiştirilen enflasyon ölçüm sepetinin geçen kasım, aralık ayında kamuoyuna açıklanmadan yenilendiği iddiası var. Neden? Enflasyon hükümetin istediği gibi çıksın diye! Geçmişte enflasyonun değil iki, üç haneli olduğu dönemde bile hükümetler böyle bir “sahte kâr” peşinde koşmamıştı. Sadece enflasyonda değil, büyümeden imalat sektörüne her alandaki rakamlarda oynama normal. Bu bağlamda TÜİK iyi bir piyasa oyuncusu! Yoksa TÜİK’nin açılımı değişti mi: Tayyip Ürünü İstatistikler Kurumu! ૽૽૽ Benzer durum elektrik ihalelerinde yaşanıyor. İran, doğalgazı kesmiş, ne zaman vereceği belli değil. Rusya vananın öteki yakasından sesleniyor: “Merak etme, ben sana veririm... Ama fiyatı biraz yüksek!” Tartışmalar Türkiye’nin dışına da taşmış. Avrupa ile Rusya arasında enerji işinin geleceği konuşuluyor. Türkiye’de ne konuşuluyor? Elektrik ihaleleri! Başbakan Lübnan’dan dönerken özelleştirme bekleyenleri can evinden vuran bir açıklama yaptı: “Elektrik dağıtım ihalelerini iptal edeceğiz... Eğer özelleştirmeyi yaparsak firmalar elektriğe zam yapar. Halk bizden bilir.” Taraflar 220 volt elektrik almış gibi oldu... MİT açıklamasının, Kıbrıs geriliminin gündeme oturduğu hafta başında Bakanlar Kurulu’nun en çok konuştuğu konu buydu! Başbakan Erdoğan’ın yanı sıra Devlet Bakanı Şener, Enerji Bakanı Güler, Maliye Bakanı Unakıtan da bu konuda yüksek gerilim hattının kısa devre yapmasına neden olacak açıklamalar yaptılar. Dünkü tablo şöyleydi: Dağıtım ihaleleri seçim sonrasına kaldı! Bizce bunun nedeni şu: Bu alanda çok büyük ekmek var. Hükümet bunu bir seçim kozu olarak kullanacak. Medyasından iş âlemine kadar her kesime, “Eğer 2007 genel seçimlerini de ben kazanırsam, bu ihale sizin olabilir. Ona göre...” diyecek! Bu planı yapan Başbakan, dün AKP il başkanlarına şunu söylüyordu: “Seçim ekonomisi uygulamayacağız!” Olabilir... Belki halka uygulamayacaklar ama, medyaya ve ekonomi dünyasına uygulayacaklar! ૽૽૽ AKP’nin Kıbrıs Lokmacı köprüsü politikasına geçelim... 2006 sonbaharında KKTC’de Türkiye usulü milletvekili transferiyle yeni hükümet kurulurken şu saptamayı yapmıştık: Bu değişikliğin arkasında AKP var. AKP, tamamen Talat’la hareket edecek bir hükümetin oluşumunu istiyor. Kıbrıs’ta Türkiye kamuoyuna rağmen yeni ödün veremeyeceğini anlayınca ödünlerin ada üzerinden verilmesini sağlayacak. İleride KKTC, tam AB’ye göre bir karar alınca, Erdoğan Türk halkına dönüp, “Adada bir yönetim var. Onlar karar almış. Tabii ki saygı duyacağız” diyecek. Süreç aynen böyle işliyor. Talat’ın, AKP’nin hazırladığı zeminde, medya birliklerinin desteğiyle elde ettiği ilan edilen zaferi de girişte vurguladığımız “sahte kârlardan” başka bir şey değil! Bu kadar “sahte kârla” bakalım 2007’yi nasıl çıkaracağız! ankcum࠽cumhuriyet.com.tr ‘Trilyonluk mülkleri sahiplendi’ F tipi eylemine polis copu Ⅵ İstanbul Haber Servisi Taksim’de, akşam saatlerinde bir araya gelen bir grup, F tipi cezaevlerini protesto etmek için meşaleli eylem yaptı. Yapılan açıklamada, “Adalet Bakanlığı’nın somut adım atmaması, yeni ölümlere davetiye çıkması anlamına geliyor’’ denildi. İstiklal Caddesi’nde yürümek isteyen gruba biber gazı ve copla müdahale eden polis 6 göstericiyi gözaltına aldı. Rum vakfına ‘miras’ suçlaması FIRAT KOZOK ‘Basına özgür ortam sağlansın’ Ⅵ ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü” dolayısıyla yayımladığı mesajda basının toplumun sesi olma işlevini yerine getirebilmesi için basın özgürlüğünü kısıtlayan engellerin ortadan kaldırılması gerektiğine işaret etti. Sezer, “Basın çalışanlarının da haklarına sahip çıkmaları, etik değerleri gözetmeleri, medya gücünü amaç dışı kullanmak isteyenlere karşı duyarlı olmaları gerekmektedir’’ dedi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, faaliyetlerin ‘eğitim amaçlı’ olduğunu açıkladı İncirlik’te ABD filosu ADANA (Cumhuriyet Bürosu) Adana’daki İncirlik Üssü, ABD’nin Irak harekâtı sırasında kullandığı bilinen, ancak daha sonra Irak’ta ABD’nin kullandığı havaalanlarında kaldıkları savlanan uçakların gelmesiyle 3 yıl sonra yeniden hareketlendi. Türkiye ile ABD arasında ikili anlaşmalara dayalı olarak üste konuşlanan savaş uçakları 2003 Mart’ında Çekiç Güç’ün de görev süresini tamamlaması ile üsten ayrılmıştı. ABD birçok kez bu üsten yararlanmak üzere Türkiye ile masaya oturmuş, ancak uçakların görev sahalarının ve katılabileceği operasyonların sınırlarının saptanmasında anlaşma olmadığı için uçaklar ABD’nin Avrupa’daki başka üslerinde bekletilmişti. Üsse dönen uçakların önceki gün ve dün Meydan müdürü açığa alındı Ⅵ ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, THY’nin Kurban Bayramı’nda Erzurum’a düzenlediği ek sefere ait yolcu uçağının kulede görevlilerin bulunmaması üzerine bir süre uçuşuna devam etmek zorunda kalmasına ilişkin soruşturma açtırdı. Konuya ilişkin müfettiş görevlendirilirken, Erzurum Meydan Müdürü Hamit Tanıl’ın açığa alındığı bildirildi. Türk F16’larına yine Yunan tacizi Acar’ın ruhsat başvurusuna ret Ⅵ İstanbul Haber Servisi Çevre ve Orman Bakanlığı, Acarlar İnşaat’ın, Serdaroğlu Özel Ormanı’na binlerce ağaç katledilerek yapılan Acaristanbul’a ruhsat talebini reddetti. Bakan Osman Pepe, İmar Yasası’na göre 30 gün içinde ruhsat alınmazsa Acaristanbul’daki 138 binanın yıkılacağını belirtmişti. Orman Bakanlığı eski Marmara Bölge Müdürü Ahmet Başer, Acaristanbul’un 18 Ocak’ta yıkılması gerektiğini ifade etti. ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Ege Denizi’nin uluslararası hava sahasında planlı eğitim uçuşu yapan Türk F16’larına, Yunan uçakları tarafından 8 Ocak’ta 5 kez “önleme” yapıldığı bildirildi. Edinilen bilgiye göre, önceki gün Türk Hava Kuvvetleri’nin Bandırma Meydanı’ndan havalanan 2 adet F16 uçağına, 2 adet F16 ve 2 adet F4 uçağı tarafından saat 12.12’de Midilli Adası’nın güneybatısında, saat 14.20’de de Sakız Adası’nın kuzeyinde “önleme” yapıldı. Yine aynı gün Balıkesir Meydanı’ndan kalkan 2 adet F16 uçağına, uluslararası hava sahasında 2 adet F16 tarafından saat 15.28’de, Balıkesir’deki aynı filoya ait 2 adet F16’ya ise 2 adet F16 ile 2 adet F16 tarafından saat 15.16 ve 15.22’de Midilli Adası’nın batısında müdahale edildiği öğrenildi. tanker uçaklar da geldi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, ABD Avrupa Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı NATO’ya tahsisli bir filonun, Türkiye ile ABD arasında imzalanan 29 Mart 1980 tarihli Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması çerçevesinde, 2007 yılı planlı eğitim faaliyetleri kapsamında üç hafta süreyle, 10. Tanker Üs Komutanlığı İncirlik Meydanı’na intikal ettiğini belirtti. Tan, “Faaliyetler belirli periyotlarla TSK’nin kontrolünde icra edilmektedir” dedi. yaptıkları eğitim uçuşları sessizliği bozarken üsse dönüş yapan uçakların çeşitli amaçlarla kullanılan 24 değişik tip uçaktan oluşan bir filo olduğu öğrenildi. Üsse takviye olarak bir erken uyarı sistemine sahip Awacs ile kargo ve havada ikmal yapan ANKARA Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı’nın sahibi olduğu iki mülkle ilgili kararının ardından benzer bir olay daha ortaya çıktı. İstanbul’daki Balıklı Rum Hastanesi Vakfı’nın, Maria Yuvakim adlı bir kadının trilyonlarca liralık mülklerini sahte evraklarla sahiplendiği ileri sürüldü. Yuvakim’in vârisleri, vakfı mahkemeye verdi. Yuvakim’in vârisleri adına davayı izleyen Cihan Örnek’in açıklamalarına göre, Balıklı Rum Hastanesi Vakfı, 1936’da verdiği beyannamesinde 375 gayrimenkulü beyan etti. Vakıf, bu taşınmazlardan 14 Mart 1975’e kadar 134 tanesini adına tescil ettirdi. Ancak, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Hazine ve gerçek vârisler açtıkları davaları kazanınca gayrimenkullerden birçoğunun tapusu iptal edildi. 1947’de Türkiye’de kadastro çalışmalarına başlayan Hazine, Maria Yuvakim adına olan gayrimenkullerin mirasçısı ortaya çıkmadığı için devlet malı olması amacıyla harekete geçti. Ancak vakıf, iddialara göre Hazine’nin gayrimenkulleri almasını engellemek için sahte mirasçılar çıkarttı. Böylece trilyonlarca liralık gayrimenkuller vakfın malı oldu. Ancak vakfın kanıt gösterdiği mirasçıların hiçbirisine ait bilgi ve belge bulunamadı. Örnek, Yuvakim’in ölümünden önce verdiği iddia edilen noter belgelerinin asıllarının olmadığını, evraklardaki numara ve tarihlerde başka kişilere ait kontrat evrakı bulunduğunu söyledi. Balıklı Rum Hastanesi Vakfı Başkanı Dimitri Karayani ise bir gazeteye verdiği demeçte, gayrimenkullerin “Meryem Ana” üzerine yazıldığını savundu. CUMHURİYET 08 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog