Bugünden 1930'a 5,454,328 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 11 OCAK 2007 PERŞEMBE 2 OLAYLAR VE GÖRÜŞLER EVET / HAYIR OKTAY AKBAL Gericilik: Şeriatın Ayak Sesleri Başbakanı yıllardan beri Türkiye’de irtica denilen gericilik yoktur dedikten sonra, şimdi de gericiliğin tanımlanması gereğini getirmiştir gündeme. Hem de hukuksal tanımının yapılmasını istemektedir. Bu arada irtica sözcüğüne yeni bir boyut getirmekte ve “aşırılıklar” deyimini kullanmaktadır. Bu deyimin daha karmaşık bir deyim olduğunun farkında değildir. ilkelerine sahip çıkacağı savlanabilir mi? Türkiye Cumhuriyeti’nin temel nitelikleri olarak bilinen “ulus devlet ve üniter devlet” sözcüklerini kullanmak istemeyen, “Sandığa giderken egemenlik milletindir, ama maddede ve manada egemenlik Allah’ındır”, “Nikâhı imamlara kıydırmak gerek” biçiminde konuşabilen bir Başbakan’ın, cumhuriyet ilkelerine, anayasaya ve laikliğe saygılı olabileceği düşünülebilir mi hiç? Tüm bu olaylar karşısında ülkemizde gericiliği siyasal iktidarın tetiklediğini ve kışkırttığını söyleyenlere siz olsanız hak vermez misiniz? Gerici kadrolaşma; radyoları, televizyonları, kaçak Kuran kursları, kurtarılmış bölgeleri, medreseleri, tarikatları ve holdingleriyle Türkiye’nin her yanını sarmış ve sarmalamıştır. Türkiye’de 400’den fazla radyo ve televizyon eski düzene dönüş çığlıkları atmaktadır. AKP iktidarı, kaçak Kuran kursu açanlara verilecek cezayı üç yıldan bir yıla indirmek suretiyle kaçak kurs açanları özendirmektedir. Çünkü bir yıllık ceza ertelenebilecek bir cezadır. Bu uygulamalar karşısında ülkemizin Başbakanı yıllardan beri Türkiye’de irtica denilen gericilik yoktur dedikten sonra, şimdi de gericiliğin tanımlanması gereğini getirmiştir gündeme. Hem de hukuksal tanımının yapılmasını istemektedir. Bu arada irtica sözcüğüne yeni bir boyut getirmekte ve “aşırılıklar” deyimini kullanmaktadır. Bu deyimin daha karmaşık bir deyim olduğunun farkında değildir. Önceleri “kamu alanı” tartışmasıyla başlayan süreç, giderek “Anayasal vatandaşlık ve kimlik sorunu”nun tanımlanmasına ulaşmış, daha sonra da “laikliğin tanımına” dönüşerek, sıra “irticaın tanımı”na gelmiştir. Gericilik ortalarda kol gezerken, onu görmezlikten gelip tanımının yapılmasını istemek, eşyanın doğasına aykırı olduğu gibi, Türkiye’nin gerçeklerine de aykırıdır. Gericiliğin varlığı yalnız Türk insanınca ve Türk düşünürünce değil, AİHM’ce de belirgin olarak çeşitli kararlarla açıklanmıştır. Bu konu Milli Birlik Kurulu’nda iki kez tartışılmış, irticaın öncelikli tehlike olduğuna karar verilmiştir. Bu kararın altında Başbakan’ın da imzası vardır. AKP yöneticileri için Genelkurmay’da birkaç kez laiklik ve gericilik konusunda bilgilendirme toplantıları yapılmıştır. Ne yazık ki bunlar, uygulama alanına getirilmemiştir. PENCERE Ahlak ve Dincilik... Günümüzde garipsenecek, yadırganacak, belki de küçümsenecek çoktan unutulmuş bir sözcük: Ahlak!.. Sözcüğün hukukla ve dinle akrabalığı, hısımlığı, kan bağı var; ama, hele iki binli yıllarda kıymeti harbiyesi kalmadı... Türkiye’de gazeteciliğin süper magazine şartlandığı günümüzde medya ahlak kavramını çoktan aforoz etti... “Utanma da kalmadı” diyebilir miyiz?.. Ahlak.. Ar.. Hayâ.. Namus.. Bir toplumda insan yaşamı ve ilişkilerini düzenleyip değerlendiren ortak şecereden kavramlar toplamında toptan bir yıkım başlamışsa korkulur... Tarihte bu yıkıma örnek diye gösterilen en ünlü ülke neresi?.. Bizans!.. Peki, Bizans neresi?.. ૽ Bizde magazin gazeteciliği ahlaksızlık meşherine dönüştü... Toplumun ahlak anlayışına kökünden ters düşen binbir çeşit olay eğlencelik, leblebi, çekirdek sayılıyor... Ama, son günlerde daha dehşet verici haberler ortalığı bastırmaya başladı... Söz gelimi okullarda “taciz” ve “tecavüz” olayları... Nereden çıktı bu ahlaksızlık eylemleri?.. Allahaşkına çocuklarımıza neler oldu?.. ૽ Yolsuzluk.. Rüşvet.. Hırsızlık.. Sahtekârlık gırla.. Artık devlet kesimini saran ahlaka aykırı eylemleri vukuatı adiyeden sayıyoruz, hem hukuk kuralına göre suç, hem din açısından yasak “fiiller” her gün gazete sayfalarında boy gösteriyorlar... Niçin ve neden birdenbire çoğaldı bu tür ahlaksızlıklar?.. ૽ Adam suç mu işlemiş?.. Dosyası var.. Adam sanık sandalyesinde.. Ama milletvekili dokunulmazlığı olduğu için davası görülemiyor.. Adam diyor ki: Ben cumhurbaşkanı olacağım!.. Peki, bu ahlaka uygun davranış mı?.. Yoksa ahlaksızlık mı?.. Bu nasıl iş?.. Bu ahlak dışı girişime karşı toplum ahlakının yaptırımı nerede?.. ૽ Son yıllarda ahlaksızlık toplum yaşamında bir patlama yaptı!.. İslamcılık da bir patlama yaptı... Dincilik infilak etti... Ne demek bu?.. Gerçek Müslümanlığın yoğunlaştığı bir toplumda ahlaksızlık artar mı, yoğunlaşır mı, çoğalır mı, salgınlaşır mı, doğallaşır mı?.. Çürüyen Bizans’a dönüştük... ૽ Çürüyen Bizans için şu çarpıcı öykü anlatılır: Osmanlı İstanbul’u sarmış, şehir ha düştü ha düşecek, ama, kiliselerde papazlar neyi tartışıyorlar: Meleklerin kanatları var mı, yok mu?.. Yaşadığımız ülkede devletin Milli İstihbarat Örgütü bile açıklama yapmak zorunda kalıyor: Tehlikedeyiz!.. Peki, İslamcılığın ortalığı bunca sardığı şu dönemde dinciler neyi tartışıyorlar?.. ૽ Ülkede dincilik iktidara geçti... Ahlaksızlık da yoğunlaştı... Bu ikisi arasındaki bağı kördüğüme dönüştüren çıkar ortaklığı elle tutulur, gözle görülür yoğunlukta!.. İslamcılık köşeyi dönmek için Müslümanlığı kullanmakta birebir... Ahlaksızlık dincilikle özdeşleşti vesselam... Muhammed Yunus’u Tanır mısınız? Muhammed Yunus kim? Kaçınız doğru yanıtlayacak bu soruyu, bilmiyorum! 2006 Nobel Barış Ödülü’nü alan kişi... Ne yapmış bu adam, barışa ne katkısı olmuş? Bu sorunun yanıtını da bilirseniz, gerçek bir aydın, daha açığı gerçek bir insan, duyarlı bir dünya yurttaşısınız. ૽૽૽ Son zamanlarda Nobel ödüllerinden bol bol söz edildi. TV’lerde sık sık gösterildi. Özellikle bir Türk yazarının edebiyat ödülünü kazanması çeşitli yorumlara, övgülere, yergilere, eleştirilere konu oldu. Artık, gazete, TV izleyicileri Orhan Pamuk adını ezberlediler. Şimdi sıra, onun yazdıklarını okumada, anlamada ya da eleştirmede... Ama 2006 yılının Nobel Barış Ödülü’nü alan Bangladeşli Prof. Muhammed Yunus kimdir, necidir, ne gibi bir başarı göstermiştir? Bu önemli ödülü hangi nedenle kazanmıştır? Bizler, doğrusu ben de, Muhammed Yunus’u ve başardığı önemli işler nedir, tam olarak bilmiyoruz. Kulaktan dolmalarla yetiniyoruz... Muhammed Yunus’un bankacılığı, yoksula, kimsesize hangi yöntemle yardım ettiği, dünyanın neresinde olursa olsun ırk, din, milliyet gözetmeden elini uzattığı, Türk okuruna gereği gibi anlatılmış değil!.. Bunda hepimizin kusuru var, özellikle gazetecilerin, TV’cilerin... Orhan Pamuk’a ayrılan sütunların, sayfaların onda biri bile Bangladeşli bilim adamına ayrılmadı... ૽૽૽ İyi bir gazete, dergi okuru olan, yabancı bazı dergileri de izleyen bir kişi olarak, Prof. Yunus’un uyguladığı bankacılık yöntemini yarım yamalak bilgilerle öğrenebildim. Ne yapıyormuş Yunus’un bankası?.. Yardıma gerekseme duyanlara çok düşük bir faizle belirli ölçüde parasal yardım yapıyormuş... Dünyanın en yoksul, geri kalmış ülkelerinden biri olan Bangladeş’te Yunus’un yardımlarıyla pek çok insan işini büyütmüş, borçlarını ödemiş, kendine bir ufuk açmayı başarmış, sıkıntılarından az çok kurtulmuş... Türkiye’nin de buna benzer bir bankası yok muydu? Vardı... Adına “Emniyet Sandığı” derlerdi. Babıâli’de Milli Eğitim Müdürlüğü’nün yanındaydı yeri. Mithat Paşa’nın kurduğu Ziraat Bankası’na bağlı olarak görev yapan ayrı bir bankacılık yöntemi!.. Yoksula, zor durumda olana, sıkıntısından kurtulabilme olanağı sağlayan bir insanca uygulama... ૽૽૽ Çocukluğumda annemle sık sık işimiz düşerdi Emniyet Sandığı’na... Babam avukattı, ama belli bir aylık geliri yoktu. Ne zaman parasal bir sıkıntıya düşsek, annem elimden tutar, Emniyet Sandığı’na giderdik. Annem parmağımdaki yüzüğü, kulağındaki küpeyi bu işle ilgilenen görevliye verir, incelemeden sonra anneme o değerin dörtte biri kadar bir ödeme yapılırdı. Ne zaman durumumuz düzelirse, gider borcu öder, yatırdıklarımızı geri alırdık. ૽૽૽ Şimdi Emniyet Sandığı yok! Bu sandığın işini gören başka bir örgüt de yok! Bilmem şimdilerde sıkıntıya düşen yurttaş geçici de olsa durumunu nasıl düzeltebiliyor? Yerli yersiz birtakım kişilere yüksek faizle borçlanarak mı? ૽૽૽ Muhammed Yunus’un bankacılığını biri çıksa da bizlere ayrıntılarıyla anlatsa, diyorum. Bu büyük insanın yoksulluğu yenmek için kendince uyguladığı bir yöntemin önemini... M. İskender ÖZTURANL1 KP iktidarı, Türkiye’de gericiliği fitillemiş olmasına karşın, öteden beri olduğu gibi bugün de gericiliği, gerici uygulamaları yadsımaktadır. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere düşünen insanımız, yıllardan beri geriye dönücülüğün gittikçe bir tehlike haline geldiğini söylemektedirler. Kuvvet komutanları da bu konuya parmak basmışlardır. Örneğin Orgeneral Başbuğ, “İrticai tehdit, kaygı verici boyutlara ulaşmıştır.” Orgeneral Cömert, “Şunu hiç kimse unutmamalıdır ki, ulusumuzun çimentosu Atatürk devrim ve ilkeleridir. İrticayı ve terörü besleyen yaklaşımlar, ulusu felakete götürür” biçiminde konuşmalar yapmışlardır. En sonunda Genel Kurmay Başkanımız da bu konuya değinmiş ve irtica tehlikesinden söz etmiştir. Ne var ki Başbakan Tayyip Erdoğan, 30 Eylül 2006’da Amerika’ya giderken gazetecilerle uçakta yaptığı söyleşide, “İrtica bugünün tartışması değil. Bana göre sağlıksız bir kavram olarak gündemde tutuluyor. Bundan nemalananlar var” diye konuşmuştur. Hemen arkasından Adalet Bakanı Cemil Çiçek, bir zamanlar Demirel’in söylemini yinelemiş, “yasalarımızda irtica suçu diye bir suç bulunmadığını” belirterek, sözlerini şöyle tamamlamıştır: “Sizin irtica diye kabul ettiğinizi birçok noktada özgürlük olarak kabul edenler var.” Görülüyor ki ülkemizin Adalet Bakanı bile geriye dönüşü hafife almakta ve onu aklamaya çalışmaktadır. Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin de buna benzer sözler söylemiştir. Siz olsanız, Sireti Nebi konferanslarında “şeriatın tüm İslam ülkelerinde temel yasa olarak kabul edilmesi ve Arapçanın bu ülkeler için evrensel dil olması yolundaki kararlar”a imza atan devlet adamlarının bulunduğu bir ülkede, irtica ve şeriat olmaz da ne olur diye düşünmez misiniz? Yıllar yılı “Şeriat İslamdır, anayasa Ku A ran’dır” sloganlarıyla yetişen insanların yaşadığı ve laikliği “dinsizlik, din karşıtlığı” biçiminde tanımlayan bilim adamlarının yetiştirildiği, Atatürk’ün çok doğru olarak getirdiği “sosyal ve siyasal alanda ulusallık birimi yerine, dinsellik birimi”nin dayatıldığı bir yerde gericilikten başka ne düşünebilirsiniz? Atatürk’ün eğitim politikası yerine dinci bir eğitim politikası getirmeye çalışanlar, Kemalist ideolojiden saparak tüm okulları çağdışı bir eğitime yönlendirmek isteyenler, Atatürkçü ve ilerici olabilirler mi hiç? Türk kültürünün öğrencilere “hadis, ayet ve ilahilerle” öğretildiği, tarihsel camilerin Kuran kurslarına dönüştürüldüğü, dinin siyasallaştırmaya çalışıldığı, gericiliğe karşı çıkan bürokratların görevden alındığı, Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğrencilere ücretsiz dağıttığı “İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük” adlı kitaptan Atatürk’ün 10. Yıl söylevinin çıkarıldığı bir ülkede laiklik tehlikede değil midir? Avrupa Birliği’nin müzakere belgelerinden “Türk eğitim sistemi laiktir” tümcesini çıkartan Türk devlet adamları değil midir? Danıştay saldırısı gibi bir eylemin gerici bir kafanın marifeti olduğunu yadsıyabilir misiniz? 35 yaşındaki yavrularımızı, başlarını bağlayarak Kuran kurslarına gönderen iktidar adamlarından başkaları mıdır? Plajlarda bikinili kızlarımıza saldıran hangi ülkenin insanlarıdır? Şeriat kurallarını savunmak ve dini politika aracı olarak kullanmak, gericilikten başka nedir? Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını uygulamayıp, onların yerine ulemanın fetvalarını savunduğu bir ortamda hukuk devletinden ve laiklikten söz edilebilir mi hiç? Yine bu Başbakan, “Anayasal vatandaşlıktan, Türkiyelilikten, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı”ndan söz etmesine karşın “Türk milleti, Türk ulusu ve Türklük” diye bir kavramı ağzına almıyorsa, o Başbakan’ın cumhuriyetin temel CUMHURİYET 02 CMYK
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog