Bugünden 1930'a 5,499,814 adet makale



Katalog


«
»

30 NİSAN 2006 PAZAR CUMHURİYET SAYFA 17 Düzey Ahmet Önen: “İran kadar olamadık! Onlar belediye başkanından cumhurbaşkanı çıkarırken, biz başbakan düzeyinde kaldık!” Ya ğ m u r E k i m Boğaziçi Üniversitesi’nde türban serbestmiş... ‘‘Çünkü Amerika’da da serbest!’’ ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın, Ankara ziyaretini bir de Siyasi Ekonomik Sosyal Araştırmalar ve Strateji Geliştirme Merkezi’nden dinleyelim: ‘‘Rice nezaket gösterdi, kulağından rahatsızlanan Abdullah Gül’e geçmiş olsun demek için Yunanistan’dan geçerken Türkiye’ye de uğrayıverdi. Zaten geçen aylarda CIA ve FBI’nın üst düzey yetkilileri ile ABD Genelkurmay Başkanı Peter Pace de peş peşe Türkiye’nin yakınından geçiyorlardı; onlar da ‘geçiyorduk uğradık’ serenatlarıyla Türkiye’yi selamlayıp gittiler. Rice’ın ziyareti çerçevesinde kapı aralığından kamuoyuna yansıyan somut neticeye bakılacak olunursa; nur topu gibi bir ‘kelepçe sözleşme’miz daha oldu! Yani henüz allanıp pullanıp ortalara çıkmasa da müjdeyi aldık! Şimdikinin adı; ortak GÖRÜŞ LÜTFİ KALELİ Çevre Yasası bir gecede geçmiş... Çevreye daha çok zaman ayırmak gereksiz zaten! Cesaret Tekin Ormancıoğlu: ‘‘Bu ülkede laikler, şeriatçılar kadar cesur olmalıdır!’’ stratejik vizyon belgesi. Meclis’e takılan tezkerenin acısını Türk askerinin başına çuval geçirerek çıkartan, İranSuriye hattında ‘hedef’ değil, en iyimser ifade ile ‘canlı kalkan’ olmamızı bekleyen, Ortadoğu coğrafyasında Türkiye’yi bir ‘atlama taşı’ olarak kullanabilmek adına mütemadiyen sırtımızı pışpışlayan, PKK’nin üzerine gitmesi beklenirken Barzani’yi palazlandırıp Beyaz Saray’da oturtacak köşe bulamayan, AB sürecinde tüm sevimliliği ile ‘iyi polis’i oynayan ve son derece stratejik bir müttefikimiz olan ABD ile yepyeni bir dönem! İlişkilerde tadilat süreci mi, manevra alanını en aza indirerek Türkiye’yi istenilen noktaya çivileme stratejisi mi, yoksa fon müziğini yükselterek ‘neo Manzara conlar’ın ayyuka çıkan çığlık sesleri ile birlikte ABD askerinin, pozisyon değiştirebilmek adına Irak’tan sessiz sedasız çıkışını kamuflaj çalışması mı? Türkiye’nin en yetkili ağızları ‘Kürt sorununu tanıyoruz’ derken ve Batı PKK’yi gizliden gizliye palazlandırmaya devam ederken Irak’a yapılabilecek geniş çaplı bir operasyon neyi çözecektir? Açıkça dile getirmek gerekirse; Türkiye’nin asıl sorunu PKK değildir! PKK, bataklığı kurutmayı henüz başaramamış olan Türkiye’nin başına musallat edilen sivrisinektir! Türkiye isterse PKK’yi bir günde çözer! Mesele, PKK görüntüsü altında öbeklenen sorunlar yumağıdır! Çok iyi bilinmelidir ki; Türkiye Cumhuriyeti, ‘sırıtan sırıtma diplomasisi’ne paralel, PKK kapağının altındaki iğrenç manzaranın fevkalade farkındadır!’’ Tanrı Türkçe Bilmiyor mu? Bir aile dostumuzu ziyarete gittik. Sohbet esnasında torunlarından brinin ortaokulda okuduğunu ve din dersi öğretmeninin ilk duayı Arapça ezberlemesini istediğini; ama dil sorunu yaşayan çocuğun bunu bir türlü beceremediğini; eğer hatasız olarak bu duayı okuyamazsa zorunlu olan din dersinden kırık not alıp sınıfta kalacağını çaresizlik içinde anlatışına tanık olduk. Elbette üzüldük... Duayı Arapça değil Türkçe okumanın ne gibi sakıncası olur ki diye düşündüm ve ‘‘Tanrı Türkçe bilmiyor mu?’’ diye bir soruyu da kendime sormaktan geri duramadım. Okuduğum Kuran meallerinde Tanrı, ille de Kuran’ı ve duaları Arapça okuyacaksınız diye bir dayatmada bulunmuyordu. Eve dönünce Kuran’ı açtım, onlarca ayetten sadece şunları seçip Arapçı bağnazlara iletmeyi ve herkesin kendi diliyle dua okumasında bir sakınca olmadığını anlatmayı görev bildim. Tanrı Kuran’da diyor ki: ‘‘Ey Muhammed! Biz, anlayıp öğüt alsınlar diye Kuran’ı senin dilinle indirdik’’ (Duhan: 5859). ‘‘Biz, Kuran’ı yabancı bir dilde indirseydik, ‘Bir Arap’a da yabancı dille söylenir mi?’ derlerdi’’ (Fussulet: 44). O nedenle; ‘‘Kendilerine apaçık anlatabilsinler diye her peygambere kendi diliyle kitap gönderdik’’ (İbrahim: 4). ‘‘Artık Kuran’dan kolayınıza geleni okuyun!’’ (Müzemmil: 20). Ve diğerleri... Aydınlanma Devrimi’nin öncüsü Mustafa Kemal Atatürk, her konuda olduğu gibi din ve Kuran konusunda da duyarlı davranıp doğru olanı yapmıştır. 1930’larda din bilgini Elmalılı Hamdi Efendi’ye Kuran’ı Türkçeleştirtmiş; camilerde verilen hutbelerle duaların, minarelerde okunan ezanın Türkçe olmasını sağlamıştır. Gerekçelerini de şöyle açıklamıştır: ‘‘Türk ulusu Arapça Kuran’ın arkasından koşuyor. Fakat onun ne dediğini anlamıyor; içinde neler var bilmiyor ve anlamını bilmeden tapınıyor. Benim amacım, arkasından koştuğu kitapta neler olduğunu Türk insanının anlaması ve ona göre tapınmasıdır...’’ Bu konuda tavır alan Arapçı bağnazlara da şunları söylüyordu Atatürk: ‘‘Türkler, Arapların dinini kabul etmeden önce de büyük bir ulustu. Arap dinini kabul ettikten sonra bu din ne Arapların ne de aynı dinden olan Acemlerin ve Mısırlıların Türklerle birleşip ortak bir ulus oluşturmasını sağlayamadı. Aksine Türk ulusunun ulusal bağlarıyla duygularını ve heyecanını gevşetip uyuşturdu. Bu da çok doğaldı. Çünkü Muhammed’in kurduğu dinin amacı, bütün ulusların üstünde bir ‘Arap milliyetçiliği’ yaratmak ve her ulusu bu siyasetle kendi peşinde sürüklemekti. Bu Arapçı düşünce ‘ümmet’ sözcüğüyle dile getirildi... Bu vaziyette Türk ulusu asırlarca ne yaptığını ve ne yapacağını bilmeden, tek sözcüğünün anlamını dahi bilmediği halde Kuran’ı Arapça ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndü...’’ (Prof. Dr. Afet İnan: Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün El Yazıları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1988. Kimi sözcükler sadeleştirildi ve tümceler yeniden kurgulandı.) 1932’den 1950’ye dek tam 18 yıl bu ülkede ezan özetle şöyle okundu ve kabul gördü: ‘‘Tanrı uludur, Tanrı uludur! Kuşkusuz bilirim, bildiririm Tanrı’dan başka yoktur tapacak; Tanrı’nın elçisidir Muhammed! Haydin namaza, haydin namaza!’’ Ünlü düşünür Ziya Gökalp de şunları söyledi: ‘‘Bir ülke ki camiinde Türkçe ezan okunur Köylü anlar manasını namazdaki duanın Bir ülke ki okulunda Türkçe Kuran okunur Büyük küçük herkes bilir buyruğunu Hüda’nın Ey Türk oğlu işte orasıdır senin vatanın!..’’ Ama 1950’de iktidar erkini ele geçiren ihanetçiler, Türkçe ezanı tekrar Arapçaya çevirdiler. Aydınlanma Devrimi’nin ışık ocakları olan Köy Enstitülerini kapatıp yerlerine Kuran kursları ile imamhatip okullarını açtılar. Laik Cumhuriyet okullarına zorunlu din derslerini koydular. ‘‘Siz isterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz’’ diyen zihniyeti büyütüp, ‘‘Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor diye çırpınmaya. Bu millet istedikten sonra tabii elden gidecek yahu!’’ diyenleri yarattılar. Bu yaratıklar şimdi devlet birimlerinde irticai kadrolaşmalarıyla hedefe ulaşmak istiyorlar... Cumhuriyet gazetemizin günlerce manşetten verdiği ‘‘Tehlikenin Farkında mısınız?’’ sorusu, duyarlı ve sorumlu bir yurttaş olmanın uyarıcı ifadesiydi. Lütfen bu uyarıyı dikkate alarak dilimize, laik Cumhuriyetimize sahip çıkmak için daha çok gayretli olup tüm Türkiye’de birlik ve beraberliği sağlayalım. Bunu çocuklarımız ve torunlarımız için yapalım!.. Maldivler Tek kelime yabancı dil bilmeyen Sakarya’nın Akyazı ilçesine bağlı Güvençler köyünün eski imamı Ali Güney, Maldivler’de uluslararası bir yayıncılık toplantısında Türkiye’yi temsil ediyor. Çünkü o TRT Genel Müdür Vekili! SESSİZ SEDASIZ (!) Hele bir türban sorununu çözelim! YANDAKİ belge Hırvatistan’da düzenlenmiş bir sürücü belgesi. Iraklı bir kadın, 1995 yılında 23 yaşındayken Zagreb’de almış sürücü belgesini. Belge 2035 yılına kadar geçerli. Demek ki 63 yaşına kadar kullanabilecek. Kadına otomobil dışında, motosiklet ve traktör kullanma ehliyeti de verilmiş. Darısı inşallah türban sorununu çözdükten sonra Türkiye’nin de başına! AKM İstanbul’da Atatürk Kültür Merkezi’ni yıkamadılar ama müdür koltuğuna bir ‘‘imam ve hatip’’ oturttular. Değişim Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer, “Ben bir değişim ajanıyım” diyor. Başbakanlık’ın resmi internet sitesinde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık yazısının yanındaki Atatürk resminin önce silikleştirilip sonra tamamen kaldırılması da “ajanlık” faaliyeti olmalı! ÇED KÖŞESİ OKTAY EKİNCİ KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak࠽yahoo.com.tr Çıkmaz sokak uygarlığımız Kentlerimizdeki ‘‘kimliksiz’’leşmenin temel nedeni, 55 yıldır süren ‘‘muhafazakârliberalizm’’in sürekli yükselen ‘‘imar rantı’’ düşkünlüğü... Göç gecekondularıyla ‘‘eşzamanlı’’ yaygınlaşan ‘‘apartmanlaşma’’ da bu düşkünlüğün yurdu sarmalayan ‘‘tip’’leşmiş mimarisi... Ulusal mimarlıkla birlikte ‘‘Anadolu’da kalkınma’’nın da terk edildiği 1950 sonrasının günahlarını ‘‘Cumhuriyet’’e yükleyenler, apartmanlaşmayı da ‘‘rant yapılaşması’’ yerine ‘‘modernite’’ olarak tanımlıyorlar... Aynı süreci, halka dönük söylemle ‘‘aklamak’’ isteyenler de diyorlar ki: ‘‘Atalarımız da zaten hep at sırtında gezmediler mi?.. Göçebe toplumun kent kültürü de bu kadar olur...’’ Oysa ‘‘Cumhuriyet devrimi’’nin kentleşme anlayışı, öncelikle ‘‘planlı’’ yapılaşmaya bağlı ‘‘kişilikli’’ mimariyi hedefliyordu. Atatürk de ‘‘modern’’ olmanın ‘‘yabancılaşma’’ anlamına gelmediğini ve ‘‘bize has bir modernliğin’’ tarihten esinlenilerek yaratılması gerektiğini vurgulamıştı... Tüm kentlerimizi birbirine benzeten tekdüze ‘‘apartmanlaşma’’yı aklamak uğruna nasıl ‘‘inkâr’’ edilebilir? Bütün bu erdemlerimizi unutanlar, Taşkışla’ların bile manzarasını örtebilen Gökkafes’lere ‘‘çağdaş’’lık; tarihi çarşılarımızın, pazarlarımızın yerini hipermarketlerin almasına ‘‘kalkınma’’; atalarımızın adlarını taşıyan mahallelerden kaçıp yabancı isimli ‘‘site’’lere sığınmaya ‘‘modern yaşam’’... diyorlar... En mağdurları Geçmişten gelen yaşam değerlerimize böylesine yabancılaşmanın belki de en ‘‘mağdur’’ları ise ‘‘çıkmaz sokak’’larımız... O kadar ki, sevilmeyen ya da ‘‘aşağılanmak’’ istenen kişilerin adlarını çıkmaz sokaklara önerenler var... Dahası, ‘‘terorizm’’i, ‘‘AB’’yi, ‘‘şeriat’’ı bile ‘‘çıkmaz sokak’’ diyerek sorgulayan ‘‘aydın’’larımız az değil... Oysa çıkmaz sokaklar da eski dokularımızı yaratan insancıl ilişkilere bağlı ‘‘kentlilik’’ bilincimizin tarihsel simgeleridir. Cadde ya ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci࠽mynet.com HARBİ SEMİH POROY BULMACA SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN Muğla’nın eski kent dokusundaki bu mükemmel uyumun ardında da “çıkmaz sokaklar” var... Nitekim Anadolu’daki binlerce yıllık antik yerleşme tarihiyle bütünleşen Selçuklu ve Osmanlı kentleri de sadece mimarileriyle değil, ‘‘yaşam değerleri’’yle de öylesine özgün ve zenginlerdi ki... Bu nedenle yine Atatürk, ‘‘ulusal kimliğimiz’’in kaynağı olarak, at sırtındaki alışkanlıklarımızı değil; Anadolu’dan gelen derin kent kültürü birikimlerini kabul ederek demişti ki; ‘‘Biz 5000 yıldır bu topraklardayız...’’ Bugün 5000 yıl daha eski yerleşim izlerine ulaştığımıza göre, artık; ‘‘10 bin yıldır bu topraklarda’’ kentler kuruyoruz denebilir... da sokağa cephesi olmayan, geride kalarak ‘‘ulaşılamayan’’ evlere, ön taraftakilerin kendi bahçelerinden ‘‘geçiş hakkı’’ vererek yarattıkları ‘‘kamusal dayanışma alanları’’dır. Anadolu’da çıkmazların adlarının da işte bu alanı ‘‘arka komşularına bağışlayan’’ öndeki ev sahiplerinin adlarıyla anılması, onlara kuşaktan kuşağa kalacak ‘‘kentlilik teşekkürü’’ gibidir... Ayrıca yine çıkmaz sokaklar tüm parselleri ‘‘ulaşılabilir’’ kıldığından, tarihi dokunun ‘‘yollarla parçalanmadan’’ sürdürülmesini sağladıkları için günümüz kent plancılarının en büyük yardımcılarıdır... Buna rağmen Bayındırlık Bakanlığı’nın imar planları kuralları arasındaki ‘‘Çıkmaz sokak ihdas edilemez’’ hükmü ise bu ülkeye yakışmayan ‘‘mimarisiz ABD şehirciliği’’ne öykünmenin ‘‘vefasızlık düzeyi’’ni gösteriyor... Evet... Çıkmaz sokakların insancıllığını ve toplumsal geleneğini anlayabildiğimiz; onların sonunda ‘‘duvar’’ların değil, ‘‘komşu’’ların bulunduğunu anımsayabildiğimiz zaman, 50 yıldır ara verdiğimiz uygarlık yürüyüşümüze de yeniden başlayacağız... ekinci࠽cumhuriyet.com.tr HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hayatepik࠽mynet.com ‘Kentlilik erdemleri’miz İşte bu gerçeğin çağlar boyu kuşaktan kuşağa yarattığı ‘‘kentlilik’’ erdemlerimiz; Yamaçlardaki evlerin, arkadakinin manzarasını örtmeyecek konumda yapılmasını sağlayan ‘‘komşu’’luk kültürümüz; Çarşıdaki esnafın, komşusuyla ‘‘rakip’’ değil, ‘‘arkadaş’’ olmasını sağlayan ‘‘arasta’’ dayanışmamız; Farklı inançlardakilerin bile aynı semtlerde ortak bir ‘‘hemşeri’’ kültürüyle arkadaş oldukları ‘‘mahalleli’’ kimliklerimiz... TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 30 Nisan www.mumtazarikan.com 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1/ Gökyüzünden ve yıldız 1 lardan korkma. 2 2/ At üretilen 3 çiftlik... ‘‘Durur gibi dal 4 larda kanlı bül 5 büller'' (Ahmet 6 Haşim). 3/ Es7 kiden lise dere8 cesindeki okullara veri 9 len ad... Güzel 1 2 3 4 5 6 7 8 9 kadın. 4/ Argoda marka düşkünü züppe 1 Z İ G G U R A T Ş A L A K kimselere verilen ad... 2 E D E A R A Belirti. 5/ Kesilmiş 3 R A L L İ A Z A R hayvanın ciğer, işkem 4 D G A be gibi iç organlarıyla 5 Ü Ç E T E K M A S A F baş ve ayakları. 6/ Ke 6 Ş E L E K R İ Z E A nar süsü... Sularda ya 7 T R şayan tek hücreli bir 8 E S İ N L Ö K canlı. 7/ Maksim Gor 9 Ö Z Ü T G E R İ ki'nin bir romanı... Süpürgeotu, funda. 8/ Konya'nın bir ilçesi... Müzikte üç ya da daha çok sesin bir arada tınlaması. 9/ Âşık olmaktan duyulan korku. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Fütüvvet şeyhi... Güzel ötüşlü bir kuş. 2/ Kuran'da bir sure... Lokma, parça. 3/ Çekilerek balık avlamaya yarayan daire şeklinde el ağı... Telefon sözü. 4/ Karahindibanın sebze olarak yenen yaprakları... Mezopotamya'da kurulmuş en büyük sitelerden biri. 5/ Yerine koyma, yerine kullanma. 6/ Bir nota... Bir gerçeği saklamaktan vazgeçip açıklama. 7/ İspanyolların sevinç ünlemi... Geminin zinciri toplayıp demirini kaldırmaya hazır bulunması. 8/ Gerekli, lüzumlu... Afrika'da yaşayan bir antilop. 9/ Kan emici bir sinek... Nazilerin politikasında Germen ırkından kimselere yakıştırılan ad. CUMHURİYET 17 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog