Bugünden 1930'a 5.353.903 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 25 NİSAN 2006 SALI 14 KÜLTÜR kultur࠽cumhuriyet.com.tr DİKMEN GÜRÜN TİYATRO DÜNYASINDAN YAZI ODASI SELİM İLERİ Yabancılığın ışığında... Doğan Kitapları’ndan çıkan ‘‘Yapıcılığın Gücü’’, Zehra İpşiroğlu gibi bir tiyatro insanının Türkan Saylan gibi değerli bir hekim ve aynı zamanda pek çok toplumsal projenin altında imzası olan, bu projelerin hayata geçirilmesini sağlayan bir sivil toplum önderiyle yaptığı söyleşilerden oluşuyor. önce belli ortam ve koşulların sonucu ortaya çıkan bir din anlayışının bugün XXI. yüzyılda belirleyici olması ne demokrasi ne de insan haklarıyla bağdaşıyor.’’ Mektuplar, Mektuplarım... Stefan Zweig ünlü denemesinde mektup yazmayı başlı başına bir edebî sanat sayar. Bununla birlikte mektup yazma sanatının sonuna gelinmiştir. 1924’te kaleme alınmış denemeye bakılırsa, gazete yazı makinası telefon üçgeni, mektuba özgü gizemli haberleşmeyi usul usul ortadan kaldırmıştır. Yakın gelecekte bu edebî sanat büsbütün yitecektir. Oysa mektup yazmak hem her insana açık, hem de özgür bir sanattır. Şöyle diyor Stefan Zweig: ‘‘İnsan bir dosta, bir yabancıya günün getirdiklerini, bir olayı, bir kitabı, bir duyguyu iletebiliyordu; üstelik bunu kolayca, bir armağan verme kastı bulunmaksızın, bir sanat yapıtından sorumlu olmak gibi tehlikeli bir gerilime düşmeksizin yapabiliyordu. Böylece geçmiş zamanlarda, mektupların henüz insanlar arasında bağlar kurabildiği, insandan insana iletilen mesajların şiirli bir güç taşıdığı huzurlu bir dünyada sayısız küçük mucizeler gerçekleşebilmiştir.’’ (Ahmet Cemal çevirisi). Mektubun saltanatı bende 1980 sonrasına kadar sürdü. Bugün artık hemen hiç mektup yazmıyorum. Bana gelen mektupları ne yazık ki pek ender yanıtlayabiliyorum. Öte yandan, yıllar önce uzun mektuplar yazar; heyecanla yanıt beklerdim. Sonraları mektuplardan acı duymaya başladım. O anki duygularımız kâğıtta gerçekten de varlığını koruyor; nice zamanlar geçip gittikten sonra tekrar okuduğumuz mektuplar, bir süreci adeta dondurmuş oluyor. Galiba acı veren bu donmuşluk, dondurulmuşluk. ૽૽૽ Attilâ İlhan kendisine gönderilmiş mektupları yayımladığında ben de çok üzülmüştüm. Fakat diğer yazar arkadaşlarımdan farklı olarak. Onlar, kişisel mektuplarının yayımlanmasına üzüldüklerini belirttiler. Bense, gençlik duygularımla yüz yüze gelmenin acısını çekmiştim. Attilâ İlhan’ın kitabında doksan iki sayfa tutuyor mektuplarım. Dediğim gibi, bir zamanlar upuzun mektuplar yazardım. İlk mektubu kime yazdım, gel de hatırla. Fakat ilk postanemi hatırlıyorum: Galatasaray’daki şimdi kapalı duran güzelim postane. Zarfı kapatmak, adresi yazmak, mektupta hep bir şeyler eksik kaldı duygusuna kapılmak: Bunlar birer anı şimdi. Postaneye gitmek, pul almak, pulu yapıştırıp, mektubu posta kutusuna atmak da. Daha o an gurbet yakama yapışırdı. Daha o an ayrılık hissederdim. Mektubu yazarken, yazdığınız kişi yanınızda gibidir. Oysa gönderilmiş her mektup ayrılığı belgeler, pekiştirir... Galatasaray Postanesi’ni Teşvikiye’nin cadde üstündeki küçük semt postanesi takip etti. Kadıköyü’nü, Sirkeci’deki görkemli postaneyi unutmuyorum. Sonra bazı geceler Şişli Postanesi: O, son postanem... ૽૽૽ Yarım yüzyıllık zaman diliminde kimlere mektup yazdım? Attilâ Abi’ye yazdığım gibi başka hangi yazarlara? Vedat Günyol’a yazdım, ama bunlar elden verilmiş mektuplardı. Geçenlerde sevgili Ayşe Sarısayın babasına yazdığım iki mektubun fotokopisini verdi: Behçet Necatigil’e handiyse tutkulu mektuplar yazmışım. Cemal Süreya’ya mektup yazdım. Bir dönem Emine Işınsu’yla mektuplaştık. Hasan Bülent Kahraman’la mektuplaştık. Ankara’ya, Sevgi Soysal’a, Nazlı Eray’a yazdıklarım... Yine Ankara’ya, Enis Batur’a... Yıllar sonra, işte şimdi, niye mektup yazamıyorum? Günlerim yazı yazmakla geçtiği için mi? Stefan Zweig’ı yalancı çıkarmak isterdim. Ayfer Tunç açtı başıma bu mektup bungunluğunu. Evvelotel’e ad veren o acı hikâyesinde biraz ötekilerde de hikâye kişileri sanki hep mektup yazacaklar. Sanki az sonra, tıpkı eski günlerdeki gibi, postacı kapıyı çalacak ve Ayfer Tunç’un hikâye kişilerinden bize yazılmış mektupları iletecek. Ve bu mektuplar bizi katlanılmaz hüzünlere savuracak! Evvelotel’in savurduğu hüzünler yetmezmiş gibi! Öneriler: Kitap / İpek Çoraplar, Lale Belkıs, Doğan Kitap, 2006. Sorumluluk duygusu ‘‘Geleceği biçimlendirmek’’ Türkan Saylan’ın tüm sorunlara ve engellere karşı duruşuyla umudun kitabı olarak belirliyor ‘‘Yapıcılığın Gücü’’nü. Aile planlaması, eğitim ve bu olgulara bağlı olarak ÇYDD’nin çalışmaları üzerinde duruluyor. ‘‘Sorunları görmek, saptamak ve yapıcı çözümler üretmek’’, Saylan’ın yaşam biçimi olarak öne çıkıyor bu kitapta. ‘‘Yapıcılığın Gücü’’ hangi dünya görüşünde olursa olsun demokratım ve laikim diyen ve bireyin temel haklarını savunan, bu açıdan da belli bir sorumluluğu olan herkese seslenen bir kitap. Bu açıdan bakıldığında da okurlarını toplumdaki gelişmeler (sivil örgütlenme) üzerine yapıcı bir biçimde düşünmeye ve etkin olmaya çağırıyor. Türkan Saylan üzerine şimdiye değin çok kitap çıktı. Bu kitabın karşılıklı bir söyleşinin akıcılığı içinde, konuyu dağıtmadan sorunların özüne inmesi açısından farklı bir özellik taşıdığını, bu nedenle de yalnız etkileyici ve düşündürücü değil, aynı zamanda kalıcı olduğunu düşünüyorum. Belli bir tarihsel dönemi irdeleme açısından yalnız bizlere değil, gelecek kuşaklara da çok şey söyleyebilecek bir kitap ‘Yapıcılığın Gücü’. Olumlu düşünebilme yetisi ‘‘Yapıcılığın Gücü’’ Türkan Saylan’ın yaşamından ve projelerinden yola çıkarak Türkiye’de son yirmi yıl içindeki gelişmeleri irdeleyen bir çalışma. Düşündürücü; çünkü, o günden bugüne yaşanan değişimlerle hesaplaşıyor. Etkileyici; çünkü, karanlığın içinde umut ve ışık hiç kaybolmuyor. Kitapta, Türkan Saylan’ın sorunların temeline inen yoğun eleştirel bakışının izleği sürüldüğü gibi, onun yapıcı, üretici çözümleri üzerine gidiliyor. Zehra İpşiroğlu, üzerinde durulan konuların bugün yaşananlardan geçmişe doğru uzandığını ve gözlemler, anılar, yaşantılarla somutlaştırıldığını vurgularken, karşılıklı çalışma yöntemlerini şöyle belirliyor; ‘‘Soruyanıt, açıklamaanlatma, kimi kez tartışma biçiminde gelişen söyleşinin birlikte düşünmeye dayanması. Bir düşüncenin, görüşün, açıklamanın yeni düşüncelere yol açması.’’ Bu açıdan bakıldığında, ‘‘Yapıcılığın Gücü’’nde altı bir kez daha çizilen, Türkan Saylan’ın hepimizin, Türkiye’nin çok iyi bildiği yapıcı duruşu, sorunların altında ezilmeyen kişiliği, sorunlara çözüm üretebilme yetisidir. Bu bağlamda, kitabın bütününde öne çıkan Saylan’ın yaşama olumlu bakabilmesi, olumlu düşünebilmesidir. Öğrenilecek çok şeyimiz olduğu kesin Türkan Saylan’dan. Zehra İpşiroğlu, tiyatro kökenli olmanın getirdiği avantajla, bir dramaturji çalışması yaparcasına, yedi ay içinde gerçekleştirilen yaklaşık on iki söyleşiyi, bu değerli insanla konuşarak, üzerinde öncelikle durulması gereken noktaları öne çıkartarak kurgulamış ve filme çekmiş. İyi bir konuşmacı olan Türkan Saylan’ın böyle bir çalışmada İpşiroğlu’nu zorlamadığını kestirmek zor olmasa gerek. Söyleşileri üç bölümde toplamış yazar: ‘‘Yapıcılık’’, ‘‘Kadındaki Yapıcı Gizil Güç ve Gelenekler’’, ‘‘ Geleceği Biçimlendirmek.’’ Bu bölümler de kendi içlerinde çeşitli satırbaşları oluşturuyor. Özellikle ilk bölümde aydının toplumdaki konumu üzerine gelişen konuşmalar bugün aydınım diyen herkesin üzerinde durması gereken temel sorunları gündeme getiriyor. B u kitabın karşılıklı bir söyleşinin akıcılığı içinde, konuyu dağıtmadan sorunların özüne inmesi dikkat çekiyor. ‘‘Yaratıcılığın Gücü’’nün, etkileyici ve düşündürücü olmanın ötesinde kalıcı olduğunu düşünüyorum. Belli bir tarihsel dönemi irdeleme açısından yalnız bizlere değil, gelecek kuşaklara da çok şeyler söyleyebilecek bir kitap. 6. Lions Tiyatro Ödülleri’nde sonuçlar açıklandı ‘Ferhat ile Şirin’ ve ‘Bağdat Hatun’ en iyi yapım ltı yıldır verilmekte olan Lions Kulüpleri Tiyatro Ödülleri, bu yıl, çoğunluğu kulüp üyeleri dışındaki farklı yaş ve kesimlerden tiyatro izleyicilerinden oluşan ‘Halk Jürisi’nin oylarıyla belirlendi. Ödüller, 15 Mayıs Pazartesi günü Sadri Alışık Tiyatrosu’nda saat 21.00’de düzenlenecek törende sahiplerine sunulacak. İstanbul’da sahnelenen 62 oyun arasından, jüri üyelerinin başarılı buldukları sanatçılar ve oyunlar şöyle: ‘Yapım’ ‘Ferhat ile Şirin’ ve ‘Bağdat Hatun’, İBBŞT, Yönetmen ‘Mehmet Birkiye’ (‘Gece Mevsimi’, Kent Oyuncuları), ‘Oyun Yazarı’ Güngör Dilmen, (‘Bağdat Hatun’, İBBŞT), ‘Erkek Oyuncu’ Emre Kınay, (‘Sınır’, BBT ve ‘Kara Sohbet’, Duru Tiyatro), ‘Kadın Oyuncu’ Bennu Yıldırımlar, (‘Saygılı Yosma’, İBBŞT), ‘Yardımcı Erkek Oyuncu’ Bartu Küçükçağlayan,(‘Kumarbazın Seçimi’, Kenter), ‘Yardımcı Kadın Oyuncu’ Demet Evgar, (‘Gece Mevsimi’, Kenter), ‘Canlandırmada Bütünlük’ (Ensamble) ‘Ferhat ile Şirin’, (İBBŞT), ‘Erkek Oyuncu’ (Küçük Salon) Erdal Beşikçioğlu, (‘Aşk ve Anlayış’, DOT), ‘Kadın Oyuncu’ (Küçük Salon) Almula Uluer, (‘Aşk ve Anlayış’, DOT), ‘Erkek Oyuncu Komedi’ Okan Bayülgen, (‘Kiralık Oyun’, Ortaoyuncular), ‘Kadın Oyuncu Komedi’ Nilgün Belgün, (‘Tepetaklak’, Tiyatro İstanbul), ‘Sahne Tasarımı’ Ali Cem Köroğlu, (‘Uyarca’, İDT), ‘Kostüm Tasarımı’ Serpil Tezcan, (‘Ölümsüzler’,İDT), ‘Işık Tasarımı’ Cem Yılmazer, (‘Transpotting’, Semaver Kumpanya ve ‘Gece Mevsimi’, Kenter), ‘Özgün Tiyatro Müziği’ ‘Bağdat Hatun’, Selim Atakan,(İBBŞT), ‘Efekt Tasarımı’ Ersin Aşar, (‘Bağdat Hatun’ ve ‘Say A Kadınlar, çocuklar, haklar ‘‘Yapıcılık’’, kanımca, kitabın bütününde yaşam karşısında bir duruş olarak varlığını belli ediyor. Saylan’ın polemik yerine çözüm üreten tavrı öne çıkıyor bu bölümde. Sivil örgütlerin kendi politikalarını amaçlarına göre belirlemeleri gerektiği üzerinde dururken, ‘‘Sivil toplum örgütlerini belli standartlara sokmaya çalışmak çok yanlış bir şey’’ diyor. ‘‘Aslına bakarsanız bu devletin zihniyeti ‘yapsınlar ama ben standartlarımı koyayım’ düşüncesi. Ben sivil toplumun ne olduğunun daha yeterince anlaşılmamış olduğunu düşünüyorum.’’ Yükseköğretimdeki sorunlar, otoriter yapılanma da bu çerçevede ele alınıyor. ‘‘Kadındaki yapıcı gizil güç ve gelenekler’’ çok somut ve vurucu örneklerle bireyin hakları üzerine odaklanıyor. Saylan ve İpşiroğlu, toplumun en çok ezilen kesimini oluşturan kadınlar ve çocuklarla ilgili sorunları tartışırken eğitimsizlik, yoksulluk, feodal yapılanma, gelenekler ve de çokkültürlü yaşam adına giderek tırmanan dinsel baskılar üzerinde duruluyor. Otoriter sistemin, gericiliğin gölgesinde sıkışıp kalan çocuk hakları, kadın hakları bu söyleşinin önemli bölümlerinden birini oluşturuyor. On sekiz yaşından küçük çocukların dini baskılarla büyütülmesi ve güdümlenmesinin çocuk haklarıyla bağdaşmadığının bir kez daha altını çiziyor Türkan Saylan; ‘‘Dinin eğitimde belirleyici olması çok sakıncalı bir şey’’ diyor. ‘‘Yüzyıllar gılı Yosma’, İBBŞT), ‘Koreografi’ Yasemin Gezgin, (‘Ferhat ile Şirin’, İBBŞT), ‘Yenilikçi Tiyatro’ Hayalhane, ‘Sürekli Mükemmeliyet’ Haluk Bilginer, ‘Özgün Yeni Oyun’ Gülüşün Güller Açsın, (Boğaziçi Tiyatrosu), ‘Ln. Selim Naşit Özcan Tiyatroya Bir Ömür Onur Ödülleri’ ise ‘Usta Işıkçı’ dalında Nuri Akyol’a, ‘Usta Kadın Oyuncu’ dalında Macide Tanır’a, ‘Genç Ustalar’ olarak da Tansu Biçer, (Transpotting, Semaver Kumpanya) ile Münibe Millet’e (Yanlışlıklar Komedyası, Tiyatro Pera) verildi. ‘Vasıf Öngören Özel Ödülü’ de ‘Altıdan Sonra Tiyatro’ topluluğuna verildi. ‘Asaf Çiğiltepe Tiyatroda Toplumsal Sorumluluk Çizgisi’ ödülü de Ankara Sanat Tiyatrosu’na verildi. Kendilerine ‘Teşekkür etmek’ amacıyla Enver Başer’e ‘‘tiyatronline.com’ sitesindeki özverili çalışmaları’’, Yılmaz Öğüt’e ‘‘MitosBoyut Yayınları, Tiyatro ile ilgili yayınlar ve Oyun Yazma Yarışma sı’’, Sadri Alışık Tiyatrosu’na da ‘‘‘Ağır Roman’, ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ ile sinema yapıtlarını tiyatroya uygulayarak, halkın tiyatroya yakınlaşmasını sağlama çabaları’’, Zafer Diper’e ‘‘Bizim Tiyatro’yla 25 yıldır tiyatro yaptığı için’’, Kamil Kellecioğlu’na Türk Alman Kulübü Tiyatro Grubu’yla yaptığı ‘gurbette tiyatro’ çalışması için, Nehir Çinkaya’ya ‘Sahnedeki Ressam’ adlı oyunu için ödül verilecek. İstanbul’da sahnelenen 62 oyun arasından, jüri üyelerinin başarılı buldukları yapımlardan biri Şehir Tiyatroları’nın oyunu ‘Ferhat ile Şirin’. Suzan Uztan yaşamını yitirdi Ⅵ Kültür Servisi Tiyatro sanatçısı Suzan Uztan önceki gün yaşamını yitirdi. Dün Teşvikiye Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından, Edirnekapı’da toprağa verildi. Tiyatro hayatına 1957 yılında Münih Tiyatrosu’nda stajyer olarak başlayan Uztan, daha sonra sınavları kazanıp Devlet Tiyatrosu’nun sanatçı kadrosuna girdi. Hababam Sınıfı’nda erkek kılığına girerek ‘İnek Şaban’ rolünde oynadı. Ayrıca ‘Çay ve Sempati’, ‘Oliver Twist’, ‘Kaktüs Çiçeği’, ‘Dolap Beygiri’, ‘Pepsi’, ‘Hadi Öldürsene Canikom’ oyunlarında, Tarık Akan’la ‘Eski Moda Komedyen Yalancı Yârim’ sinema filmi ve Ahmet Uğurlu ile ‘Day Day’ televizyon dizisinde rol aldı. Ⅵ AKBANK KÜLTÜR SANAT MERKEZİ’nde 19.00’da Ali Akay’dan ‘Biterken...’ adlı ‘Gilles Deleuze’ sergisi üzerine söyleşi. (0 212 252 35 00) Ⅵ YAPI KREDİ SERMET ÇİFTER SALONU’nda 18.30’da ‘Modernizm Sonrasında Türkiye’de Müzik Üretimi’ başlıklı, Mehmet Nemutlu’nun yöneteceği, Aykut Köksal, Hasan Uçarsu, Özkan Manav’ın katılacağı ‘müzikli söyleşi’. (0 212 252 47 00) Ⅵ AKŞAM SEFASI RESTORAN’da 19.30’da Tan Oral ve Aydın Engin söyleşisi. ( 0 212 243 28 26) ‘Usta Kadın Oyuncu’ dalında Macide Tanır ödüle değer gödüldü. Mehmet Başaran 80 yaşında E nver Ercan’ın genel başkanlığını üstlendiği Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS), Mehmet Başaran’ın 80. yaşını kutluyor. Bugün saat 19.30’da Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde yapılacak olan etkinliğe Hıfzı Topuz, Sami Karaören, Cengiz Bektaş, Öner Yağcı, Şadan Aytanç, Emin Halebak, Erdoğan Kantüre konuşmacı olarak katılacak. Arif Damar, Osman Şahin, Nurullah Can, Erdoğan Ersever’in şiir dinletisi sunacağı etkinlikte İsa Çelik’in ‘Fotoğraflarla Başaran’ ve Orhan Kurtuldu’nun ‘Köy Enstitüleri ve Başaran’ adlı belgeselleri gösterilecek. Mehrizat’ın sunacağı etkinlik, Doç. Dr. Zekeriya Başarslan yönetimindeki Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Müzik Bölümü’nün vereceği konserle sona erecek. (0 216 418 95 49) CUMHURİYET 14 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog