Bugünden 1930'a 5,498,966 adet makale



Katalog


«
»

20 NİSAN 2006 PERŞEMBE CUMHURİYET SAYFA KÜLTÜR kultur࠽cumhuriyet.com.tr UYGARLIKLARIN İZİNDE... OKTAY EKİNCİ 15 ODAK NOKTASI AHMET CEMAL Mimarlık ve kent planlamasında ‘ortak duyarlılıklar’ın kazanılması için çözüm: Mimarlık eğitiminde ‘birliktelik’ Ülkemizdeki şehircilik eğitiminde mimarlıktan; mimarlık eğitiminde de şehircilikten ‘arınma’ anlayışını eleştiriyoruz... ABD’de gelişen bu anlayışın, ‘‘mimarlık ve kent tarihi’’ zenginliğimizle asla bağdaşmadığını anımsatarak diyoruz ki: ‘‘Mimarı kentsel planlamaya, şehirciyi de mimarlığa yabancılaştırmayan bir eğitim sistemini oluşturmalıyız...’’ Bu arayışımıza ‘‘akademik katkılar’’ı da alabilmek için 26 Ocak 2006’da bu köşede bir ‘‘köşecik’’ açtım. Her hafta yinelediğim ‘‘Mimarlık ile kent planlamasını birbirlerinden tümüyle ayıran eğitim sistemi Türkiye’ye uygun mudur?..’’ sorusuna, mimarlık ve şehircilik hocalarımızdan gelen yanıtları, 6 Nisan 2006’ya kadar kesintisiz yayımladım. Yanıtların hiçbirinde bu ‘‘ayrılıkçı’’ sisteme ‘‘uygundur’’ denmediği gibi, kent planlamasını mimarlıktan koparmanın ‘‘tüm ülkeler’’ ve hatta ‘‘ABD için bile’’ kabul edilebilir olmadığını vurgulayanlar da vardı... ‘Şehirci’lerin üslubu ‘Anlaşılmayan Aydınlar’ Kuşağı ve Türk Tiyatrosu (1) Türkiye’nin 1980 sonrasında yaşadığı aydın erozyonu, en yıkıcı etkilerini ‘aydının nitelikleri’ bağlamında sergiledi. Sabahattin Eyuboğlu kuşağının, başka deyişle ‘Türk Aydınlanması’nın temsilcileri olan aydınların geniş halk kitlelerince, ele alınan konular ne kadar ağır ve karmaşık olursa olsun, kolayca anlaşılabilen söylemlerinin yerini, çoğunlukla ne ilk bakışta, ne de son bakışta anlaşılabilen, bulanık söylemler aldı. Bu söylemleri dile getiren ‘yeni aydınlar’, Batı’daki gelişim süreci boyunca da aydın kişinin kurucu nitelikleri arasında yer almış bir niteliği, ne dediği anlaşılır olma niteliğini bir yana bırakıp söylemlerinin var olma koşulunu o söylemleri çoğunlukla ancak kendilerinin çözebilecekleri şifre tufanlarında boğma yolunu seçtiler. Bu türedi aydınlar, Türkiye gibi, Osmanlı’dan miras kapıkulu zihniyetinin egemenliğini henüz her kesimde sürdürmekte olduğu bir ortamda kendi yandaşlarını da bulmakta hiç sıkıntı çekmediler. Çevrelerinde öbeklendikleri türedi aydınların anlaşılmaz olduğunu anlamakla övünen bu yandaşlar, anlaşılması zaten hiçbir anlam içermediğinden ötürü olanaksız söylemleri daha da anlaşılmaz kılmayı misyon bildiler. ૽૽૽ Birikimleri zihinsel süreçlerden geçmenin saydamlaştırdığı sağlam bilgilerden oluştuğu için, kafaları berrak olan, dolayısıyla da bu berraklığı yazılarına ve konuşmalarına da aktarmakta güçlük çekmeyen gerçek aydınlar, bilgisizlikleri ve anlaşılmazlıkları oranında gürültücü de olan bu türedi aydınlar karşısında seslerini giderek daha az duyurabilir oldular ve sonunda iyice suskunluğa gömüldüler. Gelişme bir kez bu noktaya vardıktan sonra anlaşılmaz’ın adının sıra dışı’ya, meramını karşısındakine anlatamama’nın adının karşısındakini zorlama’ya dönüşmesi hiç de zor olmadı. Bugün bu durum, sanata da bulaşmış olması nedeniyle, artık son derece kaygı verici boyutlar almıştır. Modernizm’i doğru dürüst bilmeden ve yaşamadan kendini postmodernist sayabilme, somut üzerinde yeterince düşünmeden, doğrudan soyutlamayla işe başlama, tiyatroda tiyatroseyirci ilişkisi, tiyatronun kendi ortamının kültür dilini yakalayabilmesi vb. gibi en temel bilgiler yerine oturmamışken ‘deneysel’, ‘alternatif’, ‘sıra dışı’ ya da ‘seyirciyi zorlayan tiyatro yapmak’ gibi ucubeler, bugünkü sanat uygulamamızda artık kol geziyorsa, bunun birincil nedeni, sanatın sözcülüğünün de bu türedi aydınlardan olan kişilere kalmış ve bırakılmış! olmasıdır. Hep Batılı olmakla övünen, fakat bu arada o öykündükleri Batı’dan bir takım içini boş bıraktıkları klişelerden başka bir şey alamamış olan bu aydınlar, ülkemizde sanatın ve sanat eserlerinin değerlendirilmesi işine de soyunduklarından bu yana, sanat ile o sanatın seslendiği, daha doğrusu seslenmesi gereken sanat arasındaki uçurum, hızla daha da derinleşmeye koyulmuştur. ૽૽૽ Tarihi boyunca kendisinin taşıyıcı olan toplumlar ve kültürler bağlamında ancak politik olabildiği, başka deyişle o toplumların sorunlarına ve yaşamlarına değgin olarak tutum alabildiği, içinden geldiği kültürün dilini konuşabildiği ve evrenselliğin yolunu ancak bu tür bir yöresellikten başlatmayı ilke bilebildiği oranda tiyatro olabilmiş olan tiyatro sanatı, özellikle seksenli yıllardan bu yana ülkemizde Batı’daki gelişme sürecinin tam tersine toplum için ek bir düşündürtme ve düşünme kulvarı olma hedefini, sayısı çok az birkaç saygın örneğin dışında, bütünüyle bir yana bırakmış, bunun yerine ya insanları düşündürtmeksizin kahkahalara boğmayı ya da tiyatro maskesi altında ‘‘Ben bir şey soyutladım, bil bakalım ne soyutladım’’ sorusuyla zihin kargaşasına sürüklemeyi yeğlemiştir. Yazımın son bölümünde bu durumu örneklemeye çalışacağım. eposta: acem20࠽hotmail.com ahmetcemal࠽superonline.com başkanlarından, Fakülte Dekanı ve köşeciğimizde görüşünü yazdığı için ŞPO tarafından ‘kınanan’ hocalarımızdan Prof. Dr. Emre Aysu’nun önerdiği modelde özetle şöyle kurgulanıyor: Ortak temel eğitim Aynı süreçte, bu sorgulamamızı bir eğitim tartışması olarak değil, ‘‘şehir planlama meslek alanına saldırı’’(!) olarak niteleyen kimi Şehir Plancıları Odası (ŞPO) sözcülerinin ‘‘söylem tarzı’’ ise şöyleydi: ‘‘Planlamaya şaşı bakışlar...’’ ‘‘Şovenist mimarların hezeyanı...’’ ‘‘Mimarların planlama yetkisi hırsı...’’ ‘‘Şehir plancılarına toplu karalama...’’ ‘‘Giderek saldırganlaşan bir kampanya...’’ (Bkz: ŞPO yayınlarındaki açıklama ve yazılar; 25 Şubat 2006 tarihli ‘kınama’ ilanları; 13 Şubat 2006 tarihli basın açıklaması ve Oda Başkanı’nın bülten yazıları...) Hemen tümü bu gibi nitelemeler taşıyan açıklamalar, yukarıdaki ‘‘asıl soru’’ya yanıt olmadıkları gibi, ‘‘düzey ve içerik’’leriyle de tartışmamıza katkı sağlamadığından, köşeciğimizde yer alamadılar... Benzer söylemle ‘‘polemik yarışı’’na ise hiç girilmedi. Bundan ötürü ‘‘Cumhuriyet gazetesini ve köşeciğe yazan hocalarımızı kınama’’ ilanlarına bile sessiz kalmak yeğlendi... ‘Eğitim Kurultayı’nın dileği ürkiye’nin tüm bölgelerindeki geleneksel mimari ile tarihten gelen kent dokuları arasında, birbirlerini gözeten ve tamamlayan kimlik ve kültür bağları var. Uygarlıkların bize armağanı olan bu büyük dersi gözardı ederek, yapı ve mekan tasarımı ile kentsel planlamayı bütünüyle ayrıştıran bir mimarlık ve kentsel planlama eğitimini bu ülkeye yakıştıranlar, yanlışlarında inat ve ısrar etmek yerine, özeleştiri yapma durumunda değiller mi? T Mimarlık ve kentsel planlamanın ‘‘ortak bir mimari eğitim’’ ve ‘‘ortak bir kültürel altyapı’’yla ancak ‘‘mimarca’’ ve ‘‘uygarca’’ yaşama geçebileceği gerçeğinin en özlü değerlendir meleri, 2005’in Aralık ayında 3.’sü gerçekleşen ‘‘Mimarlık ve Eğitim Kurultayı’’nda yapıldı... ABD kaynaklı planlama eğitimini eleştirdiğimiz için adeta ‘‘küsen’’ ODTÜ dışındaki hemen tüm mimarlık fakültelerinden ‘‘geniş bir akademik katılım’’la gerçekleşen kurultayın Sonuç Bildirgesi’nde şu vurgulama var: ‘‘Kentlerimizi kimliksizleştiren; tarihsel mirasın tahrip ve yok olmasının yanı sıra çağdaş mimarlığın sanatsal ürünlerine de engel olan bu ‘mimarlık yoksunu’ imar düzeni, sadece mimarların değil toplumun en temel sorunlarından biri olmasına rağmen adeta umursanmamaktadır...’’ Bildirgenin ‘‘Mimarlıkta Uzmanlaşma’’ bölümünde ise özetle şu değerlendirmeler yer alıyor: ‘‘Mimarlık, özünde bir mekânsal tasarım sanatı olarak ve sadece yapıların değil, kullanıcıların da çevresel ve kentsel ilişkilerinin kurgulanmasına yönelik çağdaş mesleki sorumlulukları da içerir. Ülkemiz eğitim düzeninde ise örneğin ‘kentsel planlama’, ‘peyzaj mimarlığı’, ‘iç mimarlık’ gibi özel uzmanlık alanlarının da temelinde mimarlık kültürü ve sanatının bulunması gerektiği gerçeği giderek unutulmaktadır. Planlama ve tasarıma yönelik tüm bu meslek alanlarının, lisans eğitiminde mimarlık fakülteleri içinde; uzmanlığa yönelik konularda da ayrı bir enstitü içinde, ama mutlaka bütünsellik içinde yapılanmaları gerektiği, kurultayın ortak dileğidir...’’ İşte bu dileğin, eğitim yapılanmasındaki ‘‘mimarlıkplanlama’’ ilişkisi de eski YTÜ Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Mimar ya da kent planlamacısı olmak isteyen lise mezunları, ayrı ayrı bölümlere ayrı puanlarla değil; sanat ve tasarım eğitimi için gerekli ‘‘yetenek sınavı’’nı da vererek ‘‘mimarlık fakülteleri’’ne ‘‘birlikte’’ giriyorlar. İlk iki ya da üç yıl, genel mimarlık ve kent kültürü, uygarlık tarihi, temel tasarım, mekân bilgisi ve planlama kavramı gibi ‘‘ortak’’ dersler ‘‘birlikte’’ görüldükten sonra kalan yıllar, öğrencinin ‘‘tercih’’ edeceği ‘‘uzmanlaşma eğitimi’’ne ayrılıyor. Böylece ‘‘uzmanlıkları’’na göre ‘‘mimar’’ ya da ‘‘kent plancısı lisansı’’yla mezun olanlar, ‘‘her iki alanda da eğitilmiş’’ mimar ve plancılar olarak hizmet veriyorlar... Modelin bu kısa tanımına ilişkin ayrıntılı değerlendirenleri, farklı önerileri ve benzer arayışları artık ‘‘mesleki yayınlar’’a bırakıyorum. Ancak görüldüğü gibi tartışmamızın temelinde ‘‘şehir plancılarının meslek alanına saldırı’’ yok. Sadece ‘‘mimarisiz planlama eğitimine eleştiri’’ var. Buna rağmen ŞPO’daki tepkilerin ‘‘neden’’lerini sorduğum hocalar ise şu yanıtı veriyorlar: ‘‘Alınan eğitimin yanlışlığını kabul edebilmek zor geliyor olmalı...’’ Aynı zorluk, son yıllardaki ‘‘planlamasız mimarlık eğitiminin yanlışlığı’’ açısından mimarlar için de geçerli değil mi? Sözü, ülkemizde mimarlığın ve kentsel planlamanın ‘‘ortak bilge’’si; Mimarlar Odası’nın 1954’teki kurucularından; aynı yıllardaki İTÜ Şehircilik Kürsüsü’nün efsanevi başkanı; Berlin ve Viyana üniversitelerinde de şehircilik dersleri veren; çok sayıda kentimizin plancısı; şehircilik eğitimimizin anıtsal ismi; hocalarımızın hocası, yakın geçmişte yitirdiğimiz Prof. Kemal Ahmet Aru’ya bırakıyorum: ‘‘Benim şehirciliğim de Emin Onat’tan menkuldür. Ben hiç şehirci unvanını kullanmadım. Ben mimarım; onu da beraber yaptım. Prof. Gustav Oelsner de öyle derdi. Oelsner çok ilginç bir adamdı; çok zarif bir insandı; ‘Mimar isterse şehircilik yapabilir, şehirci muktedirse mimarlık yapabilir’ derdi.’’ (K. A. AruAnılar) Farklı ‘çizgi’ler başkentte buluşuyor Leyla Gencer Şan Kültür Servisi 12. Uluslararası Ankara Karikatür Festivali yarın başlıyor. 24 Nisan’a dek sürecek olan festivalde, çocukların çizdikleri karikatürlerden ve çocuklar için çizilmiş karikatürlerden oluşan karikatür sergileri açılacak, çocuklar için karikatür çizim atölyesi, workshop düzenlenecek ve çizgi film gösterileri yapılacak. Yarın saat 11.00’de Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Galerisi’nde yapılacak açılış töreniyle başlayacak festival yıl sonuna kadar da yurtiçi ve yurtdışında çeşitli kentlerde yinelenecek. Festival sırasında açılacak ‘Uluslararası 777 Karikatür Yarışması’ sergisi, ‘Ulusal 717 Karikatür Yarışması’ sergisi, Polonyalı Karikatürcülerden Çocuklara (Polonya), Oya MasaracıBuğra Boztaş, PİŞTMANİYE Karikatür Gurubu (İzmit) karma karikatür sergileri, Mustafa EremektarMISTIK, Liu Manhua (Çin), Carlos Alberto da Costa AMORIM (Brezilya), Kiyarash Zandi’nin (İran) çocuklar için hazırladıkları kişisel sergileri on beş gün süreyle izlenime sunulacak.Festival kapsamında yer alan Uluslararası 777 Karikatür Yarışması’na 58 ülkenin karikatür ustaları çocuklar için toplam 812 karikatür çizip gönderdiler. Karikatüristler Tan Oral, İzel Rozental, Kamil Masaracı, Marek Wojciech Chmurzynski (Varşova Karikatür Müzesi Müdürü), Prof. Dr. Efser Kerimoğlu (psikiyatr), Celal Musaoğlu (yayıncı), Nezih Danyal’dan oluşan yarışma seçici kurulu Todoroviç Bobisa’nın (SırbistanKaradağ) karikatürünü 2000 dolarlık ‘777 Ödülü’ne değer buldu. Çocuklardan 573 karikatür Yine festival kapsamında yer alan Ulusal 717 Karikatür Yarışması’na ise ülkemizin çeşitli kentlerinden çocuklar toplam 573 karikatür çizip gönderdiler. Karikatüristler Tan Oral, İzel Rozental, Kamil Masaracı, Prof. Dr. Efser Kerimoğlu (psikiyatr), Üstün Alsaç (karikatür araştırmacısı), Emrah Kırımsoy (Sosyal Hizmet Uzmanı), Nezih Danyal’dan oluşan yarışma seçici kurulu Ekin Özeskici’nin karikatürünü 1000 YTL’lik ‘717 Ödülü’ne uygun buldu. Etkinlikler, Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Galerisi, Goethe Instıtut Sergi ve Toplantı Salonu, Türk İngiliz Kültür Derneği Sergi ve Toplantı Salonu, umag Sergi Salonu, Milli Piyango Sanat Galerisi, Kavaklıdere Sanat Galerisi’inde yapılacak. SON KATILIM 19 MAYIS Yarışması’na başvurular başladı Kültür Servisi 20. Sofia Genel Müdürü Helyüzyılın en büyük divala ga Schmidt ve Monte rından Leyla Gencer ön Carlo Operası Genel Müderliğinde ilk kez 1995 yı dürü John M. Mordlında düzenlenen ‘Leyla ler’den oluşuyor. Leyla Gencer Şan YarışGencer Şan Yarışması’ uzun bir aradan sonra bu ması, 30 Ağustos 2006 tayıl tekrar düzenlenecek. rihinde Aya İrini MüzeDoğuş Grubu ve Garanti si’nde finalistlerin BoruBankası sponsorluğunda, san İstanbul Filarmoni OrTC Dışişleri Bakanlığı’nın kestrası eşliğinde jüri üyedesteği ve Borusan Hol leri tarafından belirlenen ding’in katkılarıyla ger aryaları izleyici karşısında çekleştirilecek olan 4. seslendirecekleri final gecesiyle sona erecek. Leyla Gencer YarışŞan Yarışması, maya, İstanbul Kül1832 yaş tür Sanat Vakaralığınfı ve La Scala daki (30 Tiyatrosu Ağustos Sahne ve Gös1974’ten teri Sanatları sonra doAkademisi ğanlar) Vakfı işbirliher milliğiyle 2530 yetten ve Ağustos tases grurihleri arabundan sında İstanşancılar bul’da yapıkatılabilir. lacak. Leyla Genİstancer Şan Yabul’da yarış Leyla Gencer rışması’na maya katılkatılacak maya hak kazanan adaylar, Leyla Gencer’in adayların, www.leylagenbaşkanlığında La Scala Ti cer.org adresinden temin yatrosu’nda oluşturulacak edecekleri başvuru formÖn Eleme Jürisi’nin de larını orijinal dilinde sesğerlendirmesi sonucunda lendirilmiş yalnız iki opebelirlenecek. Yarışmanın ra aryasının CD, video vejürisi; Leyla Gencer, La ya ses kaydıyla birlikte en Scala Tiyatrosu Genel geç 19 Mayıs 2006 Cuma Müdürü ve Sanat Yönet gününe kadar ‘‘Fondazimeni Stephane Lissner one Accademia d’arti e (Jüri Başkanı), Borusan İs Mestieri dello Spettacolo tanbul Filarmoni Orkest Teatro alla Scala, Via rası Şefi ve Devlet Sanat S.Marta, 18 20123 Miçısı Gürer Aykal, İstanbul lano’’ adresinde bulunan Devlet Opera ve Balesi yarışma genel sekreterliği Baş Rejisörü Yekta Kara, ne göndermeleri gerekiPomeriggi Musicali di Mi yor. Yarışmaya katılım lano Orkestrası Sanat Yö için herhangi bir katılım netmeni Gianni Tanguc ücreti alınmayacak. ci, Palau de les Arts Reina (0 212 334 07 80) MALTEPE ÜNİVERSİTESİ Dans etmeye hazır mısınız? Kültür Servisi 1982 yılında UNESCO Uluslararası Tiyatro Enstitüsü Dans Komitesi’nce başlatılan ‘29 Nisan Dünya Dans Günü’ kapsamında, Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi 26 28 Nisan 2006 tarihleri arasında ‘Maltepe Dans Günleri’ adlı bir etkinlik düzenliyor. 3 gün sürecek etkinlik süresince, dünyada ve Türkiye’de çekilen dans filmi gösterimleri, çeşitli dans fotoğrafı sergileri, slayt gösterimi eşliğinde gerçekleştirilecek konferanslar ve çalıştay kapsamında dans gösterileri sunulacak. Etkinlikte, dans sanatının diğer sanat dalları ve akademik disiplinlerle yakın ilişkileri de ele alınacak. Yapımcı Muzaffer Evci, ODTÜ Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Ünal Nalbantoğlu, Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Öğretim Görevlisi Osman Ürper, Yıldız Teknik Üniversitesi Modern Dans Programı Öğretim Görevlisi Zeynep Günsür, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV ve Sinema Bölümü Araştırma Görevlisi Alaattin Kanlıoğlu ve Modern Dans Topluluğu Dansçısı Deniz Alp gibi isimler, kendi alanlarındaki birikimlerini Maltepe Üniversitesi öğrencileri ile paylaşacak. (0 216 626 10 50/1830 berdem@maltepe.edu.tr) Festivale İran’dan katılan Kiyarash Zandi’nin karikatürü. CUMHURİYET 15 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog