Bugünden 1930'a 5,448,242 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 15 NİSAN 2006 CUMARTESİ 8 TÜRKİYE İstanbul Edirne Kocaeli Çanakkale İzmir Manisa Aydın Denizli Zonguldak Açık İstanbul HABERLERİN DEVAMI PB PB PB PB PB PB B Y B 18 21 19 18 23 24 25 22 15 Sinop Samsun Trabzon Giresun Ankara Eskişehir Konya Sıvas Antalya Y B Y Y Y B Y Y Y 14 15 16 17 22 19 21 22 22 Adana Mersin Diyarbakır Şanlıurfa Mardin Siirt Hakkâri Van Kars Y Y Y Y Y B B B Y 22 25 26 29 26 26 22 19 20 Trabzon Ankara İzmir Hakkari Antalya Adana Ş.Urfa Erzurum Bütün bölgelerimiz parçalı ve çok bulutlu, Akeniz, İç Anadolu’nun güney ve doğusu, Batı Karadeniz’in doğusu, Orta ve Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu’nun kuzey ve batısı, Güneydoğu Anadolu’nun batısı ile Muğla, Denizli ve Afyon çevreleri sağanak ve gökgürültülü sağanak yağışlı geçecek. Hava sıcaklığı yağış alan yerlerde azalacak, diğer yerlerde 3 ila 5 derece artacak. DIŞ MERKEZLER Oslo Helsinki Stockholm Londra Amsterdam Brüksel Paris Bonn Münih B B Y Y Y Y Y Y Y 11 3 12 15 15 16 14 14 15 Yağmurlu Stockholm Berlin Budapeşte Madrid Viyana Belgrad Sofya Roma Atina Zürih Y PB Y Y PB B PB B Y 15 19 20 18 20 21 18 22 20 Moskova Aşkabat Astana Taşkent Baku Bişkek Tiflis Kahire Şam Karlı Y B B B B PB Y B Y 11 27 21 28 32 21 8 25 30 Londra Berlin Moskova Belgrad Madrid Ankara Taşkent Tahran Kahire Sulu kar Gök gürültülü Parçalı bulutlu Sisli Bulutlu Çok bulutlu GÜNCEL CÜNEYT ARCAYÜREK Ⅵ Baştarafı 1. Sayfada ticai tehdit kaygı verici boyutlara ulaşmıştır. Türkiye’nin bu tehdide karşı en büyük güvencesi laik düzendir.’’ Bu saptamaya karşı Başbakan Yardımcısı Şahin ne diyor: ‘‘Laik rejimi korumada biz de Cumhurbaşkanı kadar duyarlıyız.’’ Doğruları ifade etmese de; bu, ‘‘bir ilerleme’’ değil mi? Oysa, Şahin’in bu cümlesinde iki sözcük eksik. ‘‘‘En az’ Cumhurbaşkanı kadar’’ laik rejimi korumada kararlı olduklarını söyleyebilirdi. Hatta ‘‘Cumhurbaşkanı’ndan daha da duyarlıyız’’ da diyebilirdi. Neden? Zira bu iktidar, bu hükümet yapmadıkları, inanmadıkları gerçekleri yapmış, inanmış gibi göstermekte fazlasıyla mahir, üstelik usta. Şahin’den anlıyoruz ki; hükümet için akıllarının ucundan geçmeyen irtica ile mücadele her sorunun önünde geliyor. İşittik ve tabii inanmadık! M.A. Şahin böyle olduğunu kanıtlamak için RTE’nin çoook değerli, toplumsal ve siyasal İslami yolda akıl hocası Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer’i gösterebilirdi. Cumhuriyetin gününü doldurduğunu, artık İslam koşullarında bir devlet yapısına gereksindiğimizi uçar gider diye sözle de değil, yazıyla açıklayan Başbakanlık Müsteşarı! ૽૽૽ İrtica peşinde koşanların ortaya koyduğu aynı sahneleri izlemekten usandım. Demirel 9. Cumhurbaşkanı iken Erbakan hükümetinin irticaya prim veren davranışlarını eleştiren konuşmalar yaptı. Başbakan Erbakan’ın Yardımcısı Tansu Çiller koşar adım Çankaya’ya geldi ve... Cumhurbaşkanı’na ‘‘Elinizdeki bilgileri, belgeleri verin, hükümet olarak ‘irticaya karşı’ gerekeni yapacağız’’ dedi. İrticaı Başbakanlık Konutu’na taşıyan bir Başbakan vardı iktidarda ve asıl amacı irticaı Türkiye’de yaşatmak olan bu hükümet, Cumhurbaşkanı’ndan isim ve belge istiyordu. Kafa aynı kafa. Yöntem aynı yöntem. Yıllar sonra RTE hükümetinin Başbakan Yardımcısı da; ‘‘Cumhurbaşkanı’nın elinde irticai faaliyetler içinde bulunduğu tespiti yapılan kişiler varsa... beni Çankaya Köşkü’ne davet ederek bildirmesini arzu ederdim’’ diyor. İnsaflı olalım. Dünle bugün arasındaki bir fark yok değil, var. Çiller Köşk’e çıkıp isim ve belge istedi. Şahin bu zahmete girmeden makam odasından Çankaya’dan irticai faaliyetlerde bulunanların listesini istiyor. ૽૽૽ RTE’nin laik devlete saygılı gibi görünüp laiklik ilkesini dinamitleyen her hareketi görmezlikten gelmesi, hatta destekler olması... AKP’li kadroların, örneğin kimi belediyelerin laikliği rafa kaldıran kitapçıklar bastırması, laikliği taşınmaz bir yük olarak görmeleri, göstermeler... en başta milli eğitimin gerici öğelerin saldırısıyla asli görevinden ve içeriğinden yoksun duruma getirilmesi... üniversiteleri medrese düzenine dönüştürmek için (Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi bir örnek) bugünkü laik kadroların hemen altında zamanın gelmesini bekleyen türban eşli kadrolar oluşturulması... ne yapmayı istedikleri türbanlı eşleriyle kanıtlanan bakanların şimdilik hareketsiz duracak, ama günü geldiğinde belki de sarıkları, cüppeleriyle meydana çıkıp, laik Cumhuriyete meydan okuyacak olan yüz binlerce amaçlarına uygun elemanları devlet kadrolarına yerleştirmeleri.. ve bütün bu gelişmelere, laikliği sinsice yöntemlerle bitirmeye azmedenlere hareket emrini veren şu cümleler: ‘‘Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor. Yani bu millet istedikten sonra, tabii elden gidecek yahu!’’ ve altındaki imza... RTE! İrtica yolunda olanları kanıtlamak için bu cümleden başka belgeye gerek var mı? Çevre kirliliğinin olumsuz sonuçları ileriki yıllarda daha fazla hissedilecek GÜNDEM Ⅵ Baştarafı 1. Sayfada MUSTAFA BALBAY Koca ülke çöplük oldu ZEYNEP ŞAHİN ANKARA İstanbul’da ortaya çıkan variller Türkiye’deki çevre kirliliğini bir kez daha gündeme getirdi. Atıklarını bile imha edemeyen Türkiye diğer yandan nükleer enerji santralı kurmaya hazırlanıyor. Uzmanlar tarafından sıkça dile getirilen söylem, Türkiye’nin ‘‘zehirli atık cenneti’’ olduğu ya da ‘‘kimyasal atık çöplüğüne’’ dönüştüğü yönünde. Bu kapsamda İspanya bandıralı Ulla gemisinin batışından asbestli hurda gemilerin sökümüne kadar birçok nokta, insan, hayvan ve bitki sağlığı açısından özellikle ilerleyen yıllar için tehlike oluşturuyor. Karadeniz’in dibinde ve Sinop ile Samsun’daki depolarda İtalyan menşeli zehirli variller 19 yıldır bek liyor. İskenderun Limanı’nda 4 yıl bekledikten sonra 6 Eylül 2004’te batan Ulla gemisi için ancak 8 Mart 2005’te ihaleye çıkılırken, Liberya bandıralı Amorito gemisi Ulla’yı çıkarmak için aylar sonra geldi. Geminin sadece bir bölümü çıkarılırken, kalan yük çok katılaşması gerekçe gösterilerek, denizin dibinde bırakıldı. Asbestli gemi sökümü İzmir Aliağa’daki gemi söküm tesisleri ise özellikle asbest içeren hurda gemilerin çevreye verdiği zararlar açısından yıllardır tartışılıyor. Greenpeace raporları halen Akdeniz’de Türkiye’den başka hiçbir ülkenin büyük çaplı gemi sökümü yapmadığını gösteriyor. Greenpeace, Türkiye’nin kâğıt üzerinde bu türdeki tehlikeli atık ticaretine karşı kendini koruyabil diğini ancak Tehlikeli Atıkların İthalinin Yasaklanması’na ilişkin düzenlemenin, ithal edilen hurda gemilere uygulanmadığını vurguluyor. Örgüt, her yıl hurda gemilerle Aliağa Limanı’na boşaltılan asbestli malzeme miktarının ise 300 ton olduğunun altını çiziyor. Öte yandan 2004’te Denizcilik Müsteşarlığı tarafından yayımlanan Gemi Sökümü Yönetmeliği, 2006 sonuna kadar gemi sökümü yapan şirketlerden taahhütname alınmasını öngörüyor ancak gemilerin denizde parçalanması ve dolayısıyla atıkların denize ve toprağa karışması anlamına gelen ‘‘gemilerin baştankara ve kıçtankara edilerek sökülmesine’’ izin veriliyor.Son dönemde ortaya çıkan bir başka konu ise Irak savaşının binlerce tonluk hurdasının kamyonlarla Türkiye’ye getirilmesi ve eritilerek inşaat demirine dönüştürülmesi oldu. Hurdalarda, geçen aylarda radyasyon tespit edildi. Tepkiye neden olan asıl konu ise Türkiye’nin demir üretiminde hurdaların büyük yer tutması oldu. Atıklar doğaya Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe tarafından da dile getirilen temel sorunların bir diğeri, sanayi kuruluşlarının çok büyük bir bölümünün atık arıtma tesisine sahip olmaması. Bu yolla zehirli atıkların yüzde 8090’lık bir kısmı doğaya bırakılırken, sanayi kuruluşlarının bir kısmı ise maliyetli bir iş olmasından dolayı mevcut arıtma tesislerini çalıştırılmayarak daha ‘‘ucuz’’ bir yöntem olan doğaya bırakmayı tercih ediyor. Tuzla’da dedektörlerle yapılan aramalarda 50 atık varili daha bulundu Her yerde ölüm varilleri ÖZLEM GÜVEMLİ GELECEK HAFTA MECLİS’TE Yasa 10 yıl bekletildi EMİNE KAPLAN İstanbul Çevre ve Orman İl Müdürlüğü ile İZAYDAŞ ekipleri, Tuzla’nın Orhanlı ve Aydınlı beldesinde atık varillerin bulunduğu alanlarda çalışma yaptı. Orhanlı’da emniyete alınmış bölgede dedektörlerle yapılan aramada, içerisi kimyasal atık dolu bir çuval ve 50’yi aşkın varil bulundu. Orhanlı Beldesi Mescit Mahallesi’nde varillerin bulunduğu alanda dün sabah saatlerinde dedektörlerle arama yapıldı. Buradaki çalışmalara katılan İl Çevre ve Orman Müdürü Mehmet Emin Birpınar, alınan numuneleri TÜBİTAK’a göndereceklerini belirterek çalışmaların yavaş ilerlemesinin hassas davranılmasından kaynaklandığını söyledi. Birpınar, tespitler bittikten sonra salı günü varilleri çıkarıp İZAYDAŞ’a götüreceklerini ifade etti. İZAYDAŞ Genel Müdürü Recep Bilal Şengün de önce bölgede ne kadar varil olduğunu tespit edeceklerini belirterek ‘‘Varillerin 2005’ten önce atılması mümkün değil. Farklı atık maddeleri tespit ettik.Asfalt molozuna kadar her şey var. Burası adeta firmaların moloz atıkları yeri haline gelmiş. Bunlar kristalize olmuş atıklar. Burada gördüğümüz olay tamamen çevre katliamı’’ dedi. Şimdiye kadar içerisi kimyasal atık dolu bir çuval ve 25 adet bidon bulduklarını dile getiren Şengün, ‘‘Bulduklarımız ilk bulunan fıçılardaki karakterizasyona benzeyen atıklar. Bu bölgeye olduğu gibi serpiştirilmiş’’ diye konuştu. Önceki gün seraların 100 metre yakınında bulunan 4 atık varilinden de numune alındı. Sabah saatlerinde çevredeki yurttaşların ve gazetecilerin rahatlıkla girebildiği bölgeye İstanbul Valiliği’nin emri ile girişler yasaklandı. İZAYDAŞ ekipleri Tuzla’nın Orhanlı beldesinde atık varillerinin bulunduğu alanda çalışma yaptı. (AA) Pepe’den kaçamak yanıtlar İstanbul Haber Servisi Bazı açılışlara katılmak üzere Gebze’ye gelen Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe de çarşamba günü zehirli varilleri atan firmayı bildiklerini söylemesine karşın dün konuyla ilgili kaçamak yanıtlar verdi. Gazetecilerin firmanın adını sormasına sinirlenen Pepe, ‘‘Biz devleti temsil ediyoruz, söylentilere göre hareket edemeyiz. Sorumluluklarımız var. Belgelere dayalı bilgi vermek zorundayız. Ben size firmanın ada, parsel numarasını söyleyemem arkadaşlar’’ dedi. Pepe, Şekerpınar Belediye Başkanı Cemalettin Balcı’yı hedef alan sözlerini de yalanladı.Şekerpınar Belediye Başkanı Cemalettin Balcı da Bakan’ın kendisini hedef almadığını belirterek ‘‘Tuzla’daki varillerle ilgili suçlanan Unifar firmasına geçen yıl, atıkları dereye boşalttıkları için 14 bin 300 YTL para cezası uyguladık. Variller de bu bölgeden çıkmadı. Ancak, varilleri bıraktığı iddia edilen firma beldemizde olduğu için, yanlış anlaşılma oldu’’ dedi. Bu da soru mu canım!.. Tabii ki, çatıdan. Zaten bir bina yaparken bile öyle olmuyor mu, önce çatı yapılıyor, sonra çatının altına duvarlar inşa ediliyor. Duvar da bitti mi, altına temel kazılıyor. Eğer gerçek reformun böyle inşa edilmediğini düşünüyorsanız, AKP’yi anlamamışsınız, çağın gerisinde kalmışsınız, demektir! İşin kara mizahı bir yana, hükümet gerçekten önce çatıyı birleştirdi. Artık tüm sosyal güvenlik kurumları tek çatı altında. Tabelalar birleşiyor ama, sosyal güvenlik sistemi gerçek anlamda birleşebilecek mi? Bizce zor görünüyor. Bu tür yasalar yapılırken yolda olmadık ayrıcalıklar yaratılır ve işin ruhu kaybolur. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu’nun diyalog arayışına, kendisini doğrudan ilgilendiren konulardaki iyi niyetine saygımız var ama, AKP’nin yasa yapma ruhundan da kaygımız var. Zaten bu kaygı daha yolun başında ortaya çıktı. Muhalefeti hiçe sayıp yasaya koyuldular. Bu durumda her şeyden önce yasanın kendisinin güvenliği yok! ૽૽૽ Başesgioğlu ile ilgili düşüncemizi aktardıktan sonra sorumlu olduğu bakanlığın önümüzdeki dönem karşı karşıya kalacağı durumu da özetlemezsek, eleştiri hakkımızı kullanmamış oluruz: Çatışma ve Sosyal Gerginlik Bakanlığı! Sosyal güvenlik kurumlarının elden geçirilmesi, günümüz gerçeklerine uyarlanması gerekmiyor muydu? Elbette gerekiyordu. Ama AKP bu tür yasalarda 2 doğru yapıyor, 5 yanlış. Doğal olarak o 5 yanlış, 2 doğruyu alıp götürüyor! CHP, genel kurulu terk etti, AKP’yi bir bakıma kaderiyle baş başa bıraktı. CHP’nin parlamento içi muhalefetle yetinmemesi, dışıyla da kucaklaşabilmesi gerekiyor. Önceki gün yapılan açıklamalar bunun gereğinin kavrandığını gösteriyordu. Bu anlamda iki konunun izleyicisi olacağız: 1 CHP’nin konuyu topluma mal etme çalışmaları. 2 Sosyal güvenlikle doğrudan ilgili kurumların, derneklerin, sendikaların işlevini yerine getirip getirmediği... ૽૽૽ Sosyal güvenlikle ilgili iki temel rakamı aktarmak konunun çarpıklığını anlatmaya yeter: 1 Sosyal güvenlik sisteminin sağlıklı işleyebilmesi için 1 emekliye karşılık 5 prim ödeyenin bulunması gerekir. Kırmızı çizgi 4’tür. Türkiye’de 1 emekliye karşılık gerçek anlamda prim ödeyen 1.5 çalışan var! 2 Sistemin rayına oturduğu ülkelerde emekli maaşları arasındaki fark 3 kattır. Türkiye’de 7 kat! Konunun gerçekten el atılması gereken yerleri bunlar. Kayıt dışıyla mücadele edemeyen, daha doğrusu etmeyen hükümet çareyi her şeyi bir torbaya doldurmakta ve emeklilere verilen parayı değişik yöntemlerle azaltmakta buluyor. Hükümet 4 saatte çatıyı tamamladı. Tutmayın artık... Önce çatı sonra temel... Gayri her şey muhtemel! ankcum࠽cumhuriyet.com.tr Nükleerde ‘Al ya da öde’yöntemi Ⅵ Baştarafı 1. Sayfada bunu da PPP (private public partnershipözel sektör kamu ortaklığı) denilen bir yöntemle uygulayacaklarını söyleyerek ‘‘Üretilecek elektriğin satış miktarı, diyelim ki yüzde 85’in altına düşerse, yüzde 65’e düşene kadar bunu biz karşılayacağız. Yüzde 85’in üstü özel sektörün kazancı olacak’’ şeklinde açıklamıştı. Nükleer santralı kuracak firmanın ihale ile seçilmeyeceğini de vurgulayan Bakan Güler, ‘‘Maliyet ve süreci ise yatırımcılarla birlikte belirleyeceğiz. Karşılıklı olarak işi yapacak kişilerle oyunun kurallarını oluşturuyoruz’’ diye konuşmuştu. Edinilen bilgiler ışığında, mevcut mevzuata göre şu anda bir teklif alıp irdeleme yetkisi bile olmayan hükümetin, işi yapacak özel sektör grubunun belirlenmesi amacıyla bir yarışma yapılabilmesi için mevzuat değişikliği gerekecek. Anavatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Emin Şirin, hükümetin nükleer santral ihalesini seçimden önce mutlaka bitireceğini belirterek ‘‘Çünkü bu işlerde komisyon asgari yüzde 15’’ dedi. Şirin ‘‘Ortada linyit ANKARA Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, Tuzla’da toprağa gömülü olarak bulunan zehirli varillerle ilgili ‘‘Mevzuat yetersiz, mevcut Çevre Yasası’nda cezalar kuşa dönmüş. 13 kat azaltılmış para cezalarıyla insanlığın ortak geleceğine ihanet edilmektedir’’ açıklamasını yaparken; cezaları arttıran Çevre Yasa Tasarısı, 10 yıldır TBMM gündeminde bekliyor. Bir ay önce tasarıyı çıkarma kararı alan AKP hükümeti, daha sonra tasarının görüşmelerini erteledi. Zehirli varil olayından sonra harekete geçebilen hükümet, tasarıyı ‘‘temel yasa’’ olarak TBMM’den geçirmeyi kararlaştırdı.Tasarı, özetle şu düzenlemeleri öngörüyor: ⅷ Çevrenin kirlenmesinin önlenmesi için yapılan harcamalar, kirleten ve bozulmaya neden olan tarafından karşılanacak. ⅷ Yüksek çevre kurulu oluşturulacak. ⅷ Hava kirliliğine neden olan tesisleri, izin almadan kuran ve işleten veya iznin iptal edilmesine karşın kurmaya ve işletmeye devam edenlere 12 bin YTL, emisyon miktarlarının sınırları aşması durumunda 24 bin YTL, hava kirliliğine neden olan konutlarda her bağımsız bölüm için 150 YTL para cezası verilecek. ⅷ Atık alım, ön arıtma, arıtma veya bertaraf tesislerini kurmayanlar ile kurup da çalıştırmayanlara 30 bin YTL, yasak atıkları toprağa verenlere 12 bin YTL para cezası uygulanacak. ⅷ İçme ve kullanma suyu koruma alanlarına, kaynağın kendisine ve bu kaynağı besleyen yerüstü ve yeraltı sularına, sulama ve drenaj kanallarına atık boşaltanlara 24 bin YTL; ithal edenlere 30 bin YTL; tehlikeli atıkları ülkeye sokanlara 1 milyon YTL; tehlikeli atıkları ön bildirimde bulunmadan ihraç eden veya transit geçişini yapanlara 1 milyon YTL para cezası verilecek. ⅷ Bakanlar Kurulu cezaları 10 katına kadar arttırabilecek. ‘Nükleer enerjiye gerek yok’ EMO Başkanı Ulusaler, nükleer lobilerin Türkiye’de, daralan pazarlarına yer açmaya ve atıklarına çöp deposu aramaya çalıştıklarını vurguladı Haber Merkezi Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) AKP hükümetinin Sinop’a nükleer santral kurma kararını eleştirerek ‘‘Türkiye’nin nükleer santrala ihtiyacı yok’’ dedi. Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Ulusaler, Türkiye’ye nükleer santralın kurulmak istenmesini, ‘‘sebze bahçesi olan birinin milyarlarca para verip eczaneden vitamin hapı alması’’ örneğine benzetirken EMO Ankara Şubesi’nden yapılan açıklamada da Çernobil faciasının yıldönümü olan 29 Nisan’da Sinop’ta bir miting düzenleneceği kaydedildi. EMO Yönetim Kurulu Başkanı Ulusaler, EMO İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Küçük ile birlikte Kültürpark Fuar Alanı’nda düzenlediği basın toplantısında, Dünya Enerji Ajansı verilerine göre, nükleer enerjinin dünyadaki toplam enerji içindeki payının yüzde 16 olduğunu belirterek bu rakamın 10 yıl sonra yüzde 10 seviyelerine düşeceğini kaydetti. Türkiye’nin 2020 yılında enerji ihtiyacının 310 milyar kilovatsaat olacağını savunan Ulusaler, hidrolik, kömür, rüzgâr, jeotermal ve güneş gibi yenilenebilir kaynakların potansiyelinin, 482 ila 569 milyar kilovatsaat olduğunu, enerji açığının özkaynaklarla çözülebileceğini söyledi. ABD’nin ve AB ülkelerinin nükleer enerjiden kaçtığını belirten Ulusaler, şöyle konuştu: ‘‘Türkiye’nin nükleer enerjiye ihtiyacı yoktur. Bu tamamen nükleer lobilerin daralan pazarlarına yer açmak ve atıklarına çöp deposu aramak ihtiyacından kaynaklanmaktadır.’’ EMO Ankara Şubesi’nden yapılan açıklamada da Sinop kıyılarının rüzgâr enerjisi anlamında yüksek potansiyel taşıdığı belirtilerek ‘‘Bu kıyılarda nükleer bacalar görmek istemiyoruz’’ denildi. Açıklamada, insanlığın en kirli bulduğu enerjinin ‘‘en temiz’’ enerji olarak sunulmasının şaşkınlıkla izlendiği ve Çernobil faciasının yıldönümü olan 29 Nisan’da Sinop’ta bir miting düzenleneceği kaydedildi. Bu arada, İstanbul Çevre Konseyi’nden yapılan açıklamada da, ‘‘Nükleer santralların yapılmasına hayır diyoruz. Bu yatırımların temiz enerji için yapılmasını öneriyoruz’’ denildi. Açıklamada, nükleer enerji projesinin gelişmiş ülkelerin çöplüğü anlamına geldiği vurgulandı. TAEK: AKKUYU’DAN VAZGEÇMİŞ DEĞİLİZ ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Başkanı Okay Çakıroğlu, nükleer santral konusunda, ‘‘Sinop’la ilgili çalışmalar devam ediyor, kararlılık Sinop yönünde. Ama eğer zamana sıkışırsak Akkuyu elimizde’’ diye konuştu. Akkuyu’dan vazgeçilmediğini de belirten Çakıroğlu, ‘‘Her an için burada bir nükleer santral kurulması mümkün’’ dedi. TAEK’te yaklaşık 150 bilim insanı ile gerçekleştirilen toplantıya Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, Dışişleri Bakanlığı ile Milli Savunma Bakanlığı’ndan temsilciler katıldı. Toplantı sonrası soruları yanıtlayan Çakıroğlu, Sinop İnceburun’un jeoteknik açıdan, lokasyon olarak uygun olduğunu, fakat 1112 ay sürecek bir çalışmanın ardından ‘‘santralın yapılacağı noktanın’’ belirleneceğini vurguladı. Nükleer santral için Mersin Akkuyu’da da lisansı alınmış bir yer bulunduğunu anımsatan Çakıroğlu, ‘‘Akkuyu’dan vazgeçilmiş değil, her an için burada bir nükleer santral kurulması mümkün. Ama eğer zamanı sıkışırsak Akkuyu elimizde’’ diye konuştu. santralları kurulması imkânı varken, linyit santrallarının kurulması büyük işgücü de yaratacakken, nükleer santral gibi süper lüks ve manasız bir işe, üstelik de ihalesiz girmek, vatana ihanettir. Bunu sadece ve sadece bir komisyon alma arzusu olarak görüyorum. Nükleer santrallarda komisyonun yüzde 1520 arası olduğunu bilmeyen uluslararası tecrübeye sahip bir tek kişi yoktur’’ diye konuştu. Şirin şunları söyledi: ‘‘Yapılması gereken, elektrik alım garantisi vermeye bile lüzum görmeden, serbest piyasa şartlarında insanların elektriklerini satabilecekleri şekilde linyit santralları kurulmasıdır. Bu üç sene içinde biter ve Türkiye’nin hiçbir elektrik ihtiyacı kalmaz. Siz doğalgazda da bu al ya da öde anlaşmalarını eleştirmemiş miydiniz? Kesinlikle ve kesinlikle alım garantisi verilmemesi lazım. Eğer illa yapılacaksa, atıkları götürmek için de 12 milyar dolarlık teminat mektubu da alınmalı.Ama bunlar, komisyon almak için ne atık düşünürler, ne de devletin çıkarını.’’ CUMHURİYET 08 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog