Bugünden 1930'a 5,499,814 adet makale



Katalog


«
»

12 NİSAN 2006 ÇARŞAMBA CUMHURİYET SAYFA 17 Lale Anıl Öçal: ‘‘Sefaletin ve çirkin kentleşmenin göbeklerinde laleler açtı; yapay lale devrinin Patrona Halil’leri de hazır zaten!’’ Ya ğ m u r E k i m Nükleer santral zirvesi yapılacakmış... ‘‘Radyasyonları bol olsun!’’ DİKKATLERİN Güneydoğu’ya çevrildiği şu günlerde Doğu Akdeniz’e bakmamızı öneriyor Ankara’dan Mustafa Yıldırım dostumuz: ‘‘Akıl şaşması gibi bir şey! Batı Avrupa ve ABD, Doğu Akdeniz dedikleri bölgede askeri, ticari egemenlik kurmak için her türlü oyunu oynuyorlar. NATO Asamblesi’nin desteğiyle Arı Derneği, Doğu Akdeniz’in güvenliği adıyla toplantılar düzenleyip durmuştu. Kimse de kalkıp, kimin için, kime karşı güvenlik, diye sormuyor! Doğu Akdeniz’in güvenlik üssü Kıbrıs! Bu üssü güvence altına almanın yoluysa, her daim güvenilir bir kullanım aracı olmaya niyetli adalıların egemenliğini sağlamak. Bu adalıların bir bölümü, tarihsel olarak kullanıma hazır tarafların yönetimindeki Yunanistan’ın güdümüne girmek için yıllarca kan döktü. PANO DENİZ KAVUKÇUOĞLU Medya sanatçıları Türkçe öğreniyormuş. İyi olur, yabancı dil niyetine kullanırlar! Elazığ Elazığ’da Dünya Ormancılık Günü kutlanırken bürokratlardan biri Atatürk’ün ‘‘Yeşil görmeyen gözler, renk zevkinden mahkumdur’’ sözünü anımsatıyor. Sonra kürsüye çıkan biri, ‘‘Ne güzel sözlerdi onlar, renk zevki filan; kim söylemişti bunları’’ diye konuşuyor. Kürsüdeki kişi yani Elazığ Valisi Muammer Muşmal, Atatürk’ün adını anmadan konuşmasını sürdürüyor. İşin ilginç sonucu ise, kanı dökülen, 30 yıldır, iktisadi, siyasi, kültürel yalıtılmışlık içinde yaşatılan Türklerin çoğunluğunun da ABDAB güvenlik taşeronluğunda Yunan bağlılarıyla sıkı fıkı oluvermeleri. Kullanımda olanlar bilmezler mi ki, kullananlar işlerini bitirdikten sonra kendilerini kullandıranları çöpe atarlar. Bu işler bazen uzun sürer. Kullanımı örgütleyenler bu dünyadan göçüp giderler. Geriye kalan çocukları, torunları da ABD’ye, İngiltere’ye göçerler. Olan geride kalanlara olur. Rum, Türk fark etmez, onların çocuklarına Türkiye’de, Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da işlenen işgal cinayetlerine ortak olma lekesi, ahlaksızlığı miras kalır. İnsanlığın geçmişi Doğu Akdeniz bu ahlaksızlık, uşaklık örnekleriyle doludur! Kimse de kalkıp, ‘Milli çıkarlarımız gerektiriyor’, demesin! Milli çıkar demek başka ülkelerdeki insanların ezilmesi, soylarının kırılması karşılığında ahlaksızca soyguna uşaklık etmek demek değildir. Çünkü çıkar dediğiniz o ortaklık onlarca yılla ölçülür. Oysa yurdunuzdaki insanların soyu daha uzun çağlar sürecektir. ‘Çıkar’dan söz edecekseniz, geçmişinde utanılası cinayetlerin altında ruhu ezilmiş insanlar yaratmaktan kaçınmak gerekmez mi? Kıbrıs’ta EOKA’cılarla demokrasicilik ve AB uygarlıkçılığı oynayanlarla, Türkiye’de emperyalizmin maşalığına soyunmuş PKK’cilerin, Irak’ta aşağılık işkenceler ortaya çıktığında ‘Savaş hali, olur böyle şeyler’ diyen Talabani’yi demokrat kabul edenler arasında hiç ama hiçbir fark yok.’’ Gençlik Fransa’da on haftadır süregelen öğrenci eylemleri sona erdi, iki gün önce Paris’te, Elysee Sarayı’nda Başbakan Dominique de Villepin, İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy ile sendika ve öğrenci temsilcileri bir araya gelip ‘‘26 yaş altındakilerin ilk iki yılda tazminatsız ve gerekçesiz işten çıkarılabilmelerini’’ öngören iş yasasını tartıştılar. Kazanan taraf sendikalar ve öğrenciler oldu; Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, ay başında imzalayıp yürürlüğe soktuğu yasayı geri çektiğini duyurdu. Ulusal Öğrenci Birliği lideri Bruno Juillard, ‘‘Yasa öldü, biz kazandık’’ derken, Öğrenci Konfederasyonu Başkanı Julie Coudry de, ‘‘2.5 aylık seferberliğimizin sonucunu aldık. Artık derslere devam etmeli ve sınavlarımızda başarılı olmalıyız’’ diye konuştu. Öğrenciler, parlamento yeni düzenlemeyi oylayana kadar baskılarını sürdürecekler. Fransız öğrencilerin elde ettikleri sonuç, çok yönlü bir başarıdır, çünkü en başında Paris’te bir üniversitede başlattıkları eylemi kısa zamanda ülkenin tüm üniversite ve yüksekokullarına yaymayı, ailelerini protesto gösterilerine katmayı, sendikaları ve muhalefet partilerinin desteğini arkalarına almayı başarmışlardır. Sonuçta ülke genelinde milyonlarca insan sokağa dökülmüş, hükümet geri adım atmak zorunda kalmıştır. ૽૽૽ Türkiye’deki öğrencilerin okuma ve yaşama koşulları hiç kuşku yok ki Fransa’daki yaşıtlarından çok daha olumsuzdur. Olumsuzluklar burada daha ilköğretimin ilk sınıfında başlamakta, öğrenci okul ve/veya yüksekokul eğitimini bitirene kadar sürmektedir. Amerikan sistemi ‘‘örnek’’ alındığından beri bizdeki eğitimin amacı yalnızca bir üst eğitim kurumuna kapak atabilmekle sınırlanmıştır. Bu ‘‘amaç’’a varmakta okul eğitiminin yaya kaldığı belli olunca ‘‘dershanecilik’’ adı altında hiçbir Batı ülkesinde görülmediği gibi Fransa’da da kimsenin aklına hayaline gelmeyen, çünkü böyle bir ‘‘şey’’e gereksinim duyulmayan ikinci bir ‘‘eğitim sektörü’’ ortaya çıkmıştır. Öğrenciler, sınavlara yarış atları gibi hazırlanır olmuşlar, çocukluklarını yaşayamadıklarının yanı sıra sosyal yaşamdan da büyük ölçüde soyutlanmışlar, kopmuşlardır. Tek amaçları binlerce test sorusuna çalışarak çalışmalarının semeresini ortaöğrenim, üniversite ve yüksekokul giriş sınavlarında ‘‘doğru şıkları işaretleyerek’’ almaktır. Ne var ki çocukların ve ailelerinin tüm manevimaddi çabalarına karşın yükseköğrenim sınavlarına giren öğrencilerin en az üçte biri her yıl dışarıda kalmaktadır ki bu sayı yarım milyonun üzerindedir. Dolayısıyla ülkemizde ‘‘okul eğitimi’’ denen ‘‘dramatik oyun’’, işsizler ordusuna her yıl yeni yüz binler katmaktadır. Üniversite ve yüksekokul mezunlarının büyük bir bölümünü de işsizlik beklemekte, ‘‘bir iş’’ bulabilenlerin çoğu da öğrenmek için onca yıl dirsek çürüttükleri meslekleri ile hiç ilgisi bulunmayan işlerde çalışmak zorunda kalmaktadır. ૽૽૽ Tuzları kat kat kuru Fransız öğrencileri hak aramak için sokaklara dökülür, peşlerine milyonlarca insanı takar, diledikleri sonuca varırlarken, bizim gençlerimizin üzerine ölü toprağı serpilmiş gibidir. Yalnızca yakınmakta, fakat yakınma nedenlerini ortadan kaldırmak yolunda hiçbir şey yapmamaktadırlar. Bu bir bilinç sorunudur. Gençlerimiz ne yazık ki yeterli bilinç düzeyine sahip değildir. Sanırım, bunun önemli bir nedeni ‘‘demokrasi’’ kavramına yabancılaşmanın birçok etkenden ötürü bizim çocuklarımızda çok erken yaşlarda başlamasıdır. Demokrasiye yabancılaşma kişiyi edilgenleştirir, boyun eğici yapar; kişinin çocuk yaşlarında edindiği bu nitelik yaşamı boyunca sürer. Sağlıklı bir toplum olabilmek için her şeyden önce demokratik haklarının bilincinde olan, bu haklarını sırası geldiğinde kullanmaya hazır, bunları kullanım yöntemlerini de iyi bilen bir gençliğe gereksinim vardır. Yarının yetişkinleri olacak bu gençlik nasıl yaratılır, sorusu gündemin en tepesine oturtulması gereken yaşamsal konulardan biridir. (eposta: dkavukcuoglu࠽superonline.com) SESSİZ SEDASIZ (!) Ankara TED öğrencilerine aferin DIŞİŞLERİ Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, TED Ankara Koleji’nde öğrencilerle konuşuyor. Tan, konuşmasında bolca yabancı sözcük kullanınca söz alan öğrenciler tarafından eleştiriliyor. Bunun üzerine Tan, Türkçenin yetersiz bir dil olduğunu söylüyor. Olayı medyadan izleyen Mustafa Yavuz, başta Türk Dil Kurumu olmak üzere dil derneklerinin Tan’a tepki göstermesini bekliyor ama kimseden ses çıkmayınca iş başa düşüyor: ‘‘Kimse çıkıp da ‘Efendi, dil; ulus kimliğinin en önemli öğesidir. Kendi dilini konuşamadan nasıl sağlıklı şekilde düşünüp sorgulamada bulunacaksın? Kişisel yetersizliğini, ulus kültürünü küçümseyerek mi kapatacaksın? Burası sömürge değil, derhal Türk halkından özür dile’ demedi. Namık Tan’a bir öneride bulunalım; bundan sonra konuşmalarını sömürge ülkesindeymiş gibi İngilizce yapsın. Hiç değilse, yarı Türkçe, yarı İngilizce, yamyamca bir dil kullanmaz, Türkçeyi katletmez. Bu arada Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ı gördünüz değil mi? Bir Fransız, İngilizce konuşma yaptı diye, toplantıyı terk etti. Dilini, kültürünün en önemli parçası gördüğü için! Ama asıl alkış TED öğrencilerine. Yabancı dille eğitim görmelerine rağmen dillerine saygıyı kaybetmedikleri ve mankurtlaşmadıkları için... Aferin gençler.’’ Hukuk Ahmet Balcı: ‘‘Hukuk seni defterinden silmeden sen hukuku içine sindirsen iyi olacak!’’ ÇED KÖŞESİ OKTAY EKİNCİ KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak࠽yahoo.com.tr Teşekkürler Ağırnas Mimar Sinan’ı ölümünün 418. yılında ‘‘memleketi’’nde anmak için geçen pazar yine Ağırnas’taydık. Tören binasına asılan resmindeki ‘‘Beni Ağırnas yetiştirdi’’ sözü bu yıl herkesi bir başka duygulandırdı. Belediye Başkanı Mehmet Osmanbaşoğlu’nun çalışmalara katkıda bulunanlara teşekkürü dakikalarca alkışlandı... Metin Sözen’in ‘‘çağdaşlaşma’’ adına kültürel birikimlerimize ‘‘yabancılaşma’’yı; modernlik adına ‘‘kimliksizliğe öykünme’’yi sorgulaması, bu kez en utanmazları bile utandıracak gibiydi. Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki, yüzlerce yıl birlikte yaşayan Türklerin, Ermenilerin ve Rumların, kentin sosyal tarihinde çatışmaları değil, dostluğu ve saygıyı egemen kıldıklarını ‘‘Kayserili gururu’’yla anlatıyordu... Aynı kentin yeni valisi Osman Güneş, bu Ve bütün bunların, ülkenin en dar bütçeli belde belediyelerinden biri tarafından ‘‘özveri’’yle kotarıldığını gördüklerinde, etkilenmenin ötesinde ‘‘şükran’’ duydular... Bu gizemli kasabaya ulusça yüzümüz kızarmadan ‘‘İşte Koca Sinanımızın köyü’’ diyebilmemizi armağan eden ‘‘yerel duyarlılığa’’ teşekkür ettiler... Plancılarımızın paneli Bu ‘‘alçakgönüllü büyüklük’’le sağlanan bir başka önemli kazanım da ‘‘şehir plancılarımızın Mimar Sinan’la kucaklaşması’’ oldu... YTÜ Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Başkanı mimar Prof. Dr. Zekai Görgülü ile Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Başkanı Ahmet Turgut, bu yılın ‘‘akademik oturumu’’nu düzenlediler... Erciyes Üniversitesi’nden Prof. Dr. Zühal Özcan, değişen toplumsal yaşamda değişmeyen tarihi dokuların, o toplumu ‘‘bellekli’’ kıldığını anlattı... Aynı üniversiteden Yrd. Doç. Dr. Suat Çabuk, Ağırnas’ta 7 yıldır süren koruma ve yaşatma projelerini sunarken Agios Prokopios Kilisesi de yeniden yaşatılacak... bu belleğin etkinliklerin yıllardır sadece be ‘‘yeniden kazanılması’’ndaki lediyenin özverisine bırakılma heyecanı da yaşıyordu... Ahmet Turgut da planlamasını eleştirerek ‘‘dünya dehanın artık ‘‘çocukların mutlu olmız’’ için gelecek 9 Nisan’larda artık ‘‘vilayet’’in de seferber duğu; anaların ağlamadığı mekânlar’’ı hedeflemesi gerektiolacağını söylüyordu..., Sözün kısası, Ağırnas bu yıl ğini belirterek ‘‘Eski yerleşmeler öyleydi; neden bugüne de herkesi ‘‘farklı’’ etkiliyordu... Mimar Sinan’ın köyündeki esin kaynağı olmasınlar?..’’ dibu ‘‘doruğa’’ çıkan heyecanın yordu... Ağırnas’taki işte bu ‘‘et‘‘başmimarı’’ ise hiç kuşkusuz ki’’ lenmenin, mimarlık ile Mehmet Osmanbaşoğlu ve kentsel planlama ‘‘ayrışma’’sı yaptıklarıydı... Geçen yıldan bu yana Ağır yerine ‘‘buluşma’’sını da sağlayabileceği ise paneli yöneten nas’a gelmeyenler; Prof. Afet İnan Parkı’nın ta Prof. Dr. Görgülü’nün şu vurrihi çevre düzenlemesiyle bir gulamalarından anlaşılıyordu: ‘‘Mimar Sinan, aynı zamanda likte tamamlandığını; Belediyeyi şimdiki kişiliksiz bir plancı ve kentsel tasarımcıybinadan kurtaracak asırlık taş dı; sadece mimarlarımız için konaktaki restorasyonun yaz değil, şehircilerimiz için de kültür tarihimizin öğretmenliğine aylarında tamamlanacağını; Kentsel SİT’teki cadde ve so örnektir...’’ Ben de asıl bu ‘‘bilinç’’in böykaklarda betonun ve asfaltın yerini özgün parke taşların aldığı lesine açık olarak dillenmesine; mimarlık ile planlamanın şu kör nı; Aynı sokaklara bakan eski olası ‘‘mesleki rekabet’’ ilkelliyapı cephelerinin ve bahçe du ğinden uzak bir olgunlukla buvarlarının da yine özgün taş ör luşmasına ortam sağladığı için me onarımlarla geçmişteki gü Ağırnas’a teşekkür ediyorum... Galiba bu ‘‘olmaması’’ gerezelliğine kavuşturulduğunu; ken ayrışmayı da Koca Sinan Köyün tarihsel sakinlerinden ‘‘yadigâr’’ kalan Agios Proko sayesinde aşabileceğiz... pios Kilisesi’nin artık ‘‘insanekinci࠽cumhuriyet.com.tr sız’’ kalmayacağını; ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci࠽mynet.com HARBİ SEMİH POROY BULMACA SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN OTOBÜSTEKİLER KEMAL URGENÇ kurgenc࠽yahoo.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 12 Nisan www.mumtazarikan.com 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1/ Bodrum’un 1 turistik bir beldesi. 2/ Bir 2 firma tarafın 3 dan piyasaya sürülen mal 4 ya da eşya... 5 ‘‘Vamık ile 6 ’’: Ünlü halk 7 hikâyesi. 3/ Kokmuş hay 8 van ölüsü... 9 Yapay doku1 2 3 4 5 6 7 8 9 ma ipliği. 4/ Jokey1 K O K U R D A N lerin giydiği kenarsız başlık... Birine 2 O K E Y O N U R göre yüksek aşama 3 L U P U S G A da olan kimse. 5/ Na 4 O M M A S U R A R E T R zar değmesine karşı 5 K E T R A N T EM tütsü olarak kullanı 6 Y A L O lan bir bitki. 6/ Pa 7 U Ç A R I sak... Yiyecek bula 8 M U T Ç E Ç İ L mayan, yoksul kim 9 L A L K I T A se... Galyum elementinin simgesi. 7/ Ukrayna’nın başkenti... Bezek. 8/ Bir nota... Az pişmiş et. 9/ İyi bir şeye erişme durumu; mazhariyet... Kütahya’nın bir ilçesi. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Milas’ın turistik bir beldesi... Tavlada ‘‘üç’’ sayısı. 2/ Yapay reçine verniği ve tutkalı üretiminde kullanılan beyaz ve billursu toz... Tanrı’nın adını art arda söyleme işi. 3/ Jüpiter gezegenine verilen bir başka ad. 4/ Ses... Siper, hendek... Hitit. 5/ ‘‘Darı unundan baklava, incir ağacından olmaz’’ (Atasözü). 6/ Libya’nın plaka imi... Dolma yapmak için hazırlanan karışım... Tellür elementinin simgesi. 7/ Topraktan yapılmış, kulpsuz ve küçük çömlek... Çölden esen rüzgâr. 8/ Kır koşusu... Edremit’in, kaplıcasıyla da tanınmış turistik bir beldesi. 9/ Koku ve duman çıkarmadan, büyük bir ısı vererek yanan bir tür taşkömürü. CUMHURİYET 17 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog