Bugünden 1930'a 5,498,767 adet makale



Katalog


«
»

10 NİSAN 2006 PAZARTESİ CUMHURİYET SAYFA DIŞ BASIN Saddam Hüseyin’in yargılanmasını insanlık için dönüm noktası olarak niteleyenler yalan söylüyor 9 DEĞİŞEN DÜNYADAN HÜSEYİN BAŞ Bağdat’ta traji komik bir dava ᮣ Saddam Hüseyin’in davasının Nürnberg’i andırmasının en belirgin göstergesi, devrik liderin, halkını mahrum bıraktığı adalete sahip olacağına ilişkin yavan sözler değil. En önemli benzerlik, iki davanın da sonucunun başlamadan belli olması. SADAKAT KADRİ* Petrolün Dayanılmaz Cazibesi Üzerine... W. Bush yönetimindeki Birleşik Devletler’in Afganistan’ın ardından Irak’a da saldırarak bu ülkeyi de işgal etmesinin üçüncü yılında bilanço neresinden bakılırsa bakılsın tam bir fiyasko. Fiyasko salt askeri alan için değil, ekonomi ve siyasal alanlar için de geçerli. Saddam’ın ‘kitle imha silahları’ ve Bin ladin bağıntısıyla ilgili ‘yüzyılın yalanını’ savunanlara artık saldırgan takımı arasında bile rastlanmıyor. Şimdi moda ‘‘Saddam’dan kurtulmak az şey mi?’’ söylemleri. Bir de oğul Bush’un ülkeye getirdiği ‘demokrasi’ palavrası var. Bu nasıl bir demokrasi ise ülke üç yıldır kan gölü. Yıkım, sefalet, açlık, petrol kaynaklarının ve beş bin yıllık uygarlığın kıyasıya talanı, işkence, Iraklının günlük ekmeği. Tohumları bizzat müstevli tarafından atılan ‘iç savaş’ karabasanı, ülkenin bölünüp parçalanma eşiğine getirilmesi ise cabası. Üç yıllık işgal döneminde çocuk çoluk ölüp giden Iraklıların sayısı, en iyimser yaklaşımla yüz elli binin üstünde. Müstevlinin gizli hapishanelerinde yargısız infaz ve işkence sonucu ölen Iraklıların sayıları on bini aşıyor. Ekonomi enkaza dönüşmüş. En büyük ikinci petrol rezervlerine sahip ülkenin insanları bir damla yakıta, suya, aydınlığa hasret. ૽૽૽ Müstevlinin işgalin ilk günlerinden başlayarak ektiği ayrılık tohumları çoktan meyvesini vermiş durumda. Etnik ve dinsel çatışmalar tüm hızıyla sürüyor. İşgalci, yangına körükle gitmediği zamanlar dünyanın en güçlü ordusuyla çatışmaları ‘tribünden’ izliyor. Iraklıların ezici çoğunluğu ise işgal gücünün hemen çekip gitmesini istiyor. Amerikan Savunma Bakanlığı tarafından yapılan bir ankete göre Amerikan askerlerinin yüzde 80’i, ülkenin hemen şimdi terk edilmesinden yana. Ama dinleyen kim? Bahane ise hazır. W. Bush ve savaşçıları, Irak’ta onca çabayla kurdukları ‘demokrasiyi’(!) kaderine teslim edip çekip gitmeye asla niyetli değil. Ama asıl neden ‘petrolün dayanılmaz cazibesi’. Saldırının üçüncü yılında, başlangıçta işgali destekleyen, ne var ki gelinen noktada ‘hatalarını’ anlayıp ‘Meaculpa yoluyla’ pişmanlıklarını dile getirenlerden biri, liberal çizgide olan ve savaşa ilk gününden itibaren karşı tavır takınan gazetesine karşın işgali savunan başyazarı Johann Harı (Independent, 20 Mart 06, Le Monde, 31 Mart 06) kaleme aldığı son derecede ilginç ‘günah çıkarmasında’ üç yıllık bir gecikmeyle de olsa, ‘‘G.W. Bush’un savaşa giriştiği her şeyde ‘petrol kokusunu’ aramak gerekir’’ demektedir. 2003 başlarında Beyaz Saray şakşakçısı kimi medyanın Irak saldırısını ‘şer güçlere karşı savaş’ olarak göstermek isteyen palavralarına karşın, daha o zaman New York Times’ın Pulitzer ödüllü başyazarı Thomas Friedman da ‘‘Dünyaya bu tür salaklıkları anlatmaktan vazgeçmeliyiz. İşin ucunda bal gibi petrol vardır’’ açıklaması yapmıştı. İşin içinde petrolün, enerji yollarının denetim altında tutulmasının yattığını Mısır’daki sağır sultan bile duymuştur ama, bizde, ne yazık ki bazı aklı başında insanlar bile ‘kara altının’ Irak savaşındaki belirleyici rolünü küçümsemeye çalışmışlardır. Oysa Irak petrolleri ve paylaşımı ile ilgili rakamlar, bunun asla küçümsenemeyeceğini yeteri açıklıkla ortaya koymaktadır. The Independent gazetesine göre İngiliz şirketlerinin savaşın başından bu yana kazancı 1.1 milyar Sterlin. Buna karşılık Corporate Watch ve Independent gazetesinin ortak kaleme aldıkları rapora göre ise bu para Amerikan şirketlerinin kazançlarının çok gerisinde. İngiltere merkezli sivil toplum kuruluşu Platform’un araştırmaları ise (CNN Türk, Milliyet, 23 Kasım 05) Irak halkına ait 200 milyar dolarlık petrol gelirinin paylaşımı için de düğmeye basılmış. 30 yıl geçerli olacak bir anlaşma 2006’dan itibaren yürürlüğe girecek. Bu konuda çok sayıda Iraklı siyasetçi ve bürokrat çoktan ayarlanmış durumda. Bunların kazançlarının otuz yıl içinde 74 ila 200 milyar dolara ulaşacağı hesaplanmış. Oysa sözü edilen rapora göre gelirin tümünün Irak halkının elinde kalması halinde Irak’ta kişi başına gelir 2 bin yüz dolardan 7 bin 400 dolara ulaşabilecek. Yine raporda belirtildiğine göre Irak’ta yatırım yapan bir şirket, anlaşmaya göre yatırım miktarının yüzde 42’si ile yüzde 162’sini geri alabilecek. Uluslararası teamüllere göre ise bu oranın yüzde 12’yi geçmemesi gerekiyor. Platform’un raporu, kanıtlanmış 115 milyar varil rezerve sahip Iraklıları ‘bu eski sömürgeci tuzağına düşmemeleri’ konusunda uyarmayı da ihmal etmiyor. İşte biraz da bu yüzden, Johann Harı’nin dediği gibi ‘‘W. Bush ve arkasındaki askersel sanayi bağlantılı petrol oligarşisinin, savaşa harcanan 200 milyar doları yüklü bir kâr da ekleyerek ‘çıkarmadan’ Irak’ı terk edeceğini beklemek ‘abesle iştigal’dir’’. addam Hüseyin’in yakalanmasından birkaç ay sonra bir ‘‘vaat’’ hastalığı başladı. ABD Başkanı George Bush, Saddam’ın, kendi insanlarını mahrum bıraktığı adalete sahip olacağını söyledi. Paul Bremer ise Irak halkının tanımadığı bu adil tavrı anlattı ballandıra ballandıra. ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney de milyonlarca kişiye uygulanmayan adaletin uygulanacağının garantisini veriyordu. Farklı siyasilerin ağzından bunlara benzer sözler döküldü. Bu tür açıklamalar yüzde yüz yanlış değil belki ama.. kafada suç işlemeyi planlarken adalet dağıtmaya yönelik bir açıklama yapmak, mercek altına alınmayı ve eleştiriyi kesinlikle hak ediyor. Konuyu ne kadar derinlemesine incelerseniz o kadar şüpheli görünüyor durum. Irak’taki özel mahkeme için ortaya atılacak tek özür ve bahane, çok fazla sorunu içinde barındırması olabilir. İstifalar, davanın sık sık ertelenmesi ve hukuki süreç zarfında düzenlenen suikastlar işi fazlasıyla zorlaştıran unsurlar. Mahkeme salonunda sergilenen oyunu traji komik olarak nitelendirebiliriz. 1958 yılında monarşinin devrilmesinden beri Irak’taki her rejim değişikliği hukuki bir tiyatro oyununu beraberinde getirdi. Baas Partisi’nin darbesinden sonra şüphelenilen çok sayıda Siyonist tutuklandı. 1968’de, Bağdat’taki Özgürlük Meydanı’nda bu tutukluların darağacından cesetlerinin sarkışını gösteren görüntüler yayımlandı. Ne tesadüftür ki S Devrik lider Saddam Hüseyin’in Bağdat’ta yargılandığı davaya 5 Nisan Çarşamba günü devam edildi. Hüseyin her duruşmada olduğu gibi hâkimle atıştı. (AP) Saddam’ın 11 yıl sonra devlet başkanı olduğu sırada da başka bir vatan haini ağı ortaya çıktı! Kameranın varlığı... Bu olaylar sayesinde Irak, televizyon kameralarınca görüntülenen ilk davaya sahne olan ülke oldu. 1960’ta Siyonistleri yargılayan ve onlarca kişiyi darağacına gönderen yargıç Fadıl el Mehdavi kendi özel mahkemesini ‘‘tarihte benzeri olmayan bir mahkeme’’ olarak niteledi. O yıllarda olanları Saddam’ın yargılandığı davayla bire bir kıyaslamak mümkün değil elbette. Adaleti sağlamak her zaman koalisyon güçlerinin başlangıçtan beri en önemli hedefi olduğunu açıklamalarına rağmen hiçbir üst düzey hukukçu kime adalet dağıtılacağını henüz belirleyebilmiş ve açıklamış değil. Her davada, toplumun ahlaki kuralları tekrarlanır. Iraklıların belleğinde diktatörlük geleneği var. Bu nedenle ABD ve vekilleri bu unsuru dikkate almak zorunda. Sonuç ise Iraklılar ve Batı’nın beklentileri arasında koca bir uçurum. Cafer El Musevi şubat ayında, Saddam’ın işlediği en büyük suçlardan hiçbir zaman yargılanamayacağını ve çok kısa süre içinde asılacağını söyledi. O, siyasetçilerin aylardır söylediğini sadece tekrarlıyordu. Bütün bunlar Saddam Hüseyin’in yargılandığı davayı hukuki anlamda düzeltilemez, ıslah edilemez hale sokuyor. Davanın Lahey’de görülmek üzere yurtdışına ihraç edilmesi de sorunu çözemez. Çünkü bu durum ilk başta, neden davanın Irak’ta görülmesi gerektiğine dair savunulan tezi hiçe saymış olur. Bu davanın amacı Güney Afrika’da olduğu gibi kurbanları dinlemek değil, işlenen suçlara ceza vermek. Saddam Hüseyin’in davasının 1945’teki Nürnberg’i andırmasının en belirgin göstergesi, devrik liderin, halkını mahrum bıraktığı adalete sahip olacağına ilişkin yavan sözler değil. İki dava arasındaki en önemli ben zerlik, Nürnberg’de başsavcı olarak görev yapan Robert Jackson’ın sözleri: ‘‘Bir adamı her şekilde idama mahkum etmeye karar verdiyseniz mahkemenin bir önemi kalmıyor. Dünya böyle davalara saygı duymuyor.’’ idam ritüeli... Yıllar sonra Jackson’ın sözleri yeniden önem kazanıyor. Saddam’ı kamu önünde idam etmek için bir ritüel düzenleniyor. Irak’ta Saddam sorununa şimdiye kadar tek bir dürüst yanıt verildi. Aslında özel bir mahkemeye hiç gerek yoktu. Churchill üst düzey Nazilerin yargılanıp idam edilmesine karşıydı. Yakalandıkları an vurularak öldürülmelerinin doğru olduğunu savunuyordu. Stalin ise her zaman davadan yanaydı. Mutlaka hukuki karar alınsın istiyordu. Tarih Sovyet despotu haklı çıkardı. Ancak hukuk 19451946’da işledi. Çünkü hukuk, toplum içinde yenilgiye uğramışların başı üzerinde uygulanıyordu. Irak ise bağımsızlığına kavuşmuş bir müttefik. Bu ülkede yaşayanlar ise kurulan adil düzenden yararlanan insanlar.. bu düzenin hedefi değiller. Irak aynı zamanda intihar bombacılarının, ölüm mangalarının ve binlerce kişinin Saddam’ın idama mahkum edilmesi için sürekli sokağa döküldüğü bir ülke. Nürnberg’de sağlanan önkoşullar, istikrarlı hukuki kavram ve açıklamalar, sükunet gibi unsurlar eksik burada. Tüm bu nedenlerden ötürü Saddam’ın davasını insanlık açısından bir dönüm noktası olarak değerlendirmek, sadece siyasetçilerin söyleyeceği bir yalandır. Bu yargılama süreci hiçbir zaman Irak’ta hukukun işleyişinin yeniden doğuşunu sembolize edemez. Irak’ta başlatılan özgürleştirme operasyonuna daha uygun bir yöntem, Saddam’ın vurulup başının direğe ya da ağaca asılması olurdu. (The Guardian, İngiltere, 4 Nisan) * avukat, ‘Sokrates’ten OJ Simson’a Adalet’ kitabının yazarı Ürdün, pahalılıkta 19’uncu sırada Y eni yayımlanan bir ka hayati ürünün fiyatının her Birleşmiş Milletler ra geçen gün biraz daha artmaporuna göre Ürdün, sı da Ürdünlünün yaşamını dünyada yaşamın en pahalı son derece olumsuz etkiliyor. olduğu ülkelerin yer aldığı lis Ve, halkı ekonomik büyüme tede 19’uncu sırada. Bu eğer gibi şeylerle teselli olamayadoğruysa ki doğru olmama cak hale getiriyor. sı için hiçbir neden yok işsizlik ve yoksulluk devam ettiği Fiyat artışı sürece büyük sorunları yaşa çözüm değil yacağız demektir. Bu durumun ülkenin sosyal Bu şu anlama geliyor: Aryapısına yapacağı olumsuz et tık ekonomik unsurlara ve vekiler açıkça ortada; ama daha rilere göre ürün fiyatı belirleda önemlisi yoksulluk ve pa mek geçerli bir yol olmaktan halılığın siyasi çıktı. Siyasi ve ve güvenlik angüvenliğe ilişᮣ Hükümet, lamında da olakin unsurlar çok bileceği. Ürdün’deki yaşam daha etkili ve Hükümet bu pahalılığının averaj önemli. Özelnu göz önüne de bölge insan üzerindeki likle alarak bu durukanlı çatışmalar etkilerini araştırıp içindeyken ve mun etkilerine ilişkin geniş komşuların çoçözüm bulmalı. kapsamlı araş Öncelikle istihdam ğunda siyasi istırma yaptırmatikrarsızlık varlı. Bunu yapar yaratacak çözümlere ken... yönelmeli. ken de ilk olaBugünkü hürak Ürdün’deki kümeti zorlayahayat pahalılığının neden var cak konular, ekmek tereyağın sıl kesimi fazla etkilemediği ve diğer hayati ürünlerin halni ve yoksulları aşırı derece kın gücünü zorlayan yüksek de etkilediğini soruşturmalı. fiyatları. Halkın yaşam pahaMaalesef yoksul kesim ço lılığı hakkında sürekli yineğunluğu oluşturuyor. lediği kaygıları, sıkıntıları görÜrdün Üniversitesi’ndeki mezden gelinmemeli. Stratejik Araştırmalar MerkeMaaşlara yapılacak küçük zi’nin yaptığı bir kamuoyu bir artış, halkı kısa bir süreli araştırmasına göre yurttaşlar idare edilebilir. Ama fiyat arişsizlik, yoksulluk ve pahalı tışları sürecekse, ki şu anda lığı en büyük sorunları ara aksini düşünmek mümkün desında sıralıyor. Ve bu kriterler ğil daha kalıcı çözümler üreden yola çıkarak hükümetle tilmesi gerekiyor. rine not veriyorlar. Hükümet çok sayıda insana Birçok Ürdünlü için ekono istihdam sağlacak büyük yamik büyüme verilerinin yük tırımların önünü açacak ortasek olması bir teselli değil mı yaratmalı. Yurttaşlarına daçünkü bu büyümenin sağla ha iyi yaşam standartları sundığı çıkarlar onların çoğuna malı. yansımıyor. Bununla birlikte (Jordan Times, petrol fiyatının ve birçok başÜrdün, 5 Nisan) Putin başkanlığı bırakmak istemiyor YULYA LATİNİNA evlet Başkanlığı’ndaki üst düzey memurlardan Dimitri Medvedev’in ulusal projeler programını yürütmekten sorumlu başbakan yardımcısı olarak atanmasının üzerinden birkaç ay geçti. Bu manevra, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in kendi koltuğuna oturmaya aday birini ‘‘hazırlama manevrası’’ olarak yorumlandı. Ulusal projelerin ne olduğu da gizemini koruyor. Medvedev’in projelerin başındaki adam olduğunu söyleyebiliyoruz sadece ama ne iş yaptığının detaylarını bilen yok. Hükümet eğitim, sağlık, konut inşaatı ve tarım alanlarında uygulamaya konulacak bu ulusal projeler için 4.6 milyar dolar ayırdığını açıkladı. Ancak projeler kapsamında, St. Petersburg’da yeni bir işletme okulu açılacağı ve buna 250 milyon dolar ayGeçen çarşamba günü Krem rıldığı ve tarım alanında ise Rossellin’de bir toplantıya başkanlık kozbank’ın geliştirileceği dışında yapan Putin rakiplerinden kur bildiğimiz somut bir şey yok. Netulmanın yollarını arıyor. (AP) den hükümetin halkın cebinden çı D Rusya Devlet Başkanı Putin, 2008 yılındaki seçimde koltuğuna oturabilecek adaylardan birini daha ‘meşhur atama yöntemi’yle alt etti. kan böyle yüksek miktarları işletme okulu kurmak için harcadıklarını açıklamıyorlar. Medvedev, 29 Mart’ta bankacılık sektörünün önde gelenleriyle bir toplantı yaptı ve onları tarım ve konut inşaatı alanındaki ulusal projelere kredi açmaya davet etti. Ulusal projenin ne olduğunu tam olarak bilmiyor olabilirim. Ancak bu programın özel bankalardan kredi ve fon sağlanmasını içermediğini gayet iyi biliyorum. Birileri Medvedev’i yanlış bilgilendirmişe benziyor. Kaç aydır bu görevi yapıyor ama bu projelerin bütçeden para koparmak için hazırlandığını anlamamış! Yaptığından öyle anlaşılıyor ki bu ulusal proje programının, devletin özel bankalara nereye yatırım yapacakları konusunda danışmanlık hizmeti vermesini içermediğini bilmiyor. Bu işe, hükümetin geçmişte verdiği, 10 yıl içinde gayri safi milli hasılayı ikiye katlama sözünü tutamadığı için girildi. Kremlin seçmenler için hoş bir şeyler yapmaya çalışıyor. Ve tabii 20072008 yılına kadar milli hasılayı ikiye katlamak imkânsız gibi görünüyor. Halka faydası yok Hükümet yetkilileri ülkenin zenginliklerinin kendilerine ait olduğunu sanıyorlar. Buna halkın cebindeki para da dahil. Bu nedenle, halkın yararına olduğu söylenen, ulusal proje adı altındaki şeylere bütçeden para ayırmalarını bekleyemezsiniz. Ulusal proje programı maaşlarda artışı öngörüyor. Geri kalan para da bürokratlar arasında paylaşılacak. Ama hiçbir zaman Rusya’daki averaj, insanın yaşam şartlarını iyileştirmek için kullanılmayacak. Medvedev’in kaderi bu işi kabul ettiğinde yazıldı. Sadece bu ata mayı, atamanın açıklanacağı kabine toplantısından 40 dakika önce öğrenen ve sükunetini kaybederek ‘‘Onu sosyal projelere yönlendiririz ve altı ayda gider’’ diyen Başbakan Mihail Fradkov yüzünden değil. Onun kaderi bugünkü hükümetin temel ekonomik kuralı nedeniyle yazıldı. ‘‘Bütçedeki açıklar için para gerekiyorsa birileri bu parayı bulmalı.’’ İşte bu nedenden ötürü, ulusal projelerden sorumlu bir numaralı başbakan yardımcısının geleceğin devlet başkanı olma şansı yok. Bu makam geleceğin devlet başkanı adaylarını harcayıp yok etmek için çok doğru bir yer. Tabii bunun planlanıp planlanmadığını söylemek zor! Seçimin yapılacağı 2008 yılında, yoldaşları Putin’e gelip Medvedev’in ulusal proje programını yürütemediğini, diğer güçlü adayın da askeri anlamda bir felaket yarattığını söyleyecek ve ‘‘Devlet başkanlığı için tek aday sensin’’ diyecekler. (St. Petersburg, Rusya, 7 Nisan) CUMHURİYET 09 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog