Bugünden 1930'a 5,503,614 adet makale



Katalog


«
»

25 KASIM 2006 CUMARTESİ CUMHURİYET SAYFA DİZİ 9 Demokrat Parti iktidarıyla rahatlayan Nakşibendiler, Türkiye’de siyasi yaşamla iç içe bir görüntü çiziyor Tarikatlar yaratan tarikat Ö zbekistan’ı dolaşırken Semerkant’tan Buhara’ya geldiğimde, elimde kent haritası, 1800’ü aşkın tarihi yapıdan kaçını gezebileceğimi hesaplamaya çalıştım. Kentin merkezinden Buhara Kalesi’ne kadar uzanan ana cadde bir bütün olarak akıp gidiyor ama, adı yolda ikiye ayrılıyor. Bir bölümünün adı Burhanettin Nakşibendi, öteki bölümün adı ise Karl Marks! Nadir Divanbegi Medresesi’nin önünden başlayan Nakşibendi Caddesi ve kolları onlarca medreseyi ve Orta Asya tipi minareyi çevresinde barındırıyor. Buhara’nın tarihimizdeki bir başka adı şu: Orta Asya’nın Mekke’si! Osmanlı’dan günümüze Türkiye’deki hemen bütün tarikat ve cemaatlerin kökenini oluşturan Nakşibendi tarikatının kurucusu Muhammed Bahaüddin Nakşibend Buhara’da doğdu. Nakşibend, Hacegan tarikatı şeyhlerinden Muhammed Baba Semmasi’nin öğrencisi oldu. Yetişmesinde aslan payı Semmasi’nin. Hacegan tarikatının zikir biçimi şöyleydi: Açık ve sesli. Nakşibend, bunu benimsemedi, sessiz zikri esas aldı. Ondan sonrakiler de Hacegan tarikatının açıksesli zikir mirasını bıraktılar ve sessiz zikre döndüler. Hanefi mezhebinden olan Nakşibend, çevresinde toplananlara temel amacını şöyle açıkladı: ‘‘Sohbet... Tarikatımız sohbettir!’’ Bu sohbetlerde ahlak ve ilim ön sıralarda yer alıyordu. Nakşibend, daha sağlığında geniş bir kitle edindi. Halifeleri, Zahid Bedahşi, Muhammed Parsa ve Alaattin Attar, özellikle Yesevi tarikatının bulunduğu bölgelerde taraftar buldu. İmam Rabbani döneminde daha da güçlendi, Rabbani’nin oğulları tarikatı, nakil, tasavvuf ve pozitif ilimlerin konu edildiği halka açık bir medrese haline getirdiler. FATİH, NAKŞİBENDİLİĞİ İSTANBUL’DA AĞIRLIYOR NAKŞİLER’DE ZİKİR Adabı bilen kişi yönetiyor N akşibendi tarikatında zikir çok geniş anlam içeriyor. Fizik, kimya, biyoloji gibi ilimlerle uğraşmak da ‘‘Allah katında makbul zikir’’ olarak kabul ediliyor. Bunun dışında genel anlamda zikir şöyle yapılıyor: Tarikat üyeleri boş bir odada halka olarak diz çöküp oturuyor. Kapıların yanı sıra kimsenin görmemesi için pencereler de sıkı sıkıya kapatılıyor. Tarikat adabını bilen kişi zikri yönetiyor. Zikir sırasında 100 küçük 10 büyük taş bulunduruluyor. Cemaatten biri taşları zikri yönetenin önüne koyuyor. Okunan dua ve zikir sayısı bu taşlarla ayarlanıyor. Zikir sonunda tarikat büyüklerinin ismi okunuyor (silsilei şerif). Her büyüğün adı zikredildikçe ondan feyz ve yardım almaya çalışılıyor. Zikrin her gün ikindi namazından sonra yapılması, bu mümkün değilse haftada en az iki kez yapılması benimseniyor. N akşibendi tarikatının en yaygın grubu olan İskenderpaşa Cemaati’nin kurucusu Mehmet Zahit Kotku’nun ardından cemaatin liderliğini üstlenen Prof. Dr. Esat Coşan üstteki fotoğrafta bugünkü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’la birlikte bir toplantıda görülüyor. Sağda ise Cüppeli Ahmet Hoca olarak bilinen ve Nakşibendilerin en radikal kolu İsmailağa Cemaati’ne üye olan Ahmet Ünlü, Saadet Partisi’nin lideri Recai Kutan’la Esat Coşan’ın cenazesinde. Her iki fotoğraf da Türk siyasi yaşamı ile Nakşibendilerin ve cemaatlerinin ne kadar iç içe olduğunu gözler önüne seriyor. yıldan bu yana süregelen tarikat zaman zaman değişik adlarla anıldı ama başında hep Nakşibend adı bulundu; Nakşibendiyyei Ahrariyye, Nakşibendiyyei Rabbaniyye, Nakşibendiyyei Manzariyye gibi... Nakşibendiler ahreti ve dünyayı aynı anda öğrenmek ve yaşamak ilkesini yaşama geçirmeye çalıştıkları için zamanla ister istemez siyasi bir kimlik de oluşturdular. Tarikatın bu yönü, Osmanlı’dan günümüze devlet yönetimiyle de ilgili hale geldi. 1925 yılında tüm tekke ve zaviyelerin kapatılması kararı çıktığında sadece İstanbul’daki Nakşi dergâhı sayısı 63 idi. Bunun dışında Anadolu’nun değişik yerlerinde şeyhler aracılığıyla varlıklarını sürdürüyorlardı. ÇOK PARTİLİ DÖNEM: ÇOK TARİKATLI DÖNEM! Orta Asya’da köklü bir yer edinen Nakşibendiliğin İstanbul’a gelişi Fatih Sultan Mehmet döneminde başlıyor. Molla İlahi, tarikatın İstanbul’da kök salması için özel çaba harcıyor. Ancak asıl gelişim 18. yüzyılda, Osmanlı’nın gerileme süreci ile birlikte yaşanıyor! Mevlana Ziyaeddin Bağdadi bu döneme damgasını vuran bir kişi olarak öne çıktı. Tarikat, Osmanlı padişahları katında da büyük ilgi gördü. Hatta, Nakşibendilik için padişahlar tarikatı bile dendi. Nakşibend’in Türk kökenli olması, Sünniliği öne çıkarması, zikirde sessizliği benimsemesi, Anadolu’da da geniş yer edinmesini sağladı. 13. yüz Cumhuriyetin ilk yıllarında pek çok tarikat ve cemaat gibi Nakşiler de eskisi kadar etkin olmamakla birlikle varlıklarını sürdürdüler. Faaliyetlerini adı konmamış yerlerde devam ettirdiler. 1950’de DP’nin iktidara gelmesiyle birlikte daha önce gizli olarak yürütülen faaliyetlerin tümü açığa çıktı. Güvenlik birimlerinin tarikatın çalışmalarıyla ilgilenmesine neden olan başlıca durum, yukarıda vurguladığımız gibi sadece ahrete değil, bu dünyadaki yaşama ilişkin de dini modellerin olabileceği görüşünü benimsemesi. Nakşibendiliğe ilişkin hazırlanan bir rapor şu saptamalara yer veriyor: ‘‘Bir siyasi organizasyon şeklinde varlığını sürdürme kararı alan Nakşibendiler, İslami esaslara dayalı devlet düzeninin ihyası yönünde, doğal taban olarak nitelenen Sünni toplumun desteğini almak suretiyle parlamenter sistem içerisinde nihai amaca ulaşma yönünde bir strateji benimsemişlerdir. Hedefleri İslam devleti kurulmasıdır. Nakşibendilik, devlet gücü karşısında kendisini mağdur ve güçsüz görenlerin sığındığı yerler olma özelliğini kullanarak, devlet organlarının sosyal ve politik fonksiyonlarını tam olarak yerine getirememelerinden doğan gayri memnun kitleyi etkilemeye yönelik hareket tarzı ile önemli katılım sağlamıştır. Günümüzde önemli bir politik güç haline gelen siyasi organizasyonun, bu konumundan da istifadeyle sık sık demokrasi, akılcılık ve ilim doğrultusunda ülke sorunlarına çözüm getireceği beyanlarında bulunduğu müşahede edilmektedir. Bu meyanda siyasi organizasyonun açıklamalarındaki ‘ilim’den İslamı kastettiği ve oya dayalı gücü ile ülke nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturan Sünni toplumun dini temayüllerini dikkate alarak ilim adı altında İslami normların yasalar ve uygulamalarda öncelik almasını ülke gündemine getirme yönünde bir hareket tarzı uygulamaktadır.’’ TARİKAT SÖZLÜĞÜ İlki Basra’da kuruldu İ lk tarikat 814 yılında Basra’da ortaya çıktı. Başlangıçta, 4 halifeye gönderme yapılarak 4 tarikat kuruldu; Sıddıkiye, Ömeriye, Osmaniye ve Aleviye. Buna Peygamber tarikatı da Muhammediye olarak eklendi, 5 oldu. 1000’li yıllardan sonra sayıları giderek arttı, kendi içlerinde kollar oluştu. Türkler arasında gelişen tasavvuf hareketinin önderi Ahmet Yesevi oldu. Nakşibendi ve Bektaşi tarikatları Yesevi’nin ardılıydı. Bugün yeryüzünde kollarıyla birlikte 400 kadar tarikat bulunuyor. Tarikatlarda en çok kullanılan sözcüklerin anlamı şöyle: TARİKAT: Kökleri Osmanlı dönemine dayanan yapının Türkiye’deki en radikal kolu İsmailağa Cemaati Dört parçalı Nakşibendiler N akşibendilik öteki ülkelerde de yaygın bir tarikat. Türkiye’de, çok partili dönemde daha da güçlenirken bazılarının kökleri Osmanlı dönemine kadar giden 4 ana gruba ayrıldı. Bunlardan 3’ü İstanbul’da, 1’i ise Adıyaman’da kök saldı. Her grup, tarikatçılığın yapısı gereği bir kişi liderliğinde ağırlığını hissettirdi. Grupların genel özellikleri ve yapıları şöyle: ✔ Kökleri Osmanlı dönemine dayanan Nakşibendiler, diğer ülkelerde de yaygın olmasıyla dikkat çekiyor. Türkiye’de dört ana gruba ayrılan tarikatın en radikal kolu olarak İsmailağa Cemaati göze çarpıyor. Cemaat yakın geçmişte kendi içinde işlenen iki cinayetle gündeme gelmişti. En yaygın grup ise Mehmet Zahit Kotku tarafından kurulan İskenderpaşa Cemaati. maların organizasyonunu üstlendi. Nakşibendi tarikatının Türkiye’deki en yaygın kolu olarak biliniyor. Prof. Coşan’ın 2001 yılında ölümünden sonra yerine Nurettin Coşan geçti. Özal ailesinin bu cemaate bağlılığı biliniyor. Necmettin Erbakan, Kotku’nun müridiydi. Erbakan, MNP’yi ve MSP’yi onun işaretiyle kurdu. Grubun geliri bağışların yanında 10 kadar şirketten sağlanıyor. Turizm, inşaat, yayıncılık, reklamcılık alanında faaliyet gösteren şirketler Server Holding çatısı altında toplandı. 2 ERENKÖY CEMAATİ: ANA HEDEF EĞİTİM 1 İSKENDERPAŞA CEMAATİ: EN YAYGIN GRUP mini ticaretle uğraşarak geçiriyor. Bu yüzden maddi durumu iyi. Muradiye Kültür ve Eğitim Vakfı’nın koordinasyonunda özel okul ve üniversiteye hazırlık için dershaneler açılıyor. Eğitim alanında ağırlığını sürdürmeyi hedefliyor. 3 İSMAİLAĞA CEMAATİ: EN RADİKAL NAKŞİ Mehmet Zahit Kotku’nun kurucusu ve ilk şeyhliğini yaptığı grup. Kotku, 1850’li yıllarda Nakşibendi Şeyhi Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi’nin kurduğu Gümüşhanevi Mehmet Kotku. Dergâhı’nda yetişti. 1958 yılında İstanbul İskender Paşa Camisi’nde imamlık yapmaya başladı. Camiyi aynı zamanda Nakşibendi tarikatının sembol yerlerinden biri haline getirdi. Bunu yaparken yasaların dışına çıkmamaya büyük özen gösterdi. Kotku’nun 1980’de ölümünden sonra yerine damadı Prof. Dr. Esat Coşan geçti. Prof. Coşan, 12 Eylül döneminin ‘‘Çocuklar terörist olacağına dinini öğrensin’’ yaklaşımını iyi kullanan kişilerden biri oldu. Coşan, Kotku döneminde önem verilmeyen propaganda, yayın, dergi gibi konulara ağırlık verdi. Hemen vakıflaşmaya gidildi. Bölgelere göre ağırlığı olan radyo istasyonları kuruldu. Eğitim alanına ayrıca önem verildi. Hak Yol Eğitim ve Kültür Vakfı bu çalış Mahmut Sami Ramazanoğlu’nun liderliğinde kuruldu. Ramazanoğlu bir ara Gümüşhanevi Dergâhı içinde yer aldı. Daha sonra Kalemi Dergâhı’nın şeyhi Erbilli Mehmet Esad Efendi’ye bağlandı. 1979 yılında şu kararla Suudi Arabistan’a gitti: ‘‘Ömrümün kalan kısmını kutsal topraklarda geçirmeliyim.’’ Ramazanoğlu, 1984 yılında Suudi Arabistan’da öldü. Yerine, Altınoluk dergisinde Sadık Dana takma adıyla yazılar yazan Musa Topbaş geçti. Topbaş’la birlikte Ahmet Taşgetiren, İsmail Lütfi Çakan ve Tahir Büyükkörükçü grubun önde gelen isimleri arasında yer aldılar. Topbaş, zamanının önemli bir dili Mahmut Ustaosmanoğlu tarafından kuruldu. Mehmet Zahit Kotku’nun ölümüne kadar İskenderpaşa Cemaati içinde yer alan Ustaosmanoğlu 1980 yılında yeni bir oluşumun başına geçti. İsmail Ağa Camisi’nde imamlık yapan Ustaosmanoğlu’nun grubuna zamanla bu caminin adı verildi. Ancak asıl çalışmalarını camiden çok hemen yanındaki Kuran kursunda sürdürüyor. Grubun ötekilerden başlıca farkı, giyim biçimi. Başta Kuran kursuna devam etmekte olan öğrenciler olmak üzere grubun üyeleri sarık, şalvar ve cüppe ile dolaşıyor. İstanbul Fatih semtinde etkin olan grubun kılıkkıyafetinin yanı sıra yaşam tarzı konusundaki katılığı da dikkat çekici. Tarikatın öteki kollarına oranla daha dar gelirli ve eğitim düzeyi daha düşük kesimleri bünyesinde barındırıyor. Grup içindeki Cüppeli Ahmet Hoca adıyla tanınan Ahmet Ünlü, çeşitli illerde verdiği vaazlarla dikkat çekiyor ve ayrıca taraftar topluyor. 1990’ların ortasından itibaren radikal İslamcı terör örgütü İBDAC burada etkin olmaya başladı. Kuran kursu öğrencilerinden örgüte eleman aktarıldı. Cemaatin adı son olarak geçen eylül ayında İsmail Ağa Camisi’nde öldürülen Ustaosmanoğlu’nun sağ kolu Bayram Ali Öztürk olayıyla kamuoyu gündemine geldi. Öztürk’ün cami içinde Mustafa Erdal adlı kişi tarafından öldürülmesinin ardından başlatılan soruşturmada cinayeti çözecek bulgulara ulaşılamadı. O dönemde hazırlanan güvenlik raporlarında cinayetin cemaatteki iç iktidar kavgasından kaynaklanmış olabileceği vurgulandı, şunlara dikkat çekildi: ‘‘Cemaat dışa kapalıdır. Yapı olarak hükmedici bir özelliğe sahiptir. Cemaat içinde değişik katmanlar vardır. İstanbul polisinin bu cinayeti sonuna kadar soruşturacak organize bir yapısı yoktur. Bunun önemli nedeni cinayetin çözümünde ısrar edecek bir siyasi irade eksikliğidir. 2005 yılı içinde cemaati 19 AKP’li milletvekili, bazı basın, yargı ve güvenlik mensupları ziyaret etmiştir. Cemaatin kadro denebilecek 25 bin civarında devamlısı bulunmaktadır. Bir İslam devleti kurmayı hedefleyen cemaatin kimi önde gelenleri Türkiye’deki makamlardan izin almaksızın İslam ülkeleriyle bağlantılar kurmakta, yurtdışı geziler düzenlemektedir.’’ İsmailağa Cemaati’nin önde gelen kişileri arasında Mili Gazete yazarı Mehmet Talu, İstanbul vaizlerinden Ahmet Vanlıoğlu, Adil Gökburun, Abdullah Ustaosmanoğlu, İlyas Vanlıoğlu ve Milli Gazete’nin sahibi Hazım Oktay Başer de bulunuyor. 4 ADIYAMAN MENZİL DERGÂHI: SİYASETTEN UZAK Sözcük anlamı yol demek olan ‘tarik’ten geliyor. Allah’a ulaşmak için izlenen yol. Allah’ı bilmek, iman gerçeklerini açığa çıkarmak için tasavvufi inanç ve görüşler doğrultusundaki bir lider etrafında örgütlenen dini gruplar. PİR: Tarikatın kurucusu. ŞEYH (MÜRŞİD): Tarikatı idari ve manevi alanda yöneten kişi. HALİFE: Adıyaman’ın Menzil köyünde, Siirtli Şeyh Muhammed Raşit Erol tarafından kuruldu. Kendine özgü bir çalışma içindedir. Öteki kollardan ayrı olarak Nakşi şeyhliğini babasından aldı. Ölümünden sonra yerine kardeşi Abdülbaki Erol geçti. Nüfusu 200 kadar olan Menzil köyüne kimi günler 5000 ziyaretçi geliyor. Buraya gelenler bir arada yemek yiyor, namaz kılıyor, sohbetlere katılıyor. Afyonkarahisar’da kurulu Hayal Termal Tesisleri bu gruba ait. Abdülbaki Erol, yaz aylarında buraya geldiği için grubun ikinci ziyaret merkezi burası oluyor. Grubun Ankara Pursaklar’da da Guası Şirin adlı bir camisi var. Grup siyasetten uzak durmaya çalışıyor. BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve Hasan Celal Güzel, Reşat EroI’un cenaze törenine katılan iki siyasi oldu. SÜRECEK Tarikatın öteki dergâhlarında şeyh adına yetkili kişi. MÜRİD: Tarikata katılan, eğitilmeye talip olan kişi. SİLSİLE: Mevcut şeyhlerden geriye giderek Hz. Muhammed’e kadar uzanan halka. KOL: Mahmut Ustaosmanoğlu Tarikatın kuruluşundan sonra pirin sözleri ve davranışlarına yeni yorumlar getirerek ortaya çıkan yeni tarikat. TEKKE: Tarikat gereklerinin yapıldığı yer. CUMHURİYET 09 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog