Bugünden 1930'a 5,503,278 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 25 KASIM 2006 CUMARTESİ 6 HABERLER AKP’li belediyelerin yolsuzluklarıyla anılır olan ‘Ali Dibo’nun torunu gazetemize konuştu: Tazminat davası açacağız AYKUT KÜÇÜKKAYA CUMARTESİ YAZILARI ATAOL BEHRAMOĞLU Baykal’la Görüşmeden Notlar CHP Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal’ın ve Genel Başkan Yardımcısı Sayın Mustafa Özyürek’in konuğu olarak bizim gazeteden ve başka gazetelerden yazar arkadaşlarla 24 Kasım Perşembe akşamı İstanbul Hilton’da yemekli bir toplantıdaydık. Bu toplantıdaki konuşmalardan, özellikle de Sayın Baykal’ın kendisine yöneltilen sorulara verdiği yanıtlardan aldığım notları ve izlenimlerimi, toplantının hemen sonrasında sıcağı sıcağına özetliyorum… İlk ve genel izlenimim, kendisiyle ilk kez yüz yüze uzunca konuştuğumuz Deniz Baykal’ın, sağlam mantığı, düzgün anlatım gücü, konulara hâkimiyeti, sözcükleri seçişteki ustalığı, dinamizmi ve samimiyeti ile farklı bir siyaset adamı olduğu ve kendisine hangi eleştirileri yöneltirsek yöneltelim bulunduğu konuma hakkıyla sahip olduğudur… Bu nedenle, birkaç saat boyunca, sorularımıza ve kimi kez eleştirilere verdiği yanıtlarla süren toplantı, gerginleşmeyen, sıradanlaşmayan, samimi bir hava içinde başladı, öylece de sona erdi… Altını çizdiğim ilk önemli konu, bugünkü başbakanın yakın gelecekteki cumhurbaşkanlığı olasılığına karşı CHP’nin tutumuna ilişkin olandı. Tayyip Erdoğan’ın neden cumhurbaşkanı olmaması gerektiğinin haklı gerekçelerini bir bir sıralayan Baykal, CHP’nin bu olasılığa kesinkes, yüzde yüz, her koşulda karşı çıkacağını ve bunun için demokratik ölçüler içinde gereken her şeyin yapılacağını açıkça dile getirdi… Basın toplantısı da sayılabilecek bu görüşmede CHP Genel Başkanı’nın bu konudaki sözlerini herkese verilmiş bir mesaj, bir “taahhüt” olarak görüyorum. Baykal bu arada, bu soruna da çözüm olarak gördüğü erken seçim çağrısını (bir bakıma meydan okuyuşunu) bir kez daha yineledi… ૽૽૽ Baykal’ın söylediklerinde altını çizdiğim önemli bir başka nokta, toplumdaki uyanışa, ulusal bilincin yükselişine ilişkin olarak, hemen hemen konuşmasının tümünün omurgasını oluşturan iyimserliği, heyecanı, umudu oldu… 1960’lar gençliğinin inancını, coşkusunu anımsatan bir söylemle, Güney Amerika’da, Ortadoğu’da halkların emperyalist güçlere karşı direncini, başarısını dile getirdi… Peki ama bizim toplumumuzdaki bu bilinçlenme, bu ulusal uyanış süreci nasıl örgütlenip yönlendirilecek, önümüzdeki seçimleri daha güvenilir biçimde etkileme gücüne nasıl dönüştürülecek? Haksızlık etmek istemiyorum, fakat doğrusunu söylemek gerekirse, bu konudaki sorulara Sayın Genel Başkan’dan çok da doyurucu yanıtlar alındığını söyleyemem. Bunun gibi, önce Hikmet Çetinkaya’nın yönelttiği “solda birlik” sorusu da, diyebilirim ki tam olarak yanıtlanamadan, ortada kaldı… Sayın Baykal bu konuyu da sanki biraz geleceğe bırakmış gibi görünüyor… Fakat en yakındaki hedefler cumhurbaşkanlığı seçimleri ve genel seçimlerse eğer, önümüzde gelecek olarak kalan süre nedir ki? Süreç kendiliğinden gelişmekteyken, birliktelikler konusunda somut adımlar atmak ve halkın içinde çok yoğun çalışmalar yapmak gerekmiyor mu? ૽૽૽ Katledilen Danıştay yargıcının, kısa süre önce de Bülent Ecevit’in cenazelerinde gözlemlenen, kendiliğinden denebilecek kitlesel hareketlerin örgütlenmesinde, çoğaltılmasında, önümüzdeki seçimler öncesinde ulusal bir güce dönüştürülmesinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönlendirici bir rolü olabilir mi? Benim bu konudaki soruma Sayın Baykal’ın yanıtı kısaca “olabilir” oldu… Ama hemen arkasından, öncelikle toplumun kıpırdanması gerektiğini ilave etti… Toplumun yaşamakta olduğu somut, ekonomik sorunlar konusunda Cumhuriyet Halk Partisi’nin yine somuttaki tutumu nedir? Derya Sazak’ın buna ilişkin sorusuyla Yalçın Bayer’in CHP’nin “araziye inmesi” gerektiğine ilişkin sözleri ve eleştirileri, bu soru ve eleştirilere Deniz Baykal’ın örnekler de vererek yanıtları ilginçti. Bunları bu arkadaşlar yazacaklardır. Baykal’ın yanıtlarında ve açıklamalarında benim altını çizdiğim, (tarım, eğitim, vergi reformu vb.) bütün bu alanlardaki sorunların çözümünde CHP kadrolarının hazırlıklı olduğu idi… ૽૽૽ İçinden geçmekte olduğumuz süreçte CHP’nin benimsediği siyaset, Sayın Baykal’ın aynen not ettiğim şu cümlesinde sanırım ki özetlenebilir: “CHP şu andaki ittifak, koalisyon beklentileri içine hapsedilemez…” Çok önemli bir siyasi hareketin liderinin bu cümlesini doğru yorumluyorsam eğer, Cumhuriyet Halk Partisi solda birlik arayışlarına kapılarını kesinkes kapatmış değil… Fakat biraz önümüzdeki sürecin oluşumlarına, getireceklerine bırakılmış görünümde… Merkezdeki, merkez sağdaki güçlerle, ulusal değerlerimiz temelinde bir ittifak gerekliliği ise CHP Genel Başkanı’nca daha önce dile getirildiği gibi, bu görüşme sırasında da yinelendi… Benim kendi adıma özet olarak söyleyebileceğim ise, CHP’nin, başta genel başkan olmak üzere bütün yöneticilerinin, bir an bile yitirmeksizin, bu süreçte tüm ülkeyi karış karış dolaşmaları; halkın bulunduğu her yerde, toplantılar, mitingler düzenleyerek yükselmekte olduğuna benim de inandığım halk uyanışına örgütlülük, bilinçlilik, kitlesellik kazandırmalarıdır… Ülkenin CHP’den özellikle ve öncelikle beklediği sanıyorum ki böyle bir öncülüktür… AKP’nin belediyelerde de iktidara gelmesiyle ‘‘bir isim’’ herkesten fazla ‘‘ön plana’’ çıktı. Neredeyse ‘‘AKP’li belediyelerin karıştığı ihale yolsuzluklarının’’ sembolü oldu!.. Hatta yolsuzluk iddiasıyla suçlanan AKP’li isimden daha çok, ‘O’ konuşulur oldu: ‘‘Ali Dibo!..’’ Tam 70 yıl önce hayata gözlerini yuman Hataylı bir tüccarın 2006’da bu kadar ünleneceği kimin aklına gelirdi ki? Zaten onların da aklına gelmedi. Onlar diye bahsettiğimiz Ali Dibo’nun bugün İstanbul’da yaşayan büyük kızı ile torunu... Ali Dibo’nun büyük kızı Hatun Koç’un oğlu, Ali Dibo’nun torunu Muhammed Cavid Koç hem tepkili hem sinirli... Dedesinin isminin yolsuzluk haberleriyle anılmasına annesinin üzüldüğünü ve bu üzüntünün Ali Dibo’nun büyük kızının sağlığını bozduğunu söyleyen 46 yaşındaki Muham li Dibo’nun büyük kızı Hatun Koç’un oğlu Muhammed Cavit Koç (büyük fotoğraf), dedesinin, AKP’li belediyelerin ihale yolsuzluklarının sembolü haline getirilmesine tepki gösteriyor. A med Cavid Koç, ‘‘Artık yetti’’ diyerek aldıkları kararı şu cümlelerle açıklıyor: ‘‘Dedemizin adının yolsuzluklarla anılmasından aşırı derecede rahatsızız. Annemle, teyzem açıklamalar yaptı ne var ki önemsenmedi. Annem, yurtdışında çalışan abimin gelmesini bekliyor. Avukatımızla görüştük, tazminat davaları açacağız...’’ Aslına bakarsanız, Ali Dibo Ha tay’da herkesin saygı gösterdiği cömert ve dürüst bir tüccar. 1864’te Suriye’de doğar Ali Dibo. Hatay’a da buradan göç eder. Hatay’ın tek balık tüccarı olarak Mısır’a, Şam’a, Halep’e yaptığı ihracat, bu ağayı, malın mülkün yanı sıra büyük bir üne kavuşturur. Varlığıyla edindiği nüfuzu, halkın yanı sıra devlet yöneticileri üzerinde de etkili olunca, geçinemeyen yurttaştan, kimsesiz çocuklara kadar herkes sorununun çözümü için Ali Dibo’yu arar, sorar. Ve hatta laik cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal, Hatay’ın etkin ismini Cumhuriyet Meclisi’nin vekillerinden biri yapmak ister. Ancak, Atatürk’ün kendi el yazısıyla gönderdiği davet mektubuna sağlığını gerekçe göstererek olumlu yanıt veremez Ali Dibo. Yıkımına başlanan Zonguldak Lavuarı için Koruma Kurulu inceleme başlattı Endüstri mirası kurtuluyor ᮣ Karabük Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü, tesisin “kültür varlığı” niteliğiyle ilgili kararını üretinceye kadar Lavuar’a “müdahale edilmemesi”ni bildirdi. OKTAY EKİNCİ Hemen tüm yönleriyle “Cumhuriyet Kenti”miz olan Zonguldak kentindeki Türkiye Taşkömürü Kurumu’na (TTK) ait merkez “Lavuar” tesisi yıkılmak üzereyken Koruma Kurulu’nca “şimdilik” kurtarıldı… Mimarlar Odası’nın 26 Eylül 2006 tarihindeki başvurusu üzerine ilk değerlendirmesini yapan Karabük Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü, tesisin “kültür varlığı” niteliğiyle ilgili kararını üretinceye kadar Lavuar’a “müdahale edilmemesi”ni bildirdi. Kuruldan TTK’ye ve Karabük Belediyesi’ne iletilen yazıda, uzmanların incelemelerini tamamla İMZA GÜNÜNDE BULUŞUYORUZ “Ne Olursa Olsun Savaşıyorlar” Tarihin derinliklerinden günümüze dünyada ve ülkemizde kadınların eşitlik mücadelesini yazdığınız kitabınız için sonsuz teşekkürler Prof. Dr. SERVER TANİLLİ 25 Kasım 2006 saat 15:30 Yer: ALKIM Kadıköy İSTANBUL KADIN KURULUŞLARI BİRLİĞİ Ekonomik yönden zor durumda olan yurttaşlar lavuarlardan topladıkları kömürle kışı geçirmeye çalışıyorlar. dıkları vurgulanarak; tesise ait na kadar tesisteki inşai ve fiziLavuarın, hem kent kimliğinmülkiyet ve imar durumu belge ki müdahalelerin durdurulma deki yerinin “bellek değeri” açılerinin ivedilikle iletilmesi isten sı” istemi belirtiliyor… sından yaşatılması; hem de cumdi. “Lavuar tesisinin tesciline huriyetin “endüstri mirası” sayılilişkin kurumunuz görüşleri Mü ‘Endüstri mirasımız’ ması gerektiğini savunarak “koTürkiye’nin “Cumhuriyet dev runması”nı isteyenlere karşı ise dürlüğümüze gönderildikten sonra Müdürlüğümüz incele rimi”yle birlikte başlattığı ilk sa Belediye Başkanı Secaattin Gonmesi sonucundaki tespitler Ka nayileşme hamlelerinin Zongul ca şu tepkiyi vermişti: “Yıkıma rabük Kültür ve Tabiat Varlık dak’taki simgelerinden olan ve kö karşı çıkanlar çocuklarımızın larını Koruma Bölge Kuru mür yıkama tesisleri olarak hizmet geleceğiyle oynuyorlar…” lu’nun ilk toplantı gündemine veren Lavuar, TTK yönetiminin Bu sözünün gerekçesi olarak alınacaktır” denilen Kurul Mü duyarsızlığına yerel yönetimin de “Lavuar’ın yeri”ne hazırlanan dürlüğü yazısında; “Konu kurul destek vermesiyle “yok edilmek” planlarda, “arazinin yüzde 60’ına ca değerlendirilip karar alına üzereydi… yeni yapılaşma olanağı sağlanırken, yüzde 40’ının da yeşil alana ayrılmış olması”nı gösteren Belediye Başkanı, sözlerine şunları da ekliyordu; “Ankara’dan gelen mimarlar, kafalarına esip burayı koruma altına almaya karar veriyorlar. Bizim kendimizin karar vermesi gerekir. Sıkıntıyı biz ve çocuklarımız çekiyor. Buranın koruma altına alınması yanlış olur. Kentin trafiği ve yerleşimi tamamen kilitlenir…” (KenthaberZonguldak/10 Ekim 2006) Koruma Kurulu’nun “Yıkımı durdurun” yazısı üzerine açıklama yapan Mimarlar Odası Zonguldak Temsilciliği Başkanı Turan Demirtaş da belediye başkanının “kafalarına esen” sözünü eleştirerek özetle şunları belirtiyor: “26 Eylül’de yaptığımız Mimarlar Odası toplantısının ardından yayımladığımız bildiride bu yıkımın yanlışlığını belirtirken de vurgulamıştık. Burasının endüstri mirası olarak kabul edilmesi gerekiyor. Şimdi kesin kararı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu verecek; yasa gereğince herkesin bu karara uyması zorunludur…” (Karadeniz EreğliDemokrat/17 Kasım 2006) Şimdi Zonguldak’ta, kentin cumhuriyetle özdeşleşmiş endüstri kimliğini savunanlar “umut”lu bir bekleyiş içindelerken, bu kimliği önemsemeyen TTK ile yerel yönetim ise “koruma kararı”nın alınmamasını istiyorlar… Ancak Ankara’yla bağını da hiç koparmaz. 72 yıllık hayatına 4 eş, 9 çocuk sığdıran Hataylı tüccarla ilgili, ‘‘Ali Dibo şirketi mi ki, bu kadar cömertsin’’ söylemi, 70 yıl sonra ‘‘Devletin başına musallat olan Ali Dibo’lar’’ yakıştırmasına dönüşür. Bu dönüşüm muhalefetin, basının ilgisini çeker çekmesine ama, Ali Dibo’nun geride kalan ailesini hiç mi hiç memnun etmez. ‘‘Bizim aileden kimsenin AKP’ye oy vermesi imkânsız bir şey’’ diye açık açık konuşan Koç, annesinin üzüntüsünü ise şöyle anlatıyor: ‘‘Hepimiz Atatürkçüyüz. Ama dedemle babamın yeri ayrı. Ali Dibo’nun ömrü ‘Hatay Türklere geçmeden Allah bu gözümü yummasın’ dileğinin gerçekleşmesine yetmedi. Kasım ayında yine dedemin adıyla geçen haberleri anneme okuyunca üzüntüsü biraz daha katlandı. Midesinden rahatsızlığı var. Annem Kazakistan’daki abim Ali Koç’un gelmesini bekliyor. Geldikten sonra tazminat davası açmayı düşünüyor.’’ Ali Dibo’nun büyük kızı Hatun Koç, 1931 doğumlu. Babası Ali Dibo öldüğünde 5 yaşındaydı. Ali Dibo’nun torunu, ‘‘Niye yolsuzluklarda böyle bir benzetme yapılıyor. Niye dedenizin ismi kullanılıyor’’ sorumuza ise şu yanıtı veriyor: ‘‘Şöyle bir şey varmış o zamanlarda. Çok büyük bir iş yaptığınız zaman ‘Sen Ali Dibo Ağa’nın neyi oluyosun ki bu işi yapıyosun’ derlermiş. Dedem rahmetli, İskenderun Körfezi’nden Domuz Burnu’na kadar olan tüm sahilin balık avını yaparmış. Ondan habersiz kimse ava çıkmazmış. Yaa bizim ailede imkânsız bir şey. Benim babam bankacı. Merkez Bankası’nda çalışıyordu. Yapacak olan bankada yapar yani.’’ ‘‘Dava açacağınız çok kişi var herhalde’’ diye soruyorum Muhammed Cavid Koç’a, ‘‘Evet...’’ diye yanıtlıyor. Evet... Muhalefet ve basın inatla AKP’li belediyelerdeki yolsuzluk iddialarına ‘‘Ali Dibo’’ adını takmaya devam ediyor. Ali Dibo’nun kızının, torununun dava açma kararı ise 70 yıl önce yaşamını yitiren Hataylı balık tüccarının adının gündeme daha sıkça geleceğini gösteriyor... ataolb࠽cumhuriyet.com.tr Faks: (0212) 343 72 64 ŞAPKA DEVRİMİNİN 81.YILI Şapka Devrimi’nin 81. yılında ülkemizde, Amerika Birleşik Devletleri’nde, Avrupa Birliği’nde ve Avrupa Parlamentosu’nda hâlâ “Türban” tartışılıyor. 25 Kasım 1925’te gerçekleştirilen Şapka (ya da Kıyafet) devriminin arka planında Türk ulusuna akıl yolu ile değil nakil yolu ile aşılanmak istenen sözde kutsal bazı inanç kalıplarını değiştirmek, akıldışı saplantıları ortadan kaldırmak amacı yatmakta idi. Atatürk, Türk erkeklerinin başlarındaki fesi bir gericilik simgesi olarak görüyor ve İnebolu Türk Ocağı’nda verdiği söylevde “düşüncede, aile yaşamında, yaşam biçiminde uygar olunması; uygarım diyenlerin ise baştan aşağı, dış görünüşleri ile de uygar ve ilerici insanlar olduklarını göstermeleri gerektiğini” vurguluyordu. Çünkü O, biçim ile öz arasındaki güçlü bağın bilincinde idi ve biçimin özü somutlaştırıp dışlaştırdığını, özün göstergesi olduğunu çok iyi biliyordu. Peki bizler, bu bilinci ne zaman ve nasıl yitirdik? Şapka devriminin 81. yıldönümü bir özeleştiri ve sorgulama günü olarak değerlendirilmeli ve bu bilinç yitimine bir çare aranmalıdır. KADIN ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ CUMHURİYET 06 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog