Bugünden 1930'a 5,438,300 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

3.YFA CUMHURİYET 11EYLÜL2006PAZAR P A Z A R Y 4 Z I L A R I <"ishab<§cumhuriyet.com.tr Karanlıkbir sonbahara doğru 4 vrupa Barometresi adlı kuruluşun yaptığı yeni kamuoyu yoklaması, Isveç hilkının yansının, Türkiye'nin Aropa Birliği'ne girmesinden yana oduğunu gösterdi. Bu sonuç, kalan yınsının karşı olduğu anlamına gelmiyor. çünkü o gruba kararsızlar, yınıt vermeyenler de dahil ediliyor. öyle sanıyorum, bu araştırma 2 yıl öıce yapılsaydı, sonuç çok farklı ve oiumsuz olurdu. Çünkü son 1-1.5 yıl içinde Türkiye, etnik aynlıklar dışında kalan alanlarda da değerlendirilmeye başlandı. Türkiye'nin Avrupa açısından varlığı kadar, olası bir yokluğu da zihinleri meşgul etti. Aynca, kendine sürekli olarak yeni pazarlar arayan, eldekileri genişletmeye çalışan ve kendi pazarlannı Uzakdoğu ve Kuzey Amerika'ya daha fazla kapnrmak istemeyen Brüksel, Türki ye konusuna iş dünyasının gözüyle (=kesesiyle) de yaklaşmaya başladı. Geçen yıl Kıbns"ta yapılan halkoylamalan, diğer birçok ülke gibi Isveç "te de büyük ilgi topladı. Rumlann uzlaşmaktan kaçınan ta\Ti ve özellikle Rum lider Tasos Papadopulos'un kışkırtıcılığı eleştirildi. Ülkemizı yakından izleyen Isveçli gazeteci Ingrid Hedström, bakın bunu ne güzel anımsatıyor: "Bu itiş- kakıştan kârh çıkan biri varsa, o da Kıbns Cumhurbaşkanı Papadopulos'rur. 1 yıl önce, Rumlan adanın birteşmesine hayır demeye çağnnca. Avrupa'nın kötü adamı haline düşmuştü. Son derece öfkelenen AB Komisyonu, Kıbns'm hileyfc AB'ye girdiği suçtamasmda STOCKHOLM GÜRHANUÇKAN bik bulunmuştu. Ardından Kıbns. AB'nin, (BM planına evet diyen) Kıbnslı Türklerin dış dünyayla serbestçe ve dogrudan doğruya ticaret yapmasını sağlayarak izolasyonlanna son verme girişimlerini büyük bir kararhhkla engefleyerek aynı rolü oynamaya devam etti. Ne var ki Türkiye, uluslararası camia tarafmdan kabul edikn Kıbns yönetimini tanımayı reddetmesini büyük bir olay haline getirmeyi tercih edince, Kıbns (Rum kesimi) yine o masum ve mağdur ülke kıhğma giriverdi Papadopıdos, hem iç potitikada epey puan kazandı hem de veto hakkı elde ederek güçiü komşusuna karşı bir koz sahibi oldu. Bu kadan muüaka \eterB olacak. Kıbns'ın işi daha fazla uzatmaktan başka kazanacağı bir şey yok çünkü." Dagens Nyheter gazetesınde 3 Eylül'de yayımlanan bu değerlendırmede "itiş- kakıştan" kastedilen, bazı AB ülkelerinin lıderlerinin, Türkiye ve Kıbns konusunu, seçmenlerinden olumlu puan kazanmak için ıç politikaya alet ediyor olmasından dolayı Birlik içinde yaşananan anlaşmazlıklardır. İsveç basırunda, Türkiye'nin 3 Ekim'de AB ile üyelik müzakerelerine başlaması konusunda yer alan yorumlarda genel olarak şu saptamalar görüldü: Türkiye'ye verilen söz tutulmalıdır, aksi halde AB"nin güvenilirliği büyük zarar görecektir, Türkiye'ye bu aşamadan sonra yeni bir koşul sürülemez; Kıbns sorununa çözüm bulunmadan adanın yalnızca bir kesimini ve koşulsuz şekilde Birliğe alma hatasını yapan taraf Brüksel'dir ve bundan dolayı Türkiye suçlanamaz. Aynı zamanda. şu iki ortak kanı da dile getirildı. Insan haklan konusunda asla pazarlık yapılamaz ve Türkiye, önünde sonunda Kıbns'ın uluslararası camia tarafindan kabul edilen yönetimini tanımak zorunda kalacaktır (ama bunun ille de 3 Ekim'den önce olması istenemez). Bu arada, Isveç kamuoyunda kafalan kanştıran bir özgün bir konu ise Orhan Pamuk'un yargı önüne çıkanlacak olması. Bir gazetede yer alan şu tümcenin verdiği mesaj çok açık: "Tam bu sırada, Türkiye'nin Nobei'e aday tek yazaruu söylediği bir sözden ötürü mahkemeye vermek, kişinin çektigi silahla kendi ayağını vurması gibidir." Öyle sanıyorum, bu sonbahar birçok bakımdan çok farklı bir sonbahar olacak... Okulda Katrina için seferberlikA BD tarihinde en büyük can ve mal / l kaybına yol açan "doğal afet", New -ZjL Orleans'ı yok eden ICatrina Kasırgası oldu. Işin ilgınç yanı, Katrina tahminlerden hafif geçti. Olaydan bir hafta önce öngörülen tayfun, Katrina'nın 1.5 katı kadarmış. Peki, neden bu uyanlar dinlenmedi ve gündeme gelmedi? Felaketten sonra yaşanan trajik durum karşısuıda harekete geçmek kaçınılmaz oldu tabii. Birkaç habere göre, Başkan George Bush ancak New Orleans Belediye Başkanı'ndan gelen "Artık çıkıp bir şey söyiese!" gıbı dokundurmalardan sonra basuı toplantısı düzenledi. Geçen günkü istatistik dersinde, sınıf arkadaşlanmdan biri, ailesinden 12 kişinin New Orleans'ta kaybolduğunu, son bir haftada inanılmaz korku yaşadıklannı, fakat geçen gün 10 kişiden haber aldıklannı söyledi. Bazılan Dallas'ta, bazılan Houston'da, bazılan başka yerlerde. Dört kuzeni sel altındaki evde 20 saat mahsur kalmış. "Neyse, hâlâ hayattalar ya!" dedi. Geriye kalan 2 kişi varmış, en büyük ağabeyi ve erkek arkadaşının babası. "Onlardan haber bektiyonız" dedi. "Ama 12 ldşinin 10'undan haber almak bik btri çok rahaüatü tabiL" Bush "memteketi" olan Houston'a yardımlan için teşekkür etti. Houston'dan bir saat uzakta olan Texas A&M Üniversitesi felaketzedeiere gerçekten yoğun yardımda bulunmakta. Burada doktora öğrencisi olduğum için her şeye şahit oluyorum. Basketbol, konser ve konferans mekânı olan Red Arena adlı bina, New Orleans'tan gelenlerin geçicı yuvası haline TEKSAS getirildi. tstenen 300 gönüllüydü, 900 öğrenci gönüllü olarak bütün gece çalıştr. yüzlerce yatak getirildi, temiz kıyafetler toplandı, duş kabinleri kuruldu, tıbbı yardrm mekanizması geliştirildi. Cumartesi sabahı New Orleans'tan yola çıkan 208 kişi Dallas ve Houston'a, oradan da otobüslerle okula getirildi. Okul yönetimi yüzlerce gömlek verdi; öğrenciler bağlanh kurduklan iki şirketten 80 bin gömlek getirtti. Hafta sonu, 800'den fazla öğrencı gönüllü olarak yardımcı oldu. Bir son sınıf iktısat öğrencisi, kendi tasarladığı tişörtleri satarak 3 bin dolardan fazla katkıda bulundu. Okuldaki çeşitli örgütler elbirliğiyle, ftrtınada her şeyini kaybedenler için çarşaf, yorgan, temızlik malzemesi, bebek için alt bezi, gıda, oyuncak, kitap vs. getirmekte. Sıra sıra arabasıyla gelenler felaketzedeleri ahp gereken yerlere götürüyor. (Burada kamu taşımacılığı zayıf olduğu için arabasızhk çok zor.) Yakınlanyla bağlantı kurmak isteyenler için telefon ve internet bizmeti sunan bir oda hazırlandı. Aynca okul, New Orleans'tan buraya bin öğrenci kabul etti. Okulun gururla benimsediği şahsiyeti/okul ruhu (kendilerine A&M'li olarak "Aggfe" diyorlar) bu katkılarda etkili oldu. Sezar'ın hakkı Sezar'a diyorum: Benim bazen canımı sıkan, "şoven" bile gelen bu okul ruhu bu sefer herkesin gözünü yaşarttı doğrusu. Ve felaketin doğal olmayan boyutlan nedeniyle, küresel ısuıma konusunu es geçen Bush yönetimi - dünyanın yaranna- derin bir yara aldı. bgunersel2(£hotınaiLcom ADALETBARIŞ GÜNERSEL ONC KONC LANÖ Miki Fare Hong-Kong'da Disne\land"in Hong-Kong şubesi yann açüryor. Hong- Kong Disneyland'in resmi açıbşı öncesinde dün yapılanu Kırmızı Halı TörenTne ülkenin ünlü isinıkri de kaükiı. Hong- Konglu şartacı Coco Lee, törende MUd Fare ile birlikte poz verdi Dev eglence parta, *Do- ğu-Baü sentezT temasmı taşryor. tçinde klasik Uyuyan Güzel Şatosu'yla bir ABD kasaba- a da yer ahyor. Hong-Kong hükümetiyte VValtDisneyfırmasının ortakgirişimiolan park yak- laşık 4 miryar dolara mal oldu. (AP) ÖSS HAZIRLIK DERGİMİZ 12 EYLÜL'DE ABONE MERKEZLERİNDE!.. L FEN BİÜMLERÎ EĞÎTÎM ve YAYINCIUK www.fenbilimleri.com Çıplak Gerçek... riyana'da son aylann en heyecan veren sanat olaylanndan birisi, yaz boyunca süren bir resim sergisiydi: Çıplak Gerçek! Şehrin en ünlü müzelerinden Leopold Müzesi'ndeki serginın temasmı 1900'lerin Viyana'sında yaşanan skandallar oluşturuyordu. Mahler'ın karısı Alma'nın Oskar Kokoschka ile yaşadığı aşk, Gustav Kfimt'in Nuda Verita'sının tutucu çevrelerde yarattığı şaşkınlık, Egon Schiele'nin yeniyetme kızlan evinde alıkoyarak uygunsuz pozlar verdirmesi... Kısaca, bir asır önce yaşanmış, aslında çoğu bugün de yaşansa yine skandal yaratacak durumlardı. Yüzyıl önceki Viyana'ya selam gönderen sergide benim keşfım Schiele oldu. Klünt'in tişörtlere, fincanlara, tabaklara yapılan baskılarla iyice poplaşmasıyla boşalan özgün beğeni egomun son gözdesi Schiele. Sanınm artık ben de Egonist oldum! Üstelik bunun Egon'un keskin çizgilerle yuvarlak hatları verebilmedeki ustalığı gibi teknik bir nedeni falan yoktu. Ben ondaki cüreti sevmiştim. Sanatsal çıplaklığın öne sürdüğü mazeretlerden bıkmış usanmıştım. Sanki çıplaklığm ille de bir mazereti olmalıydı; bir mitosla, bir trajediyle gebneliydi. Çıplak modeller, çıplaklıİdanndan utanmak bir yana, "Hadi gelsene-." der gibi arsızca bakmamalıydı kanvastan. Schiele'nin sunduğu çıplaklık, kutsal bir amacın ardma gizlenmiş aciz bir çıplaklık değil, açıkça bir meydan okumaydı. Schiele'nin kadınlan şöyle haykırırdı suratınıza kan^ astan: "tşte ben böyleyim, çıplakhğun için size sunacak bir VIYANA ŞANSEV TÜZÜN mazeretim yok; mitoslann, trajedilerin. soylu amaçlann arduıa gizlenmedim; ben sadece çıplağun ve gerçegun." Elbette Schiele'nin pek mazbut bir yaşam sürdüğü söylenemez. Atölye olarak kullandığı kır evinin okul kaçağı küçük ziyaretçileri. tü>öi bitmemiş dışiliklerini okşayan elleriyle, seyredenlerm kasıklannda edepsiz sızılar uyandıran tablolara girdiler. Bunlann sonunda Schiele topu topu 1 ay hapse girdi. 2000Tİ yıllarda zavalh Micheal Jackson aynı nedenle beden ve ruh sağlığını tamamıyla yitirdi. "Erotik sanatta büe biraz kutsalbk^rdır" dıyen Schiele ıse yaşadığı krizi atlattı atlatmasma da, gencecık yaşmda Ispanyol gribıne yenildi. Öldüğünde 28 yaşmdaydı. Belki de onu ilginç kılan şeylerden biri, hayli erken ölümü ve o kısacık hayata sığdırdığı resimler oldu; 3 binin üzerinde çizim ve 300'e yakın tablo bıraktı arkasında. Sanat tarihçilerinin ağzını sulandıracak, şöyle dönem dönem ayınp rahatça inceleyecekleri türden uzıın bir ömür süremedi. Schiele'nin arkasında kim vardı? 1900'lerin doymak bilmeyen bılme arzusu vardı, kolektif entelektüel bılinç vardı, psikanalizin soylu koltuğu vardı. Şimdı olmayan ne varsa hepsi vardı işte... Leopold Müzesi'nin şık kafeteryasında elmalı payla kahvemı içerken fonda klasik müzık beklerken bangır bangır çalan Goran Bregoviç benı 1900"lerin soylu Viyana'sından ahp çingenelerin çayırlanna götürdü. Müzeden dışan fırlayıp Viyana sokaklannda çıplak ayakla dolaşmak istedi canım. Sarışın vede küpeli şoförümO oförümün saçlan san. Ensesınde siyah j j bir kadife kurdeleyle bağlanmış. 3> Kulaklannda sallantılı ohnayan küçük, güzel küpeler var. Kolsuz bir bluz giymiş. Direksiyonu ustalıkla çeviren sağ elinin parmağında sade bir >Tİzük var. Tırnaklan kırmızı cilalı. Lacivert etekliği dizlerinı açıkta bırakıyor. Aynadan gördüğüm güzel. güvenli yüzünde hafif makyaj var. Eğilip bakmadım ama eminim spor da olsa kadınsı iskarpinler giymiştir. Şoförümle kırmızı ışıkta işaretle anlaştık, atladım üzerinde taksi işareti bulunan sıyah, şık arabaya. Çok yorgunum. Çok sıcak. Konuşma havasında değılim. Sadece Coulencourt lütfen dedim; ve hemen, daha fazla konuşmayacağımı ele verircesine, "Lamarc'" dıye ekledim. Olağan bir günümde olsaydım, Leutreck'in oturduğu e\'in bulunduğu sokak, falan diye açıklamalar yapardım. Hatta belki şoförümle Leutreck"in resimleri, afişleri, Moulen Rouge'da geçirdiği ürkek geceler, Parishlerin sanatçılara saygı gösterdiği, eski binalann çoğunun dış duvannda daha önce orada oturmuş ünlülerin adlannın yazılı olduğu üzerine falan sohbet ederdik. Edebilirdik. Bundan eminim. Şoförüm Cafe Lapın Agile adının nereden geldiğini, Mösyo GiDe'ın yapıp dükkânının duvanna astığı tavada zıplayan tavşan tablosunun ününden dolayı. PARIS Gill'in tavşanının anık "çevik tavşan"a dönüşüp kafenin adı haline geldiğini anlatırdı. Ben de ona kafeye ŞEMSA \-EGts gittığimi, ama ^ i ^ _ « . kapalı olduğunu söylerdim. Ama yok, bugün çenem düşük değil. Üstelik daha önce kadın sürücüler görmüş olmama karşın, kadın olması nedeniyle farklı meraklar uyandırdı bende hemen. Ama dedim ya, konuşma havasında değilim. '," ' Işıklar hep yeşıl olsun, basalım gidelim bîr' an önce. Ben, şoförümü incelemekle yetineyim. Kaç yaşlannda0 Kırkı geçmiş olabilir. Aılesı var mıdır? Olabilir. Belli bir saatte evlennde ya da bir restoranda buluşuyorlardır. Fransız erkekleri kadınlara saygılı. Ondan yemek beklemez eşi. Çocuklan varsa da büyümüştür. Ya da yalnız yaşıyordur şoförüm. Evet. bu daha büyük bir olasılık. Belli bir saatte dükkânını kapatrr gıbı kontağı kapatıyordur. Evıne gidip giyiniyor, kadife kurdelesini çözerek saçlannı salıyor, süsleniyor, sevgilisiyle bir kafede buluşuyordur. Şaraplannı yudumlarken kadm sanki şoför değilmişçesine, Chams Elyssee'de küçük bir butiğüı sahibiymişçesıne, belki bir avukat. hemşire ya da herhangi bir meslekten olağan bir Fransız kadını>Tnışçasına hayatın onlara görünen güzelliklerinden konuşuyorlardır. Erkek kadına güzel sözler söylüyordur. Kadın, kendinı daha da güzel hissediyordur. Ama çocuğu var mıdır? Büyümüş de olsa, kendısiyle beklediği ölçüde ilgilenmedıği için şoförüme öfkeleniyor mudur? Hatta, çocuğu onu terk etmiş olabilir mi? Hayır, şoförüm mutsuz görünmüyor. Işler yoİunda, hayat güzel, şoförüm ışıklan kollayarak güzel güzel götürüyor beni. Şoförümün "Güneş ne güzel tsıtryor, değil mi" sorusuyla birden irkihniyorum. Zaten sessizce konuşmuyor muydum onunla? O ana dek biriktirdiğim meraklan bir kenara atarak öylesine, sıradan bir şoförle konuşurcasına. "Ah, ama çok sıcak" diye yakınıyorum. Aracuı göstergesini işaret ederek "Sadece 29 derece" dıyor. "Sıcak mı sizce?" Sıcak, soğuk. gölge. güneş, yorgunluk... Bunun zoraki bir konuşma konusu olduğu düşüncesinden rahatsızım. Düşündüklerimi doğnılayacak ya da yalanlayacak bir konuşmaya girişmemiz de fazla kişisel olacağından düşünülemez bile. "Paris'te taksiler şahıslara mı aittir, şirkettere mi" diye bir soru atıyorum ortaya. Kadınlann şoförlük mesleğini seçmesi, zorluklan, kolaylıklan, feminizm, sosyalizm... Sosyalızmin çöküşü.. hayrr, aslında çökmemiş olduğu... çok uzun vakit alırdı. Paris'te şirkete bağlı. belediyeye bağlı ve bir de kendi aracını kullanma şeklinde üç türden taksi şoförlüğü olduğunu öğreniyorum. Taksi plakası pahalı mı? Hayır, normal. Peki madam. siz... Araç bana aıt diye atılıyor. Bunu özellikle belirtmek ıstiyor. Araç, benim sanşın, güzel, sevgilisi olan, kendisini terk etmiş çocuklan bulunmayan hanım şoförüme ait. Tatlı bir sevinç rüzgân esiyor yüreğimde. Yorgunluğumu hiç duymuyorum. Otele vardığıma sevinmiyorum. Şoförüme bir daha rastlama ve iki eski dost gibi uzun uzun konuşma olasıhğının yok denecek kadar az olduğuna hayıflanarak ama dünya adma, kadınlar adına. yaşamak adına güvenli umutlarla giriyorum otelime.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog