Bugünden 1930'a 5,439,331 adet makale



Katalog


«
»

8 AĞUSTOS 2005 PAZARTESİ CUMHURİYET SAYFA İV I J I j I U J x kultur@cumhuriyet.com.tr 15 TURHAN SELÇUK'TAN YENİSERGİ Almanva'nın Bad Kreuznach kentindeki sergide Turhan S«lçuk'un 52 yapıtı sanatseverlerle buluşacak. Usta'mn çizgilerine büyük ilgi BAD KREUZNACH (Cumhuriyet) - Ülkemiz çağdaş karikatürünün öncülerinden, Avrupa'da da 'Karikatürün Picasso'su olarak adlandınlan Tur- han Selçuk 52 yapıtının yer aldığı, bugün açılacak olan sergisiyle AJmanya'nın Bad Kreuznach ken- tinde. Kent belediyesi, T.C. Mainz Başkonsoloslu- ğu, Donima ParkHotel işletmesi ve Hessen Toplum Gazetesi işbirliğiyle düzenlenen sergi, Mustafa Kemal Atatürk'ün Osmanh ordusu subayı iken Almanya ziyareti yaptığında üç gün kaldığı Parko- tel'in, anısına adının verildiği salonda yer alacak. 10 Eylül'e dek sürecek serginin 19.30'daki açıhş tö- renine katılacak olan Turhan Selçuk, burada 'Tür- kiye'de Karikatürün Dünü ve Bugünü: Türki- ye'de Karikatür Vapmanın Bedeli' konulu bır de konuşma yapacak. Açılışta, Bad Kreuznach Anakent Belediye Baş- kanı Andreas Ludwig, T.C. Mainz Başkonsolosu Ahmet Nazif Alpman, gazeteci Mehmet Canbo- lat da birer konuşma yapacaklar. Sergı ıçin Almanya'ya giden Selçuk, sanat yaşa- mında Almanya'nın özgün bir yeri olduğunu belirt- ti ve adıyla özdeşleşen, bugünlerde 47. yaşını kut- layan Abdülcanbaz çizgi romanının yurtdışında büyük ilgi gördüğüne dikkat çekti. Turhan Selçuk'un yapıtlan, Bad Kreuznach'ın ardından yıl sonuna dek sırasıyla Almanya'nın Stuttgart, Köln. Rüsselsheim, Erlangen ve Frank- furt kentlerinde de sergilenecek. 'Küçük Denizkızı' müzikal oldu • KOPENHAG (AA)- Danimarkah yazar Hans Christian Andersen'in en çok bilinen masallanndan "Küçük Denizkızı", yazann 200'üncü doğum yılı kutlamalan etkinlikleri çerçevesinde, başkent Kopenhag'da müzikal komediye uyarlanarak sahnelendi. Yüzer bir sahnede sergilenen oyunu, Kopenhag Limanı'nın rıhtımına oturmuş olan binlerce Danimarkah izledi. Eserde, yaşlan 10 ile 73 arasında değişen 650 amatör ve profesyonel oyuncu rol aldı. Oyun. 68 metre uzunluğunda ve 12.5 metre genişliğinde iki dubalı yüzer köprü üzerinde sahnelendi. Abdülkadir Bulut anılıyor • Kültür Senisi - 1985 yılının 8 Ağustos günü bir trafik kazasında yitirdiğimiz şair Abdülkadir Bulut, yakın dostlan ve sevenlerince anılıyor. Beyoğlu Akşam Sefası Restoran'da saat 19.00'da başlayacak etkinliğin kolaylaştıncılığını şair - yazar Orhan Alkaya yapacak. Geceye, aynca Sennur Sezer, Adnan Özyalçıner, Necati Güngör, Müslim Çelik, Gülsüm Akyüz gibi Bulut'un yakın dostlan da katkıda bulunacaklar. (0 212 243 28 26' Istiklal Cad. Bmiikparmakkapı Sokak Afrika Han) Annabelle Buffet öldü • PARİS (AFP) - Fransız roman yazan ve ressam Bernard Buffet'nın eşi Annabelle BufTet Paris'te 77 yaşında hayatını kaybetti. Buffet yetenekli bir yazar ve şarkıcı olmasma rağmen 41 yıllık evlilikleri süresince eşi ünlü ressam Bernard Buffet'nin gölgesinde kaldı. 1950'lerin başında bohem entelektüellerin uğrak yerleri olan Paris kafelerinde varoluşçu Jean Paul Sartre ve Albert Camus ile tanışan Buffet, tkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan Fransız edebiyat akımının üyelerinden biri olarak kabul ediliyordu. Yazann eşi Bernard Buffet parkinson hastalığına yakalanmış ve 1999'da üıtihar etmişti. Koku' beyazperdede • Kültür Senisi - Alman yazar Patrick Süskind'in 1985'teyayımlanan ve 15 milyondan çok satan romanı 'Koku'dan sinemaya uyarlanan filmin çekimlerinin 18 Ekim'de tamamlanması planlanıyor. 'Koş Lola Koş'u yöneten Tom Tykwer'in beyazperdeye aktardığı romanı, 'Gülün Adı" adlı filmle adını duyuran Andrew Birkin senaryolaştırdı. 'Koku'nun başkahramanı Jean Baptiste Grenouille'u filmde Ingiliz aktör Ben Whishaw oynuyor. Ünlü aktör Dustin Hoffman'ın ise parfümcü Giuseppe Baldini rolünü üstlendiği 'Koku'da, doğuştan vücut tenine has bir kokusu olmayan Jean Baptiste Grenouille'un işlediği seri cinayetler anlatılıyor. Tablolar, fotoğraflar ve tanıklıklarla Hıfzı Topuz, Fikret Muallâ'yı anlatıyor Paris'te yalnız bir ressamÖNER CİRAVOĞLU Hıfn Topuz'u bu kez Balıkpaza- n'ndaki ünlü Cumhuriyet lokanta- sında buluyorum. Öğle vakti, içe- risi tenha... Ağustos sıcağı kavuru- yor ortalığı... Hıfzı Topuz'un gü- lümseyişinde her zaman ileriye ba- kışın, umudun ışıltılan... Yaşama sıkı sıkıya bağh kocaman bir yü- rek... Neler getirdi bize şimdiye dek: 'Eski Dostlar'ı, 'Çamlı- ca'nın Üç Gülü'nü, 'Meyyale'yi, 'Devrim Yülan'nı... Afrika'ya el- veda dedi, Paris'e hoşça kal! Evet, Hıfzı Topuz yeni dönmüş Paris'ten. Yanında kadim dostu uluslararası ün sahibi Arşad Zaman... Konu- muz Paris'in yaşamından rüzgâr gi- bi geçen Fikret Muallâ... Sanatindan ödün vermezdi' H l f z ı jopuz, Tarık Yaşa ve Fikret MuaUa Fransa'da, Eylül 1960 (soldan sağa). - Kitapta birçok tanıklık, mek- tup ve Kerem Topuz'un katkısıy- la tablolar yer alıyor. Bunlar, ün- lü yapıtların ve desenlerin oluş- turduğu albümü daha da anlam- lı kılıyor ve bütünlüyor. Aslında Fikret Muallâ'nın öyküsü bizim öykümüz değil mi?... Anlaşümak için çırpınan, çoğu zaman umar- sız kalan aydınımızın öyküsü... Ne dersiniz? HIFZI TOPUZ - Evet, Fikret Muallâ uzun bir dönem anlaşılmak için çırpınmış, sonra da çaresiz kal- mıştır. Almanya'da iyi bir resim eğıtımı gördükten sonra 1927'de Türkiye'ye dönmüş ve 1939'a ka- dar kendini kabul ettirmeye çalış- mıştır. O dönemde sanatmdan hiç ödün verdigi söylenemez. Düşün- celerini her zaman hiçbir çıkar kay- gısı gütmeden özgürce açıklamış, çevresine uymaya da hiç özen gös- termemiştir. Galatasaray Lise- si'ndeki ve Ayvalık Ortaokulu'nda- ki resim öğretmenliğinden aynlma- sı, Salah Cimcoz'a yaptığı 're- sim'i parçalaması, Izmir Fu- arı 'ndakı umursamazlığı bunun ör- nekleridir. Fikret hep kafasının di- kine gitmiştir. Kendini tanıtmak, sanatrnı sevdirmek için ne sergi dü- zenlemiş, ne de hakkında yazılar çıkmasına çahşmıştır. Tablolannı, desenlerini hiç birik- tirmeden, günü gününe satarak ge- çimini sağlamaya yönelmiştir. Sa- natı bakımından iddıalı bir kişi ol- ikret Muallâ, tablolannı, desenlerini hiç biriktirmeden, günü gününe satarak geçimini sağlamaya yönelmiştir. Sanatı bakımından iddialı bir kişi olduğu kanısında değilim. Ama ne var ki, hiç iddialı olmadığı halde çok başanlı resimler yapmış ve birçok ünlü sanatçı gibi o da ölümünden sonra büyük bir saygınlık kazanmıştır." duğu kanısında değilim. Ama ne var ki, hiç iddialı olmadığı halde çok başanlı resimler yapmış ve bir- çok ünlü sanatçı gibi o da ölümün- den sonra büyük bir saygınlık ka- zanmıştır. Evet Fikret Muallâ'nın öyküsü bu bakımlardan birçok ya- zann ve sanatçının öyküsünü andı- nr. - Küçüklüğünde futbol oynar- ken ayağının kınlması ve aksak kalması. annesinin ölümü, Fikret Muallâ'da derin izler bıraktı sa- nıyorum. Daha sonra dışa vuran 'polis' korkusu hastahğının ilk belirtisi olmalı. TOPUZ - Fikret Muallâ'nın do- ğuştan ruhsal açıdan bıraz anzalı olduğu kanısındayım. Ayağının kı- nhnası, annesinin ölümü, babası- nın ikinci evliliği onu hep bunalım- lara sürüklemiştir. Kim bilir, bizim bilmediğimiz daha ne acılan ol- muştur... Fakat direnme gücünü yi- tirdiği zaman da akli dengesi bozul- muş ve bakıma alınmıştır. Ondaki polis korkusu Degüstasyon olayın- dan sonra başlamış ve yaşamının sonuna kadar bu korku onu karaba- san gibi izlemiştir. - Fikret Muallâ solcu muydu? TOPUZ - Asla söylenemez! Fik- ret'in Istanbul'da Nâzım Hikmet ve Abidin Dino gibi devrimci dost- lan vardı ama o politikaya hiç bu- laşmadı. Ne sağcı oldu, ne solcu. A- ma demokrat ve laikti. Almanya'da eğitim gördüğü ve çok iyi Alman- ca konuştuğu için Alman yanlısı görünürdü. Hatta Paris işgal altın- dayken barlarda Alman subaylany- la görüştüğü için de sert eleştirile- re uğradığını biliyorum. Fikret'in apolitik bir kişiligi vardı. Odasının duvannda hem Ingiltere Krah'nm resmi asılıydı, hem de Sovyet Bü- yükelçisi'nin. Onlardan gelecek tehlikelere karşı önlem alıyordu. O Paris'teyken işgal yıllan ve di- reniş olaylan yaşandı. Arkasından Paris'in kurtuluşu, komünistlerin ve sosyalistlerin mitingleri, göste- rileri... Yer yerinden oynadı, o hiç- birine katılmadı. - Resim eleştirmenleri hangi noktalarda birleşiyorlar onun sa- natı konusunda? Bu bağlamda ne gibi tartışmalar var? Ona 'çı- ğır açan bır ressam' diyebilir mi- yiz? TOPUZ - Fikret'in çığır açan bir ressam olduğu söylenemez. Bütün büyük sanatçılardan da çığır açma- lannı bekleyemeyiz ki... çizglye egemendl - Koleksiyonunuzda Fikret Muallâ'nın kaç tablosu var? TOPUZ - Ben resim koleksiyon- culuğunahiç heves etmedim. Çeşit- li firsatlarla elime Fikret'in 10-15 tablosu geçti. Bazılannı Fikret'ten almıştım, onlan sakladım. Koleksi- yonculuk başka şey. Geçenlerde Paris'te dost Süleyman ve Jacqu- eline Üstünel'lerin evindeydim. Duvarlannda ve arşivlerinde 90 ka- dar Fikret Muallâ tablosu görünce heyecanlandım. - Kadmlarla ilişkisi nasıldı? Cinselliği kastediyorum. Bu ko- nuda izlenimleriniz, duyumları- nız var mı? TOPUZ - Fikret'in kadmlara düşkün olduğunu yakından biliyo- rum. Güçsüz olduğunu da anlatır- dı. Ölümünden bir yıl önce Reilla- ne'dan ortak bir dostumuza yolla- dığı mektupta da eve gelip giden bir kızla sevişebilmek için çok uğ- raştığını, ama başaramadığını yaz- mıştı. - Fikret Muallâ'nın kimi yapıt- larına bakarken ortak bir renk zemini içinde her biri bağımsız devinen, zevkle çizilmiş figürle- rin adeta kandilerini dışavur- duklannı sezer gibiyiz. Bu canlı atmosferleri kurma, renk beğeni- si yaratma uğraşında onu nereye oturtabiliriz? TOPUZ - Evet, bana göre Fikret, renkleri her zaman coşkuyla kul- lanmasını bilmiş, çizgiye egemen olmuş, dışavurumcu ve zamanla değer kazanan fıgüratıf bir sanat- çıydı. Genç yaşta trafik kazasında yaşammı yitiren Abdülkadir Bulut'un ölümünün üzerinden 20 yıl geçti Bir 'Kasabalı Lorca" vardıMÜSLLM ÇELtK Gün gibi usumda ilk tanışıklığunız. TÖB- DERTi günler, 1970'li yıllann ortalanydı. Der- neğin Aksaray'daki binasına gitmiştim. Öğret- men olan abim tanıştırdı ikimizi, aynı gruptan- mışsınız, "birlik ve dayamşma" adı altında. Başkan Talip Öztürk, bir söyleşi için Fakir Baykurt da oradaydı. Tahp'in o olaylı yıllarda canına kıyıldı. 1960'lann başlannda dergilerde görünmeye başhyorsun. Ilerleyen süreçte 1974 yılının, Tür- kiye genelinde, Milliyet Sanat dergisinin ustalar arasında yaptırdığı bir sonışturmada, en başan- h dört genç şairinden biri seçilmiştin, Veysel Ço- lak da vardı. Sonrası, ben mezun oldum. Atamam Muş ili- ne yapıldı. Doğu'ya zorunlu hizmetim için git- tim. Askerlik dönüşü, Istanbul Maçka Teknik ve Meslek Lisesi'nde edebiyat öğretmeni olarak işe başladım. Sense, öğretmenliğinin yanı sıra yayı- nevlerinden de iş alır, çalışırdın. Bir ara da, ça- hştığın Gelişim Yayınevi, okulumuzun hemen bitişigindeydi. Odan bahçeye bakardı. Iş çüaşı, Nişantaşı Akademi Kitabevi'ne uğrar, ordan yü- rüyüşler yapardık. Demokrasi Parkı, Maçka ote- linin önü, şehir tiyatrosu ve radyoevinin önün- den ver elini Taksim'e. Sevdiğimiz şairleri anar, yol boyu şiirler okurduk. Genç ustalar buna da- hildi. A. Erhan, T. Fişekçi, C. Süreya, Ritsos, Özdemir tnce, A. Budak, Ataol ve E. Ber- köz'ü çokça anardın, bense senden uzağa düş- mezdim fazlaca. Gelelim 85 yılı, ağustos ayı ba- şına. Ebıadağ'da, Alibeyköy otobüs durağında- yız. "Mersin'e bir iş için gidiyorum, gel kar- daşım seni terli terli kucaklayayım" dedin. Gözlerinin içinde ince bir çizge, son görüşme- mizmiş meğer. 'Kuvveden fllle' geçme Erzincan Oğulcuk köyümdeyim. Gazetemi açıyorum. Abdülkadir Bulut, trafik kazası ge- çirerek yaşamını yitirdi. Anamur'dan Mersin'e gidiyormuşsun, arkadaşlannın duruşması var- mış. Dağlar başıma yıkılıyor sanki. Ah, neyler- sin! Sen tek başına değilsin, Gözyaşlan da çiçek açar, Acılaryurdumdur, Üveyikler uçarken, Ya- kımlar vb. Ozellikle bana okurdun, anlatırdın. Evinde Havva Hanım'a, oğlun Ekim'e coşku- lanndan söz eder, "kuvveden fiile" geçmedeki süreci paylaştığını söylerdin. Günler kimi erinçli, kimi üzünçlü geçiyordu. Kardeşim Bulut, senden sonra Çernobil faciası yaşandı. Sakat çocuklar doğdular, kanserler art- tı. Radyasyonlu çaylan, fındıklan bize içirttiler, yedirdiler! Özelleştirmeler... Yenibütün diye, bireyi Marksist doymuşluk ve elit düzlemde somutlayan bildirilere imza koyan şairler 'varız' dediler. Körfez Savaşı patlak ver- di. Öri genç şair, Efe Murat, Cem Kurtuluş, "madde-şür polirikasına doğru" madde akımı bildirisini geliştirdiler. Türkiye şiir ortamına du- yurdular. Araya giriyorum, ABD yayılmacılığı- nın yollan daha da döşendi, şimdi Irak'ta, kom- şuyuz, birbirimize bakıyoruz! Şiirimiz, tüm açılımıyla genişliyor, çağdaş şi- ir ortamına renklerini sunuyor. • 85 yılı, ağustos ayı başında, Elmadağ'da, Alibeyköy otobüs durağındayız. "Mersin'e bir iş için gidiyorum, gel kardaşım seni terli terli kucaklayayım" dedin. Gözlerinin içinde ince bir çizge, son görüşmemizmiş meğer. Erzincan Oğulcuk köyümdeyim. Gazetemi açıyorum. Abdülkadir Bulut, trafik kazası geçirerek yaşamını yitirdi. Madde akımı, Garip akımının öngördüğü, in- sanın 'son umut' olarak insana, 'cardı ötekiye' kaçışını, II. Yeni'nin 'son umut' olarak insanın kendisine, içine kaçışını, bu dönüşüm bağlamın- da baştan adlandınna çabasındadır. Orhan Ve- li'nin "şiirde hücum edilmesi gerektiği''ni dü- şündüğü, Garip'in "mısracı zihniyet" diye söz ettiğine karşıhk, bizim kuşaksa dize kurmaktan da, kınrıaktan da kaçınmıyor. Şairler de yalan söyler, fakat şiir diliyle asla! Nâzım'dan Karacaoğlan'a \/ Serün özgün ve kınlgan yerine bakıyorum, şiirinin atalannı görüyorum yüzyıllann içinden. Nâzım üzerinden, Karacaöğlan çeşitlemeleri- ne dek. • Şiirle öz varlığı dolayımındaki imgesel de- rinliğe özgü yanlmalan yok etmesinin ve emek- çi kesimlere sanat konusunda doğaçtanlık yük- lemesinin proletkult içindeki sorunsah. ^ Özgüvenden mayalanmış olanlar, doğuştan sunduklan yetileriyle, okuyamadıklan şiirlerde- ki ölçü, uyalc, uyum, ileti, ikincil anlam, derin an- lamı kulaklanyla görmeye, gözleriyle işitmeye yeterli midirler? ^ Ekonomik, sosyal, ekinsel, bir yaratımeri olarakkavramış, ülke çıkarlanna yönehk, uyum- layıa açdımlan geliş^irmelerini gözlemlemişim- dix. Şiirinin derin sorunsah bu olmasa da yaşa- mın içinden gelen anlamıdır. ^ Bır intellec ancak kendi evreniyle billurlaş- mış, gerçek anlamda toplumsal, çokluk bireysel tragedyasının içlemini önemseyen Bulut, tasta- mam bu nedenlerle, gerçekçi göndermeyi sun- muştur Türkiye halkına. Duşünsel düzlemdeki yerin, Lorca, Nâzım, Dadaloğlu etkisindeki, özdekçi, yurtseverliğe önem veren, tam bağımsızlıkçı, güleryüzlü top- lumsalcı. \/ Yabancılaşmamış emek ve çevresinde, şiiri hasada bağladın. • Şiirdeki gerçeklik, şiirin soyut ifadesi, -içer- diği olgular- değil, fakat toplumdaki dinamikro- lü, içerdiği ortaklaşa coşkudur. A. Oktay, Caud- wel'den yola çıkarak. "Suları öptüm, oturup ağla dun" diye di- zeler kuran arkadaşım, güzel insan Abdülkadir Bulut, gene geldin, gözümün önündesin. Demek ki, açar özge narçiçeği... AYNI SENİN GtBl Uzun geceler ister Çiçek açmak için tütün Tuhafbr kınlırken bile dibi Ele vermez toprağını Aynı senin gibi Aynı senin gibi Ansızın basılıp aransam Saçtan tımağa yaka paça Ne bulabilirler ki, üstümde Gelecekten başka Zaman eriyor, hangi gerçekçi şair gördünüz ki, geleceğin karşısında yer almıştrr? * Abdülkadir Bulut (Cemal Süreya'nın adlandır- masıyla).
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog