Bugünden 1930'a 5,438,300 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 24 AĞUSTOS 2005 ÇARŞAMBA HABERLER AKP kadrolaşmasında son perde: Bir gecede 700 müftünün görev yeri değiştirildi Sıra çağdaş din adamlarmdatstanbul Haber Servisi - Dıyanet Iş- leri Başkanlığı 'nda çağdLaş ve laik dın görevlileri sürgün edilmeye devam ediliyor. AKP iktidannııı kadrolaşma harekeri başlattığı kurumda 28 Şubat sürecinde önemli görevlere getirilen laik ve çağdaş din adamlannın görev yerleri değiştirildi. Buna karşın daha önce çeşitli nedenlerle görevlerinden uzaklaştınlanlar ise kuruma geri ge- tirildi. AKP iktidannın Diyanet Işleri Baş- kanlığı'ndakı kadrolaşma hareketi Mehmet NuriYıbnaz döneminde ata- nan başkan yardımcılannın görevden alınmasıylabaşladı. Prof. Dr. AliBar- dakoğiu'nun başına geriri Idıği kurum- da daha sonra da 28 Şubat sürecinde • AKP iktidannın kadrolaşma hareketi başlattığı Diyanet İşleri Başkanhğf nda 28 Şubat sürecinde önemli görevlere getirilen laik ve çağdaş din adamlan sürgün edildi. Buna karşın daha önce çeşitli nedenlerle görevlerinden uzaklaştınlanlar ise kuruma geri getirildi. atanan daire başkanlan görevlerinden nan Uzun Çorlu'ya gönderildi. Özel- tanbul'da yaşandı. likle Istanbul'da 22 yeni müftünün ge-alındı. Yerlerine "MiIH Görüş" köke- ninden gelen kışiler atandı. Ayduı müftüler sürgün edildi Daire başkanlannın değiştinlme- siyle yetinilmeyen kadrolaşma hare- keti kapsamında 700 müftünün de gö- rev yerlen değiştirildi. Yine "MHKGö- rüş"çü müftüler merkezi ve önemli yerlerde görevlendirilirken, laik ve ay- dın müftüler ise sürgün edildi. Sür- gün edilen müftülerden biri de Zakir Uzun. Bakırköy Müftülüğü'nden alı- tirilmesinde Personel Daire Başkanlı- ğı'na atanan Ruştü fnan'ın etkili ol- duğu iddia edildi. Daha sonra sıra çağ- daş kimliklenyle tanınan diğer din gö- revlilerine geldi. Yüzlerce cami ima- mı hakkında çeştli bahanelerle soruş- turma açıldı. Bu soruşturmalar sonu- cu yeni sürgünler yaşandı. Bu kapsamda Sultanahmet Camii Imamı Osman NuriBedir de görevin- den alınarak Çatalca'nın Izettin kö- yüne gönderildi. Sürgünler en çok Is- Geri gelenler Daha önce çeşitli nedenlerle soruş- turma geçirerek görevlerine son veri- len bazı din adamlan ise AKP iktida- nyla birlikte Diyanet İşleri Başkanlı- ğı'na geri döndü. Mehmet Nun Yıl- maz'ın başkanlığı döneminde yolsuz- luk yaptığı gerekçesiyle görevine son verilen Bakırköy Çarşı Camii Imamı Rasinı Şekercioğlu geri getirildi. Şe- kercioğlu'nun Başbakan Yardımcısı Mehmet AK Şahin'in okul arkadaşı ÎSLAMCI YAZAR AKGÜL 'Gülen ABD J nin emrinde'• Islami kesime seslenen Milli Çözüm dergisinin yazan Ahmet Akgül, son kitabında AKP'yi ve Gülen'i ABD'nin emrinde olmakla suçladı. BARIŞDOSTER AKP hükümetinın, Islamcı kesim nezdinde hızla puan yitirmesi ve dinci basının kendi içindeki sert polemiklerden sonra, Islamcı çevrelerin AKP ve Fethullah Gükne getirdikleri eleştiriler d e yeniden şiddetlendi. Islami kesime seslenen MilH Çözüm dergisinin yazan Ahmet Akgül, son kitabında AKP'yi ve Gülen'i ABD'nin emrinde olmakla suçladı. Uzun yıllar Mehmet Şevket Eygi'nin Büyük Gazete'sinde, Yeni Devır'de ve Milli Görüş hareketinin yayın organı olan Milli Gazete'de yazarlık, Aİcıncılar Teşkilatı ve Ilim Yayma Cemıyeti *nde yöneticilik yapan, 1995 genel seçimlerinde de Refah Partisi'nin milletvekili adayı olan Ahmet Akgül, "Dünya Dönüşüme Hazırianıyor" adlı kitabında, Başbakan Recep Tayyip Erdoganın sözlerini sıralayarak, bir dizi eleştiri getirdi. 'TesBmiyet başansr Bu eleştirilerden bazılan şöyle: - Erdoğan'm, "-.Statükoyu, halk iradesinin üstünde tutanlar ve dünyanın geldiği şartlara gözünü kapayanlar bu başanyı hazmedemiyorlar" sözlerini Akgül, şöyle yorumluyor: ''Yani, Türkiye'niıı bağunsız ve güçlü kaîmasuu, yerii imkânlar ve milli politikalaria kalkınmasını isteyenler statükocudur ve bunlar bizim Siyonist emperyalizme teslimiyet başanmıa ktskanıyorlar." - Erdoğan'ın sözü: "Türkiye'yi AB hedefinden geri koymaya çahşan marjinal çevTelere yüz vermemelijiz''. Akgülün yorumu: "Yani miUÎ ve dirayetli dunış ve direnişleri önemsiz görmeü, bu konudaki duyarhhk ve uyanlann sahipleri olan Kuvayı MiUiyecilerden çekunnemeüyiz." Kitapta AKP'ye ve Gülen'e ilişkın bazı görüşler ise özetle şöyle: - AKP'nin AB şövalyeliğinde ve demokrasi havariliğinde bir hainlik aramamız ve bunlara kuşkuyla bakmamız tabiidir. - Sert Islam da, ılımlı Islam da Amerikan- Israil senaryosudur. El Kaide örgütünü CIA'nın kurup, kullandığı açıkça ortadadır. -Fethullah Gülen, hareketinin, Milli Görüş'ün yükselişini önlemek, Müslümanlan layt- pısınk hale getirmek, Amerikan âşığı bir nesil yetiştirmek gibi amaçlarla, Siyonist dış güçler ve içerideki Sabatayist- Masonik çe\xelerce başlatıldığını bile bile mi kullanılmıştır? olduğu belirtildi. Hakkında bölücü- lük iddiası bulunan imam EmruDah Hatiboğlu da görevine iade edildi. Gö- reve geri getirilenlerden biri de, Ab- dülkadir Sezgin. Adı Susurluk kaza- suıda ölen AbduOah Çath'yla birlik- te Azerbaycan'da HaydarAByev'e yö- nelik darbe girişimine kanşan Sezgin, başmüfettişken kurumla ilişkisi kesil- miş, bu karar Danıştay taralindan da onaylanmıştı. Daha önce Haseki Eği- tim Merkezi'ndeki görevine son veri- len Sdnıan Okumuş, Şehzadebaşı Ca- mii'ne ımam olarak atandı. Selman Okumuş'un Firuzağa Camisi imamı olan babası Hüsnü Okumuş ile İstan- bul Müftüsü fjyas Serenh'nin yalon arkadaş olduklan belirtildi. TARİH VAKFI 12Eylül için arşiv girişimi ŞişH Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Büyük Taarruz'un. Ulusal Kurtuluş Sa\aşımu açısından dönüm noktası olduğunu beiirterek "Büyük Taamız, 30 Ağustos Zaferi'nin başlangıcıdır. O gün olmasavdı, bugün bu topraklar bizim olnıa/dı" dedi Şişli Belediyesi, Büyük Taarruz'u Kocatepe'de anacak İstanbulHaberServtsi-Şişli Be- lediyesi, Büyük Taarruz'un 83. yı- lında binlerce yurttaşı Afyon Ko- catepe'ye götürecek. Bakırköy Belediyesi de yurttaşlara ulusal onur ve bağımsızlığın önemıni anımsatmak amacıyla "Bakırköy 2. BağunsızhkŞenfikleri" düzen- leyecek. Büyük Taarruz'un başladığı tarih olan 26 Ağustos'ta, etkinlik kapsamında, Başkomutanlık Meydan Muharebesi'ni anlatan bir belgesel ve savaşı canlandıran lazergösterileri deyapılacak. Ko- nuyla ilgili bir açıklama yapan Şişli Belediye Başkanı Mustafa SartgüL Büyük Taarruz'un, Ulu- sal Kurtuluş Savaşımız açısından dönüm noktası olduğunu beiirte- rek "Büyük Taarruz,30Ağustos Zaferi'nin başlangıcıdır. O gün olmasaydL, bugün bu topraklar bizim olmazdı" dedi. Türkiye'nin bağımsızlığı, ulu- sal bütünlüğü ve egemenliği açı- sından, Kocatepe'deki Kuvayı Milliye ruhuna, bugün daha çok ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Sangül, şöyle devam etti: "Bir uhısun kaderini değişti- ren Gazi Mustafa Kemal, 19Ma- yıs'ta Samsun'da başladığı bü- yük yürüyüşü, 26Ağustosta Ko- catepesırtlanndaki topçu ateşiy- le sürdürmüş ve zaferte taçlan- dırmışuT. Ogün Kocatepe'de Tür- kü'yle, Kürt'üyle, Laâyla, Çer- kezhie, Alevisiyle, Sünnisiyleyan yana, omuz omuza nasıl savaşby- sak, bugün de aynı anlayışla ha- reket etmetiyiz." Bakırköy'de şenlik Bakırköy Belediyesi ve Yerel Gündem 21 Bakırköy Gençlik Meclisi'nce, yurttaşlara ulusal onur ve bağımsızlığın önemini anımsatmak amacıyla "Baknköy 2. BağunsızhkŞenlikleri" düzen- leyecek. GÖKÇE UYGUN Seferihisar olayında 5 zanlı tutuklandı tZMİR(CumhuriyetEgeBürosu) - Seferihisar'ın Ürkmez beldesinde 5 kişinin, jandarmaya saldırdığı id- dialanyla başlayan olaylar, toplum- daki aynşmayı gözler önüne serdi. Se- ferihisar Kaymakamı Mehmet Gö- dekmerdan, 5 zanJırun tutukJanarak Buca Cezaevi'ne gönderildiğini söy- ledı. Olaylan üzüntüyle karşıladıkJan- nı belirten Kaymakam Gödekmerdan, "Vatandaş, devlete ve askere karşı harekete pabuç bırakmıyor" dedi. Türkiye'nin bir hukuk devleti ol- duğunu vurgulayan Gödekmerdan, şunlan söyledi: "ZanUarm adKyeden çüaşj sırasında gerginlik yaşandL Va- tandaşın Trabzon'da olduğu gibi bu- rada da hassasiyeti var. CHay gerçek mi değfl mi buna mahkemekr ka- rar verecek. Türkne'de işler kanun çerçevesinde yürümektedir. Seferi- hisar'm adının bö\iesi bir olayla du- yulpiaana üzüldük.*" Tarih Vakfi, "Beflek'12" adlı ye- ni projesıyle 12 Eylül dönemini içe- ren bir belgelik oluşturulması için birgirişim başlatn. Valaf, 12 Eylül'le ilgili her türlü vennin toplanması- nı amaçlayan proje için kişı ve ku- rumlara destek çağnsı yapıyor. Bilimsel tarih anlayışının yaygın- laşması için faaliyet gösteren Tarih Vakrı, Türkiye tarihinin dönüm nok- talanndan olan 12 Eylül 1980 dar- besinin 25. yılında Bellek'12 adı verilen ve bu dönemi kapsayan bir belgelik oluşturulması için hazır- lıklara başlıyor. 12 Eylül dönemi- ni, 15 Mayıs I974'te çıkanlan ge- nel af ile 6 Kasım 1983'te yapılan genel seçim arasındaki zaman dili- mi olarak ele alan Bellek' 12, bu dö- nemi siyasal değil, toplumsal, ikti- sadi ve kültürel sonuçlan da olan önemli bir süreç olarak tanımlıyor. Tarih Vakfı, Bellek' 12 girişimiy- le, bu sürecin "yargüanmasuu" de- ğil, TürkiyeUeki bütün toplumsal ke- simleri doğrudan ya da dolaylı ola- rak etkileyen bu sürece ilişkin her türlü belgeyi toplamayı ve üretme- yi, Türkiye'nin yakın tarihine, bil- gi ve belgelere dayalı bir ışık tutma- yı amaçlıyor. Bu dokumanlann her- kesin kullanımına açılacak şekilde tek bir merkezde toplanmasının ve gelecek kuşaklara aktanlmasının tarihsel bir görev olduğu düşünce- sinden yola çıkan vakıf, en az 5 yıl- lık emek ve maddi kaynak gerekti- ren bu çalışma için destek bekhyor. 12 Eylül Mfizesi Bellek' 12 kapsamında toplanma- sı ve ürerilmesi hedeflenen belge- ler, edebiyat metinleri, mektuplar, her türlü resmi yazışma ve belge- ler, iddianameler, savunmalar, da- va delilleri, sözlü tarih video gö- rüntüleri ve ses kayıtlan, am defter- leri, her türlü büdiri, afış, broşür, der- gi, gazete, kitap, bülten, fotoğraf, ses kaydı, müzik ve filmlerden oluşu- yor. Bellek'12'ye katkıda bulun- mak isteyenler, "beDekl2@tarih- vakfLorg.tr" e-posta adresi yoluy- la Tarih Vakfı ile temasa geçebilir. IR NOKTASI /ORAL ÇALIŞLAR oralcalislar@cumhuriyet.com.tr Ne Gökhan Mumcu'yu. ne Nez'i tanınm. Davırt ûüloğlu'nu da sözle- rini hatırlayamadığım bir maço türkü nedeniyle biliyorum. Bir ara Nez isimli genç kızla nişanlandıklannı, ço- cukluklarında birbirterini tanıdıklarını da gazetelerden okumuştum. Hürri- yet'in dünkü Kelebek ilavesinde 'Bir Savaş Çıkarsa Eşlerimizi Kime Ema- net Edeceğiz?' başlığını görünce il- gilendim. Savaş çıkması ve eşlerin kime emanet edileceğinin sorun ola- rak gündeme gelmesi ilginçti. Bu sözleri söyleyen yakışıklı gen- cin adının Gökhan Mumcu olduğu- nu öğrendim. Haberi okudukça başka şeyler de öğrendim: Meğerse Nez, Davut Güloğlu ile nişanlandığı- nı ilan ettiğinde, başka bir gençle de nişanlıymış, bu gencin de adı Gök- han Mumcu'ymuş. Gökhan Mumcu askere gidince Nez onu terk etmiş ve Güloğlu ile birlikte olmaya başla- mıştı. • • • Gökhan Mumcu şöyle konuş- Savaşta Eşler Kime Emanet Edilecek muştu: "Nez, askere gittiğim ilk an- dan itibaren inanılmaz destek ol- muştu. Beni birçok kez ziyarete gelmişti. Hatta birliğin nizamiyesin- de bana elleriyle Türk kahvesi bile yapmıştı. Davut Güloğlu, nişanlısı askerde olan bir insana bu çirkin durumu nasıl açıklayacak? Yann bir savaş çıksa, hepimiz askere gitsek, eşlerimizi kime emanet edeceğiz?" Bu arada Gökhan Mumcu asker- deyken nışanlısı Nez'ı (gerçek ismi- nin de Nezihe olduğunu Mum- cu'dan öğrendik) memleketi Sam- sun'a götürmüş ve imam nikâhı da kıydırmıştı. Öykünün devamında da Davut Güloğlu-Nez ilişkisi sona er- miş ve herkes kendi yoluna gitmişti. Ortada gönlü yaralı askerden yeni dönmüş Gökhan Mumcu duruyor- du. • • • Nez, Davut Güloğlu'ndan ayrıl- dıktan sonra yeniden Mumcu'yu aramış mıydı? Mumcu'ya göre aramıştı. Hata yaptığını kabul et- mişti. Parmağına ve bileğine yap- tırdığı dövmelere bakamadığmı söylemişti. Peki buna Mumcu ne karşılık vermişti: "Her şey için çok geç olduğunu, bu kadar onursuz, gurursuz olamayacağımı söyle- dim." Bir gençlik ya da magazin öykü- sü diyebiliriz buraya kadar yazdık- larıma. Bizi neden ilgilendirsin de diyebiliriz. Gerçekten de bu öykü beni ve de siz okuyucularımızı o kadar ilgilendirmeyebilir. Ancak Gökhan Mumcu'nun şu sözlerini önemsedim: "Yann bir savaş çık- sa, hepimiz askere gitsek, eşleri- mizi kime emanet edeceğiz?" ••• Mumcu, bu sözleriyle kadını, er- keğin geride bıraktıgı bir emanet olarak görüyor. Halbuki geride ka- lan kadın, sonuç olarak bir insan- dır, kendi iradesi vardır. Nezihe'nin, Davut Güloğlu ile birlikte olması ve Gökhan Mumcu'yu terk etmesi ta- mamen onun kişisel tercihidir. Da- ha önce de hatırlarsınız Pınar Al- tuğ, sevgilisi askerde iken başka bir erkeği tercih etmiş ve sevgili- sinden ayrılmıştı. Bunun emanetle ne ilgisi var? Burada yine erkek egemen bir kültür bütün haşmetiyle gelip kar- şımıza dikiliyor. Askerlık sırasında erkek de bir başka kadını bir baş- ka yerde tanıyıp beraber olabilir. Onun kimseye emanet edilmesi gerekmiyor mu? Burada kadını biraz da savunmasız ve ikinci sı- nıf olarak gören bir kültürden de söz edebiliriz. Sonuç olarak Nezi- he ya da Nez, bağımsız iradesi olabilecek, kendi kendine ayakta duran bir sanatçıdır. Tercini doğ- rudur, yanlıştır, onu ilgilendirir. Bir erkekle olan ilişkisini bitirir, bir başkasıyla başlar. Olay bundan ibarettir. Nez'in bir emanet olarak kabul edilmesi, kadınlara bakış açısını yansıtıyor. Zaten gerçek de onun bir emanet olmadığını, bağımsız bir kişiliği olduğunu gösteriyor. Gökhan'ı bırakıp Davut'la birlikte oluyor. Sonra da o ilişki bitiyor. Bunların hepsi kişisel tercihlerdir, erkek kişisel tercihler yapabildiği kadar kadın da yapabilir. Tabii Nez, geliri olan, tanınan bir sanatçı. Onun böyle davranabil- mesinin maddi ve manevi koşulları var. Evde askere gitmiş sevgilisini, kocasını bekleyen bir genç kız böyle bir şey yapabilir mi? Bu yüz- den ne cinayetler işlenmiştir. • • • Kadını 'emanet' gören anlayış feodal erkek egemen kültürünü yansıtıyor. GLOBALPOLITÎKÜLTÜR ERGIN YıLDıZOĞLU Kürt(lerin) Sorunu Bir süredir "Kürt sorunu" tartışılıyor. Bu kavra- mın bulanıklığı gerçekten ilginç, karşımızda, ade- ta herkesin içini istediği gibi doldurabileceği bir "boş gösterge" var. 'Kavramın' sınlriarı ve (g)erçeği Bu kavramın sınırları hem çok dar hem de çok geniş. Karşı olanlar, "sorunu" en geniş an- lamda algılayarak (ama sözünü etmeden) "ayn devlet kurma" olasılığına bağlıyorlar. Bir kesim tartışmanın "Kürt devleti" olasılığına açıldığını düşünerek şiddetle itiraz ediyor. Bir diğer kesim ise "Kürt sorununun" başka bir biçimde çözül- mesinin olanaksızlığına inandığından, gündem- deki açılımları yetersiz buluyor. Ne ki, bugünkü sosyo-ekonomik ve jeopolitik konjonktürde, bağımsız, demokratik bir Kürt devleti, ne Kuzey Irak'ta ne de Türkiye'den koparak gerçekleşti- rilmesi olanaksız bir proje. Bu olanaksızlık, aslında bu "sorunun" (g)er- çeğinin de ta kendisi. Bu yüzden, yasal engel- ler bir yana, "sorun" teorik olarak da bu çıplak- lığıyla konamıyor; "Kürt sorunu", adeta Kürtle- rin değil de bir başkasının çözmekle yükümlü olduğu bir "sorunmuş" gibi sunuluyor. Bu bağ- lamda, sınırları hem çok daraltılıyor hem de pratikte ne anlama geldiği belirsiz kavramlar kullanılıyor. "Kürtlerin demokratik haklan..." di- ye başlayan saptamalar gelip "kimiiğinin ta- nınması" noktasında duruyor. Üstelik "saptamalar", son 25 yılın postmo- dernist, küreselleşmeci, neoliberal söylemlerine ve "insan haklan" paradigmasına da uygun ol- duğundan kulağa hoş geliyor. Yukarıdaki ne- denlerle de, Kürtlerin "en temel sorunları" bir türlü konuşulamıyor. örneğin, Kürtler bir çuval patates gibi homojen bir varlık oluşturmuyorlar. Ister halk, ister etnik grup, ister ulus diyelim, Kürtler, sınıflara bölünmüş bir insan grubu. Üs- telik bu sınıfsal karmaşıklık, kapitalist üretim tarzının hâkim ve yaygın olduğu bir ekonomik coğrafyanın karmaşıklığı da değil. Ama, hem Kuzey Irak'ta hem de Türkiye sınırları içindeki feodal ilişkilerin (ekonomik, kültürel ve siyasi) ağıriığı nedense(!) demokrasi tartışmalannın uf- kunun içine bir türlü giremiyor; sorun "kimliğin tanınmasına" kadar daraltılıyor. Kürtİerin sorunTan Bu "nedense "den başladığımızda da esas sorunla karşılaşmaya başlıyoruz: Kürtlerin ya- şadığı sosyal formasyonda, bugün ne de- mokrasi olabilir ne de bağımsız bir devlet. Demokrasinin olamayacağını anlamak zor de- ğil. "İnsan öznelliği üretim tarzı gibi şekillen- miştir" saptamasını anımsamak yeter. Bu öz- nelliklerin taşıdıkları iktidar ilişkileri. demokra- siyi var eden bireysel -biçimsel- özgürlüklere yaşam alanı tanıyamazlar. Böyle olunca da "kimliğin tanınması", aslında Kürt hâkim sınıfla- nnın/elitlerinin, söz konusu coğrafyada egemen olma hakkının tanınması anlamına geliyor; yok- sul köylünün, marabanın, oranının yüzde 50 ye ulaştığı söylenen ışsizlerin haklarının değil... Halbuki, daha önce de değinmiştim, demokrasi ve insan haklan kavramlarına, toplumun en alt- taki kesimlerinin haklarından, taleplerinden ha- reketle bakmak gerekir. O zaman bu tartışma- nın içeriği de radikal bir biçimde değişir. Ama, malum bu "jiletli pasta"'... Bağımsız devlet kurmanın olanaksızlığını gö- rebilmek çok daha zor. Feodal ilişkilerin hâkim ve yaygın olduğu, kapitalist ilişkilerle ufak ada- cıklar halinde, esas olarak artıdeğerin üretimi değil de dolaşımı düzeyinde eklemlendiği bir coğrafya var karşımızda. Böyle bir coğrafyanın devleti, kapitalist dünya ekonomisi içinde ken- dini yeniden üretme koşullarından yoksundur. Bu coğrafyanın egemen sınıfları da, egemen kalabilmek için (malum kaynak sorunu) acilen uluslararası sermayenin (emperyalizmın) uzantı- sı olmanın yollannı ararlar (aramışlardır da). Bu- nun için de kendi emekçilerini, kolay kullanılır ucuz işgücü, kimi zaman da hizmete hazır si- lahlı güç olarak peşkeş çekmeye çalışırlar. Bunlar yapısal olanaksızlıklar. Ama konjonk- tür bunlan daha da güçlendiren özellikler taşı- yor. Bugünkü konjonktürü, Amerikan yöneti- minde egemen olan neo-conlarla, Israil yöneti- minde egemen olan militarist kliğin birlikte ya- şama geçirmeye çalıştığı "Büyük Ortadoğu Projesi" biçimlendiriyor. Bu proje de Irak'tan sonra, Iran ve Suriye'yi yıkmayı amaçlıyor. Dik- katle bakınca da Kürt egemen sınıflarının (elitle- rinin) daha başından, bu projeye hevesle katıl- dıklannı, otonom bir siyasi proje izleme kapasi- telerini kaybetmiş olduklannı görebiliyoruz. Tür- kiye'dekilerin de benzer bir konumda olduğu- nu, ek olarak AB projesini de benimsedikleri söylenebilir. PKK'nin Iran ve Suriye'de eylemler düzen- lendiğine ilişkin duyumlar, ABD ile Türkiye Cumhuriyeti arasında PKK konusundaki anlaş- mazlıklar, "Kürt sorunun" Türkiye parçasının da BOP'nin içine çekilmiş olduğunu gösteriyor. Zaten, soğukkanlı bir bakış, Iran, Irak, Suriye ve Türkiye'deki parçalan birleştirmeden yaşayabi- lir bir Kürt devleti oluşturmanın olanaksızlığını da hemen kavrayacaktır. Bu gözlemlerimin, hoş karşılanmayacağını bi- liyorum. Ama arada sırada tarihe de bir not düşmek gerekiyor. Çünkü, korkarım, bu kon- jonktür değişip de bir yenisi başladığında, yine en büyük acılar bu "en alttakilerin" payına düş- müş olacak. ergin.yildizoglu', gmail.com Boğaziçi'nde ErmeniKonferansı tstanbul Haber Servisi -Boğaziçi Üniversitesi'nin ev sahıplığinde geçen mayıs ayında düzenlenmesi kararlaştınlan, ancak gelen tepkiler üzerine iptal edilen sözde Ermeni soykınmı konulu konferans, aynı üniversitede, aynı içerik ve katılımcılarla 23- 25 Eylül tarihlerinde yapılacak. Hazırhk komitesi, Prof. Dr. Murat Belge, Prof. Dr. SeBm DeringiL Prof Dr Ethem Eldem, Prof. Dr Çaglar Keyder, Doç Dr HaHl Berktay. Doç. Dr. Cemil Koçak. Yard. Doç. Dr. Hakan Erdem ve Yard. Doç. Dr. Akşin Somel'den oluşan konferansın mayıs ayuıda yapılması planlanmış, tepkiler üzerine konferansın iptal edildiği duyurulmuşru.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog