Bugünden 1930'a 5,440,253 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 21 AĞUSTOS 2005 PAZAR 12 A A / l / V K . JVvJİN U VFUteyla.tavsanoghıCacumhuriyetcom.tr Ülke toplumu özellikle kalkınmakta olan ülkelerden gelen bu göçmenlere önyargılarla yaklaştu Bugün bile bu aşılmış değil. Oysa bir AB y den söz ediyoruz- y Bakın, her toplum kendi mahallelerinde oturuyor. Kendi içlerine kapanmış durumdalar. Öbür toplumlarla hiçbir kaynaşmayok. Yerel seçimlerde oy hakkın olmazsa başkaları senin adına oy kullanıyor, senin adına kararlar alıyor. u Avrupa Anayasası çıktığında referandum kararı alındı. Fransa ve Hollanda 'da yapıldı, ama ters tepti. y HaMarAB'yiöcügibigörüyor Belçikalı Türk senatör Fatnta Pehlivan ile 'Ne olacak bu Avrupa Birliği'nin halini konuştuk SÖYLEŞİ LEYLATAVŞANOĞLU Avrupa yeni oluşumlar, yeni kararla- rın eşiğinde. Fransa ve Hollanda'daki anayasa referandumlannın olumsuz so- nuçlan, Türkiye'yle 3 Ekım müzakere- leri öncesi Ankara'ya getirilen ek dayat- malann yaratûğı sıkınular, 2014 yüına ka- dar AB tanm fonlannın bloke edilmesi elit altılan ve öbür halkalardakileri fena halde düşündürüyor. Popülizm ve oy kap- ma uğruna AB'yi tozpembe göstermeye uğraşan bizim aklıevveller ise şimdi ek protokolle birlikte halka Kıbns Rum Ke- simi'ni tanımak zonında olduklaruu na- sıl anlatacaklannın telaşı içindeler. Av- rupa ülkeleri halklannın hislerini ve AB mekanizmalannın nasıl çalıştığını en iyi bilenlerden birisi Avrupa Konseyi ve Bel- çika Setıatosu'nun senatörlerinden Fat- ma Pehlivan. Fatma Pehlivan göçmen bir Türk ailesinin kızı. Gent bölgesinden ciddi sayıda tercih oylanyla senatör se- çılen Fatma Pehlivan'la oturuyoruz ve "Ne olacak bu AB'nin haK?"ni konuşu- yoruz. - Bir eğitimci olaruk neden siyasete atıldımz? PEHÜVAN - Ben köken olarak Bel- çikalı olsaydım bir eğıtımci olarak belki siyasete atılmayabilirdım. Ama ben göç- men bir ailenin çocuğuyum. Göçmen olunca da oralarda ikinci sınıf insan mu- amelesi görüyorsunuz. Bunun üstüne ka- dınsınız. Dolayısıyla da onlann akıllann- daki olumsuz imajların hepsi sizde top- lanıyor. Düşünebilıyor musunuz, Belçi- ka gibi bir ülkede hem göçmen hem de kadın olmanın ne anlama geldiğini? Her yerde kendinızi savunmak durumunda kahyorsunuz. Sivil toplum kuruluşlaruu kurma ve çahşmalannda yer almamın nedeni buydu. Bakın, Belçika toplumu 196O'lı yıllara kadar kendi özünü koru- muş bir toplumdu. Derken, '6O'lı yıllar- la birlikte göç başladı. Orada bir moza- ik oluştu. Ulke toplumu özellikle kalkın- makta olanülkelerden gelen bu göçmen- lere önyargılarla yaklaşh. Bugün bile bu aşılmış değil. Oysa bir AB'den söz edi- yoruz. Blrind sınıf vatandaşlık - Üstelik Müslüman kimliğinizin ol- ması bu önyargılarda etkili oldu mu? PEHLtVAN - Olmaz olur mu? Hem Müslüman, hem göçmen, hem kadın ola- rak hep ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyorsunuz. Ama artık kırk küsur yıl o ülkede yaşadıktan sonra da arnk ikin- ci sınıf değil, birinci sınıf vatandaşlığa yükseltilmemiz gerekiyor. Benim de- dem, babam nereden gelmişse gelmiş. Ama artık ben oralıyım, çocuklarım ve torunlarım da orah olacaklar. Dolayısıy- la o ülkenin yurttaşlandırlar ve ülkeleri- nin bütün konulanna karşı da duyarlı olacaklardır. Dolayısıyla da toplumlar arası sorunlara çözüm yollan üretmek gerekir. Yanı çokkültürlü bir toplumu nasıl savunacağız? Çünkü düz beyaz bir toplumdan çıkıp renkli bir topluma gir- mişiz. - İyi de renkli topluma önem verdik- leri var mı? Sonuçta Türkleri ve Tür- kiye'yi Avrupa bünyesinde istiyorlar mı? PEHLİVAN - tstemıyorlar. Benim de söylediğim zaten çok teorik ve işin ide- ali. Çokkültürlü bir toplum oluştu. Ama toplumlar arasmda diyalog yok. Bakın, her toplum kendi mahallelerinde oturu- yor. Kendi içlerine kapanmış durumda- lar. Öbür toplumlarla hiçbir kaynaşma yok. Ama sonuçta bu durumun bu top- lumlan ve yaşadığımız ülkeyi hiçbir ye- re götürmeyeceği anlaşıldı. Siyasetçiler de bunun farkında. - İyi de buna nasıl çözüm bulunabi- lir? PEHLİVAN-Bir kere siyasi yaptınm- lar konulmalıdır. Irkçıhğa son verilmesı gerekir. Bunun ardından da insanlan kay- naştırmanın yollan aranmalıdır. Ben burada o toplumun içinde yaşayan ve yurttaşlık sorumlulugunun bilincinde olan bir insan olarakkonuşuyorum. Oül- kedeki çokkültürlülük konusunda tek bir toplum kararveremez. Bizlerindebuka- rarlarda söz hakkımız olmalıdır. Biz ken- di sorunlarııruzı tabii ki tek başımıza çö- zemeyiz. Onlar da bizim için çözemez. Çözümü ortaklaşa aramalıyız. Onlar bi- ze bir şeyler verecekler, biz kendimizden bir şeyleri onlara vereceğiz. Ortakbir yol bulmamız gerekiyor. - Bir arayış içinde misiniz? PEHLİVAN-Evet. Bunu sivil toplum kuruluşlan içindeki çahşmalanmla da yapabilirdim. Ama siyaset içinde olmak ciddi önemli roller de veriyor size. Toplumun içinde var olan sorunlara siyasi çözümler getirebilmeniz gerekli. Daha önceyaşadığınız ülkede, kalkınmak- ta olan bir ülkeden geliyorsanız ikinci, üçüncü sınıf vatandaş muamelesi görü- dünyasında bir medeniyetler çatışma- sı patlak verir mi? PEHLİVAN - Bunu net bu- biçımde söylemek çok zor. Tabii ki gelecek ne ge- tirir, bilemiyorsunuz. Bana göre bunu sadece Islamla da ilin- tilendirmemek gerekir. Çünkü Avrupa- lıların burada büyük eksiklikleri var. Adll davranmak - Nedir o eksiklikler? PEHLİVAN - Bir zamanlar, başka ül- kelerden Avrupa'ya işçi olarak getirdik- leri insanlann hep işçi olarak kalmasını istiyorlar. Oysa Avrupa'ya gelen birinci kuşağın çocuklan, torunlan oldu. Sız Müslüman olabilirsiniz, ama artık onca yıl sonra o toplumun bir parçası oluyor- sunuz. Avrupalı hakkaniyetli olmahdır. Eğer Hıristiyanlığı, Yahudiliği kabul ediyor- sa Müslümanlığı da kabul etmek zorun- dadır. Adil davTanmak zorundadır. Benim ilkelerime göre, dili, dini, ırkı ne olursa olsun o toplumda o insanlar yaşıyorlarsa eşit muamele görmelidirler. Avrupa'ya öraek olabilir. Türkiye'nin AB'ye girmesini destekleyenler onun de- mokratik, laik ve çağdaş kimliğini ön plana çıkarmaktadırlar. - Bir de Fransa 'nın Türkiye 'nin iiye- liğine bayağı katı bakmaya başladığı- na ne diyorsunuz? PEHÜVAN - Fransa'nın sorunu Tür- kiye"deki Müslümanlık değil. Onun esas sorunu, hiçbir zaman yatırım yapmadık- lan; ikinci, üçüncü sınıf muamelesi et- tikleri eski sömürgelerinden gelen toplu- luklar. Bakın, Fransa'da doğup büyümüş Cezayir, Fas, Tunus kökenli çocuklar ve gençler var. Bunlar Fransa'da hâlâ ırkçı- lıkla karşı karşıyalar. Dili, dini, teninin rengi, ismi nedeniyle kendilerine iş ve- rilmiyor. Burada Fransa'nın kendi ken- dini sorgulaması gerekir. Fransa vaktinde bu sömürgelenni sö- mürdü. Orada yaşayan halkı düşünme- di. Onlan kendilerinden kabul etmediler. Şımdi kendi topraklannda bu insanlar Fransız mı, değil mi, iki arada bir dere- de yaşıyorlar. Bugün bu gençler Fransa'da ayaklanı- yor. Otomobilleri yakıyorlar. Maruz kal- - Çalışmalannızdan örnek verir mi- 1-9 Gent bölgesinden ciddi sayıda tercih oylanyla senatör seçflen Fatma Pehlivan Avrupa'da Türkkrin kendi içlerine kapandıklannı söyle- dL Pehtivan, ırkçıhğa son verilmesi gerektiğini vurgulayarak insanlan kaynaşürmanın yoDannın aranması gerektiğini sö\ ledL yordunuz. Şimdi AB genişledikçe öme- ğin şu oluyor: Yaşadığuıız ülkede vatan- daş değilseniz yerel seçimlerde oy hak- kınız yoktu. Şimdi biz bir teklif verdik ve o ülkede en az beş yıl oturmuş kişile- rin oy hakkı kullanmalan gerektiğini önerdik. Üyesi olduğum Sosyalist Parti, ben partiye girdikten sonra bunu programı- na aldı. Neyse, sonunda parlamento bu- nu kabul etti. Şimdi, 2OO6'da yapılacak yerel seçimlerde vatandaş olmayanlar da oy haklanm kullanabilecekler. Bu görüşü 1980'lerdenberi savunduk. Sivil toplum kuruluşlan olarak yürüyüş- leryaptık, "Siyasihaklanınızıistiyoruz'' dedik. Yerel seçimlerde oy hakkın ol- mazsa başkalan senin adına oy kullanı- yor, senin adına kararlar alıyor. Ama sen yine de vergini veriyorsun. Böyle şey mi olur? - Batı dünyasında Müslüman kimli- ğine sahip olarak görülen toplumlara hasmane tutum arttu Avrupa 'da Müs- lüman olarak kabul edilen 3 milyon Türkyaştyor. BirdeKuzeyAfrikavebaş- ka Müslüman kimlikli ülkelerden göç etmiş olan bir niifus var. Bunlara da kuş- kuyla bakıhyor. Yakın gelecekte Batı Aynmcılık yapamazsınız. Bu aynmcılı- ğı yaparsanız insanlan aşın uçlara yönel- tırsiniz. Yeni bir islam - Peki, neyapümalı? PEHLİVAN - Bugün hem A\Tupah hem de oradaki Müslüman toplumu ara- yış içinde. "Nasıl bir Islamistivoruz" so- rusunu soruyorlar. "Yeni bir Islam, Av- rupa Islamiyeti olabilir mi?" arayışı var. Hemen bütün Avrupa ülkelerinde şim- di bu konuşuluyor. Çeşitli ülkelerden araştırmacılar, uzmanlar bu konu üze- rinde çahşıyorlar. Kilitlenmiş bir nokta- da şu anda çözüm aranıyor. Bence vur- gulanması gereken nokta bu. Öbür top- lumlarla bir arada nasıl yaşayabiüriz11 Avrupa'daki tslamiyet nasıl bir tslamiyet olabilir? O arayışlarda Türkiye'nin örnek ahndığını gördüm. - Yani Türkiye'nin demokratik, laik, çağdaş kimliğininyant sıra çoğunluğu Müslüman olan bir topluma sahip ol- ması mı ön plana çıkanlıyor? PEHLİVAN - Aynen öyle. Burada önemli olan, demokratik, laik ve çağdaş- lığını ön plana çıkarmasıdır. O nedenle dıklan muamelelere tepki gösteriyorlar. Fransa'da birpatlama olması kaçınılmaz. Fransa kendi iç sorununu çözemezse yakın gelecekte büyük olaylarla karşı karşıya kalabilir. - Yanitamamtyla u öteld"sorunu mu? PEHLİVAN - Aynen öyle. Bu mesele- nin mutlaka çözüme kavuşturulması la- zımdır. - Peki, Belçika 'da sorunun boyutla- rı ayrtı mı? PEHLİVAN - Aynı, diyemeyeceğim. Çünkü Belçika'daki daha ılımlı bir yak- laşımdır. Çünkü Belçika'nm sömürge- lerinden gelen pek insanı yok. Dolayısıy- la da Fransa'daki gibi bir baskı uygulan- mıyor. Öte yandan, Hollanda'nın duru- mu daha farklı. Onlann Türkiye'ye "ha- >ir" yaklaşımı içinde olmalan, kendi iç sorunlanndan kaynaklanıyor. - Siz siyasete bu iç sorunların çözü- münde yardımcı olmak düşüncesiyle katıldınız, anladığım kadanyla... PEHLİVAN - Evet, üstelik de bu so- runlan bire bir yaşamış, ikinci, üçüncü sınıf vatandaş muamelesi görmüş bir ki- şiyim. Dolayısıyla önergelerle, yasalar- la bu sorunlann çözümüne katkıda bu- lunmaya çalışıyorum. stnı: PEHLhAN-Örneğin, Belçıka'da dev- let sektöründe çalışabilmek için vatandaş obna zorunluluğu aranıyor. Ben bir ya- sa teklifı verdim ve vatandaşlık zorun- luluğunun kaldınbnasını istedim. Bakın, Belçika'da işsizlik oranı yüzde 12 iken göçmen kökenliler arasındaki iş- sizlik yüzde 35-40. Bu yüzde 35-40'hk toplulukta da iki grup oluşuyor. Bunlar az eğitim görenlerle yüksek tahsilliler. Üniversiteh gençler aynmcılık yüzün- den işsiz dolaşıyorlar. tşe başvuru yapar- ken isminiz yabancı kökenliyse baştan kaybettiniz demektir. Benim verdiğim önergelerden birisi, işe ilk yapılan baş- vuruda başvuranın ismini vermemesi, anonim kalmasıydı. Büyük olasüıkla ka- bul edilecek. Mutlaka göçmen toplum- lann üyelennin mümkün olduğunca si- yasete atıhnalan gerekir. Çünkü yerliler sizi ne kadar anlamaya çahşsalar da si- zin yaşadıklannızı anlayamazlar. Onla- ra bunuyetennce anlatabilmeninyolu, on- lann düzeyıne gelmektir. Ben bunu ya- pıyorum. Onlarla eşit bir biçimde çalış- P O R T FATMA PEHLtVAN Ailesi 1966yıhnda Belçika 'ya verleşti. Orta öğrenimini bu ülkede yaptı. Ardından öğretmen okulunu bıtirdi. Belçika da Türk toplumuna yönelik sivil toplum kurucuları arasında gönüllü olarak çalıştı. Belçika daki Türk Kadınlar Birliği nin kurucuları arasında yer aldı. Çağdaş Dernekler Federasyonu nun kurulmasında yer aldı; ilk başkanlığını yaptı. Kadınlar ıçın okuma-yazma kurslarının açılmasına önayak oldu. Yirmi yıl süreyle yaşadığı bölgenin eğitim merkezinde öğretmen olarak çalıştı. 1995 te Sosyalist Parti ye girerek siyasete atıldı. 2003 yılındaki seçimlerde 52 bin tercih oyu alarak Belçika Senatosıı üyesi oldu. Ayrıca Avrupa Konseyi 'nde Belçika Senatosıı ndan Belçika vı temsil ediyor. Euro-Mediterranee (Avrupa-Akdeniz) Parlamentosu 'nda da Belçika 'nın üç temsilcisinden birisi. malıyım. Ben de senatörüm, o da sena- tör. O zaman eşitleniyorsunuz. - Başlangıçta Belçika siyaseti sizi na- sü kabullendi? Ya da kabullenmedi mi? PEHLİVAN - Başlangıçta, siyaset be- ni olumlu kabullendi, diyebilirim. Çün- kü sivil toplum kuruluşlannda bir geçmi- şim vardı. Öyle gelişigüzel, pat diye si- yasete girmedim. Sivil toplum kuruluş- lannın, yabancı derneklerinin yasallaş- tınlması çahşmalannda bizi parlamento- ya danışman, uzman olarak alıyorlardı. Hatta 199O'lı yıllarda AB Göçmenler Fo- rumu'nu kurrnuştuk. Tüm Avrupa'daki göçmen federasyonlannın platformuy- du bu. Bunun amacı, tüm Avrupa'da ya- şayan göçmenlere yönelik siyaset, çalış- malar ne olabihr, sorusuna yanıt aramak- tı. Dolayısıyla ben siyasete atıldığımda zaten siyasetin içindeydim. Çünkü o yap- tığım da bir çeşit siyasetti. Yani ikinci yol ya da sivil toplum siyaseti... Okuldan mezun olur olmaz, hep bir yerlerde var- dım. Hatta okulda öğrenci demeğinde çahşıyordum. Sizin bir şeyler yapmanız gerekiyor. Eli- nizi taşın altına sokmazsanız olmuyor. Toplumsal sorumluluk bilinci gereği bu- nu yapıyorsunuz. Avrupalı sosyal Avrupa istiyor- Avrupa 'nın geleceğini nasıl görü- yorsunuz? PEHLİVAN - Sonuçta Avrupalı siya- setçilerin büyük eksiklikleri ortaya çık- tı. Avrupa ülkeleri '80'li yıllardan beri Avrupa Parlamentosu'na, siyasi kariyer- lerinin sonuna gelmiş, yaşlı insanlan gönderdiler. Yani Avrupalılığı benimse- mediler. Ama son yıllarda komisyonla- nn, parlamentonun aldığı kararlar halk- lan etkilemeye başladı. Emekli politikacılardan nasıl fayda umabilirsiniz ki? Bu sorun benim ken- di partimde de var. Üstelik halklar, son birkaç yıla kadar bu insanlann kim ol- duklannı, ne yaptıklannı bilmiyordu. Bakın, şu anda ulusal parlamentolann çı- kardıklan yasalann yüzde 70'i Avnapa Parlamentosu'nun aldığı kararlann ulu- sal yasaya çevrilmesidir. Siyasetçiler Av- rupa'yı bir öcü olarak kullandılar. Ken- dilerinin cesareti olmadığından, hep "Av- rupa bunu istiyor. Onun için biz bu ya- sayı çıkanyoruz" dediler. Bu tamamıyla gerçek. Dolayısıyla Av- rupa ülkelerinin halklan AB 'yi öcü ola- rak görmeye başladı. Işte, iş o noktada koptu. Bu arada AB 15 ülkeyken 25 ül- keye çıktı. Bunun üzerine Avrupa Par- lamentosu, "Biz böyle büyük bir birbği nasıl yöneteceğiz? Kurallar koymamız, bir anayasa oluşturmanuz gerekiyor" karanna vardı. Bundan sonra anayasa çalışmalan başlatıldı. - Ama anayasa çahşmalarıyla ve re- ferandumlarla derinleşmenin başarı- ya ulaşamayacağı anlaşılmadı mı? PEHLİVAN - Evet. tlginçrir, Avrupa- lı, AB'nin işleyişinin farkında değildir. Aslında Türkiye'deki medya ve basm bu konuyu daha iyi tamtıyor. Avrupa Anayasası çıktığında referan- dum karan alındı. Fransa ve Hollanda'da yapıldı, ama ters tepti. Belçika'da parlamento daha zeki dav- randı.. Ve, "Bu halkbizi seçti. Zaten biz halkı temsil ediyoruz" dediler. Dolayısıy- la Belçika Parlamentosu anayasayı ka- bul etti. Ama Belçika'da da anayasa hal- koyuna sunulsaydı büyük olasılıkla ka- bul edilmeyecekti. Daha sonra katılan ülkeler için bu ge- çerli değil. Ama ilk kurucu üyelerde böyle değil. Onlann yönericüeri, bir yan- dan halklanna Avrupa'yı anlatmadılar. Kendilerine seçim malzemesi yaptılar. Sonra da bu ters tepti. Şu anda da bir çık- mazuı içindeler. - Peki, sonuçta ne olacak? PEHLİVAN - Yeni üye olan ülkeler farklı. Yine de Avrupa'nın birlik olma- sını istiyorlar. Ama şu andaki Avrupa'yı istemiyorlar. - Nasıl bir Avrupa istiyorlar? PEHLİVAN - Sosyal bir Avrupa isti- yorlar. Liberalizme karşüar. - Yani liberalizm, serbestpiyasu eko- nomisini baz alan küreselleşmeye mi karşüar? PEHLİVAN-Evet. Onakarşılar. Fran- sa'daki duygulan da bu şekilde değerlen- dirmek lazım. Orada aşın sağ da var. Fransız aşın sağj Türkiye'yi malzeme ola- rak kullanryor. Ama onu tartışmaya bi- le gerek görmüyonım. Çünkü aşın sağ- cılara karşı, bırakın Avrupalüann ken- dileri cevap versin. Referandumlarda "hayır'' oyu çıkması belki de daha iyi ol- du." - Neden? PEHLtVAN - Çünkü aksi halde belki Avrupa dağüabilirdi. Şu anda oturup Av- rupa'nın nereye gittiğini düşünmeli ve yeni çözümler üretmeliler. Ama siyasetçi bunu halkıyla birlikte yapmalıdu". Çünkü şu ana kadar halk hep dışanda bırakıldı. A\Tupa'da hep ka- tılımcı demokrasiden söz edılir, ama gör- düğünüz gibi katılımcı demokrasi hiç hayata geçirihnez.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog