Bugünden 1930'a 5,431,190 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

15 AĞUSTOS 2005 PAZARTESİ CUMHURİYET SAYFA DIŞ BASIN Ingiltere'de yaşayan Müslümanlar, bazı kesimler istiyor diye 'evlerine' dönmeyecek, çünkü zaten evlerindeler AsimilasyondüşmanyaratırROYHATTERSLEY Çokkültürlülüğün karşıtları- na söylenecek tek şey var, o da bu insanların büyük bir çelişki ıçinde oldukları. Bu görüşü savunanlann kafalannın kanşık oldu- gu, geçen hafta gölge içişleri bakanı Da- vid Davis tarafından açıkça ifade edil- di. Davis. geçen haftakı açıklamasın- da, çokkültürlülüğü önce kötüledi, suç- ladj. Birkaç dakika sonra da ılımlı Is- lamın îngiliz toplumunun bir parçası ol- duğunu savundu. Yaşanan çelişkinin nedeni ilgisizlik, görmezden gelme ve umursamazlık. Entegrasyon ve asimılasyon kavramla- nrun farkını bilememektir. Bu duru- tnun başka sözlerle. net bir şekilde açık- lanması daha da endışe verici. Müslü- manJar sadece "Müslüman gibi dav- ranmaktan vazgeçtikleri zaman" İn- giltere'de kabul görebılırler. Bir şeylerin bilincınde gibi görünen- ler de hoşgörüsüzlük korosuna dahil oldular. Müslümanlann yeme-içme alış- kanlıklarıru. nasıl giyındiklerini ve han- gi yolla eşlerini seçtiklerini değiştir- melerini istemek, inançlanna yapılan büyük bir saldındır. Islam topyekûn bir dındır. Noel ge- cesi kıliseye gıdip bu ıabedetin onlan Hıristıyan yaptığını sanan insanlar. inançlı Müslümanlann Kuran'ın onla- rın tüm hayatlarını yönlendırdığine inandıklannın farkında olmayabilirler Farklı olanı yok etmek... Ingiltere, çok önem verdığıni söyle- dıği özgürlüğün, ülkenin sayıları en hızla artan kesiminin ınançlannı bas- kı altına alma çabalanyla bağdaşıp bağ- daşmadığının karannı vermeli. Çoğumuzun Müslümanlann inancı- nı paylaşmıyor olmamızın -zaten bir bölümümüzün hiç inancı yok- bu ka- rara, Müslümanlara karşı takırulacak tav- ra etki edecek nıtelikte bir önemi yok. Sadece basit insanlar, anlamadıklan ya da hoşlanna gitmeyen her şeyi yok et- mek. ortadan kaldırmak isterler. Mede- ni, mantıklı olan, yaklaşım çeşitliliğe • Londra'ya yönelik saldınlar çokkültürlülük karşıtlannın sesini yükseltti. Bazı siyasetçi ve yorumcular, Galler Prensi Charles'ın kentin kuzeyindeki Süleymaniye Camii'ni ziyaret edip Müslümanlann toplumun önemli bir parçası olduğu mesajını verdiği günlerin geride kaldığını düşünüyor. Müslümanlann inançlannı ya da ülkeyi terk etmeleri gerektiğine yönelik söylemlerde bulunuyorlar. açık olmaktır. Kendi toplumlannın dı- şında doğan Müslüman kadınlann In- gilizce öğrenmeleri, daha da önemlisi çocuklannın okula gitmesi gerekiyor. Ve Müslümanlann intihar bombacıla- nnın sergiledıği vahşete karşı çıkma- lan gerektiğini de söylemeye bile ge- rek yok. Ancak îngiliz toplumunun bir üyesi olmanın sagladığı avantajlara da- vetiye çıkarmanın, onlann bürün kül- türlerini bir kenara bırakmalanndan çok farklı bir şey olması gerektiğini unutmamalıyız. Müslümanlann bize uygun şekilde davranmasını istemek - örneğin Katoliklere özel okul açılma- sına izin var ama Islami eğitim veren okullara yok- köktenciliğe umursamaz bir tavırla davetiye çıkarmaktır. Pişlanmış hlssedlyorlar îslama yapılan saldınlar, bazı Müs- lüman gençleri, kendi dinlerine günü- müzde kim liderlik ederse etsın bunla- • Ancak kent sokaklannda her zamankinden fazla polisin gezdiği şu günlerde bu turum dosttan düşman yaratmaktan öteye gitmez. Îngiliz hükümetinin, zor günlerinde Müslümanlann kendi safında olmasına ihtiyacı var. Bu nedenle onlara baskı uygulamak yerine, toplumun huzurunu bozmadıklan, ülke yasalanna karşı gelmedikleri sürece inançlan doğrulrusunda yaşamalannı sağlamalıdır. sunu körüklüyor. Son dönemde ortaya atılan. aracıyla ya da aile zoruyla evli- lik tartışması. kendi gelenekJeri uyann- ca evlenmekten memnun olan birçok genç Müslüman kadının ağınna gitti. Ancak Müslüman toplumu en çok gü- cendirecek darbe ise göçmenlere yöne- lik denetimlere ilişkin bazı siyasetçi ve gazetelerin ortaya attığı savlardı. Ülkeye giren Müslümanlann kendi barbarca geleneklerini uygulamayı sür- dürerek asıl tngilız yaşam tarzıru kir- n Ianetlemekten alıkoyuyor. Sosyal alandaki olumsuz faktörler -ışsizlik. kötü evlerde oturma gibi- onlann önem- li hedeflerine indirilen darbelerle -uy- gulanan çifte standartlar, örneğin Bir- leşmiş Milletler kararlan Irak'ta uygu- lanmak zorunda, ancak îsrail ve Keş- mir'de uygulanmasa da oluyor- birle- şince kendilerini dışlanmış hissetmele- rine yeterli oluyor. Alışkanlık ve inançlanna yönelik sal- dınlar da onlann dışlanmışlık duygu- lettiğini yazıp çizdiler ve söylediler. Rahatlanna düşkün Ingilizler. hâlâ Müslüman yurttaşlann külrür ve din- lerine karşı nasıl bir tutkuyla bağlı ol- duklanru ka\Tayamadılar. Salman Rüş- di'nın "Şeytan Ayetleri" kıtabının ge- riliminin en yüksek seviyede yaşandı- ğı günlerde Birmingham'ın merkezin- deki camide seslendiğün Müslümanla- ra, inançlan söz konusu olduğunda ço- ğu Hıristiyanın kendi inançlan konu- sunda olduğu kadar sakin olmalannı söyledim. Ancak topluluktaki bir adam kalkıp bana şöyle karşılık verdi. "Siz dininizi umursamryor olabilirsi- niz. Ama bu bizim de dinimimizi umur- samamamız için bir neden değil." Adamın savundugu tez çürütülebilir bir tez değildi. Onlara Ihtlyacımız var Muhafazakâr Partili milletvekili Ge- rald Honarth, Hınstiyan olmayan în- gilizlerin inançlannı veya ülkeyi terk etmeleri gerektiğini düşünüyor gibi gö- rünüyor. Tabii bu tarz bir "Ya uy ya terk et, ya sev ya terk et" bakış açısına mantıklı, sagduyulu bir alternatif suna- biliriz. O da bu ülkede yaşayan Müslüman- lann kendi inançlanna göre yaşamala- n ve aynı zamanda Ingıltere'yi bir ara- da tutan yasa ve teamüllere de uyma- landır. Hovvarth ne düşünürse düşünsün, In- giltere'nin Müslümanlan onun deyi- şiyle "evJerine" dönmeyecekJer. Çün- kü zaten evlerindeler. Bu topraklar on- lann çoğunun doğduğu ve büyüdüğü yerlerdır. Onlara okullarda özgür kadın ve erkeklerin yaşamlannı -alışkanlık- lan toplumun huzurunu bozmadığı tak- dirde- kendi seçimlerine göre yönlen- dirmelen gerektiğini öğrettıler. Eğer onlan bu haklanndan mahrum etmeye çalışırsak birer dosttan düşma- na dönüşürler. Ve önümüzdekı zor gün- lerde onlann bizim tarafımızda olma- sına ihtiyacımız var. (The Guardian, tngihere, 12Ağustos) VladimirPutin y in 'ağustos y kâbusu \1AXIM KONONENKO B irgece VTadimirVTadimiroviç Putin uykuya daldı ve çok il- ginç bir rüya gördü. Vladimir Vladimıroviç rüyasında etrafı ucu bu- cağı görünmeyen ormanlarla çevrili büyük, yeşil bir alanda yürüyordu. Gökte bir kuş dairelerçizerek uçuyor- du. Ve, büyük bir kaya parçası Vla- dimir Vladimiroviç 'ın takip ettıği yo- lun tam ortasmda duruyordu. "Sağa dönersen solcular seni yok edecek" yazısı kazınmıştı kayanın üzerine. "Sola döndüğün takdirde sağcdar se- ni yok edecek. Dümdüz \oluna de- vam edersen ise..." Vladimir Vladimiroviç kayanın ar- kasına ve önündeki uzun yola dik- katlice göz attı. Vladimir Vladimiro- viç, "Dümdüz yola devam edersen bulunduğunpozisyonda ka- bcaksuT yaasuıı yük- sek sesle tekrar okudu. Ve, anı- den profesyo- nel bir ajanın sahip oldu- ğu altıncı hisle arka- sındabirinin olduğunu hıssettı. Geri- ye dönüp baktı- ğında eski püskü gn bir paltosu olan yaşlı bir adamın kendisine doğru ağırağıryaklaştığı- nı gördü. "Sdam dosrum" dedi Vladimir Vla- dımiroviç sessızce: "Sen knnsin?" Yaşlı adam başındaki, kaşlanna ka- dar inmiş haldekı kapişonu kaldırdı. Vladimir Vladimiroviç, "An sen miy- din" dedi. Karşısında duran yaşlı adam. donanma sözcüsü îgor Vıkto- ıwiç D\galo dan başkası değildi. (Rus Donanması'na ait Kursk Denizaltısı 12 Ağustos 2000'de battı ve 118 as- kerin ölümüne neden oldu. O dönem- de facianın nedeni olarak "Casusluk yapan ABD denizaltısıyla çarpıştı. Başka bir Rus savaş gemisinden yan- Facianın yüdönümünü olan 12 Ağustos'ta. denizsubayian Kursk DenizaJtısı'nda ka> bettikleri ar- kadaşlannı bir kilisede mum ya- karakandılar.(REUTERS) " uşukla fuze aüldı" gıbı iddialar orta- ya atıldıysa da Putin yönetimi konu- ya açıklık getirmekten kaçındı. Bu gızlılık, ölen askerlenn yakınlannın Kremlin'in gizli bir amaç uğruna as- kerlenni feda ettıği ya da büyük bir hata veya ıhmalin söz konusu oldu- ğu yönündeki şüphelerini arttırdı. Dygalo o dönemde donanma sözcü- süydü.) Yardımcısına içinl döktü Viktoroviç "Buradaneyapnorsun dostum" dıye sordu ve gözlerini ona dikip bir süre baktı. Vladimir Vladi- miroviç'i terörkorkusu sarmıştı... Terden sınlsıklam olmuş bir şekil- de uyandı. Vladimir Vladimiroviç yatağında doğruldu ve alnındakı te- ri sildi. Cep telefonuna uzandı ve birdügmesınebastı. Bağ- lantı kurduğu kişi yardımcısı Vla- dislav^ınaiç Surkm'du. Vladimir Vladimiro- viç sinirli bir şekilde "DinJe dos- tum" dedi kansını uyan- dırma korku- suyla fisıldayarak "Dygalo'yia ilgih' bir kâbus gördüm." \ladisla\ Yuryeviç, "Of! Bu kötü bir ke- hanet" dedi. Vladımır \ladimiro\ic "Bende onu sö>1üyorum; her şeyyolunda mı dh e gi- dip bir kolaçan et ortalığL Ne de olsa ağustos avında\Tz" dıye Kursk De- nizaltısfnın batmasının 5. yıldönü- münün yaklaşmasından kaynakJanan endişesinidilegetirdi. Vladısla\ Yur- yeviç "Tamarn henıen haUederim" dedi. Vladimir Vladimiroviç telefo- nu kapadı ve de\ let başkanlığı konu- tundakı yatak odasının penceresin- den dışan baktı. Dışansı hâlâ karan- lıktı. (MOSCOH' Times, Rusya, 9Ağustos) îran ve nükleer tesisi... T ahran yönetiminm İsfahan'dakı nükleer tesisinde uranyum zenginleştırme çalışmalannı yeniden baş- latması ani bir gelişme değil. Ülkenin yeni seçilen devlet başkanı Mahmut Ahmedinecad. temmuz ayında nükleer programa devam edeceklerinı ve bu konuda kim- seden emir almayacaklannı açıkça ifade etmişti. Bu neden- le Ahmedinecad'ın devlet başkanlığı koltuğuna oturur oturmaz Batılı güçlere meydan okumaya başlaması sürp- riz olarak değerlendınlmemeli. İran hükümetı defalarca nükleerprogramın ülkenin tek- nolojik, tıbbi ve enerji gereksınimlerini karşılamak içın ta- sarlandığını açıklamış olsa da Batı bu konuda çok kaygı- lı, çünkü zenginleştinlmiş uranyum, nükleer silah üretimın- de de kullanılabiliyor. Iki yıldır AB'yle göriişmelerini sürdüren, Almanya, \n- giltere ve Fransa'nın nükleer programdan vazgeçmesi ha- lınde, karşılığında bu ülkeye ekonomik yardım ve ticari iş- birliği ıçeren bir paket sunduğu İran'ın böyle her şeyi eliy- le itercesine bir tavır takınmasının nedenini anlamak zor. AB bugünlerde hızla tırmanan krizi engellemek için gö- rüşmeler yaptı. Şah devnldiğinden beri Iranla ılişkisı iyi olmayan Washington ıse konu>u BM Gü\enlik Konse- yi'ne taşıyıp bu ülkeye ambargo uygulanmasını istemek- le tehdıt etti. Böyle bir şey olursa kötü olan durum daha da kötüleşir ve verilecek bir taviz de kalmaz. Konuya ilişkin yürekle- re su serpen tek şey, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın İsfahan'daki nükleer tesisi kendi uzmanlannın denetimi- ne sokmuş olması. İran'ın zenginleştinlmiş uranyumu nük- leer silah ürermek için kullanmayacağına dair verdiği ga- ranti, Batı'yı bu söylemin doğruluğuna ikna etmiyor. Pa- İsfaban'daki nükleertesiste8Ağustos'taüretimebaşlandL (API kistan, Hındistan ve Kuzey Kore'nın aralannda olduğu birçok ülkenin nükleer programlannın banşçıl amaç güt- tüğünü söyleyip silah ürettiklerini unutmayalım. AB ve İran arasındakigörüşmeler de sürmeli. Tahran bir çözüm bulunana kadar Batılı bir kurumla ilişki içinde tu- tulmalı. Nükleer sılahsızlanma anlaşması düşünüldüğün- de sadece nükleer güç olmayan ve olmasına izin verilme- yen ülkeler değil, nükleer güç olanlar da üzerlerine düşe- ni yapmadılar. Anlaşma uyannca nükleer güçler, tamamen silahsızlanma sağlanana kadar bu yönde verdikleri çaba- lan sürdürmelı. Ancak nükleer güce sahip ülkeler son 35 yıldır bu yönde olumlu adım atmak yerine tam tersini yap- tılar. Tabii durum böyle olunca da dengeyi sağlamak için nükleer güç olmayan ülkeler de nükleer silah üretme yo- luna gittiler. Belki îran da bu yolu seçmiştir. Nükleer si- lahsızlanma hedefinin, sadece iran tartışılarak değil bütünüyle gözden geçirilip, asıl hedeften sapmamalı. (DaHfy Pakistan, 10Ağustos) BM,yolsuzjiuk skımdalkmyla çalkalantyor Birleşmiş Milletler'in (BM) Irak için uygulanan gıda karşılığı petrol programına ilişkin son raporu ve bir ikmal subayı hakkında açılan dava tarihinde ışlenen en büyük suçlar olarak kayıtlara geçebilir. Program hakkında ınceleme yapan komısyon, programı yöneten Benon Sevan'ın komısyon aldığını iddia edıyor. Ve Sevan'ın Irak petrollerinin aktanlışı sırasında banka hesabım kabartan 147 bin dolan söyledıği gibi "teyzesinden" almadığını sa\ıınuyor. Sevan ise suç işlediğini inkâr etmeye devam ediyor. Gerçekten komisyon aldıysa Iraklılann BM yetkilisine rüşvet verdiklerini mi, yoksa birçok konuda onlann tarafını tuttuğu içın Sevan'ı ödüllendirdiklerini mi düşündüklerine ilişkın net bir saptama yok. Raporda. Sevan'ın Irak'a uygulanan bsıtlamalann esnetilmesini istediği temaslardan örnekler veriliyor. Ve Se\an'ın kendi deneyimlerine dayanarak Irak'ın petrol alıcılanna daha fazla petrol pompaladığıru bildiği \nrgulaniyor. tkmal subayı Aleksandr Yakovi^ hakkındaki iddianın ise gıda karşılığı petrol programıyla fazla ilgisi yok. Ancak BM'nin bazı program ve birimlerine yolsuzluk virüsünün bulaştığının anlaşılması için çok somut bir gösterge. Eski Merkez Bankası Başkanı Paul Volcker'in başkanlığındaki komisyon, Yakovlev'in gıda karşılığı petrol ihalesi almak isteyen bir şirketten rüşvet istediğini, ancak alamadığını ortaya çıkardı. Başka programlar kapsamında ihale kazanan şirketlerden ise toplam 950 bin dolar rüşvet aldığını iddia etti. Yakovlev hakkındaki yolsuzluk iddialannı ilk olarak BM'nin kendi müfettişleri ortaya çıkardı. Volcker Komisyonu'na ve gıda karşılığı petrol programına ilişkin ayn bir soruşturma yürüten Ne\v York'un güney bölgesi savcılığına bu bilgileri verdi. Durum açıkça ortadaydı. Birleşmiş Milletler, Yakovle\'indokunulmazlığını kaldınnca birçok suçlamayla karşı karşıya kaldı. BM'nin yönetim mekanizmasında reform ve yolsuzluğu engellemek için daha etkin, sıkı bir denetim mekanizmasına gerek duyulduğu bir gerçek. Ancak bu iki örnek bu işlerde Genel Sekreter Kofi Annan'ın ne kadar günahı olduğuna ilişkin ipucu vermiyor. Ya da Irak'ın devrik lideri Saddam Hüsejin'in kendi hesabına kanuna aykın biçimde 2 milyar dolar para aktarabılmek için programı nasıl yönlendirdiğini açıklamıyor. Bunun için önümüzdeki ay yayımlanacak raporu beklemeliyiz. (The New York Tunes, ABD, 10Ağustos)
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog