Bugünden 1930'a 5,447,148 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 14 AĞUSTOS 2005 PAZAR 10 P A Z A R Y 4 Z E L A R I dishab@cumhuriyet.com.tr Komşu komşununkülünemuhtaçtırnlann bize komşu geleceğinı ilk önce, IndianaStar gazetesınden Madhusmita Bora duvurdu. Bir sevindim, bır sevindım! Yeni komşulanmız olacak, Indıana eyaletinde kültürel çeşitlilik olacak dıye... 200"den fazla Sih aile bugünlerde bıze komşu geliyor. Sihlenn Indıanapohs civanna yerleşmelen, 1990'da kayıtlara giren Latıno göçünden sonra, 15 yılın ikinci büyük göç dalgası olarak kabul edılıyor. Kentin ikı faridı bölgesınde kurulu Sih tapmaklara yakın Greenvvood, Whiteland, Avon and Plaınfıeld mahallelerindeki evlere uzun sakallı, başları türbanlı Sih erkeklen ve rengârenk elbiselenyle kadınlan girip çıkmaya, sevimlı çocuklan bahçelerde oynamaya başladılar bile... ABD'ye, Hindistan'ın kuzeybatısındaki Pencap eyaletinden yıllar önce gelmişler ve iklimi uygun görerek Kaliforniya'da yerleşip kalmışlardı. Yeni dünyanın Amerikan rüyalan da böylece başlamış olmahydı. Ama, çoğu uzun yol kamyon şoförlüğü yaparak geçinen Sih erkekleri yola çıktılar mı, yükü boşaltıp kıtanın batısındaki evlerine geri dönüşleri günler, haftalar aldığından onlann rüyalan sonradan gece kâbuslanna kolayca dönüşmüştü. Dahası, Kalıforniya'nın çarşı pazan pahalılıkta ABD'de başı çekiyordu. Kısa sürede arayışlara başladılar. Indıanapohs, düşük suç oranı, ucuzluğu, iş cazibesi, 12. büyük kent olmasına karşın trafik sorununun bulunmaması, iklimin yumuşaklığı nedeniyle Sıhlere uygundu. Ancak bunu bir tesadüfle öğrendiler: Kaliforniyalı Sihlerden Johall ve Singh ailelerinin yollan, geçen yıl karlı bir kasım günü, ülkenin doğusundaki Maryland'a taşınırken Indianapolis'ten geçrı. Geçmemesi olanaksızdı. Kıtanın her noktasını birbirine bağlayan kara ve demiryollan hep oradan geçer. Kentuı Amerika'daki simgesel adı da zaten buna uygundur: "Amerika'nın KavşağT. Sih aileler burada bir gece kalıp daha öteye gitmeyi gereksiz bulunca yükler indırilmiş, denkler açıhnıştı. Ardından gendeki Sih tanışlara, akrabalara ulaşıldı. Onlar da göçe ikna edildi. Indianapolıs'te yıllardır emlakçilik yapan Sih Bayan Beenu Sikand'ın işleri de bu göç dalgasıyla birden açıldı. Üç yılda sadece 30 ev satabilmişken Bayan Sikand, şimdılerde ayda 30 eve bana mısın, demiyor. Emlakçiliğin yanı sıra, Sihlere gönüllü ve ücretsiz rehberlik, tercümanlık yapınca, Indıana'da birden Sih konsolosu gibı olmuş. "Sat Sri Akal, veer ji" diye yeni göçmenleri selamlayıp kucaklıyor: INDIANAPOHS MAHMUTŞENOL "Tann büyük ve sonsuzdur!" Emlakçi bayan şöyle demekte: "Bir mucize oklu. Tann bana cömert ve bağışlayıcı da\Tandj." Bayan Sikand'ın gözü şimdi batıdan gelecek öteki Sih soydaşlannda. Zıra Amerıka'da yüz bin civannda olduğu söylenen Sıhlerin yüzde 8O'ı Pasıfik kıyısındaki kentlerde yaşıyor. Oradan önümüzdekı yıllarda daha fazla iç göç olacağı umulmakta. Sihlerin dünyadakı nüfijslanysa 20 mılyon. Bağlı olduklan Sih dini, dördüncü büyük tek tannlı dın olarak bılinıyor. Kadınlann saçlan asla kesilmiyor, erkekler de tıraş olmayıp sakallı dolaşıyorlar. Dal gibi ınce uzun, yakışıklı Sih erkeklennın sanklı türbanlan başlanndayken yürüyüşleri, bana Eyüp Sultan Mezarlığı 'ndaki Osmanh taşlannın ayaklanmış hali gibi geliyor. Yeni komşulanmız güleç yüzlü, temiz, pak ve konuşkan insanlar. Onlarla sabah akşam beraber olmaktan sıkılmayacağıma şımdiden ınandım. Göçün kaçınılmazlığım, yıllar önce tahmin eden Washington kaynaklı, bir düşünce kuruluşu sözcüsüne göre, Indıana'nın kültürel, etnik ve dinsel bır mozaik olması uzak değil. Sih göçünün daha birkaç yıl alacağı, böyle devam etmesi durumunda eyaletın ABD'deki en büyük Sih yerleşim yeri olacağı açıklanmakta. Yeni komşulanmızla buradaki Türlderin de çabucak kaynaşacaklannı umuyorum. Benım kanım çoktan ısındı. Nüfusunun neredeyse tümü beyaz olan Indiana'da Sıhlerin nasıl karşılanacağı ve uyum sorunlan şimdilik merak konusu. Ben Sihlerin banşçıl. iyi insanlar olduklarını bildığimden bir sorun olacağına inanmıyorum. O yüzden yeni komşulanmıza sevgiyle bakıyorum. Bu nedenle. komşulann taşınmakta olduklanru duyunca, Türk kültürü gereğı hoş geldıniz zıyaretine gidelim ıstedim. Eşıme "Birer tas çorba kaynanp mı gitsek? EH de boş gidilmez kL." diyecektim, baktım Sinenı çoktan baklava yapmaya koyulmuş. Baklavaya Sihlerin çok se\ inip sevinmeyeceklen belli olmamakla beraber, buna en çok ben sevindim, ama bellı etmedim. "Boşnaklarda eski bir dejiş var" dedi eşım: "Boşnak ölür, baklava tepsisi dolu kahr!" Bu deyişe, nedense, baklavanın kendisi kadar bayılıyorum. Ben Çerkes asılhyım, Sınem de Boşnak kızıdır. Ben de Çerkeslerden duyduğum duruma uygun bır atasözünü o vakit söyledim: "Komşu komşunun külüne muhtaçor!" Yeni komşulanmızla, her ulustan ınsanla birlıkte olmak, küllen olsun olmasın ne güzelmiş! msenol34<â yahoo.com Paris'te tüm yastıklar yerde G ençlığımin bir döneminde, Kanada'nın batısında bir köyde yaşadığım günlerde, bana konuk gelen dostlanmın ilk işi onlan buyur ettiğim salondaki yastıklan falan yerlere atmak olurdu. "Fazla düzenli senin evin" diyorlardı. " Yaşayan bir ev olduğunu nasıl anlav'acağK?" Ağustos başlannda, kapısında "şimdi genyonım'' misalı, tatıle gıdış ve dönüş tarihlen yazılı. kapalı ya da birkaç gün ıçınde kapanacak, belki de bu yüzden vitrinleri büsbütün çekici hale gelen dükkânlann çoğunlukta olduğu Paris'te, Parislılenn azınlıkta, turistlerin çoğunlukta olduğu ağustos Pans'nde, bütün yastıklar yerde! Paris ınadına cıvıl cıvıl! Bütün o yaz Paris'in ıssızhğı efsanesine karşın. Saint-Germain-des- Pres'de, birbirine çarpıp "Pardon Madam" demeden yürümek nerdeyse olanaksız. "Edebi" kafe Les Deux Magots'da oturacak yer yok, denebilir. Yanındaki Flore da öyle... Bunlar bu mevsimde turistik kafeler haline geldiğinden, diğerleri görece tenha sayılabilir. Ama Paris, gene aynı Paris... Saint-Germain'de, Opera Meydanı'nda, Montparnasse'da bütün yastıklar yerlerde... Yaşayan kent, böyle olmalı belkı de. Garsondan kül tablası ıstediğinizde, "Yere aün madam" demelı size. "Emin misiniz?" "Oui Madamme, s'il vous plait madamme.'' Cenevre sokaklan gibi tertemiz olmamalı sokaklar. Çok az da olsa, dev süpürme aygıtından kurtulmuş kâğıtlar görmelisiniz yerlerde. Hatta, bir yan sokakia az önce yağıp geçen yağmurun ıslattığı bir demet yazılı dosya kâğıdını okumaya çahşmahsınız... İlk kuru yapraklar, yerlere dökülmüş olmalı. Akasya ağaçlan, konfeti misali yağdırmalı çiçeklerini saçlannıza. Arada bir polis sireni duyulmah. (Olay var!) Hatta. önündeki arabanın sürücüsüne öfkelenmiş bir büyük araç sürücüsü, pervasızca sö\"üp saymalı yüksekteki koltuğundan. Yaşından beklemeyeceğiniz kısalıkta bir etek, süslü bluz giymiş bir bayan saygın saygın salınıp geçmeli yanımzdan. Birbiriyle çelişen giysilere bürünmüş, ya da giyinik mi, soyunuk mu olduğunu çıkaramadığınız Parisli ya da yabancı daha pek çok kişi beUd de Pans'te olmanın gururuyla yürümeli sokaklarda. Seine Nehri'ndeki şişman tekneler, üzerinde durduğunuz köprünün altuıdan geçmeli. Metroda, rayların arasında oynaşan birkaç fare görüp şaşırmahsınız. Serçeler eliııizden ekmek yemeli. Otobüste insanlar birbirine yer verme yanşına girmeli. Taksi sürücüleri birkaç kuruş fazla almak uğruna sizi azıcık dolaştırmalı... Hatta bir ağacuı gölgesinde çimenlere uzanmış kaçınılmaz uykusunu uyuyan sakallı adam, size Pera sokaklannı anımsatmalı. Kırmızı ışıkta kaçamaklar yapıp karşıya geçmeli insanlar. Bence alıcılann ıçinde yiteceği şekilde inşa PARİS ŞEMSAYEĞİN edilmiş ve düzenlenmiş La Fayette'te kaybohnalısuuz. Pek öyle köpeksever biri ohnasanız da, sahiplerine pek yaraşan Les chiennes Parisiennes, dikkatinizi çekmeli. Hatta sevmelisiniz onlan. Hiçbiri giyimli değil, ama hepsi şık. Hepsinüı yüzünde sahiplerininkınde olduğu gibi güvenli bir anlatım var. Manken gibi yürüyorlar. Yani kazara bir köpeğe çarpsanız eğılıp "Pardone moi" diyeceğiniz gelmeli! Düşsever biriyseniz, sokaklarda Sartre'lan, Genet'len, kafelerde oturan Lenin'leri, daha da onulmaz bir hayalciyseniz Rousseau'Ian, Hugo'lan aramaktan vazgeçin. Öyle bir havaya giremeyeceksiniz bu ağustos Paris'inde. Beyaz şarabını yudumlarken kitabını okuyan bir bayana, günümüz Fransız yazarlan, diyelım Jean Echenoz, diyelim ünlü Jean Christophe Grange ya da mesela Nicolas Michel Les Deux Magot'da görülebilir mi diye sorarsanız, onlann mutlaka tatilde olduklan yanıtını alacaksınız. Ama gözleriniz N'edim Gürsel'i arayabilir. Acaba? Ona rastlayabilir misiniz Paris sokaklannda? En iyisi düşlerinizi gerçekleştirmek için ona telefon edin. Rastlayın. Yürüyün, konuşun, bir kafede oturun. Ama bir hayalci için gerçekleşmeyen hayaller daha makbuldür; bence düş kurmayı sürdürün; Abidin EHno'yu, FikretMuafla'yı değilse bile, Ferit Edgü'yü görebilirsiniz bir kaldınmda. Ben Edgü'ye tam üç kez rastladım. Iki kez Saint Germain'de, bir kez Rue de Rivoli'de. (Bu sokağın adı bir şiirde de geçiyordu.) Saçlan beyaz değildi. Ağzında piposu yoktu. Bir eli cebüıdeydi. Gideceği yeri kesinlikle bilen adımlarla tek başına yürüyordu. O beni görmedi. Ağustos Paris'inin yağmur sonrası serinliği sizi bulutlardan indirmediyse, hâlâ hayal dünyanızdaysanız ve önünüzdeki yıllar, ardınızdaki yıllardan az görünüyorsa, geçmiş yıllarda bu kaldınmlarda yürümüş çocuklannıza bile rastlayıp birden ağlamaya başlayabilirsiniz. Ağlayın. Hüngür hüngür ağlayın. Size bilgisayara yüklenecek Petit Robert sözlüğü satan, yakasında Ediz yazılı Paris doğumlu Türkçe bilmez delikanlıya sanlın, gene ağlayın. Birlikte ağlayın. Hiçbir sakıncası yok. Batsın bu dünya! ... Ama yaşasın Paris! Ağustos Paris'inde de olsa, yaşasın fareler, kuşlar, süslü kadınlar, şık köpekler, sevgililerine yapışmış yürüyen erkekler, önlenemez kahkahalar arasında "Senin evine mi gidelim, beninıkine mi" tartışmasına kulak verdiğiniz şarap kokulu yaşı geçkin âşıklar yaşasın! Yaşasın Rodin! Luxembourg Parkı'nı çe\Teleyen demir parmaklıklara asılmış dev fotoğraflardaki bir deri bir kemik. yüzleri sinekli çocuklar, burkalann ardında görünmeyen kadınlar yaşasın! Yaşasın Mona Lisa ve onun tannsı da VTnci! Bırakın yastıklar yerlere saçılsın! Ayrımcılığa hayır! Japonya'nın başkenti Tokyo, ulkede bugüne kadar diizenk- nen en büyük eşcinsel eylenû- ne sahne oldu. Kadınh erkekli 3 binden fazla eşcinsel, Tokyo caddelerinde yürüdü. Eşcinseller, amaçlannın bütün dünyada kendilerine karşı uygulanan a> nnıcılığa. cinsel tercihlerinden dolayı yaşadıklan soninla- ra ve karşüaşüklan baskılara dikkat çekmek olduğunu dile getirdiler. (Fotoğraf: REUTERS) 'Milliyetçi Bolşevikler' M oskova 11 Mahkemesı, geçenlerde Nasyonal Bolşevik Örgütü'nün etkınlıklerini yasadışı ilan etti. Karann gerekçesinde, bir örgürün siyasi parti gibi çalışmasının yasalara aykın olduğu belirtildi. Bu gerekçeyle söz konusu örgütün kamu düzenini bozucu hareketlerinden ötürü kapatılm asına karar verildiği vurgulandı .Ismi gibi kendisi de ilginç olan bu örgüt, Sovyetler Birliği'nin dağılması sonrasındaki ekonomik ve siyasi çöküşün ardından kuruldu. Milliyetçi örgütler arasında onu diğerlerinden ayıran iki özellik bulunuyor: Birincisi, Eduard Limonov gibi sıra dışı kişiliği ve "ahlaksız yazar" kimliğiyle tanınan bir lidere sahip olması. Diğeri de Rus etnik milliyetçiliği ile Leninizmi harmanlamaya çalışmalan. Örgütün, sınırlı sayıda üyeye sahip ohnasına karşın yaptığı eylemlerden (devlet kurumlannı işgal etmek ve bakanlara çüriik yumurta atmak gibi) ve liderleri Lünonov'un yazar kimliğinden dolayı, üye sayısının çok üzerinde bir etki alanma sahip olduğu biliniyor. Yönetime karşı düzenledikleri eylemlerden ötürü, ultra liberal- demokrat olarak tanınan kesimlerin de övgülerini toplayan örgüt, Devlet Başkanı Vladimir Putin karşıtı partilerin bir araya geldiğı hemen bütün kitle gösterilerinde yer alıyor. "Nasyonal SosyaHzm" yerine "N'asyonal Bolşevizm" deyiminı lajllanmalanna ve simgelennin Nazi sembollerini çağnştırmasına bakacak MOSKOVA DENİZBERKTAY olursak, yeni bır Nazi özentisi hareketten başka bir şey olmadıklannı söylemek mümkün. İşin ilginç yanı, hareketın Israıl'de de sempatizanlannın bulunması ve Yahudı kökenli işadamı Boris Berezovski ıle -fazla gızlemeye gerek duymadıklan- çeşitlı ılişkılennin olması. Lımonov hareketın doktrininin Nasyonal Sosyalizm ile Bolşevızmın bır sentezi olduğunu söyleyerek yayın organlannda hem "nasyonal" hem de "BoJşevik" tarafa eşit \oırgu yapıldığını göz önüne seriyor. Aynca, proletarya dayanışmasından söz ederken Lenin'e, Mao'ya ve Fidel Castro'ya övgüler düzülüyor. Bu özellikleri nedeniyle, kimi sol görüşlü siyasetbılimciler bile bu örgütü, siyasi yelpazenin en soluna yerleştiriyorlar. Komünist Parti'nin şımdiki konumunu ve bunlann yayın organlannda Ruslar ve Ortodoksluk ile ilgilı yazılann benzerlerinin Türkiye'de ancak milliyetçi-muhafazakâr basında çıkabileceğıni. kısacası sağ-sol anlayışının günümüz Türkiye'sinden çok farklı olduğunu düşünürsek, solculann bu saptaması pek de şaşırtıcı olmasa gerek. Sovyetler Birliği'nin dağılması sonrasındaki ulusal kimlik bunalımlan ve Batı'ya duyulan tepki, farklı siyasi eğilimleri bir araya getirmişti. Günümüzde, Putin yanlılan ile karşıtlan arasındaki kutuplaşma da Nasyonal Bolşevikler ıle "ultra demokradan" ve hatta Yahudi kökenli bazı oligarklan bir araya getiriyor. Birileri benim mektupları özelleştiriyor 7 aklaşık bir yıldır memlekete gönderdiğim mektuplann hemen hiçbiri gitmedi. Birinin vardığını öğrenince, bayağı şaşınyorum. İstanbul'da 2, Aydın'da 1 ve Ankara'da en 5 adrese, farklı zamanlarda gönderdiğim zarflar kayıplara kanştı. Bunlar. özellikle ilgi gösterdiğim gönderiler. Yoksa bir de yamt beklemeden, bir dosta jest olsun filan diye gönderdiklerim de var. Tebrik kartlannı hiç saymıyorum. Onlan, gayya kuyusuna atar gibi posta kutusuna atıyorum. Ankara'ya en son 12 Temmuz'da Eryaman'daki bir adrese mektup göndermiştim. Durum aynı. Farklı kentlerin söz konusu olması, konunun belirli bir merkezdeki "farelerden" kaynaklanmadığını gösteriyor. Her ne kadar fareler hızla üreyen varhklarsa da ve yahıızca posta idaresinde değil, bir dolu başka yerlerde bulunsalar da. aklıma ilk gelen olasılık, birilerinin, PTT'nin P'sini kendi başına özelleştirmekte olduğu veya "Posta nasılsa işJemhor, onu da özel sektöre vereüm mi" mi denılmesini istedıği şeklinde. Japonya'da postanm özelleştirilmesi konusunda, meclisteki birinci ve ikinci kamara farklı kararlar alınca, erken seçime gidihnesine karar verihniş. Isveç'te bu iş sessiz sedasız gerçekleştirildi. Posta hizmetleri, artık bakkallarda, gazete bayilerinde ve benzincilerde yapılıyor. Devlet, yalruzca posta dağıtımıyla ilgileniyor ve bunu da zamanla kısıtlamayı amaçlıyor. Birçok yerleşim yeri için postane bir buluşma, danışma merkezıydi. Şimdi mektubunu elinde tartan emekliler, tahmini bir ücret ödeyerek bir büfeden pul alıyorlar \r e en yakın posta kutusunu aramaya koyuluyorlar. Özelleştirme illetini incelemek isteyenler için İsveç nefis bir örnek. Devlet, bizdeki Milli Piyango'nun benzeri olan şirketi asla özelleştirmeye açmadı ve bal tutan bu parmağı başkalanna yalatmaya yanaşmadı. Aynı şekilde, alkollü içkiler tekelini elinden çıkarmamak için Avrupa Birliği'ne karşı büyük bir mücadele vermekte. Brüksel'm diretmesiyle. telefon idaresi ve enerji STOCKHOLM GÜRHANUÇKA.N sektörü özel rekabete açıldı. Halkm işine yarayan tek özelleştirme, telefon sektöründe oldu, cep telefonlannda. Ancak burada da devlet, eski kurumu olan Telia'nın (şimdi aynı şeyi yapan Finlandiya'nın kardeş şirketi Sonera ile birlikte) kontrolünü elinde tuttu. Sabıt telefon şebekesi Telia'nın malı olduğu için, tüketiciler özel telefon şirketlerini tercih etseler de. Telia'ya abone ücreti ödemek zorundalar. Enerji sektöründe de devlet aynı tavn izledi. Şimdi artık Fortum admı alan eski Enerji Dairesi. konutlann elektrik tesisatınuı sahibi olduğu için, özel şirketleri yeğleyenlerden, yine kullanma ücreti almakta. Fortum'un da hisselerinin yandan fazlası devlete ait. Yani devlet, kendi çıkannı garantiye almadan. hiçbir gelir getirici kuruluşu rekabete açmıyor ve Milli Piyango'nun. Tekel'in özelleştirilmesi gibi bir çılgınlığa gitmiyor. Özel konutlann elektrik faturalannın tutan, özelleştirmeden bu yana yaklaşık 3 kat artış gösterdi! Bunun yansı, çe\Te vergisi vs. gibi devlete ödenen paradan kaynaklanıyor. Bu paranın ne kadanrun çe\Te korunmasına, ne kadanrun devletin batak işlerinuı zarannı kapatmaya gıttıği belli değil. Büyük özel şirketlerin kâr rekoru lordığı ve hissedarlann mutlu edildiği bu ülkede, ücretlilerin gelirlerindeki artış yüzde 2- 3 gibiyken. özelleştirme kazığı halkın canını fevkalade yakmakta. Büyük kentlerde kitle ulaşımında da benzer bir durum yaşanmakta. Stockholm'de metronun işletilmesi bir Fransız şirketine de\Tedildi, banliyo trenleri de bir başka şirkete. Raylann bakımı için bir taşeron bulundu, peronlann ve istasyonlann temizlenmesi için bir başka. Ulaşım arapsaçına döndü, aylık abonman ücretleri arttı ve halk, balık istifinde yolculuk yapmaya alıştınldı. İnsanlar, metroda bir vagona gırip de fazla yolcu olmadığını görünce kaygılanıp etraflanna bakınıyorlar, içeride çe\Tesıni rahatsız eden bir manyak filan mı var diye. Bu arada, kedi ciğer derdinde derler ya, benim mektuplan kim badem ediyor, bir de o var...
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog