Bugünden 1930'a 5,458,677 adet makale



Katalog


«
»

=3 TEMMUZ 2005 PAZAR CUMHURİYET SAYFA Jv LJ L i J. LJ JV kultur(5cumhuriyet.com.tr 15 Ztstanbul'un Bizans'ta da, Osmanlı'da da kentliliğin bir büyük okulu olması elbette rastlantı değildir Kentlerimizin siluetleriCENGİZ BEKTAŞ Kentlerimizin sağlığı yönünden ön- l«emlerimiz, geçmiş çağlardakinden daha çok kültür üretimine dönük ol- rnak zonmdadır. Kentlerimız. çağm insanını yarata- h>ilecek donanımlara kavuşturulmak- La geleceklenni kurtarabileceklerdir. Bunun ilk adımı, binlerce yıllık perspektif içınde kültür birikimimi- zdrı çağdaş bilincini oluşturabilmektir. Geleceğın kültürünü üretebilmek için bunu ilk koşul olarak görmek, belki d e tüketime dayalı düşünüş biçiminin bizi her alanda getirdiği çıkmazlann sonucudur. Özellikle, yeryüzünde toprağın ilk sürüldüğü, ilk yerleşmelerin gerçek- Ieştirildiği Anadolu'da, çok önemli kültür hazineleri üzerine oturan az- gelişmiş ülkelerde işimizi doğru ta- mmlamak zorundayız. Tüketimi pompalayanlann, her şe- yi parasal kazanç adına çabuk eskit- tirenlerin, onlann moda terzilerine dönüşmekte olan mimarlann, mes- leklerini insanlığın geleceği adına doğru tanımlamalara oturtmalan ge- rekmektedır. Bu onlann bütün dünya- ya karşı da sorumluluklandır. Le Corbusler Eski çağlardan beri Anadolu'da kentler bir sosyal-kültürel özek çev- resindeki konut dokusun- dan oluşan birimlerin gi- nelenerek kurgulanma- sıyla gelişirler. (Daha 40-50 yıl öncesi- ne dek kentlerimizin kur- gusu budur. Sonra her ya- nı, en küçük bir sosyal-kül- türel donanım düşünme- den, apartmanlarla doldur- duk. Yönetim birimiymiş, karar üretme düzeneğiymiş, vb. boş vererek biz bozduk bu ana kurguyu.) Eski îstanbul'un (sur içi ya da tarihsel yanmada) o herkesi hay- ran bırakan silueri de bu kurguyu gös- teriyor bugün bile... Istanbul'un bu kurgusu Roma'dan Bizans'a, Bizans'tan Osmanh'ya böyle sürüp gelmiştir... Önceki çağ- lann forumu, agorası, Osmanlı'nın kubbeleriyle, minareleriyle üçüncü boyutta da belirginleşmişlerdir. Le Corbusier, bütün yeryüzü mi- marlanna seslenerek siluetin ne oldu- ğunu anlamalan için Istanbul'u gör- melerini sahk verir. Geçmişte, Batı dünyasında kim güçlüyse kentte onun silueri oluşmuş- rur. Siluet o kenti, o dönemi anlatır. Örneğin bir çağlarda 'kale' başattı si- luette... Sonra kiliseler, camiler, sa- raylar; derken fabrika bacaları, yük- seknnnlar... Roma'ya özenip kimilerinin yedi tepeli dedıği îstanbul'un tepeleri geç- mişte, kimileri bugün de, sosyal-kül- türel özeklerdir. Sultan Ahmet, Nur- u Osmaniye, Beyazıt, Şehzadebaşı, Süleymaniye, Fatih, Edirnekapı hep böyle özeklerdir. Insanlan toplayan Üı ski çağlardan beri Anadolu'da kentler bir sosyal-kültürel özek çevresindeki konut dokusundan oluşan birimlerin ginelenerek kurgulanmasıyla gelişirler. Eski îstanbul'un (sur içi ya da tarihsel yanmada) o herkesi hayran bırakan silueti de bu kurguyu gösteriyor bu gün bile... îstanbul'un bu kurgusu Roma'dan Bizans'a, Bizans'tan Osmanh'ya böyle sürüp gelmiştir... Önceki çağlann forumu, agorası, Osmanlı'nın kubbeleriyle, minareleriyle üçüncü boyutta da belirginleşmişlerdir. cami çevresinde, önemleri ölçüsünce ortak kullanımlar vardır. Örneğin, herkesin yalnızca camisiyle andığı Süleymaniye'de ilkokul, medreseler, lisansüstü medreseleri, tıp medresesi, hastane, halk mutfağı, konuk evi, ha- mam, Kuran okulu, kervansaray, dük- kânlar vardır. Gerçek bir sosyal-kül- türel özek... Eğitimi-öğrerümi, karar üretme düzeneğini, etkileşim-iletişimi, kül- tür üretimini temel alan böyle bir kent kurgusu, kente yeni gelenleri karşılamaya, onlan kentlileştirmeye daha hazır değil midir? îstanbul'un, öteden beri (Bizans'ta da, Osmanlı 'da da) kentliliğin bir bü- yük okulu olmuş olması elbette rast- lantı değildir. Kentlerlmlz sorunlu Bütün bunlan anlatmakla "eskiden daha iyiydi" demiyorum elbette. On- lar çağlannın koşutunda davranmış- lardı, o kadar... Bugünün koşullann- da, çağdaş gereksinimlere karşılık ve- rebilen özeklerle bir eklemlenmenin, belki de bizi bugünkü durumdan kur- tarabileceğini düşündürtmek istiyo- rum yalnızca. Çünkü bugünkü kentlerimiz, •' yeni gelenleri karşılamaya hiç hazır değiller. Böyle bir sorumluluk duymuyorlar bile. Oysa bugün kente göç, bütün geçmişle oranlanamaya- cak ölçüde büyüktür. t/ Kentin, kentliliğin okulu olma işlevi bugün her çağdakinden daha çok önem kazanmışken; yeni gelen- ler, kentin değerlerini paylaşamadık- lan gibi, aidiyetini yitirmiş bir çoğun- luk olarak toplumda her şeyi 'kiç'e dönüştürebiliyorlar. •" Eskilerle yenileri buluşturma- nm, iletişime sokmanın en küçük bir önlemi yok kentlerimizde. i/ Kent kamudan çahnalara karşı savunmasız. f' Binlerce yıl içinde yaratılmış kentlilik değerleri diyebileceğimiz ta- rihsel-kültürel özeklerden yeni gelen- lerin de yararlanabilmeleri önemliy- ken, bu değerlerin paylaşılabilir ol- ması için hiçbir önlem yok. • Şöyle ya da böyle varsıl olmuş olanlarm çoğunluğu yalnızca paraya inanıyorlar. Sinemada, TV'de görü- len yaşama biçimine, tecim koşulla- nna göre, yahıızca daha çok kazan- mak için, çok kez ormandan, su hav- zasından çalarak gerçekleştirilmiş bir getto içindeki kişiliksiz, kimliksiz ko- nutlarda oturabiliyorlar. Bu türlü yer- lerin orta çağdaki gibi koruma duvar- lan bile var. Bu alanlara ancak dene- timden geçilerek girilebiliyor. Bura- larda yaşayanlar, konutlannın yerinin kentle, toplumla ilişkisinin kopuklu- ğunun, özekten-tarihsel çekirdekten uzaklığınm, ulaşunm buna göre ta- sarlanmamış oluşunun yaşamlanm nasıl etkilediğinin de aynmına vara- mıyorlar. • Yeni alanlarda da egitim-öğre- nim, ortak kültür üretimi, üretilen kül- türün eş paylaşımı gibi bir sorun ne- redeyse hiç düşünülmüyor. Buna ya- rayacak özekleri yok. Her şeyin para kazanma, insanlan ütme-yohna, ka- mudan çahna düzenine göre yürüdü- ğünü söyleyebiüriz. Ulaşmıın durak IA 2005 Istanbul Toplantısı'nın bilim kurulunca, Türkiye'den tek konuşmacı Cengiz Bektaş seçildi. Cengiz Bektaş'm, yann sabah UIA Toplantısı'nın açılışında yapacağı konuşmasını, gazetemiz için kendisi tarafından kısaltılmış olarak yayımlıyoruz. yerleri bile çarşılara göre düzenlen- mektedir. ^ Yenikesimlerdekonutlannenaz yansı, rüzgâr yönü açısından, iklim- sel açıdan yanlış yönlendirilmiştir. ^ Yaya hemen hemen hiç düşünül- memektedir. Göstermelik olarak ya- yalaştınlan bir küçük bölge dışında, kentin bütününde başat olan teneke kutulardır (otomobiller), asfalt yol- lardır... Asit yağmurlarmdan, hava, ses, ışık kirliliğinden hiç söz etmeye- lim. 1968kuşağınınsöylediklerinden bir adım öteye gidilememiştir. Tarihsel sorumlulufiumuz Kısacası kenti, anamalın çıkarlan- na, onlann pazarlanna bırakrnış gibi- yiz. Kenti mimarhklannpazan olarak görebiliyoruz. Mimarlık, şirketlerin 'reklam' aracuıa dönüşme sürecine girdi. Yoksullann sorunlannm çözü- mü üzerinde çahşan bir planlama gi- rişimi kahnadı. Bilim insanlan bile tarihsel çekir- dekleri yalnızca fiziksel onanm alan- lan olarak görebihnektedirler. Kentin siluetine çağdaş kültürün damgasını vuramadığımız sürece pet- rol savaşlan, para savaşlan, silah de- neme savaşlan sürüp gidecek. Bunu önlemek bizim işimiz değil deyip geçemeyiz. Birçoklannın oldu- ğu gibi bizim de işimiz. Yaşama ortamlanmızın, ölçütlerini bizim ölçeğimizden, yayadan, varlık- lı varlıksız ayırmayan insan ilişkile- rinden, selamlaşmalanmızdan, söy- leşilerimizden almalan için savaşıma ilk kalkışacaklar bizler olmalıyız. Bu savaşımı başlatmak için geç kalma- malıyız. Bence bu, 2005 UIA tstanbul Top- lantısı'nm tarihsel sorumluluğudur. bektas_cengiz@hotmail.com Istanbul Kültür Sanat Vakfi, 33. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali'nin verdikieri destek için Dijital Platform Sponsoru, Sinema Yayın Sponsoru, Stratejik Araştırma Sponsoru, İnternet Servis Sponsoru ve Yazılım Destek Sponsoruna teşekkür eder. .iksv.org TURKCELL MMf 5 BÖLGEDEN 7 OYUN KATILIYOR Devlet Tiyatrolan 'ndan yaz etkinliklerL. Kültür Servisi - Devlet Tiyatrolan "nın yaz sezonu için düzenlediği etkinlikleri 5 bölgeden yedi oyunun katılımıyla devam ediyor. Ankara Devlet Tiyatrosu Gyula Urban'ın yazıp yönettiği 'Mavi Balık' adh çocuk oyunu 4 Temmuz'da Hazan'da, 4 Temmuz'da Çubuk'ta ve 5 Temmuz'da Bala'da çocuklann karşısmda olacak. Ankara Devlet Tiyatrosu'nun bir başka yapımı olan Üstün Dökmen'in yazdığı ve Ergun Uçucu'nun yönettiği 'Komşu Köyün Delisi' ise 22 Temmuz'da Çankın'da, 23-24 Temmuz'da Kastamonu'da, 25 Temmuz'da Boyabat'ta, 26 Temmuz'da Sinop'ta, 27 Temmuzda Samsun'da, 29 Temmuz'da Çarşamba'da, 30 Temmuz'da Fatsa ve 31 Temmuz'da Ordulu sanatseverlerin karşısında olacak. Aziz Nesin'in yazıp, Ali Sürmeli'nin yönettiği ve Diyarbakır Devlet Tiyatrosu'nun sahneye koyduğu 'Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz'; 3 Temmuz'da Aksaray'da ve 4 Temmuz'da Şereflikoçhisar'da sahnelenecek. Gene aynı tiyatronun bir başka yapımı olan 'Çıkmaz Sokak Çocukları' temmuz ayında izleyiciyle buluşacak. Lyle Kessler'in yazdığı, Ali Neyzi'nin dilimize çevirdiği ve Hakar Çimenser'in yönettiği oyun; 12 Temmuz'da Turgutlu'da, 13 Temmuz'da Salihli'de, 14 Temmuz'da Alaşehir'de, 15 Temmuz'da Buldan'da, 16 Temmuz'da Denizli'de, 18 Temmuz'da Dazkın'da, 19 Temmmuz'da Burdur'da, 20 Temmuz'da Isparta'da, 21 Temmuz'da Antalya'da, 22 Temmuz'da Serik'te, 23 Temmuz'da Manavgat'ta, 24 Temmuz'da Alanya'da, 26 Temmuz'da Gazipaşa'da, 27 Temmuz'da Anamur'da ve 28 Temmuz'da Mersin'de tiyatroseverlerin karşısmda olacak. İzmir Devlet Tiyatrosu Güngör Dilmen'in yazdığı, Doğan Yağcı'nın yönettiği 'Deli Dumrul' adh oyunu 16-17 Temmuz'da Erzurum'da, 19 Temmuz'da Kars'ta, 20 Temmuz'da Artvin'de, 23 -24 Temmuz'da Trabzon'da, 25 Temmuz'da Gümüşhane'de ve 26 Temmuz'da Bayburt'ta sahnelenecek. ESİNTİLER ZEYNEP ORAL Aspendos'ta 'Nâzım' Görkemi... Aspendos'un büyülü havası, her zamankin- den daha görkemliydi. Belki çok erken saatlerden başlayarak insan- ların akın akın gelip, gün boyunca kızmış iki bin yıllık taşlarda yerlerini almalarından... Belki iz- leyecekleri olayda geçmişin birikimiyle, gelece- ğin umudu arasında bir köprü kurulacağı umut- larından... Belki Mimar Zenos'un dehasından çıkmış o görkemli mekânla Nâzım Hikmet, Fa- zıl Say, Genco Erkal, Zuhal Olcay gibi dev isimlerin buluşmasına duyulan heyecandan... Daha ilk nota geceye salınmadan çok önce ya- vaş yavaş içimize işlemeye başlamıştı görkem ve büyü... Bunlara, bir de benim içimde büyüttüklerim eklendi: 12. yılını yaşayan Aspendos Festivali serüveninin ilk tohumlarının atıldığı, bir avuç in- sanın olağanüstü emeği, tutkuları, inançları, azimleri, olmazı olur kılma çabaları... (Rengim Gökmen'i , Hasan Hüseyin i, Yekta Kara'yı anmadan edemedim elbet...) 12 yıllık süreçte dünya çapında yakalanan uluslararası başarı ve yoğun ilgi... Nitelikten hiç ama hiç ödün verme- den, her yıl daha dazenginleşen programla, çı- tayı hep yükselterek ilerleme... Antik Aspendos Tiyatrosu'nda, tek boş taş kalmadığında Bilkent Senfoni Orkestrası ile Kül- tür ve Turizm Bakanlığı Devlet Çoksesli Korosu yerlerini almışlardı. Şef Ibrahim Yazıcı'nın bagetiyle, memleke- timin dört bir yanından ve yeryüzünün her ucun- dan, bir de Aspendos'u dolduran yedi bin kişi- nin soluğundan gelen rüzgârın sesiyle başladı Fazıl Say'ın 'Nâzım' oratoryosu.. Hayır hayır, biz Aspendos'u dolduranlar soluğumuzu tut- muştuk. Sanki nefes almıyorduk. (12 yıldır ne çok konser, opera, bale izledim orada. Ama ben böyle bir sessizlik ne gördüm ne de duydum şimdiye kadar!) Bu sessizlik giderekyoğunlaşa- cak, sahneden gelen elektriğe kapılacak, bun- dan böyle, sahnedekilerle soluk alıp verecektik. O rüzgâr sesi müzik olup kucakladı, söz olup sarıp sarmaladı. O rüzgâr sesi, şimdiydi, bura- sıydı, memleketimdi, yeryüzüydü.. O rüzgâr se- si dünden bugüne, bugünden yarına uzanan bir yoldu. O yolda yaratıcı dehanın gücüyle kanatlandık. Azmin, emeğin, çalışmanın gücüyle sarsıldık. Memleketimin ve yeryüzünün tüm acılarını yü- reğimizin en derinlerinde duyduk. Memleketi- min ve yeryüzünün tüm sevinçleriyle coştuk. Ve inandık. Hernotaya, hersese, hersözcüğe, sa- pına kadar inandık. öylesine sahiciydi. Bu oratoryoyu, daha önce çok kez izlemiştim. Ancak bu kez yine farklıydı. Ibrahim Yazıcı'nın dinamik, hareketli, çok renkli ve güçlü yönetiminde Bilkent Orkestrası mükemmeldi. Gerek orkestra, gerek koro, çal- maktan, söylemekten, solistlerle ve şefle kur- dukları ilişkiden aldıklan tadı izleyiciye yansrtı- yor, geçiriyordu. Fazıl Say, şeytansı/meleksi, çılgın dehasını, besteciliğine ve piyanoyu çalışına taşımış, gö- zümüzün önünde tüm duygu ve düşünce yo- ğunluğunu yeniden yaşıyordu. Genç bariton Güvenç Dağüstün duru ve gü- zel sesiyle, sahnedeki duruşuyla ve tavnyla şa- irin ve bestecinin izini sürüyordu. Zuhal Olcay, "KızÇocuğu"\ıe "Memleketim" şarkılannda, sesindeki dramatik güçle hepimi- zi derinden yakalıyor ve bir daha bırakmıyordu. Genco Erkal, işte o görülecek bir şeydi. Her seferinde kendini nasıl bu denli aşabiliyor diye şaşırıyordum. Bu kez çok ama çok küçük bir alanda, neredeyse hareketsiz beden dilini kul- lanış biçimi, beden dilini sözlerle ve müzikle bü- tünleyişi çarpıcıydı. Bu kıstınlmış, içine kapan- mış çerçevede Aspendos göğündeki en uzak yıldıza ulaşabiliyor, içindeki her duyguyu, dü- şünceyi, her birikimi, her imajı, söylenmeyeni bi- le bize apaçık ve en dolaysız yolla ulaştırıyordu. Ulaştırmak ne kelime, yaşatıyordu. Şiiri ve mü- ziği, sesi ve sessizliği, acıyı ve sevinci, yaşamı ve ölümü yaşıyorduk. Üç küçük çocuğun ses ve enstrümanlarıyla katılımı bu şiiri, bu görkemli şöleni taçlandırıyor- du. Gözyaşlarını tutamayan yalnız ben miyim di- ye çevreme bakıyorum. Hayır, yanımda Meriç Sümen ve Remzi Buharalı, onlar da duygula- rını gizleyemiyor? Eser yine bir rüzgâr sesiyle sona erdiğinde, yedi bin kişi ayağa fırlıyor. Alkışlar dinmek bil- miyor! (Ben böyle yürekten alkış daha önce ora- da görmemiştim.) Alkışlar bitecek gibi değil. Son bölüm yeniden çalınıyor, söyleniyor... Üzerime yıldızlar yağıyor. "lyi ki yaşıyorum... lyi ki yaşıyorum!" 12. Aspendos Festivali birbirinden ilginç ve değerli programlarla 19 Temmuz'a dek devam ediyor. Olanağınız varsa, yaşamınızda bir kez ol- sun orada bir konser, bir opera, bir bale izlemek- ten kendinizi yoksun bırakmayın... www.zeyneporal.com Faks:0 2-12 25716 50 Soloi Pompeiopolis 2005 kazıları • MERStN (AA) - Mersin merkeze bağlı Mezitli Beldesi'nde bulunan Soloi Pompeipolis Antik Kenti'nde 2005 yılı kazılan önümüzdeki hafta başhyor. M.Ö. 700 yılında Rodos Kolonileri tarafindan kurulan antik kentin kalıntılannda temizlik çalışması yaptıklannı ifade eden Mezitli Belde Belediye Başkanı Hakan Demirsoy, arkeolojik kazı çalışmalanmn, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Mezitli Belediyesi'nin katkılanyla, Dokuz Eylül Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Ögretim Üyesi Doç. Dr. Remzi Yağcı yönetiminde 20 kişilik bir ekip tarafından yapılacağını söyledi. Kazı Başkanı Doç. Dr. Remzi Yağcı ise 1999 yılından bu yana sürdürdükleri kazı çalışmastnın bu yıl dokuzuncusunu gerçekleştireceklerini ve kazı çalışmalannda çıkartılan yapıtlar incelendiğinde "Soli Pompeiopolis'in sadece sütunlu yoldan ibaret oîmadığı, aynı zamanda Romalılara ait bir heykel müzesi olduğunun" anlaşıldığını belirtti.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog