Bugünden 1930'a 5,432,306 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

İSTANBUL • ANKARA • İZMİR • ADANA • ADAPAZARI • AFYON • ANTALYA • BURSA • ÇORLU • DENİZLİ • DİYARBAKIR • ELAZIĞ ERZURUM • GİRESUN • GAZİANTEP • İZMİT • KONYA • MANİSA • MERSİN • ORDU • RİZE • SAMSUN • SİVAS • Ş.URFA • TRABZON 4 HAZİRAN 2005 CUMARTESİ AÇI MUMTAZ SOYSAL Tabela Kirliliği ANKARA'NIN Sakarya Caddesi'ndeki esnaf ile Çanka- ya Belediyesi sorunlara ortak çözüm bulmak ve caddeyi şirinleştirmek için işbiriiği yapmayı karariaştırmışlar. Esna- fın kurduğu "Güzelleştirme ve Dayanışma Demeği" be- lediyeyle birlikte çalışmaya başlamış bile. Eskiden kendine özgü çekiciliği olan o cadde akşamla- n tinerci, şarapçı denen kişilerin türediğı, belli bir saatten sonra güvenlik sorunlannın yaşandığı bir yer haline gelmiş artık. Esnafla konuşan Belediye Başkanı, "Onlan buradan uzaklaştırmak sizin yarannıza" diyerek, maaşlannı esna- fın vereceği ve giyimlerine, konuşmalanna bakılarak işe alı- nacak özel bir güvenlik biriminin kurulacağını müjdelemiş. Güvenlik birimiyle bııiikte belediye zabıtası da görev ya- pacakmış. Başkan, "Caddenin güvenliğiyle ilgili olarak Emniyet'ten fazla birşey beklemek yanlış; çünkü Zabıta ile Emniyet'in eşgüdümünü sağlamak zor oluyor" diyor. Kent güvenliğinde gelinen nokta açısından hayli düşün- dürücü ama, ilginç. Asıl ilginç olan, caddenin güzelleştirilmesi için düşünü- lenler Çöp toplama saatleri sıklaştınlacak, belli bir saat- ten önce caddeye çöp çıkaran esnafa ağır para cezası uy- gulanacak, bahçelerin üstünü kapatmada kullanılan ten- teler tek tip olacak, cadde üzerindeki işletmelerin kullan- dığı tabelalarda bütünlük sağlanacak. Keşke bu tabela konusu, yalnız bir ilçe belediyesini de- ğıl de, büyükşehir belediyesini, hatta ülkedeki tüm belediyeleri böylesine ilgilendirip düşündürse. Çünkü, belki çok kişi farkında değil ama. dünyayı az çok bilenlerin gözünde bu ülke kentlerinde gözleri en çok ra- hatsız eden kusur, tabela kiriiliğidir. Bina cephelerini boy- dan boya ve aşağıdan yukanya kapsayan, zaten nadir olan bina güzelliklerinin canına okuyan, değişik biçimler- de yazılmış koca tabelalar. Dershane ve dükkân levhala- nnın birbirine kanştığı, camlara yazılmış doktor, noter ve avukat adlannın birbiıieriyle yanştığı bir kiriilik. Kımse bunlara ses çıkarmadığı için, sayılan, büyüklük- leri ve çırkinlikleri artan, dikkat dağıtan, Türkçe yanlışlany- la sıntan, caddeleri kargaşaya boğan. Benzerterine ancak Ortadoğu kentlerinin velveleli keş- mekeşinde rastlanır. Yüzölçümüne göre ödenen "tabela resmi" belediyele- re müthış gelir sağlıyordur herhalde; ama tiksindirici este- tik bozukluğunun cadde, semt ve kent güzelliğine büyük zararverdıği muhakkak. Bu rezillik durdurulamaz mı? Bina cephelerine belli yük- seklikten öteye tabela asılmasını yasaklayarak, rüsum gelınni işyeri girişlerine konup binadaki bürolann adlannı ve yerierini topluca gösteren küçük levhalardan sağlaya- rak. Kısacası, kent estetiğini koruyacak basit düzenlemele- ri yaparak. Estetik bilinci varsa, tabii. Yoksa, o da yaratılamaz mı? İslam ve Şiddet Ali H. NEYZt S on on yıl içinde özel- likle Amerikan bası- nının kışkırtmacı bir yaklaşun ile tslamın bir şid- det unsuru olduğu öne çı- kanlmaktadır. Buna karşuı Hıristiyanlık yumuşak bir din olarak tarumlanmakta ve Isa'dan ben hep dayak yedikçe öbür yanağını çe- viren bir din kisvesine bürün- dürülmek ıstenmektedir. Özellıkle 11 Eylül olaylan sonrasında bu eğitim büs- bütün artnuştır Oteyandan Amerika'da azımsanmaya- cak kadar. bu işin bıle. bir CIA komplosu olduğunu ile- ri süren gruplar var olması- nakarşın' Oysatarihsel olay- lara bitaraf bir gözle baka- cak olursak durumun hiç de öyle olmadığı görünmekte- dir. lsa'dan kısa süre sonra, daha Islanun doğmasına beş yuz yıl varken Anadolu'da kök salan Ortodoksi'nın Bi- zans'ın ımparatorluk gücü- nü arkasına alınca hemen ve acımasızca "başka" inanç- lara saldmsını izlemekteyiz. St. Paul'cüler, tkona'cılar hep aşağılanmış, krnlmış ve tasfıyeye tabi tutulmuştur. Garip bir inatla kişıliklerini ayn tutmakta direnen Erme- nilerin kilisesi, Istanbul'a yerleşebilmek için, bu ken- tin Osrnanlırun (Müslüman, Türk) eline geçmesini bek- lemek zorunda kalmıştır. Amerika ve Afrika sahille- rinde olagelen olaylara bir bakalım. once İspanyol ve Portekızliler dünyada kendi içinde gelişmiş bir medeni- yetin. tabin caizse. kökûne kıbrıt suyu ekmişler ve mıl- yonlarca ınsanı Güney Ame- rika'da pogromlarla ortadan kaldırmışlardır Bu Hınsti- > an şiddet ve zulmükısa sü- rede Afrika'ya dönmüş ve Fransızlar, Belçikalılar, Hol- landahlar önce Afrika'nın tüm sahıllerinde sonra gi- derek Endonezya'ya kadar ülkelerde akla gelmedik me- zalim yaparak bu ülkelerin adeta kanlanru emmişlerdir. Orta A\Tupa'da yaşanan ve Protestan ile Katoliklerin döktükleri kardeş kanını da atlamış durumdayım. Bütün bunlara karşın Müslüman dünyasının yüz karası Muaviye-Hazreti AH çahşması dışında ciddi bir pogroma rastlanmamakta- dır. Şimdi daha yakın za- manlara gelmek istıyorum. Pek dikkatleri çekmedi ama Cezayir hükümeti nihayet uyandı ve katil SAS güçle- rinın ülkelerinde gerçekleş- tırdiği pogromlar için AtHM'de dava açacağmı du- yurdu. Buna karşın çok da- ha güçlü lobilere sahip ve inarulmaz bir dirençle saldı- ran Yahudiler, Isviçre ban- kalarından tehditle ınarul- maz tazmınatlar almasını becerdıler. Dini pekbelli ol- madı ama, Hhter bir Avus- turya vatandaşı iken söyle- nenlere göre yedi miryon Ya- hudiyi gaz odalanna gön- derdi. Fransız ve Belçika sermayedarlannın insanı yar- dım maskesi alhnda Kongo ve diğer Afrika ülkelerinde yaşattıklan pogromlar gü- nümüzde bile sürmektedir. Dünyanın tek tabancası ha- Une gelmiş olan ABD halen Vietnam'da kendi bırakmış olduğu değişik bombalann temizlenmesi programına katılmaktan kaçınmaktadır. Amerikan Savunma Bakan- lığı'mn gizli gaz ve zehir stoklannm ucu bucağı bulun- madığı herkes tarafından bi- linmektedir. Biraz ayyuka çıktığı için ve sanınm adı Aylin Hanım'uı ölümünün ardından kopanfirtinalarso- nucu Amerikan Savunma Bakanlığı özel sektöre iha- le etmiş olduğu beyin yıka- ma deneylerini durdurma- mış ama.. bakanlık. teşkıla- tı içine alarak büsbütün de- netlenemez hale getirmiş- tir. Buna karşın 1450'den 185O'ye kadar dört yüz yıl kardeş kardeş yaşamasını becermiş mazlum Ermeni ve Müslüman milletleri ara- sına ilk nifakı Fransız Kato- lik misyonerleri sokmuş ve parayla bir Katolik Ermeni Kilisesi kurmuşlardır. On- lan Amerikan Protestan mis- yonerleri izlemiş ve dağıta- bildikleri daha fazla para sa- yesinde onlar da ayn bir Er- meni kilisesi kurdurtmuş- lardrr. Bütün bu olaylar de- netim gücünü nerdeyse yi- tirmiş Osmanlı ıdaresinin gözü önünde yaşanmış ve Sultan Abdülhamid ın tek alabıldıği önlem o bölgeler- de sadık Kürt alaylan ku- rulmasına izin vermek ol- muştur. Ardmdan Birinci Dünya Savaşı çıkınca Rus, Fransız ve Ingiliz beşinci kollan ülkenin o bölgesin- de türlü kargaşalıkJar çıkar- mışlar ve günümüzün uy- duruk soykınm yaygarası- nı kopartmayı da becermiş- lerdrr. Nerde kaldı Islamın şid- detı9 .. PENCERE Dağlarca Çok YaşasınL Koç Vakfı bu yıl çok yerinde bir seçimle Dağ- larca'ya ödül verdi. Vehbi Koç ödülü'nü alan Fazıl Hüsnü Dağlarca şöyle konuşmuş: "- Bir şiiri yazmayı bitirdiğim zaman geriye dö- nüp hangisi diye seçemiyorum. Sürekli kendimi aramam ve bulamamam bundandır. Geceleh baş- ka biryaşamın beni çağırdığını duyarak uyanıyo- rum. Bu başka yaşam şiirdir. Şiir bütün ilkelerin ilk sesidir. Türkiye'ye gelince iş değişiyor. Çünkü ülkemiz kendi dilinden uzun bir süre yoksun bı- rakıldı. Genç şairlere tavsiyem, dilin gramerini hep yaşasınlar ve Türklüklerine şükretsinler. Be- nim şiir çalışmalanmın izi budur." • Fazıl Hüsnü'nün eşi bulunmaz özelliğinde son- suzlaşan dil sevgisini anlamaya çalışmak için şa- irimizin bu yolda yazdığı şiirierden hangisini oku- malı?.. Ben "Türkçe Katında Yaşamak" adlı şiirini oku- yunca uzun düşüncelere dalmıştım. Dağlarca için dil yaşamın ta kendısi!.. "Seslenir seni bana 'sonsuz' Der ki çoğal, Der ki uzun mutluluğuna Usun iyiliğin doğruluğun, Bir bilinmeyenden bir bilinene dek Türkçe, varolduğumuz. Türkçe, nice desem seni, Onca gûzelim. Görünmek derinleşmek, Dolmak; Seni düşünürüm düşünürüm, yan karanlıklarda, dal, Anlanm onca. Bir bölü beş, bir bölü dokuz, Bir bölü bin üç: Aynlık anlamlann öylesıne azar azar dağılır. Ta doğudaki balık, Duyarkokusunu Ta batıdaki yoncanın." Uzun şiiri bütünüyle bu köşeye sığdırmak ola- naksız; ama, dilımizin en büyük şairinin dilimizle sonsuza dek özdeşleşmesi şiirinin ve de yaşamı- nın gizemini yaratıyor... • Peki, ulusal dile bunca bağlı olan, kimliğini Türk- çeyle özdeşleştirmiş bir şair, insanlığın evrensel ge* leceği kapsamında olaya nasıl yaklaşıyor?.. \ Dağlarca şiirinde 'kıyamet' ile 'ebedıyet'l birt leştiren biryapısal mantığındizelerdedışavurumu izlenir. Fazıl Hüsnü Türkçe'yi de öylesine seviyor} 1972'de 'Papirüs' dergısinde yayımlanan bir röt portajında şair diyor ki: J "- Inanıyorum. Bin yıl sonra, daha önce, daha sonra. Yeryüzünde bir dil ve insanlar kalacak 1 , uluslar kalmayacak. Nasıl biz geçmiş çağlann ay* nnttlannı müzelerimizde topluyorsak, o zaman da uluslan koyacaklar o müzeye. Ordan Almanca yazmış diye Goethe'y/, Ingilizce yazmış diye Sha- kespeareV koyarlarken, örneğin burdan da ben girmek isterim." Sonlu yaşamda sonsuzluğun şairi "kendi dilin- den uzun süre yoksun bırakılan" Türkiye'de 'DM Devrimi'nin yıkılamaz bir anıtı gibi yaşıyor... Çok yaşasın!.. MEZUIİYn VE PİLAV GÜNÜ'IDE BULUŞAUM Tarih: 8 Haziran Çarşamba Saat: 11.00, Yer. OkulBahçesi ALANYA ASLhT 1. HITKUK MAHKEMESİNDEN İLAN 2003589 20O4'538 Dosya No: 2003589 Esas, 2004/538 Karar Davacı Hanife Özdemir tarafından davalı Hüseyin Özdemir aleyhıne mahkememızde açılan boşanma davasının yapılan yargılaması sonunda: 09.07 2004 tarihinde davanrn kabulü ile taraflann boşanmalanna, ortak çocuklan 1998 doğumlu Ah- met'ın velayetınin davacı arme Hanife Özdemir'e ve- rilmesine karar verilmiş olup da\alı Hüseyin Özde- mır'e ış bu ilanın tebliğ tarihinden itibaren 15 günlük yasal sürede temyız yoluna ba§\-uruhnadığı takdude karann kesinleşeceğı karar tebliğı yerine geçmek üze- re ilan olunur. Bastn- 25485 ÜMRANİYE 1. SULH HUKUK MAHKEMESİ'NDEN Dosya No: 2002 689 Müteveffa Mustafa Çoşkun'un vasiyetnameyi mah- kemetnıze ıntıkal etmış olmakla, Üsküdar 4. Noterliği'nce 25.09.1996 gün ve 44393 yevmiye no'lu düzeltme şeklınde vasıyetnamede mü- teveffa Mustafa Çoşkun tarafından Ümraniye ılçesi, Istiklal Mahallesı, Vatan Caddesi No:39 adresınde bulunan 1 zerrun ikı normal katta ibaret binanın ze- min katında bulunan daıreyı eşı Ayşe Çoşkun'a bırak- tığını, ilk evlıliğınden olan çocuklan Sabri Çoşkun. tlyas Çoşkun, Nuri Çoşkun ve kızı Melek ve Çıçek'e sağhğında ihtıyaçlan olan gayrimenkul ve mal payla- şımını yaptığını, onlan bu vasiyetnameden aynk tut- tuğuna ılışkın vasiyetnameyi düzenlediğinden, Müteveffa Mustafa Çoşkun'un mırasçılan Çiçek Çoşkun, llyas Çoşkun, Yılmaz Çoşkun, Nun Çoşkiın, Hüseyin Çoşkun ile Melek Çoşkun'un mirasçılan Ay- nur Çoşkun, llhan Çoşkun, Dılek Çoşkun, Melahat Çoşkun, Orhan Çoşkun ve Ramazan Çoşkun'un yapı- lan ilandan itibaren 30 gün içinde vasıyetnamenin ip- tali yönünde herhangı bir dava açmadıklan takdırde vasiyetnameyi kabul etmış sayılacaklannın ihtan ilan olunur Basın: 25310
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog