Bugünden 1930'a 5,431,190 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

m- HAZİRAN 2005 CUMARTESİ CUMHURİYET SAYFA 17 Bir portre AKP Grup Başkanvekili Irfan Gündüz, cartaöğreniminin bir bölümünü Kayseri Imam Hatip Lisesi'ndetamamlamıştır. Fatih Müf- tülüğü'nde imam hatiplik yaparken Istan- c»ul Yüksek Islam Enstitüsü'nden mezun olmuştur. Imamdır Irfan Gündüz ve imam hatip okullarında öğretmenlik yapmıştır. Irfan Sündüz, bir imam olarak Necmettin Erba- tcan'ın başbakan olduğu 54. hükümet dö- •veminde Başbakanlık Danışmanlığı'na dek /lükselmiştir. Irfan Gündüz, kadrosunun iskeletini Tür- <jye Gönüllü Teşekküller Vakfı yöneticiieri- n ın oluşturduğu AKP'nin kuruluşunda so- 'umluluk üstlenmiştir. Irfan Gündüz, Türki- /e Gönüllü Teşekküller Vakfı'nı oluşturan bir- ; c k Islamcı kuruluşun içinde yer alan Bir- ik Vakfı ve Hüdayi Vakfı'nda da görev al- •nıştır. Irfan Gündüz'ün üyesi olduğu Biriik Vak- fı öyle bir örgüttür ki, Recep Tayyip Erdo- Şan önemli iletilerini genellikle o vakfın top- aurtılan aracılığıyla tabanına iletir. örneğin, geçen yıl Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet S«zer imam hatip mezunlannın istedikleri jniversitelere gitmesini öngoren yasayı ve- :o edince, Erdoğan "Biz bunun bedelini ödemeye hazır değiliz. Toplum hazıroldu- ğunda biz bu adımı atanz" yönündeki söz- e-rini Birlik Vakfı'nın "Meseleler Çareler" toplantısındadilegetirmiştir. örneğin, Mec- s'te yeni TCY'ye son anda yerleştirilmek stenen kaçak Kuran kurslanna olanak sağ- a7an düzenlemeyi de yine Birlik Vakfı'nın geçen günlerde gerçekleşen 20. kuruluş /ıldönümü toplantısında yaptığı konuşmay- a savunmuştur. Irfan Gündüz'ün görev al- dı ğı Hüdayi Vakfı'nın "eğitim hizmetleri"rim Daşında da Kuran kurslan açmak gelir. ör- neğin Alemdar Erkek Kuran Kursu, Aziz Vlahmud Hüdayi Kız Kuran Kursu gibi... Ve aynı Irfan Gündüz'e göre, terörist ye- tıştiriyor diye eğitim kurumlan kapatılacak- 5a eğer, o zaman "SBF'yi, ODTÜ'yü, İTÛ'yû <apatmak" gerektir! ISIK KANSU Yazarlarımız Adnan Binyazar; hem güçlü ve tutkulu, hem ılık hem de sızılı bir sevdayı anlatan "ölümün Gölgesi Yok" adlı yapıtı ile bu yıl Orhan Kemal Roman ödülü'nü alırken bir anısını aktardı: "Küçükyazı denemeleri yaptığım bir dönemde, Orhan Kemal 7e Ankara'da beni Fikret Otyam tanıştırdı. O gün, AST'ta 72. Koğuş'un temsili vardı. Orhan Kemal'le Otyam önümüzdeki sırada oturuyorlardı. Oyun sırasında Orhan Kemal'in kahkahalannı duyan seyirciler gözlerini bizim tarafa çeviriyorlardı. Herkesin gûlmesi doğaldı da, oyunun yazanna ne oluyordu? Otyam, 'Hadi biz gülüyoruz; bu senin oyunun, sen niye gülüyorsun!' diye sorunca, Orhan Kemal, Fikret, dedi, sizler onlann oyununu görûyorsunuz, ben şu anda onlann içindeyim." Vefalı dost Mahmut Temizyürek ile biriikte ziyaret etmiştik Vüs'at O. Bener'i • •• Başkent Hastanesi'ne bağlı rehabilitasyon merkezinde. Yatağında küçücük olmuş yatarken, gözleri yaşarmış, koca bir "An" çekmişti. Bir kenarda, sessizce, ama hep ince ince gözlemleyerek ve yazarak yaşanmışlığın iç çekişi gibiydi bu "Ah" ünlemesi. Şu satırlar da onundu: Bir kış daha dayanmalıyım. Attmış beş yaşımı doldurabilirsem ikinci emekliliğimi kimse yadırgamaz sanınm artık. ölümü beklerim, sessiz sadasız köşemde. Yollarda yığılıp kalıverecekmişim gibi geliyor bana. Gözlerimin altı torbalandı. ölüm nasıl beklenir? Param yeterse rakı içerek, gece-gündüz birbirine kanşır... Aragon'du yanılmıyorsam bu yöntemi benimseyen. Ben de ne Aragon 'um ya! Alkışlaria alkışlarla geçivermedi hayat!" Yazarlar yaşamasaydı, ne yapardık ki biz? vusttt 0. Bener Anısına Recep Tayyip Erdoğan, AKP Istanbul bölge toplantısında türban konusundan söz etti: "Şu anda biliyorum, bazı sıkıntılan yaşıyoruz. Bunu ben de yaşıyorum. Gönlümün derinliklerinde yatan Hıçkırık hıçkmklar var." Biliyorsunuz, hıçkınktan kurtulmanın iki çaresi vardır: Birincisi, soluğu tutup 7 yudum soğuk su içmektir... Ikincisi de, birisi tarafından fena halde korkutulmaktır... Demek ki Anayasa Bu Bedene Uymuyormuş! ENS COŞKUN AB 'nin iki kurucu üyesi, Fran- sa <e Hollanda, Avrupa Birliği Anîy asa Antlaşması'nı oyladı- lar Me her iki ülkenin halklan, OILTISUZ oy verdiler. Bu dizi- nirdevamı var; şimdiden, bu ikihir yalnız kalmayacaklannı sö^teyebiliriz. Bunu bilen Tony Blar gibi politikacılar, bugün- de-, halkoylamasından vaz- geçebileceklerinin işaretlerini verneye başladılar. Halkoylamalarında neden bövle olumsuz sonuçlar çıkı- yor 1 Bu kapsamlı soruyu, Fran- sa D/iamasını temel alarak ve orun ışığında, kısaca yanıtla- ma/a çalışalım. Fransa'daki oylarrta, ilk kez 'Hayır' denildi- ği çin, üzerinde çok konuşu- lan ve daha da konuşulacak olai biroylama oldu. Uzun za- maidır görülmemiş bir katılım ve tartışmasız bir çoğunluk oyu ile Fransızlar istenen onayı ver- medi. Onu Hollandalılar izledi. Onann hayır oylan da dikkat- lerin AB ve politikalan üzerin- de toplanmasına yol açtı. Bu halkoylamalannı iyi oku- ma* gerek! Oylannın dağılımındaki poli- tik tercihlerin oranlanna bakıl- dığtnda görülen o ki, hem evet- ler \e hem de hayırtar içinde her polıtik partinin yandaşlan azya da çok yer almaktadır. Demek ki sonucu bir ya da iki partiye bağlamamak gerekiyor. Fran- sa'da oy verenlerin sınıfsal ko- numlannı gösteren istatistikler önemli ipuçlan veriyor. Işçi, me- mur köylü ve küçük esnaf gi- bi dûşük gelirii halkın, daha çok hayrdan yana oy kullandıklan gönilüyor. BJ tablo neyin göstergesi- dir? Görülen o ki, oylama sonu- curıu asıl belirleyen etken, sos- yo-ekonomik politikalara sınıf- sal bir karşı çıkışın kendini gös- termesidir. Bu oylamalarda AB içinde iki Avrupa'nın var oldu- ğu l e m de çok açık biçimde yansımaktadır. Analizler ve oy- lama sonuçlan bu aynşmayı törr çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Elbette ikincil, üçüncül ve caha başka nedenlerde söz konjsudur, ama başat neden, AB'tin "Halklarm Avrupa'sı" olanayışıdır. Kmse başını kuma sokma- sın! Emeği ile yaşamaya çalı- şanar, uygulanan sosyo-eko- nomik politikalardan rahatsız- dır. Bu politikalann asıl sorum- lusınun yalnızca kendi baş- kentterinin değil, aynı zaman- da Brüksel olduğunu da anla- ma\a başlamışlardır. Fransızlar 1992 oylamasın- da kendilerini ikna için söyle- nensözlerin, yapılan vaatlerin naa kandırmaca olduğunu akıl- dan çıkarmayarak oy kullan- mışiırdır. O zaman yanm pu- anlaişlediği hatayı bu sefer 10 puaı farkla düzeltmeye çalış- mışlardır. Hayır oyları yüzde 54.67' olmuştur. Hollanda'da ise ov oran yüzde 63'e vur- muşt ur. Bu sonuçlar, AB'yi Tarrrm ben neredeyanlışyap- tım?' şarkısı için sahneye da- vettir. Bakalım Konsey'in Ha- ziran Toplantısı bu daveti de- ğertendirecek mi? Hayır, oyla- nnın nedeni hiç de söylendiği gibi, ne yabancı işçi göçünden korkudur, ne de yabancı düş- manlığıdır, ya da Türkiye bakış açısıyla Türk ve Müslüman düş- manlığıdır. Fransa'da Müslü- manlar, Katoliklerden az, Pro- testanlardan fazla nüfusa sa- hiptirler. Hayır oyu verenler, mil- liyetçi unsurlan bir kenara kor- sak, yabancı işçi göçüne de- ğil, sosyal damping politikası- na karşı çıkmışlardır. Bunun güzel bir örneğini Fransa'da, halkoylaması gecesi, birfabri- kada yapılan söyleşide, haber- cinin konuya ilişkin sorusunu yanıtlayan işçi, "Bizi yeni üye ûlkelerden gelecek işçiler de- ğil, onlara düşûk ücret verilme- si, Avrupa genelinde birasga- h ücret uygulamasının olma- ması rahatsız eder" diyerek vermişti. Le Monde gazetesinin ya- yımladığı birsondajda, önem- lerine göre sıralanan hayır oy- lannın nedenleri arasında Tür- kıye'nin AB'ye girmesine kar- şı çıkış, hesaba alınmayacak kadarönemsiz bulunmuş olma- lı ki, sıralamaya bile dahil edil- memiş. Oylama öncesinde de son- rasında da anayasa antlaşma- sının reddini, Türkiye'nin üye- liğini reddetmekle özdeşleşti- renleri okuduk ve dinledik. Bu sav doğru mu? Elbette hayır! Çünkü Türkiye'nin üyelik sü- reci ile AB Anayasa Antlaşma- sı'nın onaylanma süreci birbi- rinden ilişkisiz iki ayn kulvardır. Antlaşma yürürlüğe girse de girmese de Türkiye'nin başla- yan müzakere süreci, reddedi- len bu antlaşmadan bağımsız, fakat öngörülü koşullara ba- ğımlı olarak, sürecektir. Çünkü bu antlaşma reddedildi diye, AB dağılmayacaktır; Nice Ant- laşması'nınyasallığındayaşa- mını sürdürecektir. Türkiye'ye müzakere tarihi de bu antlaş- ma döneminde ve onun taşı- dığı koşullar ve usuller çerçe- vesinde verilmiştir. Ret oylan bu hukuksal yapıda bir değişik- lik yapmıyor ve yeni bir durum getirmiyor. Anayasa Antlaşması kabul edilseydi, belki yeni bir duru- mun doğduğundan söz ederek, zorlama yorumlarla müzake- releri, en azından geciktirmek isteyenleri görebilirdik. Çünkü bu Anayasa Antlaşması, yeni üyelerin kabul usulüne ilişkin Ni- ce Antlaşması'nda bulunma- yan hükümler içermektedir (m. 58/2). Gene bu Anayasa Ant- laşması'dır ki son günlerde sık- ça dile getirilen, benim Türki- ye maddesi diye adlandırdı- ğım, "imtiyazlı ortaklık" kuru- munu düzenlemektedir. Bunun içindir ki Türkiye'nin müsebbibi olmadığı hayır oy- lan, en azından hukuksal ola- rak, Türkiye'nin menfaatine uy- gun bir sonuç yaratmıştır. "Ya politik olarak" mı diyorsunuz? Eh, onun yanıtı da atasözü- müzde denildiği gibi: "At bi- nenin, kılıç kullananın!" Başbakanlık'tan devir... Başbakanlık Insan Haklan Başkanlığı'nın yayımladığı "Bılgi Dosyası" başlıklı kitapçığa Ingiltere Büyükelçiliği'nin "sponsor" olduğunu duyurmuştuk. Bu kez Başbakanlık'a bağlı bir başka kurumdan, Devlet Planlama Teşkilatı'ndan (DPT) bir haber verelim: DPT, "e-Dönüşüm Türkiye Pro/es/"nin önemli dönüm noktalanndan biri olan "Bilgi Toplumu Stratejisi Danışmanlığı" hizmetlerini "Peppers and Rogers Group" adlı bir yabancı şirkete devrettiğini açıkladı. DPT konuya ilişkin açıklamasında "titiz" bir değeriendirme sonucunda yabancı gruba devredilen "Bilgi Toplumu Stratejisi"r\\n "aynı titizlikle" yürütüleceğini de müjdelemiş bulunuyor... Bu arada, ünlü Başbakanlık Müsteşanmız ne mi yapıyor? En son mayıs ayı ortalannda istanbul'da "Gayrimenkul Yatınm Ortaklığı Derneği"r\'m bir yemeğinde konuştuğunu okumuştuk. Kamuda çalışan sekreterierin, gece bekçilerinin, telefon operatörlerinin, şoförlerin ve çaycılann çokluğundan yakınıyor, Türkiye'ye "iyi yönetişim" gerektiğinden söz ediyordu. KİM KİME DUM DUMA BEHIÇAK behicako turk.net ÇlZGtLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraciin mynet.com HARBt SEMÎH POROY semihpotny << yahoo.com i m $4$«WfİR,W Mi? TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 4 Haziran tctctc.mtatUaz-arikan.com AHMCT HAS/M'f'N Şf/RLERİ.. SÜRMENE ASLİYE HUKUK MAHKEMESt'NDEN EsasNo: 2005 102 Davacı Tedaş Genel Müdürlüğü vekili Av. Öznur Türkmen tarafindan davalılar aleyhine açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve ta- şınmazm idare adına tapuya tescili davasında: Kamulaştınna Kanunu'nun 4650 SK.'la değişik 10. maddesi uyannca tensiben verilen ara karar gereğince; Trabzon ili, Sürmene ilçesi. Balıklı Mahallesi, Kocaba! mevkiinde bulunan ada 541, parsel 60'da kayıtlı 181.84 m2 yûzölçümündeki taşınmazın malıklerinin Ayşe Gök (Xocabal) ve müşterekleri olduğu, söz konusu taşınmazın hat altına isabet eden 181.84 m2'lik kısmı- nın 127.29 YTL. bedel ile Tedaş Genel Müdürlüğü lehıne kamulaştınldığı bu nedenle hat altına isabet eden ve belirtılen kamulaştınna bedeli ile ırtıfak hakkı olarak Tedaş Genel Müdürlüğü adına tapuya tescili için ışbu davanm mahkememizde açıldığı, tebliğ ve> r a tebli- gat yerine geçmek üzere yapılan gazete ılanından ıtibaren 30 gün içersinde kamulaştınna ışlemıne karşı idari yargıda iptal davası açan- lann dava açtıklannı ve \iirutmenin durdurulması karan aldıklannı belgelendinnediklen takdırde kamulaştırma işleminin kesinleşeceği ve mahkemece tespıt edılen kamulaştırma bedeli üzerinden taşmmaz malın kamulaştırma yapan ıdare adına tescil edileceği, yapılacak yargılama sonunda belırlenecek kamulaştırma bedelinin ilgihler adına mahkemece belirlenen Sürmene Ziraat Bankası Şubesi'ne yatı- nlmasına ve konuya ve taşınmaz malın değenne ilişkin tüm savunma ve delillenn ilan tarihinden itıbaren 10 gün içinde mahkemeye yazılı olarak bildirmeleri gerektıği, Kamulaştırma Kanunu'nun 4650 SK'la değişik 10. maddesi uyannca ilanen teblig olunur. Basın: 22165 SAGNAK NİLGÜN CERRAHOĞLU Tüm Avrupa'nın 'Ötekisi': Türkler Italya'nın en büyük yazarianndan Claudio Magris'e; "Tuna" isimli "best-seller" kitabında "Türkiere" niye büyük yer ayırdığını sormuştum: "Türk'û 'öteki', farklı olanı öne çıkartmakiçin -bir 'al- ter-ego' olarak-kullandım!" demiş ve eklemişti: "Bu Tuna boyunca görülen bir saplantıydı. Tuna boyunca tüm halklar hep birbirlerini 'öteki' olarak göstermeye çalışıyortar. Herkes birbirine 'Burası be- nim dünyam. Sen başka bir dünyaya aitsin' diyordu. Bir de herkes tarafından 'öteki' olarak gösterilenler vardı ki, onlarda 'Türkler'd/. Avrupa'da Tuna boyun- da konulan en son sınır 'Türkiere' karşı konulan sı- nırdı. Bu heritesin 'öteki' olarak gösterdiği Türklerin aslında bizim parçamıza dönüşmüş olduğunu fark et- mek ve bunu görmek ilginç geldi bana. Yani farklı' olanın, aslında bizden biri olduğunu gösterme ça- basıdır Tuna. Tuna; 'başka' ya da 'farklı Avrupa' kav- ramını yok etmek için yazılmış bir kitaptır. Orta Av- rupa, Doğu Avrupa, Tuna boyu ülkeleri ve Türklerin farklılığına' karşı bir başkaldındır..." ("Annem Batıya Gidin Dedü", OM Yayınlan, s. 314) Proje kilitlendi Ne ilginç değil mi? Doğu Avrupa'nın AB'ye katıl- masıyla "öteki"\er\e yazılmış tarihini arkada bırakma- sı ve "Avrupalılaşması" beklenirken; tersi okdu. "Ay- rupa" Balkanlaştı. Yeni gelenleri parmaklanyla birbir- lerine "öteki", "öteki" diye gösteren Avrupa'nın bir "or- taköteki"s'\ var artık: "Türkler"\ Tıpkı 19. yüzyılda ol- duğu gibi. Fransa ve Hollanda referandumlanndan çıkardı- ğım ilk sonuç bu: lleriye doğru akan tarihi kavraya- mayanlar, saati geri aldı. Bu hem "Avrupa", hem "Türkiye" adına büyük sorunlara gebe, tehlikeli bir dö- nemeç. "Avrupa" -Magris'in ifade ettiği gibi, 'öteki- ler' ve de Türklerin aslında kendi parçasına dönüş- tüğünü fark edene dek- ileriye doğru tek adım ata- maz. "Seçmenlerin yüzde 40'ının Türkiere geçit verme- mekadına 'Hayır' oyu kullandığı" Hollanda ve Fran- sa referandumlanndan sonra Avrupa kilitlenmıştir. Yalnız bizim değil, Avrupa'nın kendi projesi de kilit- lenmiştir. Türkiye, dün olduğu gibi bugün de Avrupa'nın "alter-ego"su. Avrupa Türkiere karşı bu kilidi çöze- mediği sürece, kendi kilidini de çözemeyecektir. "Ki- lit" çünkü yalnız Türkiere değil, "tüm ötekilere"dir. Bu kilit orada asılı durduğu sürece Avrupa projesi gelişemez. Neydi o "proje'"? Savaş ve çatışmalan önlemek ve refahı arttırmak değil mi? Küreselleşme gerçeği karşısında refah düzeyini arttırmak bir yana, sürdürmekte zorianan Avrupa'nın kendisi bizzat, ken- di içinde potansıyel çatışmayı körükleyen, alevlendi- ren bir unsura dönüştü. "Avrupa", Avrupa olarak ka- lacaksa "ötefe'ne"cephe açmaktan vazgeçip, temel- deki projesine dönmesi gerekir. Bu çizgide ısrar etti- ği ölçüde, atmosfer zehirlenir. AB'de yeni bir dünya kurulur... öte yandan bizim de olanı biteni görmemiz gere- kir. "Referandumlann bizimle ilgisi yok!" diyenler; buna gerçekten inanıyorlarsa, denn bir yanılgı için- deler. Ya Âvrupa'yı okumaktan acizler, ya kendilerini kandınyorlar. Hiçbir şey olmamış gibi tavana bakıp ıslık çalmak.. tuhaf. Biz tavana baksak bile, AB lider- leri bunu yapmayacak. Hele hele "halkın sesine ku- laklannı tıkamak" ve "elitist" davranmakla suçlan- dıklan şu sırada... Referandum şokunu üzerterinden attıklan ilk fırsatta; yapacaklan ilk iş, "3 Ekim'de ne yapacağız" sorusuna yanıt aramak olacaktır. Kendi- lerinden beklenen de bu. Peki ne yapmak lazım? Her şeyden önce gerek An- kara, gerek basın yoluyla Avrupa başkentlerine ge- reken mesajları çıkattığımızı belirtmemiz lazım. Bu sevimsiz mesajın yalnız bizim değil; Avrupa için de bir badire olduğunu anlatmamız lazım. Bunu müm- kün mertebe kafa tutmadan, "ikna yoluyla" yapma- ya çalışmalıyız. Türkiye'nin gölgesi, daha kendisi ortada yokken, "veto yemeye" yetmiştir. Bu ne demektir? "Avrupa projesine inanan" ve Avrupa'da tanınan Orhan Pa- muk, Nedim Gürsel gibi aydınlar sözgelimi, kalemi kâğıdı eline alıp bırkaç yazı döşenebilirler. Şimdi tam zamanı. Ankara'nın her şeye rağmen projeyi açık tutmaya çalışması gerekir. İki nedenle. Birincisi, Âvrupa'yı sal- layan sorunun temeli "küreselleşmeden" kaynaklan- dığına göre, çare "içe kapanmak" olamaz. Koca bir krta "küreselleşme" karşısındazorianırken, Türkiye "içe kapanarak" bu sorunla baş edemez. Ikincisi.. orta ve uzun vadede, değişik düzeyde entegrasyon halkala- nndan oluşan, "çok vitesli Avrupa "nın gündeme gel- mesı kaçınılmaz olacak. AB içinde yeni bir dünya ku- rulur. Türkiye de orada yerini bulur. Devamı pazartesiye. BULMACA SEDAT YAŞAYAN 1 2 3 4 5 SOLDANSAĞA: 1/ Kavun ve ahududu kan- şımı bir tada sahıp olan, C vitarninince zengintropikal bir meyve... iyi, güzel. 2/ Bir ticaret se- nedinin üzen- ne yazılan ke- Q fıllik... Alevi- Bektaşi ozan- lannın tarikatlanyla ilgili şiirlerine verilen ad. 3/Soğukiçecekle- ri içmekte kullarulan ince boru... Elli şinik- liktahılölçeği.4/Göv- 4 deyapısı. 5/Çirozluk- tan sonra yağlanma- ya başlayan uskumru. 6/ Hatay ilinde bir ır- 8 mak...Çokistekli,çok 9 hevesli... Bir bağlaç. 7/Dürüst, iyi ahlaklı... Hazulanan çayın renk, koku ve tat bakırnından istenilen durumu. 8/ Yunanlı ta- rihçi Ksenophonun "Onbinlerin Dönüşü" adıyla da bilinen ünlü yapıtı. 9/ Bir cetvel türü... Boya sana- yisinde kullarulan zehirlı bir madde. YUKARTOAN AŞAĞI\A: 1/Sıcak ülkelerde yetişen, kavuna benzer bir meyve... Satrançta bir taş. 2/ Buğday tanesinin olgunlaşmış içi... On dört dizeden oluşan bir Batı şiir türü. 3/Özel- likle Ayvalık yöresine özgü, eti lezzetli bir balık. 4/ Bildirme yazısı... Günümüzde Hatay ve Gaziantep yöresinde görülen, eski Türk güreşlerinden biri. 5/Gü- zel kokulu, san renkte ve uzunca bir kavun cinsi. 61 Ateş... Spor karşılaşması... Bir nota. 7/Niğde, Nev- şehir yörelerinde yetişen ve kaliteli bir şarap veren be- yaz üzüm cinsi... Kimi üflemeli çalgılarda ritreşerek ses çıkaran ince metal yaprak. 8/ tstek, arzu.. Güney- doğu Anadolu'da yetıştirilen yerli koyun ırkı. 9/Yu- nan abecesınde bir harf... tlaç, merhem.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog