Bugünden 1930'a 5,459,363 adet makale



Katalog


«
»

27 HAZİRAN 2005 PAZARTESİ CUMHURİYET SAYFA DISBAŞEV ABD Başkanı Guantanamo'daki tutsaklara insani muamele yaptığını düşünüyor; ama dünya onunla hemfikir değil Bush,hukukuhiçesayıyor• Guantanamo'daki tutsaklara insanlık dışı muamele edildiği konusunda kimsenin şüphesi yok. Biz Amerikalılar kendimizi ahlaklı insanlar olarak düşünürüz. Insan hakkı mücadelesinin önünü açtık. Ancak tutsak ve tutuklulara yapılan kötü muamelenin ortaya çıkması dünyanın bizim ahlaki değer iddialanmızı ikiyüzlülük olarak görmesine neden oldu. ANTHONYLEVVTS B aşkan yardımcısı Dick Ctaeney geçen haf- ta, Guanianamo'daki tutsaklara yapılan mu- amelenin dünyadaki diğer ülkelerden gö- receklerinden daha iyi olduğunu söyledi. Bu açık- lama Guantanamo'da yapılan ve basına sızan in- san hakkı ihlallerinin yarattığı öfke ve kızgınlığı dindirmek maksadıyla, kampı temize çıkarmak için- di. Sağcı yonımcular Beyaz Saray'ın başlattığı aklama politikasıyla ağızbirliği yapmak konusun- da vakıt kaybetmedıler. Hatta ChartesKrautham- mer, Guantanamo'daki tutsaklara 'insani ve hoş- görülü" davranıldığını bile yazdı. Ama Guanta- namo'da gerçekte neler olduğu FBI ajanlannın raporlannda yazılı. Bir ajan 29 Temmuz 2004'te kaleme aldığı raporunda şunlan kaydetti: "Birkaç kez sorgulama odalannda tutsaklan eüeri ve ayaklan zincire vurulmuş yerde yatar şe- kOde bukhım. Ne sandalye, ne yiyecek ne de su vardı. Çoğunlukla 24 saat bu şekilde tutuldukla- n için üstkrine yapoklanna tanık okJum." Time dergisi ise geçen hafla bir tutsağuı 2002 Kasım'ı ile 2003 Ocak'ı arasuıda 50 günlük sor- gulamalannın resmi raporlanna dayanarak bir yazı yayrmladı. Bu tutsak 11 Eylül 2001'de dü- zenlenen terör saldınlannda uçaklan kaçıran 20'nci kişi olduğundan şüphelenilen Suudi Mo- hammet el Kahtani ydi Şüpheliler arasuıda ol- duğu için Guantanamo'da sorgulandı ancak işin aslı o tarihlerde Kahtani'nin ABD'ye giriş bile yapmadığıydı. Raporlara göre Kahtani bir sefe- rinde 20 saatten uzun bir süre sorgulanmış ve tu- valete gitmek istediğinde sorgucular ona önce- lıkle sorulan yanıtlaması gerektiğinı söylemış. Guantanamo'da sorguya çekilen tutsaklarm içinde yaşadığı koşullarm objektiflere yansıması olan bu gorüntüler ABD'nin 'insani muamele'den ne anladığun açık ve net bir şekilde ortaya koyuyor. (REUTERS) Sorulara yanıt verince de bu yanıtlardan mem- nun olmadığını söyleyen sorgucu pantolonuna yap- masını istemış. Raporu kaleme alan FBI ajanla- n Kahtani'nin daha önceki sorgulamalanndan bi- rinde ise onu huzursuz etmek ve korkutmak için bir köpeğin agresıfşekilde üzerine salındığını an- latıyorlar. Bu sorgulamada sorgucu, Kahtani'ye bir köpek gibi itaat etmeyi ve saygı göstermeyi öğrenmesi gerektiğini söylüyor. Ve, elindeki tut- sağa "otur" deyince oturmasını "kaDc" deyince kalkmasını ve sosyal statüsünün bir köpekle eş- değerde olduğunu kabul ettiğini göstermek için havlamasını öğretmeye başlıyor. Tabii tutsak bun- dan çok rahatsız oluyor. Uluslararası vasalara aykırı Kahtani'ye yapılan muamele aşağılamanın ti- pik bir göstergesi. Ve, bu tür bir tutum Başkan GeorgeVV.Bush yönetime gelene kadar ABD'nın onyıllardır kabul ettiğı üç yasal uygulamayla ters düşüyor. Biri CenevTe Sözleşmesi. Sözleşme çahşma ve benzeri durumlarda yakalananlann asağılan- masını, kişisel yasaklıyor. Bu aslmda tartışılan bir madde, ancak geçmişteki ABD yönetimleri buna uyuyordu. Başkan Bush ise Cenevre Söz- leşmesi'nin Guantanamo'daki El Kaide ve Tali- ban milıtanı olduğundan şüphelenilen tutsaklar için geçerli olmadığına karar verdi. Birleşmiş Milletler'ın tşkence Karşıh Konvan- siyonu'ndada -ki bu metnin de altında ABD'nin imzası var- hukuki anlamda konvansiyonu kabul eden her ülkenin kendi topraklannda insanoğlu- na aşağılayıcı, insanlık dışı ve kötü muameleyi yasaklıyor. Ancak her nedense Bush yönetimi bu maddenin de -her ne kadar Guantanamo kendi toprağı sayılsa da- ABD'nin "karasulan" dışın- da tutulan ve ABD yurrtaşı olmayanlar için ge- çerli olmadığını kararlaştırdı. Bu anlamda bağlayıcı olan üçüncü yasal uy- gulama ise Askeri Adalet Kodu'dur. Bu metne gö- re tutuklulara baskı ve kötü muamele yapmak bir suç. Ve, silahlı kuvvetlerin avukatlan bazı sorgu tekniklerinin bu maddeyi ihlal ettiği düşünce- siyle sorguculann yargılanma tehlikesiyle karşı karşıya olmalanndan çekiniyor. Başkan Bush, Guantanamo'daki tutsaklan Ce- nevre Sözleşmesi'ne uygun muameleden mah- rum bırakıyor. Ancak çelişkili bir tavırla onlara "insani" davranılması emrini veriyor. Time der- gisinin Kahtani'ye yapılan muamelenin anlatıl- dığı haberine yanıt veren Pentagon yetkilileri sa- vunma bakanlığının tüm tutsaklara insani ve şüp- he uyandırmayan şekilde muamele yapıhnasını öngören standarda uyduğunu açıkladı. Buradan çıkan sonuca göre yönetimin gözün- de bir tutsağın üzerine işemesini istemek, bir kö- pek gibi havlatmak saatlerce zincirlenmiş şekilde taşın üzerinde tutmak "msani" muamele oluyor. Guantanamo'daki tutsaklara insanlık dışı, kö- tü ve aşağılayıcı muamele edildiği konusunda kimsenin ciddi şüpheleri yok. Başka yerlerde da- ha kötü şeyler yaşandığından da kimsenin şüp- hesi yok. ABD li askerler tarafindan ölünceye ka- dar dövülen tutuklulardan, Özbekistan gibi hü- kümetlerin işkence ettiği insanlardan vs. ABP Iklyüzlülükle suçlanıyor Irak'taki Ebu Garip Hapishanesi'nde çekilen fotoğraflann basma yansımasuıda ortaya çıkan üıfialden sonra ABD halkı bu durumu umursa- maktan vazgeçti gibi görünüyor. Ebu Garip teki skandalın yaşandığı dönemde Irak'taki ABD ko- mutanı olan Rkardo Sanchez'in terfi ettirilece- ği açıklandı. Birçok ABD'li, teröristlere karşı yürütülen savaşta suçsuz bile olsalar Muham- met el Kahtani ve diğerlerine yapılan türde muamelenin haklı olduğunu düşünüyor. Bu işın ahlaki faturası öyle kolay kolay ödenemez. Biz Amerikalılar kendimizi ahlaklı in- sanlar olarak düşünürüz. Dünyada insan hakkı mücadelesinin önünü açtık. Ancak tutsak ve tutuklulara yapılan kötü muamelenin ortaya çık- ması dünyanın bizim ahlaki değer iddialanmızı "ikryuztülük" olarak görmesine neden oldu. Ahlaki değerlerin dışında demokraside, özel- likle de ABD demokrasısınde hukukun çok önem- li bir yeri var. Bu ülkenin antikçağdan kalma mitolojisi veya kral, kralıçeleri yok tutunmak için. Tutunacak en önemli dalı hukuktur. Ve, biz kendimize daima "Hiçbirhükümethukukun üs- tünde olamaz" deriz. ABD yıllarca dünyanın dört bir yanuıdaki hükümetleri kural ve yasalara uymalan için ikna etmeye çalıştı. Ama kendi kurallanmızı hiçe sayarak yıllarca verilen bu çabayı da riske atmış olduk. Yargıç Louis Bran- deis'ın söylediği yurtdışı için de geçerli: "Eğer hükümet yasalan ihlal eden bir kurum haüne gelirse, yasalann saygınüğını ve iisfün- lüğünü yitümesnün de tobumlarmı atar." (New York Tîmes, ABD, 21 Haziran) Türkiye'nin üyeliği Y ıllardan sonra ilk kez bir zir- vede Türkiye'nin üyelik yö- nelimine ilişkin ifadeler yer almadı. AB zirvesinin dramatik bir şekilde çıkmaza sokulmasından son- ra Türkiye'nin Avrupa yönelimi en azından şimdilik kaydıyla belirsiz hale geldi. Türk Başbakan Brüksel'e gitmemiş olabilir, fakat müzakere- lerin en büyük mağluplanndan bi- ridir. AB'nin genişletilmesi, "Ge- nişlememenin maüyeti genişlemenin malrvçtinden dahayüksekoiacak" ar- gümanının benımsenmesi üzerine kararlaştınldı. Şimdi bu tespitin so- ru işareti oluşturduğu görülüyor. Brüksel'deki AB zirvesinin başa- nsızlığından sonra Avrupa'nın ge- leceği hakkında kimse kesin bir şey söyleyemez. Hele, Avrupa toplum- lannı kaygılandıran Türkiye'nin üye- lik konusunda ise hiçbir şey söyle- nemez. Erdoğanıçın şında bulunan Angela Merkel de -ka- muoyu araştırmalan doğrulanırsa- başbakanlıkta Gerhard Schröder'in yerini almış oiacak. Alman seçim- lerinin olası galibinin, tam üyelik yerine Türkiye-AB arasında imti- yazh ilişki statüsünden yana ve bu yönde enerji harcaması bekleniyor. Krlz ekime kadar bltmez Fransa ile Hollanda'daki referan- dumların neticeleri, A\Tupa lider- liklerini, AB'nin Türkiye yönünde genişlemesine kuşkuyla bakan Av- rupa toplumlannın görüşlerini son- suzluğa kadar göz ardı edemeyecek- leri yönünde ikna etti. 17 Aralık'ta 25'ler Türkiye ile üyelik müzakere- lerine başlamak karannı aldılar, an- cak Avrupa halklannın itirazlannı göz önünde tutmadılar ve bu kara- nn ekonomik ve siya- ilkmağlubiyet,oyun • Başbakan Erdoğan si maliyetıni hesaba başlamadan önce Brüksel'e gitmemiş k a t m a d l l a r geldi. Genişlemenin gündem dışında bı- rakılması ve aday ül- kelerin bilgilendiril- mesinin iptal edil- mesi, daha ciddi so- nınlann çözümlen- mesi içinuğraşılacağı mesajını verdi. Son yıllarda ilk kez, bir nihai ka- rarlarmetninde Ankara'nın ilerleme- sinden, yerine getirmiş olduğu kri- terlerden ve atması gereken adımlar- dan bir tek kelime dahi söz edilme- di. Bu durum Türkiye'nin AB için sorun oluşturmadığı anlamını taşı- saydı, Türk tarafı için olumlu bir ge- lişme sayılabilecekti. Ancak, bunun tam aksine, sorun o kadar ciddi ki, bu sorunun çözüm bekleyen diğer ciddi sorunlara ilave edilmesine da- yanamayan sistem çökmek üzere. Sonuçta, Türkiye'nin üyeliği ko- nusunun AB için artık öncelikli bir konu oluşturmadığı, Avrupa'run ge- leceği için hayati anlamı ohnayan lüks sorunlara dahil edildiği belli oldu. Ancak, 3 Ekim'de, 25'ler ister istemez Ankara'nın Avrupa yöneli- miyle uğraşacaklar, çünîcü üyelik prosedürünün o tarihte başlaması kararlaştınldı. 2007-13 AB bütçe- si konusu kapanmış oiacak mı, ol- mayacak mı bilinmiyor, Avrupa Ana- yasası'na ilişkin kaygılar devam ede- cek, Hıristiyan Demokratlann ba- olsada müzakerelerin en büyük mağluplanndandn-. 3 Ekim'de 25Ter, derin krizin girda- bında bulunmaya de- vam edecekler ve Türkiye'nin üyeliği konusunu krizin bir bölümü olarak ele al- mak zorunda kalacaklar. Fransa ile Hollanda'nın güçlü "ha)ir"lann- dan sonra. Türk hükümeti soğukkan- lılık ve ıhmlıhk gösterdi ve tüm tonlarda, bu gelişmelerin Avrupa yönelimim etkilemediğini belirtti. Bu, inançtan çok bir dilek aslında. Çünkü, AB için şok o kadar büyük- tü ki, AB bürokrasisinin gücü sa- yesinde her şeyin düzenli bir şekil- de devam edeceğine, sadece saf olanlar inanabilir. Türkiye, üyelik müzakerelerinin başlangıcının dost Ingiltere'nin AB dönem başkanlığına rastlaması açı- sından şanslı. Ingiltere'nin Türk çı- karlanru büyük bir sıcaklıkla destek- leyeceği kesindir. Başbakan Blairya- nuıda olduğu için de şansh Türkiye. Ancak Türkiye, Avrupa'daki gelece- ği AB'nin geleceğine bağlanmış ol- masından dolayı çok şanssız. Tabii AB'nin sözlüğünde birlik kelimesi- nin yer aldığını farz edersek... (Elefîems Hpos, Yunanistan, 20 Haziran) Türkçesi: Murat tlem BİRLEŞMİŞBİR AVRUPAİ0N HAZIRLANAN YENİTASAMM BİZ DE AYAĞIM1ZLA OYATAREJJ Uranyum ihracatı kolaylaştırtlmamalı N ükleer silah kullanan terör örgütlerinin oluşturduğu tehdidin arttığına dair kay- gılann yaşandığı günlerde insan, "Ancak bejinsizler bomba yapn mında kullanılacak urany'umun sa- üşı üzerindeki kontroDeri esnekkş- tirir. KontroDeri sıkılaştırmak ge- rek" demekten kendini alamıyor. Ancak Temsılciler Meclisi'nde onaylanan ve Senato'da onay bek- leyen enerji yasa tasansı tıbbi izo- top yapımında kullanılacak zen- ginleştirilmiş uranyum ihracatına ilişkin kısıtlamalara esneklik geti- riyor. Bu izotoplar kanser ve bazı başka hastalıklann tedavisinde kul- lamlıyor. Aynca nükleer tıp için de hayati bir unsur olarak göriilüyor. Senato bu uçurumdan dönmeli. Şimdiki yasaya göre hükümet nük- leer reaktörlere zenginleştirilmiş uranyum gönderebiliyor. Ancak bu, reaktörlerin teknolojik ve ekonomik şartlan sağladığında daha güvenli olan zenginleşririlmişlik seviyesi düsük uranyum kullanımına geçme- leri şartıyla mümkün oluyor. Oysa Senato'dan onay bekleyen yeni ta- san daha güvenli uranyum kullanı- mı konusunda işbirliğı yapmak is- temeyen üretici fırmalann bulun- duğu Kanada ve bazı Avrupa ülke- lerindeki üretimi kolaylaştmyor. Tasarı değlgtlrilmell Bazı tıbbi çevreler esnekleştir- meyi destekliyor. Ancak Toplum- sal Sorumluluk Adına Çalışan Dok- torlar Grubu yeni yasanın -üretici- ler daha güvenli türlerini üretmek için çaba sarf etmediği takdirde- bomba üretimi amaçlı uranyum edinmenin önünü açacağına dik- kat çekiyor. Senato, bomba üretiminde kullanılacak uranyumun ortalarda fazlasıyla bulunmasını engellemek için Temsılciler Mec- lisi'nden geçen tasanda değişik- liğe gidilmesini sağlamalı. (IniemationaiHerald Tribune, Fransa, 23 Haziran) Suriye'de yönetim değişikliği şartAMMAR ABDÜLHAMİT* S uriye'de geçen son beş yıl bir şeyle- re işaret ediyorsa o da ülkeyi yöne- ten Baas rejiminin ekonomik, siya- si ve yapısal anlamda ciddi reformlan ya- pamadığıdır. Daha da önemlisi, partinin son kongresindeki sönük hava ve burada ya- pılan öneriler de pek umut vaat eder nite- likte değildi. insani hayrete düşüren, ülke- nin averaj yurttaşlannın ülkede reform ya- pılmasının hâlâ mümkün olduğunu dü- şünmeleri. Hatta rejimin muhaliflerini bas- tırabildiği için güçlü ve varlığını sürdüre- bilir halde olduğunu düşünmeleri. Halk gördüğü şeylerden memnun değilse ken- dilerine bir bakış atmahlar. Suriyeliler dev- let ve devletin kendi yaşamlanndaki rolü hakkındaki fikirlerini ciddi anlamda sor- gulamazlarsa şu anki sisteme alternatif üretmek gibi bir şanslan olamaz. Ve, böy- le bir sorgulama olmazsa ülkenin başına gelecek en ıyi şey baskıcı bir rejimin ye- rine yeni bir baskıcı rejimin gelmesidir. Suriyelilerin sorgulaması gereken şey siyasi reformun mu ekonomik reformun mu önce yapılması gerektiği değildir. Yö- netimin verdiği sözleri tutup tutamayaca- ğıdır. Suriyeli siyasi ve bürokratlar zaman Suriye Devkt Başkanı Beşar Esad ve eşi Es- maEsadıiBandaHİtttertaayarettdenCnr»- - • - ' -- - ( A A ) zaman çok yerinde sözler verdiler. Ancak bu sözleri ya hiç yerine getirmediler ya da çok geç. Bu bir hükümet için beceriksiz- lik göstergesi değil de nedir? Ümltslzlikten destekllyorlar Bu nedenle hâlâ Baas rejimine inanan- lar -tabii partinin üyeleri ve çıkar çevresi dışındakiler- gerçek anlamda güvendik- leri için değil ümitsizlikten inanıyorlar. Başka deyişle sürdürülen destek alterna- tif bir yönetime ilişkin vizyon eksikliğin- den veya bu alternatifin Islamcı bir hükü- met ya da kaos olmasından korkulmasın- dan kaynaklanıyor. Değişim gerçekten bek- lenmedik şeyleri beraberinde getirebilir. Ve, ülkenin uzun zamandır görmezden ge- linen iç sorunlannın gündeme gelmesine neden olabilir. Ama bu şimdiki siyasi dur- gunluğa takılı kahnaktan daha iyi değil mi? Bu umursamazlık ortamı da ülkede popüler olan duygu ve düşünceleri aşın uçlara sürüklüyor. Zaten toplum içindeki belirli gruplar arasında son dönemde ya- şanan çatışmalar da bunun göstergesi. Rejimin arkasında durmaya bahane ola- rak dış güçleri engelleme çabasını göste- renler çıkmaz yola girmiş durumdalar. Bu, yoksulluk, otoriterlik ve geri kalmışlığı normal bir devlet işi olarak kabul etmek- le eşdeğerdedir. tnsanlar arada sırada ya- pılan maaş zamlarının -ki buna rağmen birçok kişi evini geçindirebilmek için iki üç işte birden çahşmak zorunda kalıyor- ekonomik gelişme ve kalkınmanın gös- tergesi olduğunu mu sanıyorlar? Ulkelerini çöküştenkorumakisteyen Su- riyeliler için bu aşamada yapmalan gere- ken siyasetin gerekliliğini ve aktivistliğin zorunluluklannı kabul etmek. Bu, gelece- ğimiz için bazı iç ve dış oyuncular tarafin- dan bizim adımıza Suriye'nin çıkarlan gö- zetilmeksizin karar verildiği bir dönemde çok gerekli bir şey. Suriyeliler Irak'ın ka- derini paylaşmak ıstemiyorlarsa korkula- rının onlara yapmamalannı söylediği şe- yi yapmalılar. Siyasi anlamda yeniden ak- tif olmalı, uyanmalılar ve ülkeyi yöneten- lere. "ArukvBter" demeliler. Eğerbunuyap- mayı başaramazlarsa sonuçlan Irak'talcin- den daha kötü olabilir. (Daify Star, Lübnan, 22 Haziran) *Suriyeli yazar
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog