Bugünden 1930'a 5,433,182 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 26 HAZİRAN 2005 PAZAR OLAYLAR VE GORUŞLER ARADA BİR MUSTAFA GÜLDÜREN CHP Nereye Koşuyor? Cumhuriyet Halk Partisi'nde (CHP) çalkantılar, de- dikodular ayyuka çıktı. Gün geçmiyor ki parti yöneti- minden birisinin hakkında söylentiler kulaktan kula- ğa dolaşmasın. Parti içi muhalefetin gür sesi haline gelen Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sangül'ün mahkeme karanyla partiye yenıden dönmesi, med- yada yansımasına göre CHP yönetimini rahatsız et- ti. Yıne görsel medyada izlediğimize göre CHP'li yurt- taşlar Sangül'ün dönmesini coşkuyla kutladılar. Yani partinin tavanı rahatsız, tabaru sevinçli. Peki neydi Sangül'ün partiden ihraç sebebi? Tek ke- limeyle özetlemek gerekirse "Kurultay düzenini boz- mak". Peki Sangül'ü ihraç edenlere yıllardır kurultay- lara katılan partililer sormazlar mı; "Şimdiye kadar yapılan kurultaylarda hiç mi kavga çıkmadı? 0 kav- galan da Sangül ve yandaşlan mı çıkardı? Ya da o kavgalan çıkaranlar ihraç edildi mi?" Beyler gerçekçi olalım, kurultayı milyonlar izledi, her iki tarafın da kavga çıkmasında suçu var. Eğer sos- yal demokratlar olarak haktan, hukuktan söz ediyor- sak kurultaya katılan herkesin ihraç edilmesi gereki- yor. Demokrasilerde, hele ki parti içi demokrasilerde herhangi bir parti üyesinin genel başkanlığa aday ol- ması kadar doğal ne olabilir ki! Her partili tüzüğe uy- gun şekilde aday olur, kazanır ya da kaybeder, bu o partiliyi ve o partiliye oy verenleri ihraç anlamı taşı- maz. Bu ne demokrasiye sığar ne de hukukun üstün- lüğü anlayışına... Bugün MHP'de bile Deviet Bahçe- li'ye karşı çok sayıda rakıp çıkmıştır, seçime girmiş- lerdir, kaybetmişlerdir ama hepsi yine bu partinin üye- leri, delegeleri. CHP gibi demokrasiyi, adaleti ve in- san haklannı temel maddesi olarak almış, algılamış bir parti MHP kadar olamıyorsa, sosyal demokratla- nn ıki elinı kafasının arasına alıp düşünmeleri gerekir. Sangül gibi birçok milletvekili ve partili yıllardır can- la başla çalıştıklan partilerinden sudan sebeplerle uzaklaştnldılar. Hepsi de mahkeme karanyla geri dön- dü. Sangül de yüce yargının karanyla partisinde ar- tık... Ama medyayı takip ettiğimizde CHP yönetimi- nin bu karan hazmedemediği ve Sangül'ü yeniden par- tiden ihraç etmek için çalışmalara başladıklannı öğ- reniyoruz. Adeta bir kan davası... CHP koca bir aile, bu ailenin içerisinde kan davası gütmek kime ne ka- zandınr? Partiye ne kadar oy getirir? Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yaklaştığı, mollala- nn cumhurbaşkanlığına aday gösterileceği, neredey- se türbanın resmi giysi kabul edileceği bir dönemde kan davası gütmek, benim olsun küçük olsun anla- yışıyla partryi küçültmek, irticacılann ekrneğineyağ sür- mek değil de nedir? Sosyal demokratlann acilen bir parti altında toplanması, titreyip kendilerine gelmesi gerekiyor. Karanlıkla savaşmanın, çocuklanmıza ay- dınlık bir geleceği sağlamanın, onlara daha güzel ya- nnlar bırakmanin başka yolu yok! Bırakın isteyen is- tediği gibi aday olsun, bırakın isteyen Ulu önder"in bı- raktığı attı oklu bayrağı Türkiye'de dalgalandırsın en büyük ilinden yurdumun en küçük mezrasına kadar. Yoksa sosyal demokrasi uğruna, CHP uğruna, yurt- severtik uğruna şehit düşmüş onlarca insanımıza ve yann çocuklanmıza bir şey anlatamayiz!.. Satın Efendiler! Şimdi, "özelleştirme" denilen flıryanın sonuncu aşamasma gelindi. Gündemde dünyanın en modern üretim tesislerinden birisi olan ERDEMÎR (Ereğli Demir Çelik), ülkemizin gözbebeği TÜPRAŞ, PETKİM, Telekom, THY, Halk Bankası ve Ziraat Bankası'nın satışı bulunmaktadır. M. ŞÜkrÜ K O Ç Eski Aydın Milletvekili • • nce bir anı: Atatürk'ün yüzü O solgundu. Kendısi yorgundu. Sadece gözleri yine maviydi, yine engindi. Cumhuriyetin ilk sanayileşme programı için- de gerçekleştirilen, ülkemizin en modern, en büyük basma fabrikalanndan birini aç- mak için Nazilli'ye geliyordu. Bir önce- ki istasyonda, Kuyucak'ta tren durmuştu. Halkı ve öğrencileri heyecanla selamla- mıştı. O sırada, trenden inen, şişmanca, daz- lak kafalı birisi, Aö Çetinkaya kalabalı- ğın ıçine kanştı. Öncelikle öğrencileri ya- kınına çağırdı ve "Çocuklanm bfliyor mu- sunuz, bu demiryolu arük bizim, onu tn- gilizkrden, onlann sömürgen şirketierin- den geri akbk. Bundan sonra biliniz ki. bi- kt parası olarakverdiğimiz kuruşlanmız, bizimkasamızagirecektir, onlariayenide- miryollan, fabrikalar kuracağız-.'' dedi. Bu sözler Atatürk'ün huzurunda Kur- tuluş Savaşı için ilk Kııvayı Milliyecile- rin yaşadığı topraklarda, o ınancın eko- nomik ilkesi olarak tekrarlanıyordu... Biraz sonra da Atatürk Nazilli basma sa- nayii tesislenni açıyordu. Burada 3-4 bin işçi çahşıyordu. Bütün ülkeye ucuz, kali- teli pamuİdu mamulleri üretiyorlardı. Şimdi o fabrika artık yok. Bölgede bir uygarlık, kültür, refah simgesi olan kuru- luş kapatılmış, makineler, hurda fiyatına ona buna verilmiştır... O binlerce işçi de sokağa bırakılmıştır. Türkiye, 200 yddanberi devlet eliyle her türlü sanayi kuruluşu yatınmı yapmıştır. Osmanlı padişahlan, hükümetleri, ülke ekonomisi ve savunma gereksinimlerini (ihtiyaçlannı) karşılamak üzere, yerli-ya- bancı sermaye ile yannm yapmışlardır. Li- manlar, mendirekler, yünlü, pamuklu fab- rikalan, silahhaneler, su, elektrik şebeke- leri bunlar arasındadır. 1950'lerden sonra, DP iktidan başla- nnda dönemin hükümet yetkilileri, bun- lan özel teşebbüse satacaklannı söyleye- rek kendi tabanlanndaki tüccarlara, zen- ginlere ve onlann distribütörlüğünü yapan EKRAN PLAZMA TV 3183 YTL . 9106 mcdelinin peşin ödeme seçeneği için geçerMr. '/Â yabancılara göz kırpmışlardıı. Fakat, 14 Mayıs 1950'de devraldıklan devlet mül- kiyetindeki KİT'leri, üç misli arttırarak, çoğaltarak, 1960 yılına gelmişlerdir. Da- ha sonra, Sayın Demirel'in iktidara geliş yollannda da aynı şekilde bir "özelteşeb- büsçülük" propagandası yapılmışnr. Fa- kat, AP hükümetleri de devlet eliyle ikti- sadi kuruluşlar yapmaktan, fabrüca kur- maktan geri kalmamıştır. Cumhuriyetin temel ilkeleri ve gele- nekleri içinde kunılan sanayi tesisleri, bankalar, işletmeler 1980 yılına kadar, korunmuş ve gıderek büyütülmüştür. Türkiye'de 12 Eylül 1980 darbesi, yal- nız devletin yapısını, temellerini yerin- den oynatmakla kalmamış, uluslararası kapitalizmin göz diktıği ekonomimizi ve sanayimizı de yerle bir edip ele geçirme- nin ortamını yaratmıştır. ABD'nin yavaş yavaş dünya egemen- liğine tek başına soyunduğu, 1990'dan sonra, "küreseUeşme" adı altında, azgın Amerikan sermayesini uysal gösterme politikasını yutan ülkelerde, artık kamu- culuk ve devletçilik tu-kaka edilmeye baş- landı. Bunun için, "alaturka"('.) gerekçe- ler bulundu, "KTT'lerin büyûk zarariar içindeolduğu,Hazine'den milyariarca do- lar sübvansiyonlarla ayakta durduklarT ileri sürüldü. Türkiye'nin en kârlı sanayi tesisleri, iş- letmelerinin başuıa, "zarar ettirmekle" görevli yöneticiler atandı. Ama bu gerek- çe yeteri kadar tutmadı. Onun için, "Önce zarar eden kuruluş- laneldençtkaracagpz" palavTasından vaz- geçildi. Tersme en kârlı ve ülke ıçın stra- tejik ve ekonomık değeri yüksek işletme- ler, "Haydi sanyorum,yok mu alıcısı!" gi- bi çığırtkanlıklarla, yerli-yabancı serma- yeye peşkeş çekildi. Sanayi kuruluşlannın satışı bitince, ye- rin altındaki dogal kaynaklar satılacaktı. Bu arada, GAP bölgesınde, devletin mil- yarlarca dolar harcayarak yapmaya çalış- tığı barajlar, sulama tesislerinin bereket- lendirdiği topraklar, önce yabancı (Isra- ıl, Suriye) şirketler, ardından yerli hol- dingler tarafından ele geçirilmeye baş- landı. Bölgede, GAP'tanönce gerekli olan toprak reformu yapıbnadığı için, büyük toprak sahiplerinin elinde bulunan arazi- ler, yüksek fiyatlar ödenerek el değiştir- di. Nasıl olsa bu şirketler ve satıcılan, arazüerin değerlendirilmesi, bereketli du- ruma getirihnesinde, hiçbır masraf yap- madıklan içinyüksek rantlar elde ediyor- lardı. Ozalpolitikası sonucu, kıyılanımzdaki limanlar, mendirekler, marinalar, elekt- rik dağıtım ve üretim şebekeleri, haraç mezat satıhruştı. Şimdi, "ÖzeUeştirme" denilen furya- nın sonuncu aşamasına gelindi. Gündem- de dünyanın en modern üretim tesislerin- den birisi olan ERDEMlR (Eregli Demir Çelık), ülkemizin gözbebeği TÜPRAŞ, PETKÎM. Telekom, THY, Halk Bankası ve Ziraat Bankası'nın satışı bulunmakta- dır. Yabancı sermaye gırişıni teşvik için her türlü yolu açan AKP iktidan, geçen yıl ge- len 3 milyar dolarlık yatınmı göklere çı- karmaktadır. Oysa gelen bu yabancılar, Akdeniz ve Ege kıyılanyla tstanbul'da taşınmaz mal (gayrimenkul) kapatmada kullanılmıştır. Birkaçı da, kârlı banka ve marketlere sa- hip ohna peşindedir. îstihdam yaratacak diye beklediklen yabancı sermaye, ku- rulmuş ve başanlı olmuş şirketlere, ban- kalara talip olmaktadır. Şu ana kadar, son Ecevit hükümetinin neden olduğu "ekonomikkriz"den bu ya- na, işten çıkanlmış, kapatılan işyerlerin- den ötürü sokağa bırakılmış yüz binlerce işsiz sayısında en küçükbir azahna görül- memektedir. Istüıdam yaratma yanı iş- lendmne yerli ve yabancı özel sektörün merhametine (!) terk edildiği için, yakın bir gelecekte büyük bir sosyal patlama- nın ortamı oluşmaktadır. Yazımızın başında andığımız Atatürk'ün Bakanı AB Çetinkaya'nın, "Bu tren yol- lan arük bizhn, onlan yabancüardan ge- ri aldık" diye kulaklanmızı çınlattığı söz- lenn yerinı, "Saüyorum, satacağım, para veren olmazsa, bedavavereceğim" dıyen- lerin yaygaralan almaktadır. Cumhuriyetçıler, ulusalcılar, laikler, yurtseverler artıkbu aymazhklanndan sil- kinip toparlanma ve Şeter" diyerek hay- kırma öde\'lerini yapmalıdırlar. Yann çok geç olmadan. V dfcelık PENCERE Uşak?.. 'Uşak' Türkçenin alengirti sözcüklerinden biri- dir.. 'Çokanlamlı 'dır: "• Erkek kişi.." "• Parayla tutulmuş hizmetkâr.." "•Çocuk.." "• Aşağılık kişi.." Sözgelimi 'Karadeniz uşa^ı'yüceltici biranlam taşır da 'Amerikan uşağı' aşağılayıcı bir damgayı politikacının alnına vuruverir. • Başbakan Erdoğan, Trabzon'da halka kürsü- den nutuk atarken dinleyenlerden Murat Bekta- şoğlu ile Ethem Küçük bir slogan atmışlar: "- Karadeniz uşağı Amerikan uşağı olmaya- caki." Eyvah!.. Uşak sözcüğünün yüceltici ve aşağılayıcı anlam- lannı tek tümcede harman edip Başbakan Recep Tayyip'e duyurmak, herkesin çakallayacağı bir saydamlıkla hedefi 12'den vuruyorsa yapacak başka iş kalmamış demektir. • Eski bir fıkra vardır, vatandaşın kafası bozul- muş, kahvede başbakana adını vermeden söv- müş... Adamı hemen yakalayıp karakola götürmüşler.. Komıser sorguya çekince bizımkı demiş kı: - Ben Macanstan Başbakanı'na sövdüm!.. Komiser: - Ulan 'Sen onu külahıma anlat' demiş, ben hangi ülkenin başbakanına sövüleceğini bilirim!.. AKP inanılmaz bir rekor kırdı; mazisi olmayan bir partinin kısacık iktidar süresinde sicilini kara- layıp bu günlere ulaşması, geçmişte pekgörülmüş bir marifet değildir. • Başbakan Erdoğan, *'Karadeniz uşağı Amerikan uşağı olmayacak" lafından niçin alınmış?.. Üstelik yanıt da vermiş. Demiş ki: "- İktidara kim geldiyse ABD'nin yanında oldu, şimdi bunlar kurusıkı atıyoriar..." Karadenizli Temel'e sordum: - Ne diyorsun bu lafa?.. Temel: - Uyyy.. dedi, eski iktidarlar ABD'nin yanında ol- dularsa Allahsız komünizme karşı mücadele için oldular; bu Başbakan hem Müslümanlık üzehne nutuk atıp sandıktan çıkıyor hem de Müslüman- lara karşı ABD'nin yanında oluyor!.. Karadeniz uşağı bunuyermi?.. • Karadeniz uşağı Amerikan uşağı olur mu?.. OlmazL Peki, ya AKP uşağı ABD uşağı olur mu?.. Geçmişi olmayan bir parti kurulur kurulmaz ik- tidara geçerse, iktidara geçtiğinden ikı yıl sonra Amerikan uşaklığına ılişkın sloganlara muhatap olursa, bu işin içinde bir iş var demektir. Gökova - Akyaka Ziraatçılar Dinlenme Tesisi'nde düşlediğiniz fiyata düşlediğiniz tatil. Sabah - akşam açık büfe bir günlük bir kişi 35.-YTL 1/3'i peşin, kalan 3 taksit Rezervasyon: Akyaka: (0 252) 243 44 02 - 243 59 90 TZD Genel Merkez: (0 312) 213 9417 - 2138435 Faks:(0312)2132252 İLAN TC KADIKÖY tKÎNCİ SULITHUKUK MAHKEMESİ'NDEN Dosya No: 2003 424 Vasiyetname Murıs Ismaıl Vedat Baysal'ın vefatı ile munsın sağbğında tanzim ettınnış olduğu Beyoğlu 10. Noter- hgı'nın 24.06.2003 tanh 41867 yevnuye numaralı el yazması ^siyetname mahkememize ıhbar edılmiş, iş- bu vasiyetname mahkememizce verılmış olan 21 04.2005 tanh ve 2003'424 Esas, 2005308 sayılı karan üe vasıyetnamenın açılıp okunduğunun ve ıti- raza uğramadığının tespitine karar verilmış olmakla, işbu karar adresi tespıt edüemeyen mırasçı Mustafa Acar'a ve yasal mirasçılanna MK 597. maddesi ge- reğince ilanen tebliğ olunur. 07.06.2005 Basın: 30481 Koç /A İLAN TC BEYOĞLU ASLİYE 2. HUKUK MAHKEMESİ'NDEN Sayı. 2004'377 Davacı Nebahat Yavaş tarafindan da\"alılar Mehmet Cemal Beytaş. Medıha Pıçakçı, Abdullah Beytaş, Melahat Horoz aleyhıne açılan gaiplik davasında. Balıkesır ıh. Gönen ılçesı, Paşaçiftlik köyü cilt: 80, hane: 37'de nüfiısa kayıtlı Sabri ve Emıne'den olma 1926 doğumlu Halil Samı Beytaş'uı uzun senelerden ben gaıp olduğu ve kendısınden halen haber ahnama- dığı ve davacı vekılı de gaipliğıne karar venlmesını talep ettığınden. gaibı bılenlenn, tamyanlann gaıp hakkında bilgısi olan kımselerın mahkememızin 2004'377 Esas sayılı dosyasına bilgı vermelen, gaip hayatta ise adresının bıldinlmesı, dunışma günü olan 12.07.2005. saat 09 30'da Beyoğlu 2 Asliye Hukuk Mahkemesrnde bulunması ılan olunur. 24.03.2005 Basın: 29051
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog