Bugünden 1930'a 5,439,041 adet makale



Katalog


«
»

26HAZİRAN 2005 PAZAR CUMHURİYET SAYFA KULTUR kultur(§ cumhuriyet.com.tr 15 KULE CANBAZI SU1SAY AKIN îki tünelarasında...Adana tren istasyonunun bekleme salo- nunda uykuya dalan çocuk, geç saatlerde trenin sesiyle doğrulur yattığı yerden. Tre- nin son vagonundan inen seyyar posta me- muru Hüseyin Avni Bey, yanına gelen ço- cuğu "Gene mi uykusuz kaldın? Sen adam olmayacaksın" sözleriyle payladık- tan sonra oğluyla dertleşerek evinin yolu- nu tutar .1911 yılının 24 Ağustos günü, kü- çük Mustafa'nın doğum haberini alınca da sevinememiştir Hüseyin Avni Bey. Ne de olsa, on üç yıllık eşi Rabia Hanım'ın daha önce doğurduğu altı erkek çocuktan hiç bi- riyaşamamıştır!.. Soyadı kanunuyla 'Inan' soyadını alan ailenin oğlu Mustafa, defter tutmaz okul yıllannda, babası da çocuğunun adam ol- mayacağına inanır. Akşamlan erken uyu- masından da şikayetçidir. Hele ki, Musta- fa'nın sinema merakı tuzu biberi olur işin. Sonunda patlar Hüseyin Avni Bey: "Dur- madan sinemaya giden insan sonunda ne olur? Sonunda sinemada gazozcu olur."... Ama, okul yıllannda tahtaya kalk- tığı sırada, bulutlann ardındaki güneş, Eınsteın'ın dünyanın oradan nasıl görün- düğünü merak ettiği ışınlanyla ortahğı ay- dınlatınca, dersin hocası şunlan söyler: "tşte, Mustafa da ilerde bir güneş gibi parlayacak" llgl duymadıflı konu yoktur' Mustafa înan, Istanbul'da, Mühendıs Mektebi'nde okurken, birçok arkadaşı gi- bi liselilere ders verir. Matematik çalıştır- dığı öğrenciler arasında Müzeler Miidürü Aziz Ogan'ın güzel kızı Jale de vardır: "En çok ellerini beğenirdim Musta- fa'nın. Uzun ve güzel parmakları vardır. Yazarken, kalem kendi yürüyormuş gi- bi olurdu. Kaleme böyle bakardım hay- ran bayran, kalemin arkasından gider- dim. tnsan böylece, farkına varmadan en zor problemleri kavrıyordu." Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz: Iki başımız var, bir tek bedenimiz. Ne kadardönersem döneyim çevren- de: Er geç başbaşa verecek değil miyiz? Ömer Hayyam'a hayrandı Mustafa Inan... Ve tabii ki, Jale Ogan'a! Birbırle- rine ve bilime âşık iki güzel insanın, Hay- yam'ın şiirindeki gibi baş başa vermesinin ardından, Haydarpaşa Numune Hastane- si'nin koridorlannda görürüz Mustafa Inan'ı. Doğumhanenin kapısmı açan gö- revli bir oğlu olduğunu söyleyınce önce se- vinir, sonra sıkılır. Cebinde yol parası yok- ken, kansını hastaneden nasıl çıkaracak- tır!? Profesör Salih Murat Uzdilek'ten aldı- ğı 'otuz beş lira' tutanndakı borç parayla karşılar doğum masraflannı. Zamanında eniştesinin teklifüıi kabul edip, müteahhit olsaydı, bu durumlara düşmezdi elbette. ÎTÜ'de, uygulamalı mekanik kürsüsünü kuran Mustafa Inan, eniştesinin teklifi için ne düşündüğünü soran eşine şu yanıtı ver- miştir:"Ben, piyasada mühendislik ya- pamam, öğretmenlik için yaratılmışım. Devlet beni daha iyi yetişmem için Avru- palara göndermiş. Gerçi eniştem tazmi- natı ödeyecek; ama bu arada benim ye- tişmem için devletin beklediği yıllar ne olacak? Bu zaman içinde başkasına bu parayı harcarlardı. şimdi de bu adam el- lerinin altında olurdu. Ben bu davranı- şı bir ihanet gibi görüyorum doğrusu." îlgi duymadığı konu yoktur Inan'ın.:. En- gin bılgisi ve olaylar arasında kurduğu köp- rülerle herkesi kendine hayran bırakır. 1958 yılının sonuna doğru, bir ınceleme gezisi yapmak amacıyla gittiği Amerika'da görü- rüz Mustafa Inan'ı. Duyarlığını kovboy filmlerinden tanıdığı Kızılderililerden de esirgemez: "Nedense, hakkı yenmiş, elin- den memleketi alınmış ve yok edilmiş bir kitle olarak Kızılderililer bende daha büyük bir acıma duygusu uyandırdı. Haksızlık bunlara verilen isimde başlı- yordu: Biz Kızılderili diyorduk, halbu- ki derileri san- siyah renkteydi. Ameri- kalılar da Indian (Hintli) diyorlardı. Bu da yanlıştı, Kristof Kolomb'un hatasıy- dı." Bilim adamı olmayı plyasa'ya terclh etmek... Karlı bir Istanbul gününde, eşinin ısrar- lannı kulak arkası eden Mustafa Inan, oku- la gider. Dönüşte bir taksi bulamadığın- dan, yürümek zorunda kalır. eve kadar. Doktorlar üşüttüğünü söylerler önce. A- ma, bir türlü düşmez ateşi. 1967 yılının 5 Ağustos'unda, tedavi için gönderıldıği Almanya'nın Freiburg ken- tindeki hastanenın odalanndan birinde ka- lan hasta "Uyku ilacımı verin artık, he- men uyuyacağım, çok halsizim" dedık- ten sonra gözlennı kapar. Sabah, faturalar tutuşturulur, yanında refakatçı olarak ka- lan eşinin elıne. Bilim ınsanının su ve oğ- lunun gözyaşıyla yıkanan bedeni faturalar ödenene kadar üç gün bekletilir hastane- nin morgunda. O ne de olsa bilim adamı olmayı 'piyasa'ya tercih etmış bır profe- sördür! 1998 yıhnda, Cumhuriyet'in 75. Yılı kutlanırken, onuncu yıl için bestelenen marştaki şu söz düşmez dillerden: "Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan"... Ama 1933 yılında göstenlen hedef "ko- münistişi" demlerek dışlanır. Oysa, 1923 devrimine bağlı kalan Mustafa Inan, stajı- nı Malatya-Çetinkaya demiryolu inşaatın- da yapmıştır. Karayoluyla tstanbul'dan Ankara'ya gıt- mek için 'paralı yol'u tercih edenler, Ko- caeli'ni geçtikten sonra Korutepe Tüneli ile karşılaşırlar. Bu tünelin geçılmesınin hemen ardından Gültepe Tüneli başlar. îki tünel arasmda ise 400 metre uzunluğunda bir viyadük vardır. Şu ışe bakın ki, demir- yolu taşımacılığının polıtık olarak dışlan- dığı Türkiye'de, otomobil pazannın isteği doğrultusunda açılan otoban üstündeki bu viyadüğe 'Prof. Dr. Mustafa Inan' adı verilir!.. Aya Irini'deki konserinde Kudsi Erguner'e, hat ustası Hassan Massoudy ve dans sanatçısı Carolyn Carlson eşlik etti Doğu ve Batı îstanbul'da buluştu ÎLMtEBUBEKÎR ÇETtNKAYA YÖNETİYOR Giovanni Scognamülo 'nun yaşamı belgesel oluyor Kültür Servisi - Türk sinema tarihinde olduğu kadar dünya sınemasında da söz sa- hibi olan Levanten yazar Giovanni Scog- namillonun yaşamı belgesel oluyor. Mar- mara Üniversıtesi îletişim Fakültesi'nde öğ- renci olan Ebubekir Çetinkaya'nın yönet- menhğinı üstlendiği çalışma- nın çekimlen geçen günlerde başladı. Çekimlerin tamamı Levanten yazann yaşamında çok önemli bır yere sahip -jt^ olanBeyoğlu'ndagerçekleş- f # tiriliyor. 1929 yılında Is- tanbul'da doğan Scogna- millo Italyan okullannda gördüğü eğitimin ardından ilk olarak kitabevinde ça- lışmaya başlar. Ardından da dekoratörlük ve 14 yıl sürecek olan bankacılık hayatına atılır. Yazann si- nemaya ilk geçişi ise 196O'lı yıllarda Türkiye 'de çekilen Italyan, Fransız ve îspanyol filmlerinde ya- pun görevlisi olarak çalışmasıyla başlar. 1974 yılında sinema alanında kaleme aldı- ğı ilk sinema kitabını yazdı. ilk yazdığı ki- taplar arasuıda bulunan 'Dünyamızın Giz- li Sahipleri' adlı kitabın sahşlan ise 100 bi- ni geçer. Belgeselde Scognamillo'nun hayatı tüm yönleriyle incelenirken yazann hayatında Belgeselde, Levanten yazann hayatı, yazann yaşamında yer etmiş Türk ve dünya sinemasmm ünlü simaları anlatılıyor. yer etmiş Türk ve dünya sinemasının ünlü simalanndan da söz ediliyor. Yapılan çalış- mada Giovanni Scognamillo'nun çektiği 8 mm. fılmlerle birlikte aile fotoğraflarına da yer veriliyor. Eleştirmenin sinema yaşamı boyunca karşılaştığı olaylar, Türk sinema tarihine başlangıcuıdan beri yaptığı tanıklık bu belgeselde izleyicilerle buluşma imkânı yakalayacak. Scognamillo'nun bazı film- leri; 'Felaket Kadını' (Hüsnü Cantürk, 1960, Yabancı Bir Işadamı), 'Sesler ve In- sanlar' (Vedat Ar, 1961, 'BirDoktor' reklamfılmi), 'Söyleyin Genç Kızlara' (Feyzi Tuna, 1965, görün- rü yönetmeni), 'Coplan Casse Tout-Riccardo Fre- da' (1965, yapım yardım- cısı), 'Karanlık Sular' (Kutluğ Ataman, 1990. mezarlık arşivcisi). Usta eleştirmenin yazdı- ğı bazı kitaplar şöyle; 'Türk Sinemasmda Altı Yönetmen', 'Uzaydan Geldiler', 'Türk Sinema Tarihi Dehşetin Kapıları- Korku Edebiyatına Giriş\ 'Barı Sinema- sında Türkiye ve Türkler, 'Korku'nun Sanatlan', 'I Misteri Dy Istanbul Dracu- la\ 'Mito Perente', 'Fantastik Türk Sine- ması\ 'Türk Sinemasında Şener Şen'. • "Kudsi Erguner projesinde kendimi. dinlesem mi, izlesem mi ve hatta hangisini izlesem çelişkisi içinde zorlarken buldum. Müzik ve hat sanatı ne kadar hafif ve gönül merkezli bir icraat veriyorsa Carolyn Carlson ve dansçılan o kadar ağır ve zihinsel kaçtı." ŞEBNEM SELIŞIK AKSAN Sanatçılann son zamanlar- da izlediğimiz Doğu-Batı kültürleri arasında köprü kur- ma arayışlan ve deneyimleri hiç heyecan verici bir boyuta erişemedi. Giderek bu mede- niyetlerin hayatı çok farklı al- gıladıklannı, günümüzde ya- şanan politik duyarsızlığın te- mel nedenlerinden birinin de bu yapısal farklılıktan kay- naklandığını düşünüyorum. Altmışlı ve yetmişli yıllar- da Yehudi Menuhin ve Ravi Shankar'ın birlikte yaptıkla- n müzik, dünyayı kendinden geçirmişti. Aynca Menuhin. Doğu felsefelerine yakınlığı, Budist uygulamalan içselleş- tirmesiyle bilinirdı. Üci büyük usta bütün bildiklenni unutup kendilerini bir noktaya, do- ğaçlama süreçlerine bırak- mışlardı. dinleyen de o anda, onlarla birlikte uçuyordu... Kudsi Erguner'in Nanterre konsenni dinlediğımde de böyle coşku yaşamıştım. 8 Haziran'da Aya Inni Müze- si'ndekı Kudsi Erguner proje- sinde kendimi, dinlesem mi, izlesem mi ve hatta hangisini izlesem çelişkisi içinde zor- larken buldum. (Aynca görüş alanımn kısıtlı oluşu da zor- layıcı bır nedendi.) Müzik ve hat sanatı ne kadar hafif ve gönül merkezli bir icraat ve- riyorsa Carolyn Carlson ve dansçıları o kadar ağır ve zi- hinsel kaçtı. Bir tasavvuf özentisi Dansta doğaçlama ustası olarak ün yapmış bir sanatçı olan Carlson, bu ortamda klişe ve fikse olmuş bir var- lık ortaya koydu. Dans bir ta- savvuf özentisi olarak kaldı. Bu deneyımde başanlı olmuş bır dans ustası henüz olmadı diye düşünüyorum. Kimse dervışlerin dönüşlerınde ol- duğu gibi o müzikle bütünle- şemedi. Kudsi Erguner ve Hassan Massoudy, Batı'da kendile- rini kanıtlamış ney ve hat us- talan, Carolyn Carlson Batı- h bir dans sanatçısı... Iki Do- ğulu ve bir Batıh sanatçı, Do- ğu ve Batı'nın buluştuğu Is- tanbul'da, Aya Irini Müze- si'nde yer alan bir program- da birlıkteydiler. Carlson'un icraatı ve koreografisi itici ve uyumsuz kaçtı. Bu, Carolyn Carlson'u hiçbir şekilde kü- çültmez, hatta böyle bir de- neyime baş koymuş ohnasmı kutlamak gerekir, çünkü bu gitmezı yaşamış olduk. Eğer sanatçı, ben merkezli başanlı olmak ve kendini ka- bul ettirmekten çok, derin benliğinın keşif, uyanış ve farkındalığına bırakabiliyor- sa kendini, dogru yoldadır di- ye düşünüyorum. Konserin son anlannda Massoudy'nm elif çizgisiyle Carlson'un gi- derek noktaya dönüşen göl- gesi, sadece belleklerde kalı- cı bir mıgeydi. ESİNTİLER ZEYNEP ORAL Ipak Dünya Mahkemesi (2) "Resmi otoritenin acze düştüğü noktada, gü- cünü evrensel ahlaktan ve insan haklan ilkele- rinden alan otoritenin bütün dünya adına ko- nuşma hakkı doğar" diyen Irak Dünya Mahke- mesi, Istanbul Platformu, bu mahkemenin meşruiyetini birkaç noktadan kaynaklandırı- yordu. Bunları sizlerle paylaşmak istiyorum: "Meşruiyetimiz" diyorlardı; "- Resmi uluslararası kurumlann, uluslarara- sı suç işleyenlerden ve dünya banşına tehdit olanlardan hesap sormada aczinden; Dünya çapındaki savaş karşıtı hareketin bir parçası olmaktan; Işgale karşı direnen Irak halkından; Saldın savaşlanna, savaş suçlanna, insanlı- ğa karşı suçlara ve hukuk ihlallerine karşı ha- rekete geçmenln her vicdan sahibi insanın gö- revi olmasından; Banş içinde bir arada yaşamayı mümkün kıl- mak ve BM ihlallerini önlemekiçin verilmiş geç- miş mücadelelerden; Sivil toplumun dünya çapındaki sosyal ada- let ve banş hareketlerince ifade edilen kaygı- lannı dile getirme niyetimizden; Hukuk ilkelerini ön plana çıkarma irademiz- den kaynaklanmaktadır." Işte bu meşruiyet ve bu hakla Topkapı Sa- rayı Darphane binalarında Irak Dünya Mahke- mesi'nin nihai oturumu iki gündür sürüyor. ll- gi büyük, salon dolu. 200 kadar gönüllü genç, hiçbir şeyin aksamaması için olağanüstü bir çabayla koşuşup her yere yetişiyor... Dünyanın dört bir yanından, çeşitli ülkeler- den 75 yabancı konuk ve Türkiye'den barış ey- lemcileri birinci günde Uluslararası hukuk ve uluslararası kurumların rolünü, hükümetlerin sorumluluğunu, medyanın sorumluluğunu tar- tıştı. Ikinci gün ise Iraklı konuşmacılar ağırlık- taydı. Irak'ın istilası ve işgali, sonrasındaki olaylar belgelerle, tanıklıklarla ortaya konuldu. Bugünkü oturumlarda ise yok edilen kültürel miras; küresel güvenlik ortamı tartışıldıktan sonra geleceğe ilişkin alternatifler üzerinde durulacak. Bu, ne akademik bir toplantı ne de yaptınm gücü olan bir mahkeme... Ama çok daha bü- yük ve önemli bir gücü var. Gücünü farklı bir dünya yaratılabileceği inancından, savaş kar- şıtlığından alıyor. Uluslar üstü, insanı düşün- meye, tartışmaya, kendisiyle ve çevresiyle he- saplaşmaya yönelten, geliştiren bir ahlak ve vicdan mahkemesi. Iddia Heyeti Başkanı Richard Falk'ın deyi- şiyle "ABD'nin dünya hâkimiyeti denildiğinde anladığımız şeylere karşı bir direniş.. Irak Dün- ya Mahkemesi'nin daha genel anlamdaki kay- gısı, dünyanın birçok yerinde tehlike, şiddet ve sömürü getıren ABD'nin küresel hegemonya hırsıydı." Bütün bu oturumlarda vurgulanan noktalar- dan biri, Irak örneğinde olduğu gibi hukukun üstünlüğü ilkesini çiğneyen dünya liderlerinin bundan sorumlu tutulması gerekliliğiydi. Yani cezalandırılmaları... Aksi halde bu şiddet, bu zulüm, ve yeni sömürgeciliğin bir aracı olan is- tila ve savaşın sonu gelmeyecekti. Ah ne isterdim, Irak işgaline katılalım, asker yollayalım diyenlerin, ikinci tezkerenin TB- MM'den geçmemesini sağlayan barış eylem- cilerine 'vatan haini' diyenlerin, savaşa katıl- madığımız için gazetelerde, televizyonlarda boy boy yakınanların, Irak Dünya Mahkeme- si'nin hiç olmazsa bir oturumunu dinlemeleri- ni... Ama yoklardı. Hiçbiri yoktu. Gelmemişlerdi. Bu ahlak ve vicdan muhasebesine katılmaya, yoklardı... Belki de vicdanları yoktu da ondan... www.zeyneporal.com Faks:0212-257 16 50 BUCÜN • NÂZIM HlKMET KÜLTÜR MERKEZİnde 19.00'da Berrak Bahar, Ferhat Öz, R. Yiğit Özatalay (piyano) ve Batu Yümaz'dan oluşan caz dörtlüsünün 'Nâzım İçin Çahyoruz' başhklı dınletısı. (0216 414 22 39) • CEMAL SÜREYA KÜLTÜR SANAT DERNEĞ1 saat 17.00'de Bostancı Hatay Restaurant'ta Melih Cevdet Anday'ı anıyor. (0216 361 33 57) •"•*•*•"•"•*•*•*JilüliliIUKÜtTÜK • SANAT ILKTAŞI GÛNAHSIZ OUNINIZATSIN. !»KLMKHXJK/ita< SAMAUA I ^—rt-LBLH Beyoğlu ALKAZAB 293 24 66 1130-13-3O-15 3O-17 3O-19 30-213O OtakSy FERIYE 236 28 6 i 1115-1315-1515-1715-1915-2130
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog