Bugünden 1930'a 5,439,641 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 26 HAZİRAN 2005 PAZAR 10 P A Z A R Y 4 Z I L A R I dishab@cumhuriyet.com.tr Akademi'de Cezayirlibirkadınerberi kökenli Cezayirli, Fransızca yazar ve öğretir, film yönetmenliği de yapan 69 yaşındaki Asiye Cebar, 16 Haziran'da Fransa'nın en büyük dıl ve edebiyat kurumu "Academie Française/Fransız Akademisi w nin, 2002 'de vefat eden ünlü anayasa hukuku profesörü Georges Vedel'den boşalan 5 numaralı koltuğuna seçildi. Hem de lanınmış edip Dominique Fernandez gibi sıkı bır rakıbe rağmen. İzleyebildiğimız kadanyla renkli renksiz basınımızda -tabii ki önemsiz- bu "olaya" değinen tek bir satır (!!!) çıkmadı. Sayfalar. ekranlar dolusu haberler din kardeşimız Frank Ribery'nin Marsilya'da bile GS futbol kulübü tarafindan tehdit (!) edildiğini veya Fransız güzel (Siz bu ttalyan dilberine, kocasının Fransızhğından ötürü Türkiye'de kendisinin Fransız sanıldığını bir söyleyin de bakalım ne tepki alacaksınız!) Monica BeDucci'nın, Jean-Christophe Grange'ın son romanından uyarlanan "filmin galası için geldiği" gıbı önemli (!) olaylan transparan fotoğraflanyla eksıksiz ilettiler... Fakat gerçek adı Fatima-Zohra tmalayene olan. başta Müslüman toplumlar, Kuzey Afrika ve bütün dünyada kadın haklannın yılmaz savunucusu, Cezayir kurtuluş savaşının neferlerinden, Fransa ile ebedi kûltür ve dil izdivacı yapnuş bu dünya güzeli mücadele insanı Asiye Cebar'ı anmaya ne gerek var ki! 1936'da kendi deyimiyle "sosyaBst ve proieter öğreünen" bir babanın kızı olarak başkentin batısındaki Şerşel kasabasında dünyaya gelen Cebar, çok sayıda "ilk"e imza atmış bir kişilik. 11 yaşında Blinda Lisesi'ne, hem de yatıh giren ilk Müslüman öğrenci, 1955'te Fransa'nın en prestijü yüksek öğretmen okulu Ecole Normale Superieure'ün (ENS) sınavını kazanan ilk Cezayirli yine o. Cezayir savaşında eylemlerinden ötürü okuldan atılan. 1957"de yayımladığı, özgürlük âşığı Cezayirli bir genç kızı anlattığı ilk romanı "La Soif/Susuzluk" ve hemen ardından gelen "Les Impatients / Sabırsızlar" ile "Müslüman Françoise Sagan" diye anılan, 1959'da "edebi yeteneği" gerekçesiyle bizzat General De GauDe'ün talebiyle yeniden ENS'ye kabul edilen. yine bu aslan yürekli kadın. 1962-65 arasında Cezayir Üniversitesi'nin ilk kadın tarih profesörü unvanıyla (1974-80'de ise Fransız edebiyatı ve sinema hocası) başlayan akademik kariyeri, onu Almanya, Avuşturya. Fas, Fransa (Paris Ünıversitesi, EHESS, CNRS vs.) ve son 4 yılı New York Üniversitesı'nde Fransız dili ve edebiyatı profesörlüğü olmak üzere ABD'ye (Berkeley, Harvard, Louisiana vs.) taşıdı. Hiç bitmeyen militanlığı onu 1993'ten beri kuruculanndan olduğu Uluslararası PARİS LĞUR HÜKÜM Yazarlar Parlamentosu Yönetim Kurulu üyeliğini sürdürmeye, 1983-89 vıllannda Fransa'daki Cezayirli göçmenlerin temsilcisi sıfatıyla göçmenlere yönelik tüm sosyal- kültürel faaliyetleri yaşatan FAS Vakfi'nın yönetim kurulunda yer almaya ve kalemiyle kadın dünyasının yorulmaz öncüleri arasında olmaya itti. Gerçek kimliğini, "yuvam, toprağmı" dediği Fransızca yazarak yaşatan Cebar'ın, 18'i roman ve hikâye. 20'nin üstünde edebi eseri (şiir, deneme, piyes), 2 de filmi vardır. 1977'de çektiği "La Nouba des Femmes du Mont Cheouna/Şeuna Dağı Kadınlannın NubasT 1979 Venedik Film Festivali'nde Uluslararası Eleştirmenler Ödülü'ne layık görüldü. Bu da bir ilktir. Eserleri çeşitli ödüllerle taltif edilen Cebar'ın adı. son yıllarda Nobel edebiyat adaylan arasında da sıkça geçmektedir... Cebar'ın eserleri 20'den fazla dile çevrildi. 1635yılında Kardinal RicheHeu'nün. "Fransız dffini gözetmek, herkesçe anlaşüır hale getirmek" amacıyla kurduğu Fransız Akademisi, geride bıraktığı 370 yılda bu tutkusuna bir temel hedef daha ekledi: "Bu diBn hamisi de olabilmek". Bugüne kadar 700'ü aşkın kişiliği "knbbesi altında" banndırmış Fransız Akademisi, yılda 60 ödül dağıtıyor, çeşitli burslar ve yardımlar veriyor. Asiye Cebar'ın ilk Cezayirli olarak katıldığı "kubbe"nin altında şu anda ancak öldükçe yeri boşalacak 40 üye mevcut. Kubbe altına girenlerin simgesel anlamda "Immortel / Ölümsüz" addedıldiğı bu ortam. bir zamanların fevkalade tutucu. özellikle "erkek egemen" bir yapısıydı. Bünyesine olağanüstü bir titizlikle deviet adamı ve askerlerden bilim insanı ve sanatçılara, Fransız dıline yararlan kanıtlanmış kışilikleri seçen akademi, ilk devrimini 1981'de (ortak sol iktidann ilk yılı) kadın yazar Marguerite Youreenar'ı kabul ederek yapıyor. Kimileri Jacqueline de Romilh (1988). Helene Carrere d'Encausse (1990-yaşam boyu sekreter). Florence Delay'nin (2000) arduıdan Cebar'ın tarihte 5. kadın olarak seçilmesini kaderin yazısı olarak niteliyor. Zira "Asiye" Arapça "ölümsüz" demekmiş. O ise bir söyleşide bu görüşü şöyle cevaplıyor: "Eğer yazar olabildiysem. bunu 11 yaşında kızııu, konformist bir tslam anlayışından kopabibne cesaretini gösterip okula yoDayan öğretmen babama borçluyum. Açık ve eşhükçi bir tslamriiyam.kumdan şatolar gibi eriyip yok oldu. Kadın \iicudunun özgürlüğu, belirieyici çizgidir. Bir toplum, günümüzde kendi yarısmı, kadınını çarpıölmış, ihanet edilmiş bazı gelenekler adına kapatnrmaya teşebbüs ediyor ve bunu başanyorsa en keskin ihİal yaşanıyor demektir." ABD: Buyurun ama oturmayın! G üney Kore Cumhurbaşkanı Roh Mu-Hyun 10 Haziran'da Başkan George Bush'u Beyaz Ev'de ziyaret etti. (\Vhite Housea "Beyaz Saray" demekten vazgeçsek? Ne de olsa monarşıye karşı cumhunyet kurulmuştu.) Görüşmenin ardından Kuzey Kore'nin nükleer silahlanması konusunda bir basın toplantısı yapıldı. Kuzey Kore ile ilişkilerin üslubu konusunda anlaşamasalar da iki lider de nükleer silahtan annmış bir Kore yanmadası istiyor. Bush, Güney Kore ile "tek sesle birleşmeye doğru çabalarının süreceğini" behrtti. Öte yandan, sol eğilimli Roh Mu-Hyun, Bush hükümetinin niyetlerine pek de güvenmiyor ve ABD'yi çatışmaya kışkırtmakla suçluyor. Çin gibi Güney Kore de yaptınm istemiyor. ABD'den esneklik bekliyor. Bush'un Güney Kore Curnhurbaşkanı ile yaptığı konuşma esnasında fark edilen şeyler sadece politik konular değildi. Başkan Bush tamamen farklı bir konu hakkında da rahatsızlık duyuyordu: Cumhurbaşkanı'na eşlik eden Güney Koreli basın mensuplannın oturması. Açıklayayım: Bush'un Beyaz Ev'le ilgili bazı katı davranış kurallan var. Örneğin, mobilyaya dokunmak, koltuğa TEKSAS oturmak hoş karşılanmıyor. BiD Clinton'ın daha rahat tavırlı hükümetinden sonra gelen Bush, katı kıyafet ve davranış kurallan ile de dikkat çekiyor. Bu kurallar Beyaz Ev'de çalışanlar, ziyaretçiler ve basın mensuplan için de geçerli. Bush gazetecileri resmi olmayan bir sohbet için davet etse bile oturmalannı istemiyor. Bir keresinde Hollanda Başbakanı ile birlikte katılacağı bir konferanstan önce Bush, Reuters muhabiri Adam Entous'u odaya gevşek kravatla girdiği için iğnelemiş, "Bugün çok iyi görünüyorsun Adam. Hele kravabn!" demişti. Ama tabii Güney Kore'den gelen gazeteciler bu kurallan bilmiyordu ve iki ses teknisyeni daha iyi çalışabilmek için koltuğa oturdu. Genelde bol bol konuşan Bush, bu dunımdan açıkça rahatsız oldu ve sıkmtılı bir şekilde kısa kısa cevaplar verdi. Dışişleri Bakanı Rice ile Savunma Bakanı Rumsfeld bunu fark edince teknisyenlere, belki anlarlar diye dik dik baktı! Fakat teknisyenler bir şey anlamadı. Bush her ne kadar Beyaz Ev'den "halkın evi" olarak bahsedip sıradan biri gibi davranmaya çalışsa da ev kurallan halka pekyakın değil. bgunersel2@ hotmaD.com ADALETRARIŞ GÜNERSEL Güney Asya'yı etkisi altına alan sıcak Asya'yı sıcak vurduKaraçi kentindeki hayvanat bahçesinde yaşayan hayvanlar da sıcaktan etkileniyor. Bahçedeki kaplanlar bütün gün havuzda yüzerek ve su içerek serinJemeye çalışıvor. Pakistan, Hindistan, Nepal ve Bangla- deş'ivuran sıcakhavadalgasıson birkaç günde400'e yakın kişinin ölümüneyol açn. (Fotoğraf: REUTERS) Herkesin elbet vardır bir köşede bir çiçeğiiz bu satırlan okurken Kuzey'dekiler de dahil bazı ülkelerde Yazdönümü Bayramı'nın üçüncü \ e son günü yaşanıyor olacak. Kutlanacak demiyorum, çünkü cuma günü bol içkili ve salamura balıklı, somonlu sofralardan sonra insanların hıçbir şey kutlayacak hali olmayacaktır. Bu bayrama kadar, taze patates ve çilek, hıç değilse İsveçlilenn en çok konuştuğu konulann başında gelır. Kendi patateslerinin yetişip yetişmeyeceği, çileklerin kimyasal maddeler içerip içermediği, tsveç çileği diye (ne marifeti varsa!) çaktırmadan Polonya veya Belçika ürünlerinin satılıp satılmadığı hararetle tartışılır. Benim aklıma. çocukluğumda reçellik çilek satan adamm arabası sokağa girdiği anda her yeri kaplayan çilek kokusu gelir. Her meyvenin birmevsimi olduğu zamanlar, güzelım turunçgiller ağaçlannın kökünden kopanlıp yerini golf turizmi adlı sömürüye bırakmadığı zamanlar. Gazetelerin yemek ekleri, şarap sayfalan artar. tırajlan da. Ondan sonra zaten bütün ls\eç kapanır. Bu yıl da en azından Stockholm'deki karakollar, hangi haftalarda kapanacaklannı duyurdular. Yani, bazılan için hangi haftalann, hangi semtlerde "mesleki faaliyetler" bakımnıdan risksiz olduğunu. Isveç ordusu da haftada 5 gün mesai yaptığı için temmuzda giriş serbesttir ülkeye, havadan. karadan ve denizden. Stockholm'ü bilmem ama küçük yerlerde genç kızlar perşembe gecesi yastıklannın altuıa, 7 veya 9 çiçek koyarak yatarlar. Bir inanca göre o gece. beyaz atla gelen prensi rüyalarında görürler. Ertesi sabah bembeyaz elbiseleriyle ve saçlarında çiçekten çelenîderle çıkarlar sokağa ve yazdönümü ağacının etrafında kol kola dans etmeye. Prenslennı bulurlar mı, bilmem ama istatıstıklere göre, birkaç ay sonrası, genç kızlann en çok çocuk aldırdıklan devirdir. Yine de hayal kurmak güzel bir şeydir. Marianne FaithfuTun The Ballad of Lucy Jordan adlı unutamadığım şarkısuıda şu acı saptama vardır: Genç STOCKHOLM GÜRHANUÇKAN kız, "Günün birinde bir s'por otomobille Paris'e saçlan havada uçuşarak girmeyeceğini" artık anlamıştır. Bu şarkı, Thelma ve Louise filminde öylesine yerinde kullanılmıştı ki, gözlerim dolmuştu. Zaman zaman durup geriye bakarız ve bazı şeyleri asla yaşayamayacağunızı anlanz. Bazen elinize az aldığınız eski bir kitabın içinden, yamyassı ve kuru bir çiçek çıktığı olur. Onu kendiniz mi koymuşsunuzdur, yoksa kitabın önceki sahibi mi, ya bilmezsiniz ya da bunu düşünmeye vaktiniz olmaz. Benim de burada aldığım benden daha yaşh bir kitabın içinden, 1945'tebirhanımın yeğenıne gönderdiği anlaşılan bir Noel kutlama kartı çıkmıştı. Karta, Stockholm'ün ulusal parkı Skansen'e gıriş bıletinin de eklenmiş olduğu yazıdan anlaşılıyor. O zamankı Avrupa'yı düşündüm ve bu yeğenın o bileti kullanıp kullanmadığını. Bu kart da beni, babamdan kalma Redhouse'un içinden çıkan yamyassı papatya gibi etkiledi. Redhouse'u elime çok sık aldığım için olay yeni değil ama çiçek yerli yerinde duruyor, benim ilk tepkim gibi. Bazen geçmiş insana yetişir. Bir köşeden çıkıp, Sevgili Sait Faik'in "Füşşt"ını ansızın duyabılirsmız. Bu beklenmedik bir mektup veya yıllar öncesinden yola çıkan ama şimdi size ulaşan bir telefon da olabılir. O da bir çıçektir ve bir yerlerde korunmuştur. Hatlann öbür ucundakı sunsıcak ve heyecanlı ses, tatlı bir telaş içindedir ve sevgi doludur. Öyle kalırsınız sonra. Siz değil miydiniz geçmişi geride bıraktığını sanan ve sürekli şimdiyle didişen? Ama artık ne siz aynı insansınızdır, ne de o sesin. mektubun sahibi. Birçok şey, kahn bır kitabm sayfalannda kurumaya terk edılmış bır çiçeğe dönüşmüştür ama ıçinizde öldü, kurudu sandığuıız incecik dallar ansızın filizlenmiştir. Belki de bu bir seraptır ama olsun, sizin için hayat verecek vahaya ulaşmışsınızdır ya... Aman iyi kollayın eski kitaplannızı. Bakarsmız bir çiçek vardır görülüp yeniden yeşermeyi bekleyen..^. Beni bu hayalar mahvetti... F ransa ve Hollanda'nın halkoylamalannda Avrupa Anayasası'na "hayır demeleri" ve Ingiltere'nın referandumu ertelemesınnı ardından yapılan ilk dorukta AB bütçesi konusunda anlaşmaya vanlamaması birliği tartışmalann odak noktası yaptı: "AB gönenç ve istikrar kaynağı nu, yoksa bürokratik, hantal ve antidemokratik bir kunım mu? BrükseL Avrupalılan tekdüze bir insan yığuu haline mi getiriyor, yoksa birbüierine mi yaklaşünyor? Ve gelecekte ne olacak? AB daha da genişlemeli mi yoksa bu kadar genişlediği yeter de artar mı? Ve Avro: devam nu, tamam mı? Kaldmlsın mı?" Belçıkalılar tüm bunlan ".\B'nin üzerinde kara buhıüar dolaşıyor" başlığı altında tartışmaya başladı. ABnın üzerinde kara bulutlar dolaşırken hafta içinde Belçika Sağlık Bakanhğı "resmen" sıcak hava dalgası alarmı verdi. Belçika'da sıcak hava dalgasının resmen kabul edilmesi için 3 gün boyunca gündüzleri hava sıcaklığı ortalamasının 29 dereceyı. geceleri ise 18 dereceyi aşması gerekıyor. 2003'tekı sıcak dalgasında tahmınen bin kişinin ölmesı üzerine Belçika hükümeti böyle bır karara varmıştı. Hastaneler ve huzurevleri özel önlemler aldılar; yaşlılann. çocuklann ve nefes darlığı sorunu olanlann fiziksel hareketlerden kaçınmalan istendi. Sağhk Bakanhğı, açtığı özel bir sıcak hava telefon hattıyla halka yardımcı olmaya çalışıyor. Aşuı sıcak nedeniyle yaşanan susuzluk sorunu da kontrol altına alındı. Ozon yoğunluğu ise hâlâ zararlı se\ iyelerde seyrediyor. Belçikah Türkler ise her yıl olduğu gibi bu yıl da "izin" için yollara dökülmeye başladılar. Yavaş yavaş Türk mahalleleri boşalıyor. Uçaklar tıklım tıklım. Kendi araçlanyla karayolunu tercıh edenler ise rüşvet vermek zorunda kala kala "Yoku yolunmada gerek" ızinci atasözünü onaylıyorlar. Temmuz döneminde "dövizle askeıük yapmak için" Burdura gıdeceklenn ise bir kulağı TBMM'den gelecek haberde. "DövizK askeıüğin 30 günden 21 güne indirümesi" için verilen yasa önergesi en çok onlan sevındirecek. Askerliğin kısalmasına olumlu yaklaşan gençlenmızin çoğu, aslında askerliğin tamamen kaldmlmasını istiyorlar. "Türk olmanın bedeli, 5112 Avro ödenerek yapılan 30 günlük bedelh' askerlik" konusunda "para ruzağı. bizi para makinesi gibi görüyorlar, pisük ahmş başını götürüyor, yemekler yenmh'or'" diyenler olduğu gibi, olumlu düşünenler de var. tşte bu deneyimı yaşamış bir arkadaşımın izlenimleri:-"En BRÜKSEL ERDİNÇLTKU iyi tarafi, herkesin tamamen eşit olduğu tek yer otması. Bir de Avnıpa'daki Türklerin bu kadar kötü ve geri durumda olduğunu orada fark ettim. iyi egitim almış olsalar bile! Askerlik yararlı, Avrupah Türklerin ülke ile bağlannı tekrar canlandımor. Türk olduklannı ammsaüyor. Atatürkçülük konusunda da askeıier az, öz ama çok etkiti bir çalışma yapı>orlar." Tatılcıler ve askere gıdenler döndüklennde anılanyla bir süre daha "hava atacaklar". Ekim döneminde dövizle askerlik için Burdur yolunu boylamak ve "tatiHmi" orada geçirmek zorunda olduğum için yaz döneminde Brüksel'de kalacağım. Ama buna üzülmüyorum. Brüksel'de yazlar sıcak olsa bile çok renkli geçiyor. iki yıl önce The Art on Cows adı altında Brüksel'i gerçek boyutlardaki rengârenk inek heykelleriyle süslemişlerdi. Belçıka'nın kuruluşunun 175. yılı kutlamalan nedeniyle bu etkınlik "The Horse Parade" adı altında düzenleniyor. Bu kez başrolde atlar var. Her yıl için bir at, yani toplam 175 gerçek boyuttaki rengârenk at heykelleri bu kez sadece Brüksel'i değil tüm Belçika'yı renklendirecek. Atlar 21 Haziran-21 Eylül arasında Belçika turnesine çücıyor. Brüksel, Anvers, Knokke ve Liege kentleri dışında Belçika at yanşçılığunn beşiği Waregem'de de sergilenecek. iki yıl önce sergilenen ineklerden birkaçmın çahnması, organizatörleri önlem almaya zorlamış. Bu kez heykeller 250 kiloluk beton bir zemin üzennde segileniyor. Sergilenen atlar etkinliğin bitımınde, 25 Ekim'de internet üzerinden yapılacak olan açık arttırma ile satılacak ve elde edilen gelirin yüzde 33'ü hayır kuruluşlanna verilecek. Brüksel'i renklendirecek diğer bır etkınlik ise 22 Temmuz'da "Brüksel Plajı"mn açılması olacak. iki yıl önce Kuzey Denizi'nden getırilen kumlarla kanal kıyısında oluşturulan ve ücretsiz olarak halka sunulan yapay "Brüksel Plajı" bu yıl 22 Temmuz"da açılacak ve 21 Ağustos'a kadar gezilebilecek. Tatil yapma olanağı bulamayanlar için bedava spor yapma, güneşlenme ve eğlenme olanağı sunacak plaj. Egzotik ülkelerin sahillenni andıran hasu- dekorlu kafelerin sıralandığı yapay plajda Meksika, Çin, Küba, Kongo. Brezilya, Italya, Hindistan gibi ülkelenn mutfaklan ve içkıleriyle Brüksel'de yapay da olsa bir "sahil havası" estinlecek. AB'nin üzerinde dolaşan kara bulutlar ve Belçıka'nın "resmi" aşın sıcak hava dalgasına yeğlerim ben bu "yapay sahil havası"nı... erdincutku a binfikir.be
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog