Bugünden 1930'a 5,446,716 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA + CUMHURİYET 19 HAZİRAN 2005 PAZAR OLAYLAR VE GORUŞLER EVET / HAYIR OKTAY AKBAL Yaşasın Edebiyat! "O yumuşak değil, zayıf bir insandı" öyor inlü çe\irıci M. Coindreau. He- mingvuay, söz konusu ettiğı kişi. "Canı- rrı sıkan yanı, e/ıni göğsüne vunıp, 'ben kımseoen korkrnam' diyen kişilere pek benzernesidir. Korkaklan matador diye, cınsel güçsüzleh Don Juan diye yuttur- du. Boı bol kalp para dağrttı hepimize. Bu- njbüyjkbırbeceriyleyaptt. Taraskon'lu Tartarin'e benzerbırinsandı o. Ama Tar- tarin daha cana yakmdır, çünkü hayaller- leyetinir." Express dergisı Coindreau'yu konuştur- muştu uzun uzun! Fransız diline çevırdiği Amenkalı yazariar, Dos Passos, Faulk- ner, Steinbeck, Hemıngvvay'i anlatıyor. lliş- kılen, dostlukJarı, edebi değerlerinı, ya- şamlarnı. Sarbe'ın dedigi gıbi, "Fransa için Amerikan edebiyatı Coindreau edebiya- bdır." Çeviricilık konusunda şöyle diyor. "Bir çevirici hıçbir hakkı o/mayan, ya/n<z ödevleri bulunan bır adamdır." Mauriac, "Romancı Tann'nın maymunudur" de- mişti. Coindreau, bunu şöyle değiştırmış: "Çevincı yazann maymunudur." lyi btr rastlantı oldu, bugünlerde He- mingvvay'in Paris BirŞenliktir adlı kitabı- nı ikinci kez okumaya başlamıştım. llk okumamın izlerini taşıyan bir kıtaba dal- mış gitmışken Express'te bu yazıyı oku- maz mıyım? Gazeteci soruyor, "Heming- way'in yapıtlan konusunda kuşkunuz var, ama iki kitabmı, Güneş de Doğar ile Si- lahlara Veda'y; sız çevirdiniz.' Unlü çevi- rici; "Bunlar iyi satış yapar diye düşüne- rek çevirdım. Zor bir iş değildi çevırmek. * Hemingvvay sevdığim bir yazardır. Ele aldığı bir konuyu, bir olayı anlatmasını en iyi biçimde başanr. Kısa cümleler, eylemi hiçbir zaman düşünceden, düşten ayırma- mak, sürekli ve hızlı okunabilir bir özellik taşımak. Kahramanlan birbirine benzer dogrusu. Hepsı "ertce/c'tir. Gerçek bır er- kek. Gözlerini budaktan sakınmazlar. Se- rüvencıdirler. Coindreau bu kahramanla- nn sert kışiler olmasını Hemingvvay'ın aşa- ğılık duygusuna bağlıyor. "Hep sert erkek- ler çizdi, onlarta dostluk kuracağını san- dı" diyor. Hele bir öykü anlatıyor Hemingvvay üze- rine, inanması zor! Ne denli güçlü erkek ol- duğunu ispatlamak için gögsünü açıp gös- terirmiş ünlü yazar... Bir gorilinki gibi kap- kara tüylerie Kaplı bir göğüs! Şöyle vur- muş elini göğsüne, tüyleri avuçlamış. Bir de ne gorsünler, o orman gibi tüyler avuç- lanna yapışıp kalmamış mı! Meğer tak- maymış ya da yapıştrma imiş, o tüyleri.. Coindreau, "Doğru mudurdeğilmidir, bil- mem, ama ona yakışıyorbu öykü" diyor. Coindreau'nun beğendiği, sevdiğı, de- ğenne yüzdeyüz ınandığı Amenkalı yazar ıse William Faulkner'dir. llk kez 1932'de ıki öyküsünü çevırmiş, o zamanın ünlü dergisi NRF'ye nerdeyse zoria kabul et- tırmiş. Faulkner'den yaptığı iki çeviri Val- ery Larbaud ve Andre Malraux gibi bü- yük Fransız yazariannın önsözleriyle çık- mış... Coindreau "Ohertürtürektamakar- şıydı. Basınla ilişki kurmaktan kaçıyordu. Bunlarda kitaplannın basılmasını zoriaş- tınyordu" diyor... Faulkner sinemafilmle- rine diyalog yazarak geçiminı sağlarmış. Faulkner, Fransız çeviricisini evinde bir iki gün kalmak için çağırmış. Böylece aile yaşantısına karışmış. Faulkner'e bakan yaşlı bırzenci kadın varmış. Bu kadının ni- nesının elinde büyümüş ünlü romancı... O kadın anlatmış, Faulkner'ın özelliklerini... Geceleri yazarmış, her tarafı darmadağı- nık bırakırmış, zenci hizmetçi, sabah top- larmış ortahğı. Faulkner Nobel ödülü'nü aldıktan sonra birazdünyaya açılmış, kon- feranslar vermiş... Coindreau'nun Hemingvvay'e kızma ne- dentennden bın de galıba Çanlar Kimin İçin Ça//yoryazannın Faulkner'in yapıtlan için "Bir sürû büyük laf" demesi... Acaba Fa- ulkner ne derdı Hemingvvay'in yapıtlan için? Peköveceğini sanmam! öyledir, bü- yük yazariar birbirlerinın yaprtlanna hay- ranlık duyamazlar, bu da doğaldır. Coindreau'nun sözleri aldı beni bu ya- zarların, edebıyatın kendine vergı özel dünyasına sürükledi. Kimi ilgılendırir bü- tün bunlar? Hemıngvvay'i, Faulkner'i oku- yanlan, sevenleri... Hemingvvay nedermiş: Tekbirgerçek cümleyazmalı, gerisi kendiliğinden gelir." Baktım iç polrtika olaylanna ne desem yanlış olacak. Ya da bana öyle gelecek. Ben de edebiyat dünyasına daldım ışte bir kez daha sızlerie birlikte... Sait Faik'in dediği gibi: "Yaşasın edebiyat..." hatemoglu 8O9 2. A leri arasında^Werriocılu' • 19,9» ni'IUc kravat seçeneğtdir. IOPIAN)-.bamanyc*j 18 Osmanoey lef*Wiü) itti Oü UO ha» (0212) S33 3O 50 SUAOyt (0216) 369 00 49 PENDİK OUTLET: (0216) 473 52 55 MTELLİ UU1lfc»= .Uirtiy >4M 40 bö IZMII OUIltl UNlfcfc CÜÜ6Ü) 445 S/ Jb KONYA M1 IfcPt 'Küresel' Diplomasi Doç. Dr. Hüner TUNCER E gemen devletler çağı sona ermek üzeredir. Devletler, artık kendi başlanna sermaye ha- reketini, döviz akım- lannı, göçü, suçlan ve üıtemet aracılığıyla bilgi değış-tokuşunu denetleyebilecek konumda değil- dir. Devletlerinyerini, uluslarara- sı toplum, AB gibi bölgesel ku- ruluşlar ve çokuluslu şirketler al- mak üzeredir. "Küresel" diplo- masıde itibar, askeri güçle değil, insanlann güvenliğınin sağlan- masıyla ölçülmektedir. Tek süper gücün hegeraonyasının, yerini çok-yanlıhğa ve hukukun üstün- lüğü kuralına bırakmakta olduğu savı ileri sürülmektedir günümüz- de.(l) Görüşüme göre. "egemen devlet- ler çağuun sona ermekte olduğu"" tezi tartışmaya açıktır. Günümüz- de de. önceki dönemlerde olduğu gıbi, devletlerin askeri güçleri, bü- yük ölçüde uluslararası ilişküerde- ki yerlerini ve itibarlannı belirle- mektedır. Devletler, hâlâ uluslara- rası ilışkilerin baş aktörleri konu- mundadır. Ve yine görüşüme gö- re, tek süper güç olan ABD'nin dış poliükası, hâlâ uluslararası iliş- kilere yön vermedekı üstünlüğü- nü ve öteki devletlerin dış politi- kalannı belirlemedeki etkin rolü- nü korumaktadır. 1990'lann ortalannda, uluslara- rası ilişküere şöyle bır tablo hâ- kimdi. Genel kurul tarafından des- teklenen BM Genel Sekreteri ile sekreterlik; tek süper gücün hege- monyasına karşı gelenbazı büyük devletlerin de katılımıyla oluştu- rulan küçük ve orta büyüklükteki devletlerin koalisyonlan; ulusla- rarası sivil toplumun tümünü tem- sil eden hükümet-dışı kuruluşlar. 1992 yıluıda Rio de Janeiro'da, BM Genel Kurulu'nun himayesi altında gerçekleştirilen "Yeryü- zü Doruğu"yla başlatılan bir di- zi dünya konferanslan, sivil top- lumun üstlendiği yeni rolü gözler önüne sermektedir. Bu konferan- sa 1400 hükümet-dışı kuruluş ka- tıhnış ve aynca, 18000 hükümet- dışı kuruluş da konferansa para- lel bir forum düzenlemişti. Böy- lece, hükümet-dışı kuruluşlann oluşturduğu topluluk, 170 üye devletin resmi temsilcilerini göl- gede bırakmıştı. 1996 yıhnda Istanbul'da gerçek- leştirilen "HabitatnDonığu"nda ise hükümet-dışı kuruluşlann, ye- rel iş çe\Telerinin, vakıflann ve öteki özel gruplann temsilcilen, pa- ralel bir forum düzenlemek yeri- ne, resmı olarak atanan ikinci bir komitede sunumlannı yapmışlar ve bunlann bazı önerileri, doruğun son gündemine dahil edılmişti. Burada görülüyor ki, hükümet-dı- şı kuruluşlar, görüşme sürecine bizzat katıbnışlardı. Bugün hükü- met-dışı kuruluşlann, uluslarara- sı konferanslann ve uluslararası örgütlerin açık oturumlanna kahl- malan, genel bır uygulama halıne gebniştir. Hükümet-dışı kuruluşlann tem- silcileri, devletlerin resmi dele- gasyonlanna da dahil edilebihniş- tir. Böylelikle, bunlann, görüşme- lerin seyrine ilışkın bilgıleri üye- lerine ve öteki hükümet-dışı ku- ruluşlara iletebibnesi ve lobicilik etkinliklerini koordine edebilme- si olanaklı kılınmış olmaktadır. Uluslararası hükümet-dışı kuru- luşlann sayısındakı büyük artış ve bunlann karar-verme sürecin- dekı önemli rolleri, "kûresel'' dip- lomasiye damgasuıı vuran geliş- melerden biridir. Hükümet-dışı kuruluşlann artışı, Avrupa'da ko- münist sistemlerin yıkılışıyla he- men hemen aynı zamana rastla- maktadır; bu iki olgu arasmda bir bağ bulunmaktadır. Soğuk Savaş döneminde, hem komünist hem de Batılı uluslar, birbirine rakip ulus- lararası sendika federasyonlan ile banş, silahsızlanma, ifade özgür- lüğü ve diğer davalan savoınan topluluklar da dahil olmak üzere, cephe örgütleri kurmuştu. tki cep- he arasındaki düşmanhk, bunla- nn birbirlerinin hükümet-dışı ku- ruluşlanna kuşkuyla bakmasına neden olmuş ve bunun sonucun- da, hükümet-dışı kuruluşların. uluslararası karar-verme süreçle- rine katıhnası büyük ölçüde kısıt- lanmıştı. Soğuk Savaş'ın sona er- mesıyle, ç'ok sayıda hükümet-dı- şı kurulus,a danışmanlık statüsü tanındı. Şu bir gerçek kı, devletler, do- ğal olarak katıdırlar ve sürekli olarak değişen koşullara hızla uyum sağlayamayan genel yasa- lar ile tüzükler çerçevesinde etkin- liklerini gerçekleştınrler. Günü- müzde siyasal denge, devletten uzaklaşarak pazar mekanizmala- nnın daha çok kullanılması yönün- de bir değişiklık göstermıştır. Dev- letler, bilgisayar ve ınternet ça- ğında, bılgi aknnını denetleyeme- mektedir. Özel girişimler, devle- te kıyasla daha yaratıcı ve daha et- kin olabılmektedir. Batılı hükü- metler ve BM, ekonomik yardun- lan, devlet bürokrasisi aracılığıy- la değil de hükümet-dışı kuruluş- lann aracılığıyla. dağıtıma tabi rutmayı yeğlemektedir. Özel kuruluşlann ve çıkar grup- lannm artan önemi. modern siya- sal sistemlenn olağan bu^ özelli- ğidir. Tüm gelişmış devletlerde, devlet yetkililen, kararlanndan etkilenen büyük gruplarla sürek- li olarak danışmahalindedir. Dev- let, gereksinmelerinı öğrenebil- mek için, gruplardan bilgi edin- meye ve programlannı uygulaya- bihnek için de onlann işbirliğüıe gereksinme duyar. Uluslararası hükümet-dışı kuruluşlann sayısı- nın artışı ve bunlann. uzmanlaş- mış kuruluşlar ile BM Sekreter- liği arasmdaki doğnıdan teması, •*küreseT diplomasinin temel özel- liklerini oluşturmaktadır. (1) BernardE. Brown, "Whatis the New Diplomacy?", American Foreign Policy Interests, Vol. 23, Issue 1, February 2001, s. 3. Asıl Sakatlık Nerede? Hayrettin HOROZ Türkiye Fizyoterapistler Der. Ist. Şubesi Yön. Kur. Üy. rür. Oysa böyle şekillenen hayatı, bunlann hepsini yapabilenler dü- zenlemiştir. Neticesinde bu insan- lannbukurallan koyanlar tarafından engellendiğini düşünmek sanınm yanlış ohnaz. Doğuştan görmeyen birinin gör- mediğine üzülmek, ne ona ne de top- lumabir şey kazandınr. 0nun gözün- de oluşamayan renkler, algı merke- zinde bizde olmayan farklı yetenek- leri geliştimıiştir düşüncesindeyim. Görmeyen birindeki koku hissi, duy- mayan birindeki gözlem yeteneği, yürümeyen birindeki el becerisi, down sendromludaki taklit yetene- ği ve paylaşma arzusu dikkate şayan- dır. Duyu kayıplan ve hareket kabili- yetindeki yetersizlikleri eksiklik de- ğil de farklılık olarak kabul edip ha- yan ona göre düzenlersek sanınm her- kesin işi daha kolay olacaktır. Fark- lılığı görmeme, duymama, yürüye- meme, tutamama ve öğrenememe gibi düşünüp onlann bu yetüerini yok saymak naiflik olur. Doğuştan görmeyen ressamın resimleri. spas- tik ressamın ağzıyla tuttuğu nrçay- la yaptığı muhteşem tablolar. hiç duymayan birinin eüni hoparlörün üs- tüne koyarak ritmi hissetmesi ve bundan zevk alması, duymayanlar- dan oluşan Çin engelliler dans top- luluğu ve buna benzeyen bir sürü örnek, sanınm onlann neler yapabil- •&• nsan Haklan Evrensel Beyanna- I mesi'nde; toplumlan oluşturan X. fertlerineşithaklarasahipolma- sı evrensel ilke olarak kabul edil- miştir. Bu bağlamda gelişmiş ülke- ler, engellilerine verdiği önemi eği- tim, sağlık, meslek, iş, ulaşun ve sosyal haklar yönünde açıhmlar ya- parak ortaya koymaktadır. Birleşmiş Milletler'in 70'li yülar- dan bu yana yoğunluk kazanan en- gelliler konusundaki çalışmalan. 1981 yılının "ÖzürtükrYıh" olarak ilanedilmesiyle birlikte 1983-1992 yıllannın "Özürtûler On Yıh" ola- rak kabulü, 10 Mayıs gününün Sa- katlar Günü olarak değerlendirilme- si ve bu günü izleyen haftanın sakat- lara yönelik etkırdiklere aynhnası benimsenmiştir. Ülkemizce de be- nimsenen bu karar uyannca 10-16 Ma>ıs tarihleri "SakaÜar HaftasT olarak değerlendirilmektedu'. Sakathk, özürlülük. engellilik kav- ramlan doğuştan veya sonradan olu- şan duyu kayıplan ve hareket kabi- üyeti yetersizhği olarak tanımlana- büir. Günlük ve toplumsal yaşamda her şey. insanlann duyulanm kullana- bilme ve hareket kabiliyetine göre şe- külenmiştir. Duyabilen, konuşabi- len, görebilen, yürüyebilen, basa- mak çıkabilen olarak kabul edilen in- san, bunlann birinin veya birkaçının eksikliğinde engelh olarak kabul gö- 64 (0442) 233 «2 V.4 SOKE AU. AUŞVEBŞ MERKEZl: (0236) 521 23 93 SÜRT: (0484) 224 00 43 OAZ1Ğ: (0424; üje w UU 10 hat eUfIMA/4; (0488) 213 38 07 MARON-. (0422) 324 99 31 BP/YTTA: (0246) 218 41 *¥ MüanuvA: AKK^UIA + /IO95) 775 30 24 KDZ EREĞU: (0372) Sii /V oı Tatılcilerın %10'u reklamla, %90'ı tavsiye ile kendi otellerini bulurlar.. lestonmt & Hma Ağaçlam s**J«rtar öenu gönmtüsünu çetemeo* Gein jûmn C iub Ofient Antık Çağın adalet, sağlık ve banş için buluşma mertezı olan Oren'dedemze"s4"*bınbıryıldızlı btrtatil koyudur Homerosun doğum yen "Işıklar Sarııirnde. Dunyamn aünostermde oksııen oranı en yuKseK IKI noıctasıncan Dın olan Edremıt Korfezı'nde Zeytın Rıvıerasrndaöır CIUD Onenfle, Ege sıtılınde yatnimış 60 dubleks yapıntn her dairesı 2-4 veya 4-6 loşıiık aıieier ıçın tasadanmış, ıçiennde duş/VVC ve telefon olan odalardan oiuşur Tum kapılar dev bır botamk bançesıne aç'lır Bahçe biter, incecık kumkj piaı oaştar. W Teımuı 2005emmnr f^*9LW4»-<»m. O- Clnb Urient Holida> Kesort. Ûrtn-Burhaniyt lel Kopventutıı Örendc nt ıten ChibOrtent musiararro lanaıcıiınıı. gönûmüzdeid diğinı anlayabılmemız açısından önemlidir. öğrenme engelli birbireyi eümiz- deki materyallerle ve yöntemlerle eğitmeye çaüşmak çok eski model bir arabadan yüksek hız beklemeye benzer aslında. Onun kapasitesini belirleyip doğru bakış açısı ve uygun metotlarla performansını arttırabi- leceğimizi ve birçok şey öğrenebi- leceğini görebiüriz. Yeter ki onlann gözüyle bakmayı öğrenelim ve be- cerebilelim. Onlan farklıhğımız ola- rak kabul edip yapabildiklerini ge- liştinnek ve hayatın tüm alanlann- dan ve tatlanndan faydalanmalanna ve ürermelerine olanak sağlamak doğru yaklaşım olacaknr. Bakış açı- mızı degiştirmek ve kafamızdakı en- gellerden kurtulmak onlara daha fay- dalı olacak ve sanmm onlan daha mutlu edecektir. Sakatlığı önce biz beynimizden silersek onlan anlama- mız daha kolay olacaktır. Bütün bunlan yaratmak, doğru bakış açısı ve mesleki disiplinlerin işbirliğiyle oluşur ancak. Hekimle- rin, fizyoterapistlerin, psikologla- nn, eğitmenlerin, sosyal hizmet uz- manlannın, mimarlann, şehir plan- lamacılann işbirliği ve ortak proje- lerine ihtiyacı vardır engellilenn. Rehabilitasyon işini tekellerine alma- ya çalışan disiplinlere en güzel ya- nıt, bu ortak çalışma platformlann- da verilebilir ancak. Politikacılann da bu mesleklerin ortak projelerine ihtiyacı %ardır burada. Çünkü medenileşme, de- mokratikleşme ve insanlaş- ma sürecine katkıdır bu. Medeniyet ölçütü, engel- lisine verilen değerle yük- selirbirülkenin. Sokaklar- da dilenen engeUisi olma- yan bir ülke olmak için sa- dece ekonomik sorunlan hallermek yetmiyor. Onlara acımakyerine on- lann gözüyle bakmayı ba- şarmak, önemli bir eğitim ve zihniyet işi. Bu konuda ivme kazan- mak için kaderciliğin dışı- na çıkmak ve bilimın ışı- ğında düşünceleri şekillen- dirmek gerekiyor. Özetle asıl sakatlık; ku- rumlar arası iletişimsizlik, insanlar arası iletişimsizük, kendine ve topluma yaban- cılaşma, görüp de görmez- den gelme, duyup da duy- mazdan gelme eylemleri- dir. Bunlan kafamızda hal- lettiğimizde sorunlann zor kısmını halletmiş oluruz. PENCERE Anamıza Mektup... Başbakanlık koltuğunda oturdukça Recep Tay- yip Bey'in maşallah zekâsı bileniyor, espri gücü keskinleşiyor; Lübnan dönüşünde uçaktaki gaze- tecilere demiş ki: "- Tommiks, Teksas okumak çocuk için serbest de Kuran neden yasak?.." Tövbe estağfurullahL Sen Başbakan'ın yaptığına bak!.. Tommiks'le, Teksas'la Kuran-ı Kerim'i bir mi tu- tuyor?.. • Ancak Recep Tayyip bu kadarla da kalmamış, eklemiş: "- Ben ilkokulda Kuran öğrenmeye başladım, benim tezgâhımdan geçenlerin ülkeye ne zaran var?.." Pesss!.. Erdoğan siyasete nasıl başlamıştı?.. "Minareler süngümüz I camiler kışlamız I mü- minler askerimiz I kubbeler miğferimiz..." demi- yor muydu?.. Bilmem ki aradan geçen sürede aklı başınagel- di mi?.. Başbakan'a "takıyyeci" diyoriar... Olayın mostrası meydanda!.. Sekiz yıllık normal eğitimi yapmadan dincilerin eiine düşen küçük, bü- yüyünce laik cumhuriyetı "ılımlı Islam devleti" yap- maya hevesleniyor... • Peki, bu Türkiye'nin hali ne olacak?.. Bay Soros'a mı sormalı?.. Uluslararası parasal tezgâhın ünlü patronu So- ros bir haftalığına ülkemize getdi. Bu işi iyi bilen- lerin yazdıklanna çizdiklerine bakılırsa bugünkü siyasal iktidann yazgısı Bay Soros'un avcunun içındeymış... Akşam'daki köşesinde Güler Kömürcü'nün yazdıklanndan altını çizdiğım bırkaç tümce: "Soros elindeki 'sıcak para' sopası ile istediği ekonomik fırtınalan estirebilir. Türkiye'depara pi- yasasında çok tehlikeli gelişmeler oluyor. Son bir yılda piyasaya 25 milyar dolar 'sıcak para' pom- palandı; malum bihleri sıcak paranın 3-5 milyon dolanyla oyun oynamaya kalkarsa bunun yarata- cağı iflas dalgasına hangi siyasi kadro karşı ko- yab/7/r?.." (17.6.05) Ülkemize son gelişinde epey gizli görüşme ya- pan Soros ne demişti: "- Türkiye'de en iyi ihraç metaı ordudur..." Gazetelerde bu konular konuşulmaya başladt mı ne olur?.. Ne mi olur?.. Maymunun biri aslanı uykudayken becermiş, kaçmış. Küplere binen aslan maymunu aramaya başlamış... Maymun bir gazeteyi açıp arkasına gizlenmiş: Aslan seslenmiş: - Buralarda bir maymun gördün mü?.. Maymun gazetenin ardından soruyu yanıtlamış: - Şu aslanı beceren maymun mu?.. Aslan: - Tuh!.. diye bağırmış, şimdiden gazeteye mi geç- tik?.. • Son günlerde herkesin birbirine sorduğu soru ne: - Türkiye nereye gidiyor?.. Amerikalı ve Türk postacılar tartışıyoıiarmış... Amenkalı postacı: - Bizde sistem öylesine çalışır ki, zarfın üstüne adresi yazmasan da olur. Sözgelimi yalnız Mr. Brown Smith diye üstünde ad yazılı bir mektubu sahibine iletebiliriz... Türk: -Oda marifet mi, bizde zarfın üstüne hiçbir şey yazmasan da mektup sahibini bulur... Amenkalı: - Yok canım?.. Türk: - Bak, bu mektubu anneme yazdım; dedikten sonra. üstü boş zarfı oradan geçen bir müvezzi- ye gösterir: - Postacı, bu mektup nereye?.. Postacı: - Anana.. anana!.. www.cumok. org İSTANBUL CUMOK ÇAĞRISI HAZİRAN AYDINLANMA KAHVALT1SI 26 Haziran 2005 Pazar Saat: 11:00- 14:30 (ÖNÜMÜZDEKİ HAFTA) Sayın ATAOL BEHR^MOĞLU KOMJ: GÜNÜMtZDE ŞAİR OUVL\K BLTÜN CUMHURtYTT GAZETESt OKURLAR1 ÇAĞRüJDm. Yer: Y1LDIZ ÜNÎVERSİTESÎ Çatı Restoran Yüdız Ünı. Yerleşkesı B Blok 6. Kat- Beşiktaş tktişim - Bilgi: 532 281 54 54 - 542 652 15 00 - 532 320 60 12 535 6365911-21636833 56-212 28813 05 216 326 49 21 - 212 321 ll'den 124 LÜTFEN YERİNİZİ AYTKTIN Açık bûfe kahvaltı bederi: 14.-YTUdir. e-posta: istanbulc cumok org CUMHURİYET İSTANBUL OKURLARI KONFERANS TBMM'nin açıhşının 85« Amasya G«nelgesi'nin 86. >ilı nedeniyle; ISPARTA ULUSAL BİRLİK HAREKETİ - ANTALYA CUMOK AVRUPA BtRLİĞl \E ULUSAL EGEMENLÜC Yılmaz DİKBAŞ Araştırmacı - Yazar, Kimya Mühendisleri Odası Başkanı Tarih : 22 Haziran 2005 Çarşamba Yer : Isparta Oğretmenevi Saat : 21.00 ÎMZA : Yılmaz DİKBAŞ. 22 Haziran 2005 Çarşamba günü 15.00 ile 18.00 saatleri arasında BABİL KÎTAPUĞI'nda kitaplarım imzalavacaktır (Adres: Kutlubey Mah. 1005. Sok. ISPARTA ) betişim - Bflgi: Mahmut ÖZYÜREK 246 223 96 60 - 0 505 660 01 44 Hicran KARABUDAK : 242 247 67 17 - 0 532 325 05 63
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog