Bugünden 1930'a 5,419,774 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 15 HAZİRAN 2005 ÇARŞAMBA DIZI ICöylüler 'Mecburiyettenhaşhaş ekiyoruz' diyor. 10milyoninsanuyuşturucudan geçiniyor Uyuşturucukıskacı... Çatışmalar Kıskacında ZEYNEP ORAL -5- ir ülke düşûnün ki, dış yardımlar ve uyuş- turucu dışında hiçbir geliri olmasın! AfganistaıTa son üç yılda yapılan dış yar- dım toplanu 4.6 milyar dolar. Önümüzde- kı üç yıl içinde 7.2 milyar dolar yardım ya- pılması karara bağlanmış... Bir ülke düşünün ki, 25 rrulyon nüfuslu o iılkede yaklaşık 10 rrulyon ınsan uyuşturucu- dan geçınsin' Baştan başlıyorum: Dünyaya yayılan uyuşturucunun yüzde 8O'ı Afganistan'dan geliyor... Bunuartıkbilmeyen yok. Afganıstan'da herkes aynı düşüncede: Et- nık ayınmcılığın. "düşman", "vatan haiıu"" ya da "bizden" olmanın, "tslama-yenilikçi" çatışmasının. "savaş ağası" ya da "TaMban" olmanın işlemedıği tek alan uyuşturucu tica- reti. Kâbil'de görüştüğüm, yetkili yetkisız her- kesten dinlediğim Afganistan sorunlannın başında haşhaş ekimı, uyuşturucu bağımlılı- ğı, uyuşturucu ticareti ve uyuşturucuyla mü- cadele çabalan gelıyordu. Mücadele derken, haşhaşın tarlada ımhası ön plana çıkıyordu ki, konunun dennliklerine gırdıkçe bunun pek de başanlı olmadığını görüyordum... Ama ön- ce kımı genel doğrular: YüKSELEN CRAFİK BM raporlanna göre, 2004 yılında. afyon ekonomisi, bir önceki yıla oranla yüzde 64 artmış ve 2.8rnilyardolaraulaşmıştı. Busa- yı Afganistan Gayrisafı Yurtiçi Hasılası'nın yüzde 60'ınaeşitti. Bugün Afganıstan'da 60 bin uyuşturucu bağımlısı olduğu belırtilıyor. Yine 2004 yılında sadece haşhaş ekımi ya- pan çiftçılenn sayısı, bir önceki yıla oranla yüzde 35 artmış ve 406 bine ulaşmıştı. 2.8 milyar dolarlık afyon ekonomisinın sa- dece 600 milyon dolan çiftçılenn elıne geç- miş, gerisi (yaklaşık 2.2 milyar dolan) tacir- Ienn, aracılann, çete-silah-suç ağalannın eli- ne geçmışti.. Bir yıl arayla bu vükselen grafik neyin ne- siydı? Yanıtı kolay: Taliban döneminde yasaktı. Cezası ölümdü. Ve millet korkudan yasağa uymuştu. Her ne kadar Dev let Başkanı Karzai 2002'de "Beni bu ayıptan kurtann" diye uyuşturucu- ya karşı cihat ılan etmişse de anlaşılan bu kez yasağa pek uyan olmamıştı. Şımdiki dunımu ve mücadeleyle ilgili en doğru ve aynntılı bilgilen kımden alabilinm diye sorduğumda, aldığım yanıt hep aynıy- dı: "Hakan'la konuşmahsın!" Hakan Demirbttken BM'de Uyuşturucu ve Organıze Suç bölümünde yetkili uzman. Onu dinlerken, Türkiye'den beyin göçünü; ülkemin kaçırdığı, kıymetini bihnediği değer- leri düşünüyorum... Hakan, 1992-2000 yıl- lannda Türkıye Devlet tstatistık Enstitüsü'nde çalıştıktan sonra aynlıp özel sektöre geçmiş. Ekonomik kriz döneminde başvurduğu BM'ye geçici üç haftalık anlaşmayla gitmiş. Dört ül- ke -Laos, Burma, Fas ve Afganistan- içın önerdıği uydu görüntüsü ve istatistik yön- temlerle uyuşturucu alan saptaması kabul edilınce BM bir daha onu bırakrnamış. 2002'de Hakan'ın yerleştirdiği metodolojinin tüm Af- ganistan'a uygulanması istenmiş. "Riskabp peld dectim ve çahşmaya başladım" dıyor. Halen Afganıstan'da ıkı proje yünitüyor: Uyuşturucu alanlannın saptanması ve haşhaş ekim alanlannın erken imhası ve denetlenme- si... Bu iki projenin toplam bütçesi 3.5 milyon dolar. Tümünden Hakan Demirbüken sorum- lu. Afganistan'ın altı bölgesinde. altı yaban- cı uzman (ıçlennden biri Türk) uydu görün- rüleriyle bilgi, ven topluyor; 300 kadar Af- gan'la alan çalışmalan yapıyor. Kendi de her an alanda... Kendi deyişiyle "armm kovaıu- na çomaksokuyor". . Ama buna karşın başı hıç derde girmemış, büyük tepkı almamış. "Köylüler bana hep iyi davrandılar. İngiti- zin, Amerikalmın girenıediği haşhaş tarlala- Haşhaş tarlası. rmda,tarlanm ortasında ben köylülerle yemek yiyorum, dertleşiyorum... Ülkenin her yerini dolaşnm. bana güveniyorlar." ULUSLARARASI TELAŞ Hakan'ı dinlıyorum: "TaHban'dan sonra burada haşhaş patia- ması oldu. Evlerin çaüsına bile haşhaş ekti- ler. 2003'te 80 bin hektar haşhaş ekiH alan vardL 2004te tavan vapö: 130 bin hektara çık- ü." Yalnız geleneksel ekim alanı olan güney- de değil, şimdi ülkedeki 34 vüayette de eki- liyor haşhaş. "Uvuşturucuyla mücadelenin öncülüğünü yapan tngiltere zor duruma düştii. Bu işe 30 mflyon dolar ayırmışlardı. Toprağa el koyup, köylünün haşhaş ekmesini önlemek istedi- ler_. Ancak sonuçta o pararun çoğu savaş ağa- larına gitti. Hem köylünün elinden tonrağı akülar hem de hasaü kendileri yaptılar. İngil- tere knn bu bir skandakü." Karzai 'nin başkan seçildikten sonra tüm va- lilere yolladığı ültımatomu, yasağı hatırlatı- yorum: "Çoğu vaü tamam dedi ama yasağa çok azı uydu." Derken araya ABD girmiş. Oluşturdukla- n özel timlerle tarlalara çıktıklan an çatışma başlamış, köylüler öbnüş, Amenkan timi ge- n çekılmiş (5 Nısan 2004). On beş gün son- ra bir deneme daha... Yine aynı şey... "Bu sistem çalışmıvor, çahşamaz" diyor Hakan. "Hükümet ve uluslararasi güç, halkı yanına almadıkça bu sorun çözülemez. Sana- yi yok, eğitim yok, tannı pazarlaması sıfir. Bunlar olmadan, altyapı desteklenmeden, köylüye ahernatifsunnıadan silah gücüyle bu iş olmaz_. Uluslararasi roplum bir an önce 'Uyuşturucunun önüne geçtik' mesajı ver- mek istiyor ama aceleden zarar görülür." HALK DESTEĞİ Köylüler, "Çaresizfikten haşhaşekryoruz"dı- yor; "Işyerigösterorada çahşayınT dıyor; üs- teleyınce artık çalışmayan çimento fabrikası- nı, ticaretini Pakistan'a kaptırdıklan ayçiçe- ği tohumunu, ellerinde kalan pamuğu göste- riyor... Bu mücadelede halkı mutlak yanına alma gerekliliğine inanan Hakan Demirbüken "Sa- bnt obnalT dıyor "Bu ülkede GSMH'nin yüzde 60'ını oluşturan uyuşturucuyu bir an- da yok edemezsiniz. Etseniz Jbu kez sosyal pat- lama ohır. Uyuşturucu parasıyia yaşavan top- raksE köylü de var burada. O nedenk tanm- salsanayive sosyal kaDanma mücadeJesiyle bir- likte siirdürülmelL Aksi halde yeniden kan gövdeyi götürür™" Nıtekım halk desteğiyle, ömeğin Nanga- har'da, köylünün ikna edilmesiyle başanlı olunmuş. Bu doğrultuda hükümetle birlıkte bir "uy- gulama planı" hazırlandı. Bu plan, eğıtım, bilgılendırme kampanyası, alternatıf geçim kaynaklan, yasalann uygulanması, cezaı mü- eyyide, kurumsal yapılann tesısi. erken im- ha, talebın azaltılması, bağımlılann tedavisi vb. gibi alanlan kapsıyor. Son bir noktayı daha vurguluyor Hakan: "Dört >ıldan beri ilk kez Afganistan'da bun- cagihcnUktehdidi% ar_ Henüzbunu resmiola- rak, künse u>ıısturucu mücadeieshie Uintile- medi, arada bir bağ kurmadı ama düşünmek gerek_" Bence çok haklı... Uluslararasi uyuşturucu ve silah mafyasını, çetelerini, menfaat grup- lannı, suç örgütlenni unutmamak gerek! Af- ganistan'da uyuşturucunun kökünü kazırlar- sa, kendilerine başka bir yer bulmalan gere- kecek! Oysa ne venmli bir kaynaktı Afganis- tan... Düzenlen devam etsin diye elbet onlar da uğraşacaklar ve mücadele planını sabote etmek ıçin ellennden her geleni yapacaklar. IVİAYIN TARLASI Afganistan'da toprağın, tarlalann canmı yakan, acıtan, ölüm saçan yalnızca haşhaş değil Aynı zamanda yeryüzünün en çok mayınlı topraklanna sâhip ülke burası. Kı- zılhaç, 1998 ile 2003 yıllan arasmdama\in- lar yüzünden 7bin 400 Afganın öldüğünü ve yaralandığını bildirmişti. Maym temiz- le çalışmalan hâlâ sürüyor ve en iyi tahmin- lere göre daha yirmi yıl sürecek... Raporla- ra, sayılara fazla dalmasanız da olur. Kibirde gördüğünüz sakatlar. özellikJe de sakat ço- cuklar, size her an mayınlı topraklann var- lığını anımsatıyor. YARIN: NASIL BİR GELECEK? Türkiye sevgisi ve saygısı K âbil günlerimde bir pazar sabahı ıkı genç öğretim üye- si. Bayram Nazır ve Yakup Topal'ın, "Kâbil Üniversite- si'ndeki Türkoloji Bölümü'nü görmck istemez misiniz?~ demesiyle soluğu orada aldım. Kâbil Cniversitesi Dil ve Edebiyat Fakültesi'nde Tür- koloji Bölümü üç yıl önce kurulmuş. Elli öğrencisi var. Aralannda 15' i kız ve hepsi üniversiteye gidebilmenin kı- vancını yaşıyor... Gençlerle konuştuğumda, Türkolojiyı seçme nedenleri şöyle sıralanıyordu: (Tekrarlanma sıklığı sırasıyla) Atatürk hayranlığı, "Türkleri çok sevıyoruz", "İş bulabilmek için (çevirmenlik, öğretmenlik)", "Türkler gibi olmak için", "Dihn güzeUiği", ".\fganistan'a daha iyi hizmet verebflmek jçin", "Anadilimiöğrenmekiçin" (Türkmen- lerden gelen yanıt)... Bu yamtlann her biri Afganistan genelın- de yaşanan gerçekleri ve doğrulan ortaya koyuyordu. Yalnız düşünceleri değil, duygu- lan da yansıtıyordu. görevi iki kez üstlenen yok. Birleşmiş Mılletler karanyla Türk Silahlı KuvAetlen olarak ılk gelişimiz 2002'deydı. Şun- dı 13 Şubat 2005"den ben, bu kez NATO gücü olarak, ko- muta yine bızde.) "Afganistan halkının, etnik kökeni ne olursa olsun, tü- mü bize çok gü\ enryor. Bunda \ anılnuyorsam. davranış bi- çimlerimizin, insan ilişkilerindeki tavnmızın önemi çok bü- yük. Her şey den önce, bura insanma saygdıyız." O söylemedı ama ben sekiz günlük gözlemlerimle bile. kımı yabancılann, hele hele yabancı askerlenn saygısız- lığına öyle çok tanık oldum kı... Güvenlik diye, yabancı bir mısyonun kapısınm önünden geçen herkesin göğsüne silah dayadınız mı, ya da sokaktaki adama anlamadığı dil- "Yapüğınıız her işte önemli olan buranın halkı tarafın- dan benimsenmek... Buray a gelen askerlerimiz, subaylan- mız, yabancı dil bilenler arasından seçiliyor. Kimi aynnü- lar burada önem kazanıyor: Örneğin, insanlaria yakın te- mastay ken, onlarla konuşurken koyu renk gözlük kullan- mamalannı; trafiğe çıktıklannda yavaş araba kullanma- lannı istrvorum." SoNSUZ CÜVEN ATATÜRK SEVCÎSİ Evet, Türklere ve Türkıye'ye sevgilen. saygılan ve hayranhklan sonsuz. Bu yalruz- ca din birliğinden doğan bir tutum değil. De- rindeki nedenini bir öğrenci olanca açıklı- ğıyla ortaya koydu: "Türkiye'nin, öteki yabancı ülkeler ya da komşu ülkeler gibi Afganistan'da gözü yok. Hiçbir zaman da olmadı." Oğrenciler arasında ikisi, Mümin ve Ap- dülbari, savaştan çıkıp gelmişlerdi. Üç yıl. Taliban'a karşı çarpışmış, son Taliban kovul- duktan sonra sınava gınp kazanmışlar ve şimdi üniversıteliydiler. "Biz kendi kendimi- ze savaştık, yeni bir hayata başlamak için Türkçe öğreniyoruz" dıyorlardı. Türkıye ve Türklere bu sevgi ve saygıyı, Afganistan'daki asken ataşemiz Albay Şener Tekbaş, ta- rihsel sürece, 1920'den sonra orada yarattığımız "ilk"le- re bağlamıştı. (Daha önce belirttiğim, ilk tıp fakültesi, ilk askeri eğıtim vb.) Ve şimdi. o ilklen yeniden kurmaya ça- lışıyor, "Atatürk yolgöstermiş,yoluaçmış, ben yalnızcaonun izinde yürüyorura" diyordu, sevgüıin kaynağını dile geti- rirken... ISAF (Uluslararasj Güvenlik Yardım Gücü) Komutanı Korgeneral Ethem Erdağı ise ISAF kurulduğundan ben Türkiye'nin ikinci kez öncülüğü, komutayı üstlendiğını vur- gularken kimi aynntılann altuıı çiziyor: (Bizden başka bu Türkoloji bölümü öğrencileri. de komutîar vermeye başladımz mı, o güvenlik olmaktan çıkıyor. tehdit oluyor! Ethem Erdağı'yla konuşurken, bir yandan gözlemleri- ni çok geniş bir perspektıf duyarlığıyla bütünlemesine ta- nıklık edıyorum. bir yandan da odasındakı kanaryası Alış'ın sesıni bastırmaya çahşıyorum. Halen Afganistan'da 1600 Türk askeri olduğunu öğre- niyorum. Daha önce belirttiğim gibi. bunlar savaşmak ya da terörle mücadele etmek ıçın değil, 36 ülkenın katıldığı uluslararasi güvenlik yardım gücünün parçası olarak, kal- kınmaya destek vermek, proje geliştirmek içın buradalar. O kadar önemli kı bu aynntılar! Jngılizce bıldiğimi sa- nan ben bile Kâbil sokaklannda kara gözlüklü Amerikan askerinin komutunu anlayamıyor, yabancı bayraklan ön- lerinde dalgalanan ciplerin tüm trafiği altüst edip, tozu du- mana katarak, o toprak yollarda safari ya da rallı havasında yarışmasını nefretle karşıhyordum. Birliğimizin gerçekleştirdiğı işlere ge- lince: Kara Harp Okulu'na eğitim ver- mek... Bu arada, Afganistan'da askeri ünı- forma olarak Türk ordusununkilerin be- nimsendiğe, tüm tenmlerin Türkçe oldu- ğuna -"Hazır ol!","Rahat!"- dikkatinizi çekerim... Türk Silahlı Ku\"vetleri küçük çaplı (2.5 milyon dolarlık) ama önemli projelere imza atıyor: Kâbil'de 16 derslikli bir okul... Atatürk Çocuk Hastanesi'nin onanmı... Polikli- nikbinası... Sukuyulan, çocukparklan... NATO'nun üstlendiği Kâbil Havaala- nı'nın rehabilitasyonunu (pist yapımı, ışıklandırma, radar sistemi, güvenlik sis- temi, mayın temizlenmesi...), Kâbil as- keri ve sivil havaalanının işletmesini de üstleniyorlar. Kâbil'den aynldığım gün (31 Mayıs) Herat'taki Amerikan komutasındaki PRT - Bölgesel tmar Ekibi de Türk komutasına teslim ediliyor- du. "Banşı destekleme konusunda en çok bizim askerimize güveniyorlar'' diyen Ethem Erdağı, Afganistan'ın gelece- ğınden umutlu. Ama o da tıpkı Hikmet Çetin gibi, ''Yeni- den yapılanma zaman alacak, uzun sürecek. Bu süreçte dış yardım kesilmemeh"" diyor. Ona göre ülkenin düze çıkması ıçin 80 milyar dolara gereksinim var. Yabancı ülkelerin taah- hüdü şimdilik 15 milyar dolar... Afganistan'da her an "Paranın gözü kör olsun" diye lanet okumam boşuna değil. AVRUPA'DAN GURAYOZ TtesmfBrGezininResmi Başbakan Tayyip Erdoğan ve bakanlann ABD gezisi sona erdi. Siyaset bilimcileri, köşe yazarlan soldan sağa, yukandan aşağıya, enine boyuna in- celediler. Sonuç; ABD yanlılığında sınırtanımayan- lannkiler de dahil, neredeyse tüm yorumlarda, Tür- kiye adına yapılan bu ziyaretin başansız geçtiği, AKP hükümetinin isteklerinin, ABD yönetimi tarafından benimsenmediği, -ne isteniyordu ki zaten; Irak'tan çekip gitmesi, bölgeyi rahat bırakması, IMF ve Dün- ya Bankası ile ensemizde boza pişirmekten vaz- geçmesi falan mı?- tam tersine, ABD'nin tüm is- teklerinin kabul edildiği söylendi. ABD'nin ne de- mek istediğini en iyi bilen gazeteci kardeşlerimiz, "Suriye bu işin tumusol kâğıdıdır" bile dediler. Ama ben bu yorumlaria ilgili değilim. Uluslararasi ilişkilerde, devletler eşrt ekonomik, politik vb. güce sahip olmasalar, biri diğerine ağır bassa bile. belirii nezaket kurallanna uyulur. Doğal olanı budur. Ama bu kez öyle olmadı. Kendini dün- ya imparatoru ilan etmiş Bush, Türkiye Cumhuri- yeti Başbakanı'nı Beyaz Saray'ın kapısında karşı- lamadı, oturma odasında kabul etti. Bush ve Erdo- ğan, alışılmış görüntülerde olduğu gibi Beyaz Sa- ray'ın bahçesinde basının karşısınaçıkmadılar. Bu- nun yerine oturduklan yerden bir iki laf etmekle ye- tindiler. Gazeteci arkadaşlanmız bu noktalar üze- rinde durma gereği duymadılar. Görüşmenin ol- mayan içeriğiyle ve at sineğı ile ilgilendiler. • • • Görüşmenin başka tüıiü geçmesı olanakh değil- di. Dünyanın gözünün içine bakıp yalan söyleyerek bir ülkeyi işgal etmiş yönetimin başı, artık bir im- parator gibi davranıyor ve ondan tersi beklene- mez. Ama biz kendi ülkemizın yöneticilerinden ter- sini bekleme hakkına sahibiz. Dahası, başka türlü davranmalannı isteme göreviyte karşı karşıyayız. Tür- kiye'yi yönetenler, bir ülkeye resmi olarak davet edilmişlerse, uçağın kapısında karşılanmalıdıriar. Türkiye'yi yönetenler, Bush Türkiye'ye geldiğinde nasıl karşılanmışsa aynı şekilde karşılanmayı talep etmek, olmuyorsa bu ziyaretten vazgeçmek duru- mundaydılar. Şimdi biliyorum, "yeni dünyada işler böyle değil, sen hayalgörüyorsun galiba" diyor ba- zı arkadaşlar. Evet, hayal görüyorum zaten. • • • Görüntü aslını ele verir. Aynalar yalan söylemez, dev aynalan hariç. Büyük mü, genişletilmiş mi her ne kann ağnsıy- sa, ABD'nin Ortadoğu'ya, Kafkaslar'a ve Kuzey Afrika'ya egemen olma planına "evet" demek, se- çimlerde oylann yüzde yüzünü almış dahi olsalar, yöneticilerin boyunu aşar. Böyle bir konu, bırakın hükümetleri, bütün kurumlanyla devletlerin de bo- yunu aşar. lllede halka, "egemenliğin kayıtsız şart- sız" kendisinde olduğu söylenen halka sorulması gereken bir durum vardır ortada. Çok özendikleri Avrupa'da, sermaye bürokratlannın hazıriadığı ana- yasanın başına gelenler, halka sorulduğunda çok büyük projelerin un ufak olabileceğinin sıcak öme- ğidir. Türkiye'de halkın yüzde 82'sinin karşı oldu- ğu Bush yönetiminin kanlı planlanna, hiç kimse "evet" deme hakkına sahip değildir. "Gene hayal kuruyorsun, dediler ya işte!" diyen arkadaşlanma "hayır, bu resmi bir görüşme değiidi, resmi görüş- me olmadığı şekil şartlannınyerine getirilmemiş ol- masından bellidir, gayri resmi görüşmeierde veri- len sözlerin önemi yoktur" diyeceğim... Ama bili- yorsunuz, diyemıyorum. "Verilen bu sözlerihalk onaylamaz" diyebiliyonjm yalnızca. e-posta: guray.oz@cumhuriyetcom.tr SOSYALDEMOKRASİ DERNEĞİ Örgütlü toplumsal muhalefetçağrısı • SDD Genel Başkanı Tuncer, AKP'nin parlamentodaki çoğunluğuna dayanarak Cumhuriyetin çağdaş kazanımlannı aşındırma ve yok etme sürecinde olduğunu vurguladığı mektubunu, işveren örgütlerine ve sendikalara gönderdi. ANKARA (ANKA) - Sosyal Demokrasi Derneği (SDD) Genel Başkanı ErolTuncer, AKP'nin cumhuriyetin çağdaş kazanımlannı aşındırma ve yok etme süreci başlattığını belir- terek Türk Sanayicileri ve Işadamlan Derneği (TÜSİAD) başta olmak üzere işveren ve emek örgütlerine "örgütlü toplumsal muhalefet çağn- st*nın yer aldığı mektup gönderdi. Tuncer tarafından hazırlanan "örgüthî top- lumsal muhalefet" çağnsını içeren mektup, TÜ- StAD, TİSK, TOBB, ASO ve ATO üe Türk-Iş, Hak-Iş, DlSK ve KESK gibi emek örgütlerine, sendika şubeleri ve çeşitli meslek odalanyla çok sayıda sivil toplum örgütüne gönderildi. Tuncer çağnsında, AKP hükümeti ile Cumhur- başkanı Ahmet Necdet Sezer arasında gerginli- ğe neden olan atamalar konusuna dikkat çekti. Tuncer, hükümenn "tarikatiaruı etkintik ve be- BrleyiciBğinde, Türkiye Cumhuriy eti'ni din te- nıeünde yeniden yapılandırma anlayışı doğnıl- tusunda, önceki davranış ve uygulamalannda cumhuriyetin temel niteükleriyie çaüşma içinde olmuş kişüeri de\1edn etküi ve betirleyici kadola- nna yerieştirmeyi sürdürdüğünü" kaydetti. Hü- kümetin, kaçak eğitim kurumlannın açılmasını özendiren ve arka çıkan düzenlemeler yaptığını vurgulayan Tuncer, "(Hükümet), Cumhuriyetin çağdaş kazanımlannı bir bir kemirme, aşındır- ma ve ywk etme süreci başlatmısür" dedi. SDD Genel Başkanı Tuncer, çağnsında şöy- le devam etti: "Tophunsal mubalefetin örgüt- süzlüğü ve dağınıkhhğı AKF'ye geniş ve rahat bir hareket alanı oluşturmuştur. Iktidann ana- yasa ve hukuk ilkekrini yok savan keyfi işlem ve uygulamalanna karşı verilen mücadelede Cumhurbaşkaru yalnız bırakıbTuşür. Cumhuri- yetin çağdaş kazanımlannın korunmasmdan yana olan kurum. kuruluş ve yurttaşlarm, etini taşuı amna koymalannın ve sorumhüuklannı hatırlamalannın zamanı geuniştir."
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog