Bugünden 1930'a 5,438,716 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 14 HAZİRAN 2005 SALI DIŞ BASIN Krizin çözülmesi için toplum-piyasa dengesini kuracak siyasi yapılar arasmda uyum sağlanmalı Avrupa yol aynmında• Avrupa yol aynmında. Yol ayrımının bir tarafındaki ok dağılmayı gösteriyor. Diğer ok ise siyasi bir uzlaşma ortamı yaratıp birlLk; çatısı altında, bütûnlük içinde çözüm yolu bulmayı gösteriyor. DAVIDCLARK A vrupa Anayasası'nın kabul edilip edilmeme- sinin yarattığı kriz, as- lında bir anlaşmanın kaderini belirlemekten daha fazla önem ıfade ediyor. Işin derininde te- mel bir sorunun yanıtı yatıyor: Avrupa yarattığı farklı, özel toplumsal modelini koruyabi- lecek mi yoksa küreselleşme- nin baskısı altında yitip gitme- sine izin mi verecek? Avrupa medeniyeti yol ayn- mında. Yol aynrrunın bir tara- findaki ok parçalanma ve dağıl- mayı gösteriyor. Diğer tarafın- daki ok ise siyasi bir uzlaşma ortamı yaratıp Avrupa devlet- lerinin tek başlanııa yapamadık- lan bazı şeyleri birlikte yapa- bilmelerini sağlayacak bir çö- züm yolu bulmayı gösteriyor. Konu sağ-sol sorunundan. sağ-sol farkından kaynaklan- mıyor. Sonuçta, Avrupa'nın sa- vaş sonrasında kol kola gire- bilmesi için yöntem üretme Fransa'da 29 Mayıs'ta, Hollanda'da ise 1 Haziran'da AB Anayasasrnın onaylanmasına ilişkin düzenlenen referandumlarda galip çıkan 'hayır' cepbeleri başkent Paris (sağda) ve Amsterdam'da sabahın erken saatlerine kadar yapnklan kutlamalarda karnaval havası estirdi (AP) amacıyla "sosyaJpiyasaekono- mis" terimını bulan kışınin Al- man Hıristiyan Demokrat Lud- HigErhard oldugunu unutma- yalım. Solcular açısından ola- ya baktığımızda ise Avrupa'nın dağılmasının ilerici solun ölüm kalım savaşında bir tehdit oluş- turacağı kesin. Avrupa modeli sosyal demokrasi için olabile- cek tek koruyucu unsurdur. İkl düsünce kulübü... Anayasa hakkındaki tartış- manın Avrupa'nın kûresel eko- nomiyle ilişkısi konusunda çok daha büyük bir sorunun yanı- rıyla ilintisi olduğu düşünüldü- ğünde genellıkle yanlış yorum- lanan iki düşünce kulübü var or- tada. Birincisi küreselleşmeyi olmuş bitmiş, kesın bir gerçek olarak kabul ediyor. Ve, iyi, ile- rici hükümetler bu olgunun aşı- nlıklannı törpülemek için ge- reken savunmacı tavn takını- yor. Örneğin Ingiltere'deki Iş- çi Partisi'nin "Yeni Işçi Parti- si" söylemiyle yaptığı gibi. Ancak Fransa'daki seçmenin referandumda anayasaya *ha- yır" diyerek verdiği mesaj Fran- sızlann Ingiltere Başbakanı TonyBlair' in "cesur, yeni dün- yaa"nda yaşamak istemedik- lerine ilişkindi. Çünkü bu dün- yada öyle bir pazar ekonomisi var ki halklar ağır koşullan ve yaptınmlan kaldırması en zor olanlara bu koşullann dayatıl- dığı bir sistemde yaşamak du- rumunda kalıyorlar. Tabii bir sorun da saygınlık sorunu. Eğer küresel kapitalizmi önüne ge- çilemeyecek bir doğa kanunu olarak görüyorsaruz Avrupa 'da siyasi bir bütünleşmenin ne an- lamı var? Neden Avrupalı ülke- ler Avrupa Birliği'ni dağıtıp Kuzey Amerika Serbest Tica- ret Anlaşması'na fNAFTA) da- hil olmasınlar? Ingiltere'deki Muhafazakâr Parti için ne dü- şünürseniz düşünün. En azın- dan onlann gözlem, analiz ve çıkardıklan sonuçlartutuyor... Birinci grubun görüşünü özetledik. Konuya ilişkin ikin- ci düşünce kulübünün de birin- ciden daha fazla söyleyebile- ceği ya da Önerebileceği bir şey yok. Ikinci grup Avrupa'nın bütünleşmesini en azından şim- diki haliylereddediyor.Ve ulus devlet kavTamının yeniden ön planda tutulmasını istiyor. Ana- yasaya karşı çıkan solculann çoğu yeni bir Avrupa yaratmak konusunda atıp tutuyorlar. An- cak bunun nasıl yapılacağı ko- nusunda pek bir şey söyleyemi- yorlar. Küreselleşme karşıtı, kendilerinden daha yaşiı olan ağabeyleri gibi ortakpara biri- mi Avro'nun karşıtlannm da alternatif bir projeleri yok. Hedef aynı. yol ayrı Ilk bakışta küreselleşme ol- gusunu kabul edenler ve redde- denlerin Avrupa tartışmasında zıt kutuplarda oldugunu düşü- nebilirsıniz. Ancak iki grup da biraz farklı yollardan da olsa aynı hedefe doğru yürüyorlar: Küresel pazarlann ve onlann sponsoru ABD'nin egemenli- ği altında bir Avrupa. îki tarafın da düşünce yapı- lannda görmeleri gerektiği ger- çekler var. îlki, birinci grubun düşündüğü gibi küreselleşme deneyimi pazann siyaset üze- rindeki zaferini kesuileştirmi- yor. ABD ve Çin gibi büyük pazarlan olan ülkeler küresel- leşme olgusundan ekonomik anlamda en iyi şekilde yararlan- mak için siyasi manivela kabi- liyetlerini kullandılar. Avru- pa'da ise hiçbir ülkenin bu tür manivelalan tek başına yapma gücü yok. Hal böyleyken ancak kolektif olarak çalışan bir AB'nin buna gücü olacaktır. Üdnci grubun görmesi gere- ken gerçek ise Avrupa sosyal modelinin ulusal bağrmsızlığın teyidi ya da karşıtı olmadığıdır. Eğer Avrupa'nın bir misyonu varsa yeniden yarahlmah. Av- rupa'daki kriz ancak ekonomik bütünleşme ve toplumla piya- salar arasındakı dengeyi kura- bilecek siyasi yapılar arasında uyum sağlandığı zaman çözü- lebilir. Bu, tüm ülkelerin uzlaş- masıyla sağlanamazsa geçmış- te, Avrupa'nın ilk entegrasyon sürecinde olduğu gibi başlan- gıçta bir öncü grubun yola çık- masıyla olur. Tüm ülkelerin onayıyla bir anlaşma sağlana- mamasını, birlik içinde bölün- me olacağını düşünmek üzücü olabilir. Ancak sosyal bir Av- rupa için kurulan düşler, Fran- sa'nın muhafazakâr devlet baş- kamyla, tngiltere'nin Işçi Par- tili başbakanının siyasi müca- delelerinin kurbanı olmamalı. (The Guardiaru İngitere, 8 Haziran) ABD Ordusu askerbulamıyor BOBHERBERT rak -tişörtler, donutlar. anah- tarlıklar- gelip onlara ka- nacak yaşta olan gençlere ileride tutamayacaklannı A BD Başkanı Geor- ge Bush sadece Irak'taki savaşı ka- bVldiîden sözİer venyorlar" zanamamaklakahnadıonun Buçocuklarbuvaatlendın- yönetiminde her zaman l e r k e n b i r i n i öldürmenin kendısıyle gurur duyan neden olacağıtravmanınya ABD ordusu birçok alanda ja kendi can güvenlıklen- kan kaybetti. Geçen cuma ^ n e j^dar tehlikede ola- yapüan açıklamaya göre üst c a g ı n d a n ÇOğunlukla ha- üste dorduncu ay yeterh sa- b e r d a r oımUyorlar. yıda genci silah altına alma hedefine daşılamadı. İmkanSlZ mlSVOn Asker bulmakta güçlük ~~"~^"^~"~""^™~ çeken ordu, boşluğu dol- O r d u i ç ı n d e bulunduğu durmak ıçın ıster ıstemez ^ ^ s l k m t l s ı s o r u n u n a ç ö . lıseyı terk edenlere ve hat- 3 ^ m y 0 T V e dağıtmak ta akademık kanyeri daha ı ç i n a d a m b a ş ı 4 0 b i n d o l a . körü olan adaylara rağbet ra y a l a n e k s t r a fâeme p l a n . etmekzorunda kalryor. Baş- l a n y a p i yor. Amenkalılar ka deyişle orduya dahil edi- jrak'ta görev yapmanın ne len gençlerin kalıtesı eski- kadar tehlikeİi ve savaşın yeoranladaha . ne kadar aerek- düşük oluyor. W Askeri ^ o idU ğu g e r . Irak'taki savaş yetkililer Hselİ çeğıyle her ge- ve asken perso- g e n ç l e r i b o ş çen gün bir kez nelınınsanhak- S * ^ ^ kı ıhiah yaptı- vaatıene y o r , a r W a s ğınadairgörün- kandirarak hıngtonPostga- tülergençkadın orduya zetesi cuma gü- ve erkeklerin w ı m v iW»a nü "tmkânsız ordudakariyer y^zılmaya ıkna j ^ « b , yapmanın an- etmeye çalışıyor. g,yı-açıktl.Ga_ lamlıbirşeyol- z e t e v e A B C madığına ınanmasına ne- kanalının yaptırdığı anketin den oldu. Çünkü burada sa- sonuçlan, halkın dörtte üçü- hip olunması gereken en neyakınınmlrak'takıkayıp- önemlı yetenek, üzennıze l a r m kabullenilemez ve af- gelen kurşunlarm ısabet et- fediiemez oldugunu düşiin- memesı ıçın kafanızı eğ- ^ ^ ^ gösteriyor. Aynı an- mek ve yol kenarlanna ko- k e t e g ö r e ABD'lilerin yüz- nulan otomobil içindeki d e go'ı Irak'ta savaşmaya bombalardanuzak durmak. değecek bir durum olma- ABD 'de askerliğin 1973 ^ ^ düşünüyor. yılıııda gönüllü yapılması- ntika hiç ginşilmeme- nın nedenı savaşmak iste- s ı ge rektığini düşündüğü mej-enin savaşmak zorun- bir savaşa gençleri hediye- da kalmamasını sağlamak- ıe r v e boş vaatlerle kandı- tı. Cünümüzde bu savaş- rarak dahil etmeye çalışan mak zorunda kabnama se- bir hükümet utanmahdır. çeneği fazlasıyla kullanılı- Lıse sonrasında iş hayatın- yor. Gençler askerliğe sır- da ya da üniversıtede geçı- rını çeviriyor. rilecek birkaç yıl gençleri ol- Ordu asker sayısı açısın- gunlaşnnyor. Askeri yetki- dan 5yle zor durumda ki fı- liler de işte bu nedenle işin ziği askerlik için yeterh düz- ciddiyetinden haberdar ol- gürLÛkte olmayan, alkol ve mayan liselileri kandırma- uyujturucu bağımlısı olan ya çalışıyor. Bu cocukların sonınluerkekleri, hamile anne-babalan şimdi geç- kadmlan bile ayıramıyor. mişte yürüttüklerinden da- Ordu için asker arayışına ha da yüksek sesli ve etkin giren yetkililer kapı kapı li- bir savaş karşıtı hareket yü- seleri dolaşıyorlar. Anne- rütüyorlar. Ve çocuklanna, babîlar da onlann çocukla- "Kesinlflde savaşa gidemez- nnuokuUanndan uzak dur- siniz" diyorlar. malînnı istiyor. Askeri yetkililer elleri (Theı\ew York Tımes, koUan hedİyelerle dolu ola- ABD, 13 Haziran) KaTUGA OTURMA fZNI OLANLARJ THEGUARDIAN Reformşart ~T oschka FTscher'i uzun zamandan beri bu I kadar neşeli görmemiştik. ABD Dışişle- %} nBakanıCondoleezzaRkeayaptığıson ziyaret sonrasında Berlin'e "Bir düşünetinT yanıtmı almış olarak döndü. Ashnda bu, ABD'nin, Almanya'nın BM Güvenlik Kon- seyi'nin daimi üyesi olup olamayacağına yö- nelik sorusuna verdiği baştan savma yamttı. Washington'ın Almanya'daki knmızı-yeşil koalisyonu, Konsey'deki güçlü beş ülkeyle aym masada oturmak konusunda destekle- mediğini biliyoruz. ABD, Berlin'in Güven- lik Konseyi'nde Amerika karşıö çıkar çevre- lerine hizmet edeceğinden korkuyor. Almanya'nın amacı belll deflil Aynca Almanya da şimdiye kadarneden Gü- venlik Konseyi'nden yer almak istediğini net olarak açıklayamadı. Sadece Almanya için kabul edilmeme ka- ran çıkmasından çok bu beş ülke Konsey'e hiçbir ülkeyi dahil etmeyeceklerini açıklarsa endişe verici bir durum ortaya çıkar. Çin, Ja- ponya'nnı Konsey'de kendisiyle eşdeğerde bir üyeligini kabul etmeyeceğini açıkladı bi- le... Almanya için Konsey'de bir iskemle alamamak dram olmaz. Schmidt ve Kohl yönetiminde de Almanya'nın Güvenlik Kon- seyi'nde kalıcı üyeliği olmamasına rağmen yeterli derecede etkisi vardı. Asıl kötü olan BM reformunun yapılamaması olur. (Die Wett, Almanya, lOHaziran) SALI Devletin tazminat sorumluluğu RESHEFCHAITVE S on günlerde bu ülkede can güvenliği konusun- daki kaygılar arttı. Hiç- bir suç örgütüyle ilişkisi bu- lunmayan, masum ve sn-adan insanlar şiddet hatta cinayet kurbanı oluyorlar. Bu noktada ortadaki güvenlik sorunundan ve bu sorunun neden olduğu za- rarlann tazrrun edihnesinden kimin sorumlu olduğu sorusu- nun yanıtı önem kazanıyor. Sı- radan yurttaşm birilerinin işle- diği suç nedeniyle hayatı kayı- yorsa bunun bedelini o ve ai- İesi tek başına mı ödemeli? İş- te, Israil'de günümüzdeki du- rum bu. Maalesef şiddete ma- ruz kalan, saldm kurbanı olan- lar yaşadıklanmn bedelini tek başlanna ödüyorlar. Tabii bu çok haksız bir durum ve böy- le devam etmesine izin verüme- meli. Bir devletin yurttaşlanna kar- şı en büyük sorumluluğu onla- nn can güvenliğini korumak- tır. Zaten bunun için yurttaşın- dan vergi ahyor. Onlan koru- ma görevi devletin olduğu için bireylerin kendi kendilerini ko- ruma hakkı, saldırana saldıny- • Bir devletin yurttaşlanna karşı en büyük sorumluluğu onlann can güvenliğini korumaktır. Can ve mal güvenliğini koruyamıyorsa görülen zararın hesabını soraıalıdır. Bunu da yapamıyor, suçlulardan tazminat alamıyorsa yurttaşınrn zarannı devlet tazmin etmelidir. la, kana kanla karşılık verme haklan yoktur. Bu nedenle dev- let yurttaşının can ve mal gü- venliğini koruyamıyorsa en azından görülen zarann hesa- bım sormalıdır. Israil'deki hu- kuk sistemi kendileri veya ai- leleri zarar görenlerin sıvil mah- kemeye başvurarak şikâyetçi olma hakkını veriyor. Ancak bu sadece teoride işleyen bir sistem. Çünkü genellikle suç- lunun yani hakkında şikâyetçi olunan kişinin kimliği belli ol- muyor. Bir diğer olumsuzluk da davalının kimliği belli bile ol- sa çoğunun mal varlığı obna- dığı için tazminat almarmyor. Aynca saldıranın kim olduğu- nu bilseniz bile aramızdan or- ganize çete üyesi birilerinden şikâyetçi olabilecek kaç tane kahraman çıkar? Sıradan yurttaşın aksine dev- letin elinde araştırma meka- nizmalan, suçlulan yakalamak ve haklannda mağdur olan ta- raftan alınan şikâyet sonucun- da dava açtıracak kurumlar ve yasal haklar var. Bu durumda suçludan tazminatı almak da devletin sorumluluğundadır. Ve, eğer alamıyorsa yurttaşının zararını devlet tazmin etmeli- dir. 1960'tan beri aralannda Kanada, ABD ve birçok Avru- pa ülkesinin de olduğu 30'u aşkın ülkede fiziki tahribata neden olan saldınlara maruz kalanlara devletin tazminat öde- mesine ilişkin yasal uygula- malar var. İsrall'de yasa yok Ancak Israil'de böyle bir ya- sal zorunluluk yok. 1983'te Av- rupa Konseyi her devletin şid- det içeren suçlann kurbanı olan yurttaşının zarannı karşılama- sı gerektiğine ilişkin maddeyi kon\ r ansiyonuna ekledi. Birleşmiş MiUetler de 1985 'te suçlu bulunamıyor yn da buhın- sa bile tazminat alınamıyorsa devletin yurttaşının zarannı be- lirli ölçüde de olsa karşılaya- bitaıek amacıyla tazminat öde- mesi gerektiğine dair bir dek- larasyon yayımladı. Israil'de de konu incelendi ve bir kanun taslağı hazırlan- dı. Batılı ülkelerde de ince- lemeleri yapan alt komite 15 toplanü yapö. Komitenin başın- da dönemin adalet bakanı var- dı. Çahşmalar sonucunda Ulusal Güvenlik Yasası'na kur- bana tazminat ödenmesi mad- desinin eklenmesi önerildi. An- cak komitenin istekleri yasal- laştınhnadı. Eğer komitenin öngördüğü yasal düzenlemeler yapılsaydı Israil bu alanda da diğer Batılı ülkelere dahil olacaktı. Utanç verici bir durum ama bütçede sorun yaratır gerekçesiyle tazminat konusu yasallaştırılamadı. Çan güven- liği kaygısuun arttığı şu gün- lerde konu yeniden ve daha ciddi bir şekilde ele alınmalı. (Haaretz, İsraiL, 8 Haziran) ORHAN BURSALI AB - Türkiye, Nereye? Anayasa referandumlan ile halklar Avrupa Birli- ği yönetimine "Dur bakalım heie!" dedikten son- ra, Brüksel beklemeye başladı. Aklıevvel siyaset yorumculanmızın "Bizietkilemez, 3 Ekim'de mü- zakereler başlar ve kervan gider" gibisinden uy- duruk {veya Türkiye'yi aldatmaya yönelik) değer- lendirmelerini bir kenara bırakacak olursak, açık seçik olan durum şudur: 1) Avrupa Birliği'nin ilerlemesi durmuştur! 2) Bu çerçevede AB-Türkiye ilişkileri de tam üyelik kulvanndan çıkmıştır. • • • Avrupa Birliği, büyük projesi için bir sindirme- dinlenme aşamasına girdi. Siyasi birliğe doğru adım atılabilmesi için yepyeni bir anayasa gereki- yor. Yoksa, bu düzeyde yaşamını sürdürecek ve yeni bir durumu bekleyecektir. AB'nin Bulgaris- tan, Romanya, Hırvatistan genişlemesi de ben- ce durmuş vaziyettedir. AB'nin, bir perspektif ya- kalayamadığı sürece, bu üç ülkenin kesin kabul- lerini gerçekleştirmesi zordur. Burada verilmiş söz- ler ve süren süreçler önemli değildır, reel durum her zaman kendini kabul ertirir. Son noktada bile AB bu ülkelerin üyeligini yıllarca öteleyebilir... Tıp- kı Türkiye-AB ilişkisinde olduğu gibi.. AB'nin Türkiye'yi üyeliğe kabul etmesi zaten so- ru işaretleriyle dolu ve uzun zaman dilimine, bek- lentilere ve olayiann somut gelişmesine yayılmış- ken, şimdi, BU PERSPEKTİF BİLE, ortadan kalk- mıştır. Şimdilik kalkmıştır, çünkü siyasetin ve ge- lişmelerin dini imanı yoktur! Her zaman için, siya- sal kestirimlerde bir bilinmezlik payı vardır. Bu de- mek değildir ki 3 Ekim'de müzakereler başlamaz. Başlar başlamasına.. Ama 17 Aralık'ta yan-flu ve- rilen perspektifle değil.. Şeklen. Müzakereler başlar, çünkü müzakerelerin baş- lamasının AB'ye bir zaran yoktur. Nihayet var olan kurullarçalışacaktır. Türkiye-AB ilişkilerinin hiç ol- mazsa bugünkü düzeyinde sürdürülmesi ve Tür- kiye'nin küstürülmemesi için bu gereklidir. Türki- ye de şeklen ve bilerek bu oyunu oynamak zorun- dadır. Ancak.. durumu bilerek... Değişen duruma uygun pozisyonlannı alarak, öncelikle de Kıbns konusunda.. Protokolün imzalanmasından öte, burada önemli olan, Papadopulos'un Kıbns'ta An- nan Planı'nda (zaten çöpe gitti!) öngörülenden da- ha fazla bir şeyler elde etmesine fırsat verilmeme- sidir. • • • Bütün bunlann ötesinde, AB'nin genişlemesinin durmasının Türkiye için daha büyük anlamı şu: Türkiye kendi kalkınmasını programlamak zo- runda! Türkiye siyasi kadrosunun, kalkınma me- selesini tam üyelikle AB'nin sırtına yükleme çaba- sı bitti! Şimdi ülkemiz boşluktadır! Ana perspektifi, orta ve uzun vadeli bir kalkın- ma planı, programı olmalı. Orta vade, Cumhuri- yetin 100. kuruluş yılı olan 1923'tür. Programın, bu tarihi aşan ve daha uzun vadeye yayılan hedef- leri zorunlu.. Burada boşuna yazıp çizdiğimin far- kındayım, ama ne yaparsınız ki, olması gerektiği- ni gördüğü şeyler konusunda insan ısrarcı oluyor! Ulkemiz ne yazık ki AKP gibi sıradan, ciddi id- dialan olmayan, ciddi büyük hedefler koyamayan, entelektüel kimlikleri zayıf, dünya kalkınma tarihin- den hiçbir şey öğrenmemiş ve öğrenmeye niyeti ve yetenekleri olmayan, Türkiye'nin kuruluş he- yecanının zerresini içinde hissetmeyen partife- rin egemenlikleri altında ezilip durmaktadır. Şimdi bunlann birkaçının gelip gideceği yıllan yaşayacak bu ülke yine.. AB perspektifi bitti, AB ile ilişkiler sü- recektir şüphesiz, ama Türkiye, Kafkasya ve öte- si başta olrnak üzere, yeni ekonomik hedeflere yönelecektir. Burada önemli olan, ülkenin kendini aşan, ken- dine meydan okuyan hedefler koymasıdır.. Beyaz Saray'ın Genişletilmiş Ortadoğu Projesi'nde asker rolü üsUenmeyi marifet bilen bu at gözlük- lü kadrodan kurtulsak bile, ülke içinde sayılan ton- larca olan benzer nitelikteki siyasi elitin suyunu sıksak ne çıkar dersiniz? Ama Türkiye bu, belli mi olur ve ve insandan umut mu yitirilir?! obursali@ cumhuriyet.com.tr ORDU AİLE MAHKEMESt'NDEN Esas No: 2003 '444 Karar No: 2004/670 Davacı Hakan Yücel vekillen Av. Kaşif Enginyurt ve Av Gül Tapık tarafından davalı Duygu Yücel aleyhine açılan boşanma davasının yapılan açık yargılaması so- nuda, mahkememizden verilen karar davalıya tebliğe çıkartılmış, davalının adresınde bulunmadığından ba- hisle teblıgat mahkemenuze ıade edilmiş, tûm aramala- ra rağraen adresi tespit edilemeyen davalıya karann ilan yolu ile tebliğıne karar verilmiştir. Mahkememizce yapılan açık yargılamalar sonunda aşağıdaki şekilde hükdm kurulmu^tur. Hüküm: Yukanda açıklanan gerekçeyle; 1- Davacı tarafça açılan boşanma davasının kabulü ile davacı eş yönünden ortak yaşanı kendisinden bek- lenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı anlaşılmak- la Ordu ili, merkez ılçe, Karapınar Mah., cilt no: 6 ha- ne no: 52'de nüfusa kayıtlı Yekta ve Günay'dan olma Ordu 26. 03.1971 doğuinlu davacı Hakan Yücel ile yi- ne aynı yer ve hanede nüfusa kayıtiı Tahır ve Nur- ten'den olma Kartal 17.12.1979 doğumlu davalı Duygu Yücel'üı TMK. 166/1. maddesi uyannca boşanmalan- na, 2- Taraflann müşterek çocuğu 30.08.2000 dogumlu Günay Yücel'in velayet hakkının davacı babaya veril- mesine, her yıl dıni bayjamlann 2. günü sabah saat 08.00'de alınmak, aynı gün akşam 17. OO'de iade edil- mek ve 1-31 Temnıuz tarihJen arasında 1 Temnıuz gü- nü sabah saat 08. OO'de alınmak ve 31 Temmuz günü akşam saat 17.00'de ıade edilmek üzere müşterek çocu- ğun davacı baba yanından alınıp darvalı anne yanına ve- riknesi suretiyle çocuk- anne yönünde kışısel ilişki te- sisine, 3- Taraflann müşterek çocuğu olarak gözüken 27.09. 1998 doğumlu Çakıl Nur Yücerin velayet hak- kının davalı anneye verilmesine, her yıl dini bayramla- nn 3. günü sabah saat 08.00'de alınmak aynı gün ak- şam 17.00"de iade edilmek ve 1-31 Ağustos tarihleri arasında Temmuz günü sabah saat 08.00'de alınmak ve 31 Temmuz günü akşam 17.00'de iade edilmek üzere müşterek çocuğun davalı anne yanından alınıp davacı baba yanına verilmesi suretiyle çocuk-baba yönünde kişisel ilişki tesısıne, 4- Taraflann birbirlerinden tazminat ve nafaka talep- leri ohnadığından bu hususta hüküm kurulmasına yeT ohnadığına, 5- Peşin alınan harcın mahsubu ile 2 220.000.-TL. harcın davalıdan ahnarak Hazine'ye iıat kaydına, 6- Davacı tarafça yapılan 410.210.000.-TL. yargıla- ma giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7- Davacı kendisini vekille temsil ettırdiğinden avu- katlık asgari ücret tarifesi üzerinden hesaplanan 300.000. 000.-TL. ücreti vekâletin davalıdan alınarak davacı vekiline verilmesine, Yaıgıtay yolu açık olmak üzere davacı ile davacı ve- kilinin yüzüne karşı davalının yokluğunda verilen ekli gerekçeli karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 07.10.2004 Basın: 27356
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog