Bugünden 1930'a 5,438,586 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

16 NİSAN 2005 CUMARTESİ CUMHURİYET SAYFA 17 Kundaklananlar Köy Enstitülü emekli öğretmen Ab- dullah Kaygısız, acılı yaşamöyküsünü kitaplaştırdığı "Ateş Çembe/f'ndeTür- kiye öğretmenler Sendikası'nın (TÖS) 1968 Kayseri kongresine düzenlenen saldırıyı anlatır. Kışkırtılmış ve çoğunlu- ğu işçi ile çıraklardan oluşan bir grup, kongrenin düzenlendiği salonu kundak- lamaya çalışmaktadır. Benzin buharı ve duman ortalığı sa- rarken, dışarıda saldırganlar ellerinde sopalar ve kesici aletlerle beklemekte- dir. Köy Enstıtüsü kökenli TÖS Başka- nı Fakir Baykurt ve arkadaşları, ellerin- de kırılmış sandalye ayakları, üstleri baş- ları paramparça, kendilerini korumaya çalışmaktadırlar. Aniden saldırganlardan biri salondan içeri girer. Abdullah Kaygısız, o anı ve sonrasında gelişenleri şöyle aktanr "Sal- dırganın elindeki kesici aletler alındı ve biryere oturtuldu. Soluksoluğa nefes alıyordu. Kırılan buzdolabından çıkarı- lan birsan Frukoyu ağzı kuruyan insan- larbımryudum alaraknefes almaya ça- lışırken, Fakirmüdahale etmişti. 'Dost- lar, bu işçi kardeşimiz bizden dahayor- gun, bakın kan ter içinde. Lütfen bu ar- kadaşa verelim o içsin, biraz susuzlu- ğunu gidersın' dedi. O işçi Fruko şişe- sini dikip son damlasına kadaryudum- larken Fakir'ın 'Iç yavrum iç, sen bura- ya gelmedin, seni buraya gönderdiler' sözünü hiç unutamam." Yarın kuruluş yıldönümünü kutlaya- cağımız Köy Enstitüleri yalnızca kapa- tılmakla kalmamıştır. Omuzlarında hep soaımlulukyükütaşımış, insancadeğer- lerle yüklü bir öğretmen kuşağı da kun- daklanmıştır. Hekimlenin çığlığı Hekimlerde bıçak kemiğe dayandı demek! TürkTabipleri Birliği'nin (TTB) "Ar- tık Yeter!" başlıklı duyurusu, kendi de- yimleriyle adeta bir "Nereye kadar?" çığlığı: "Bu çağrı; kurumların çökertil- masiyetmezmiş gibieğitim hastanele- rindeki3 bin uzman, başasistanı birge- cede sürme girişiminde bulunarak, ku- rum hekimliklerinde görevyapan 5 bin meslektaşımızın gsleceğini belirsizleş- tirerek, 45 bin 100pratisyen hekimin en azından yansını işsizliğe, diğar yarısını ise günde 24 saat 7 gün çalışmaya zor- layarak, Kamu PersonelKanunu ile tüm hekimler ve sağlık çalışanlanna iş gü- vencesizsözleşmeliistihdamı esas ala- rak, dahası hekim ve sağlık çalışanları- nı asgari ücretin 3 katına kadar ücret- lerle, birkaç aylığına taşeron firma işçi- lerine dönüştürmeye çalışarak, çalış- ma ortamımızı tahrip eden sevgisiz, hürmetsiz uygulamalara ıtirazımızdır." Hekimler ne istiyorlar? Sürgünlerin önünü açan Atama ve Na- kil Yönetmeliği'nin ilgili maddelerinin kaldırılmasını istiyorlar. İş güvencesiz, sözleşmeli istihdamı sağlayan "Kamu Personel Kanunu" taslağı dahil tüm gi- rişimlerin durdurulmasını istiyorlar. Insan- ca yaşayabilecek, adil bir ücretlendirme polıtikasının sağlanmasını istiyorlar. 15 yeni tıp fakültesi açma girişimlerinin dur- durulmasını istiyorlar. Sağlığı birhakol- maktan çıkarıp kişilerin sorumluluğuna bırakan "genelsağlık sigortası kanun ta- sarısının" geri çekilmesini istiyorlar... Hekimler ne yapacaklar? Acil hizmetler ile çocukların, hamile- lerın, diyaliz hastalarının, yoğun bakım hastalarının ve kanserli hastalann acil ol- masa bile her türlü tıbbi tedavisi aksa- tılmamak koşuluyla, yanı "iyi hekimlik" sorumluluğunu unutmadan 21 Nisan Perşembegünü mesleklerine, gelecek- lerine ve sağlık hakkına sahip çıkacak, dolayısıyla hızmet sunamayacaklar! Yani hekimler, 21 Nisan'da g-ö-rev yapacaklar. IŞIK KANSÜ Oyun belliTBMM Başkanı Bülent Arınç'ın, Meclis'te 1995'te okunan "Yunanistan'ın Ege'de karasularını 12mile çıkarmasının savaş nedeni sayılacağına" ilişkin bildirinin artık kaldırılması gerektiği yolundaki açıklaması yakla- şık bir haftadır tartışılıyor. Dışişleri'ndeki kimi kay- naklara bakarsınız, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Arınç'ın sözlerine katılmıyor. Abdullah Gül'ün açıklamala- rına da bakarsanız, Dışişle- ri Bakanı "ortadan" gidiyor: Iç kamuoyuna "Türkiye'nin Ege sorunlarıyla ilgili tavrı bellidir ve bunda da herhan- gi bir değişiklik söz konusu değildir" derken, To Vima gazetesine verdiği demeç ile de Yunanistan'a "TBMM Başkanı'nın tavrı, Meclis'in ve halkın duygularını ortaya koyuyor" iletisini gönderiyor. Olup biteni sanırız en açık biçimde DYP Genel Başka- nı Mehmet Ağar yorumla- dı: "Anlaşılan odur ki, hü- kümet, tıpkı Kıbrıs konusun- da olduğu gibi, AB ile sür- dürdüğü tavizci müzakere- ler sonucunda, Yunanis- tan'ın taleplerini de kabul etmek hususunda baskı al- tındadır. Bu baskı sonucu şimdi kendi yapamadığını Sayın Meclis Başkanı'na söyleterek kamuoyumuzda bir tartışmayı başlatmak ar- zusundadır." Kanatsız Demokrasi UĞURCANKOÇAK O kadarfarksızlar ki birbirlerin- den, hangi milletvekilinin hangi partiden ayrılıp neden diğerine gittiği sorunsal olarak sadece "li- deri sevmemek", "başbakanla görüşememek", kısaca "adam yerine konmamak" gibi bahane- lerle açıklanabiliyor. AKP'den ay- rılanları bir kenara koyun. Bu par- ti aynı Özal'ın partisi gibi bütün yurt çapında çıkar ortaklığı kur- muş, bir iki sermaye grubunun menfaatları ile bütünleşmiş mih- raklartarafından rengine, geçmi- şine, ırkına, cinsine bakmadan ama eski partilerden özenle se- çilmiş kişilerden oluşturulmuştur ve yine ANAP gibi elbette bu par- ti de toplum içinde "misyonerlik görevini" tamamlayınca veya tü- müyle deşifre olunca dağılıp gi- decektir. Bu çok partili rejime geç- tiğimizden beri böyledir. Demok- ratik rejimlerde pek yadırgana- cak bir durum değildir bu, çün- kü sonuçta demokrasi "sınıflar arası dengeyi" ve hatta uzlaş- mayı sağlayan rejimdirtanım ola- rak.Sermaye yani para, yönetti- ği kişileri kendi konjonktürel ko- numuna göre şekillendirir, kulla- nır veya bir kenara iter. 200 yıllık Batı demokrasisi iki savaş arasın- da geçirdiği deneyimlerle bunu acı şekilde halkın kendisine ödetmiş ve sağ-sol bölünüşünü "pazar ekonomisinin" cangılında dene- tim altına almıştır. Her iki kesim de bu ekonomik yapının ürünü ol- dukları gibi sonucu olmak ve can- gılı yönetmek görevini de üstlen- mişlerdir. Sosyalizmden çark edenler ise aynı ekonomik yapı- nın yönetimine "soldan"talip olan "sosyal demokrat" aktörler ola- rak kendilerine rol biçmişlerdir. Bizdeki durumun da hiçbir şekil- de bu şemadan ayrıklığı yoktur. Fark sadece sermayeye hizmet aşkıyla" yanıp tutuşan oyuncula- nn değişmesi yerine tümüyle par- tilerin değiştirilmesidir. Arada bir ordu hizaya gir komutu verir, ba- zılannı da genel istek doğrultusun- da bir kenara iter ama "para" yö- neteceği yönetici insanları kendi bildiğince seçtiğinden adı değiş- mişleryeniden işbaşına gelebilir. Bu politikalar sonucu ya "5 sente muhtaç" duruma girmişiz- dir ya da "borç faizi ödemek için hiçbirkuşağın ömrüyetmediğin- den torunlarımızın torunlarına milyonlarca dolarlık cirolar" yap- maktayızdır. Sosyal demokrasi- nin ise sağcı aktörlerden hiçbir far- kı yoktur. Hepsi tek tek "iyi nite- likli" olan bu insanlar sağcı bir görüşe göre organize olmuş par- tilerde bir araya gelerek, bazen sosyal demokrat, bazen demok- ratik sol, bazen Anadolu solu, kı- saca sağdan gelip solcu olmaya kalkışan hilkat garibesi partiler kurar veya böylelerine girerler. Türkiye'de çok partili rejime geçildiğinden beri bu oyun böy- le oynanacaktır denilerek tüm si- yasi aktörlere ezberletilmiştir. Bu ezberin bozulduğu tek durum 27 Mayıs sonrasında kurulan Mec- lis ve yapılan anayasa olur. 61 Anayasası ile aralanan kapıdan içeri biraz olsun gerçek demok- rasi ışığı girmiş, seçim sistemi ve siyasi partiler kanunu değişmiş; halkın tüm kesimlerinin ve bir tek oyun bile değerlendirildiği bir se- çim sistemi sayesinde asılmak- la,boğdurulmakla, yasaklanma- larla, hapislerle budana budana güdükleşen ve artık yeşeremez denilen sosyalist sol Meclis'e yüz- de 3 gibi bugüne göre bile iyi sa- yılabilecek bir oranla girmiştir. Gerçekdemokrasinin bu süreç- te tüm ezberleri bozduğu ve de- mokrasinin gerçekleşeceği ilk mekân olan Meclis'e demokra- tikkalite" kazandırdığı bilinmek- tedir. Gerçek anlamı ile sol düşün- ce kapitalist pazar ekonomisinin yarattığı sosyal dengesizliğin çö- zümünü bulacak yolları açmak- tır. Bu noktada önce sosyal de- mokratlaşarak, ardından demok- ratik sollaşarak, ardından sıra- dan ve baskıcı birdevletçiliği be- nimsemiş "tehlikeli" bir sol ola- rak kapitalizmin yollarını temizle- meye girişmiş bir orta-soldan bahsetmediğimiz ortadadır. Demokrasi ancak böylesi olu- şumların Meclis'te temsil edilme- si ile olanaklı olacaktır. Bundan na- sıl bu kadar emin olabildiğimiz sorusunun yanıtı ise TlP'in 40 yıl öncesinden dilegetirdiği heryan- lışın faturasının bugün nasıl bü- tün millete ödetildiğini yaşıyor ol- mamızda kendini bulmaktadır. Geçenlerde yazdığımız gibi ABD bu ülkenin topraklarını işgal altın- datutuyor diyerek bayrak açma- mızı eleştirenler şimdi bu ABD üslerini Pentagon'akullandırmak için istedikleri rahatlıkta davra- namıyorlar çünkü bizzat halkın kendisi bunlara engel oluyor. Do- ğu mitingleri ile Kürt sorununa ilk kez akla uygun çözüm yollarını öneren TlP'in demokratik açılım- larını dinlemeyenler şimdi çok daha ağır bedelleri "Türk"üy\e "Kürt"üy\e yoksul halkları birbi- rine kırdırarak gene demokrasi- ye ödetiyorlar. Bu örnekler abar- tısız yüzlerce örnekle çoğaltılabi- lir. Ama esas olan gerçek anlamı ile sol bir parti bu Meclis yaşamı- nın içine girmezse bu demokra- sinin sürekli yerlerde sürünmeye devam edeceğidir. Unutmamak gerekir ki kamuoyu yapıcısı ola- rak çalışan sivil toplum örgütle- rinin vazgeçilmez varlığı siyasi anlamda temsil niteliği kazan- mazsa gün geçtikçe güçlenen orta sınıf ideoloijleri "din" ya da "milliyetçilik" kisvesi altında ta- lep karşılayıcı olarak ortaya çı- kacaktır. Işin ikinci yönü ise böy- le bir sol partinin olmaması ne- deniyle binde 3 oranını bile ya- kalayamamış bir solun nasıl Mec- lis'e gireceği sorusudur. İnsan- lar ancak kendi düşüncelerini Meclis'te temsil edebilecek bir si- yasi sisteme sahip, bir siyasi par- tiler ve seçim kanununa sahip- seoylarını düşündükleri gibi dü- şünenler için kullanacaklardır. Yoksa istikrar sağlamak üzere yüzde 10'luk barajların ardından yürütülen bir siyasi ortamda "oyu- ma zarar gelmesin" diyerek is- temedikleri bir partiye oy veren ya da son seçimlerde görüldü- ğü gibi yüzde 45'i sırf bu neden- le oy vermeye bile gitmeyen in- sanları düşünecek olursak bu seçim sistemini savunmanın ve hatta içinde yeralmanın demok- rasiye hiçbir katkı sağlamaya- cağı ortadadır. Erken seçim laflarının telaffuz edildiği şu günlerde bu işin sınır- larını zorlamanın ve Meclis'te ger- çek bir sol parti olmasının bir yo- lunu bulmak için yazmaya ve dü- şünmeye devam edeceğiz anla- şılan. + Yerel Yönetimler Araştır- ma Yardım ve Eğitim Der- neği'nin (YAYED) yayımladı- gı "Bölge Kalkınma Ajans- lan Nedir, Ne Değildir" baş- I1K.J1 kitap, Türkiye'nin başı- na geçirilmek istenen olası "çuval"\ar\ açığa kavuştur- mak açısından çok dlkkat çekici. örneğin, YAYED Başka- nı Deniz Sayın kitaptaki makalesinde "Amaç ve kat edilen yol, halktan gizlen- mektedir" demiş ve uyarı- Ozerk bölge çuvalı larını peş peşe sıralamış: "Hizmet ve görev alanlan saytlarak sınırlandınlmış; uluslararası antlaşma ve şartlarla sınırları yumuşa- tılmış, yetkileh eritilmiş bir merkezi idarenin; yasama yetkisi sınırlandınlmış ulu- sal yasama meclisinin bu- lunduğu biryerde ve üste- lik Dünya Tîcaret örgütü, Dünya Bankası, IMF ve OECD gibi küresel örgütle- rin 'vesayeti' aitındaki bir devlette özerk bölge ida- relerini yeniden değirlen- dirmekgerekmektedir. Böy- le biryapıyı göz ardı ede- rek; özerk bölge idareleri- nin norm koyma yetkisinin sınırlı olduğunu söylemek, bölge anayasasının olma- ması nedeniyle özerklikle- rinin yeterli olmadığından söz etmek; bölgelerin ulu- sal mecliste temsil edilme- yişini dayanakyaparaküni- ter yapının sürdüğünü söy- lemekyeterliolmayacaktır. Yeni dünya düzeninde, özerkbölge idareleri ve bu yapının siyasal etklleri ye- niden sorgulanmalı, değer- lendirilmelldir." Deniz Sayın, fazla yoru- ma girmeden tepemizdeki çuvalı göstermiş, "Çuval- lanıp çuvallanmamak eli- mizde" der gibi... KÎM KİME DUM DUMA BEHÎÇAK behicakditurk.net __-:—- £^p—1^1==. ÇtZGtLİK KÂMtL MASARACI kamilmasarach"mynet.com t HARBt SEMİHPOROY semihporoyi'i yahoo.com HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BIUUN hayatepik(wmynet.com Ç0CU6UMU ANCA SEN *' ÎYİ EDERMİ$SİN C 7 DOKTORHANIM AbhA, SCAHtUYE DÖNEMİ 6ÎBt s--' iAÇILIP SAÇ11MASAN tYtYDtl.. TARtHTE BUCÜN MÜMTAZARIKAN 16 Nimuı tvurw.mumtas-arikan.com YAZAR ANATOLE FRANCE fr/. ÖZEL SAGNAK NtLGÜN CERRAHOĞLU AB'ye Veda mı? Brüksel'de, 17 Aralık zirvesini birlikte izlediğim Avru- palı gazetecilerden biri aradı dün: "Ne oldu? Bu iş bit- ti ml?" diye... "Bunu da nerden çıkardın?" diyemedim. Dinledim sa- dece. Zirve koridorlarında birlikte koşuşturduğumuz meslektaşım devam etti: "Aradan yalnız dört ay geçti. Bambaşka bir ülke var karşımızda. 17 Aralık öncesinde Türkiye'de Kopenhag kriterleri ve reformlardan başka şey konuşulmuyordu. Erdoğan, Gül, sanayiciler, aydınlar, basın yekvücut 'Avrupa'dan tarih almaya' kilitlenmişti. Kamuoyu, ko- ro halinde bu projeyi destekliyordu. Yapılan tüm kamu- oyu yoklamaları yüzde 70 ağırlıkla, Türkiye'yi Avru- pa'nın enAB 'ci ülkesi gösteriyordu. Bu kadarkısa sü- rede her şey nasıl değişti? Avrupa nasıl buzdolabına kaldırıldı ve unutuluverdi? TürkiyeAvrupa'dan uzaklaş- mak için elinden gelen her şeyi yapıyor şimdi!" Boşa alınmış araba gibi Avrupa başkentlerinde şaşkınlık ve tepki yaratan tüm gelişmeleri sonra art arda sıraladı Avrupalı meslektaşım: "Hükümetbaşmüzakerecikonusunda ipe un sermek- le işe başladı. Ankara'daki ilk troika toplantısı, kadın~ lann meydan dayağından geçirilmesiyle karşılandı. Da- yağın yarattığı şok, en yüksek mercilerin ağızlarından Türkiye'ye iletilirken, bu kez de piyasaya gazetecileriçin ağırhapis cezaları öngören bir TCK çıktı. Karikatürist- ler dahil önüne gelen gazeteciye dava açan Erdoğan; mesleklerini icra eden basın mensuplanna 'Avnıpa'ya servis yapıyorsunuz, ülkeyi ispiyonluyorsunuz' diye gözdağı vermeye başladı. Hükümeti sorumluluğa da- veteden TÜSİAD'ı 'işinize bakın' diyepayladı. Yetme- di, Orhan Pamuk'ı/n kitaplannın toplatılması gibi fa- şizan önerilerle gündeme gelen devlet görevlilerine karşı hiçbirişlem yapılmadı. Türkiye'de neler oluyor?' derken Trabzon daki linç teşebbüsü patlak verdi. Sal- dırganlar yerine kurbanların tutuklanması, bardağı ta- şıran son damlaydı. Absürt bir Kardak krizi de cabası. Şok üstüne şok. Nereye kadar? Neyapmak istiyorAn- kara?". Bilsek! Biz de bu sorunun cevabını arıyoruz: "Anka- ra ne yapmak istiyor?" Meseie Brüksel'in 17 Aralık'ta verdiği "ucu açık" ya- nıtsa, tepki böyle gösterilmez. Komisyon'un 6 Ekim ra- pomnda,Türkiye'yesunulan7(vavpaperepeM///n/h"sı- nırları belliydi. Perspektifin muğlaklığı, Ankara'yıtatmin etmediyse, yapılacak şey, "şartların kabul edılmez ol- duğunu" mümkün olan en seri tavırla Brüksel'e iletmek- ti. 17 Aralık'ta müzakere tarihi alınamazdı belki ama AKP hükümetinin içerde, dışarda saygınlığı ve inandı- rıcılığı artardı. Başlıca tasaları, "uygarlık çatışmasını bertaraf et- mek" olan AB çevreleri iseerya da geç, Türkiye'nin önü- ne daha makul bir öneriyle gelmek zorunda kalırdı. Ankara kriterlerinin ne olduğu anlaşıldı AKP hükümeti oysa bunun tam tersini yaptı. Brük- sel'in "bon pour l'orient" (Şarka yeter) şartlarını; olabi- lecek en alaturka tutumla yan cebine attı. "Tarih alalım da sonrası Allah kerim!" diye düşündüler. Bu bir yandan ülke içindeki AB karşıtlarının elini güçlendirirken; AKP içindeki çözülmeler ve tereddüt- lerdearttı. Iktidarpartisinden kopmalar başladı. "Dö- nüşü olmayan biryola giriyoruz. Acaba doğru bir iş mi yapıyoruz?" şeklinde kuşkular ortaya çıktı. Ve AB projesi sahipsiz kaldı. AB yolundaki Türkiye şimdi boş vitese takılmış bir araba gibi son sürat duvara doğru gidiyor. 17 Aralık arifesinde Erdoğan hatırlayacaksınız: "Ta- rih almazsak dünyanın sonu değil. 'Kopenhag kriterle- rini Ankara kriterleri' yapar, yolumuza devam ederiz..." diyordu. Aradan geçen dört ay içinde "Ankara kriterle- rinin" ne olduğu anlaşıldı. AB projesinin boşlanmasıy- la birlikte ortalığı hemen bir "derin devlet" muhabbeti aldı. "Derin devleti" yakından, içerden tanıyan tanıklar, reçeteyi verdiler: "Boşluk doğarsa durumdan vazife çıkartan derin devlet devreye girer!" Işte "teM/Were"dayananAByolculuğu, bu kadar olu- yor. "Uygarlıkprojesidir" öerken, projeye sahip çıkacak bir siyasi sınıf ve devlet adamı lazım. AKP'nin "projesi" kısa soluklu "taktikle" sınırlıymış; generalleri devre dışı bırakmak, dine yer açmak ve oy avcılığından ibaret bir "taktik"m\ş meğer. 17 Aralık'tan bu yana geçen dört ay, bu açıdan çok öğretici oldu. Avrupa'nın "bon pour l'orient" şartları ile "Ankara kriterleri" arasında sıkışıp kalmak... Ne kötü kader! BULMACA SEDATYAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1/Civanperçe- mi bitkisinin, yalnız Ulu- dag'dayetişen beyaz çiçekli bir tüm. 2/Sı- vas'ınbirilçe- si... fskambil- deki dört renktenbiri.3/ Mayalı ha- murdan yapı- lan ve sac üze- nndepişirilenbirtür yufka. 4/ Mikroskop camı... tçine süt sağı- lankap. 5/Dumanle- 3 kesi... "Bir — sesi duymaya göreyim / İki gözüm iki çeşme" (Orhan Veli). 6/ Ka- tılmış, ulanmış par- 8 ça... llgieki... Iticine- 9 den, güdü. 7/Lozan Antlaşması'nın yapıldıği sa- ray... Yabanıl hayvan bannağı. 8/Yankı... Tayin. 9/ Eskiden dervişlerin başlanna giydikleri, tiftıkten yapılmış takke. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/Halk dilinde anason bitkisine verilen ad. 2/Kir- li ışler yapan bir örgütün başı... Dantel ya da na- kış ipliği yumağı. 3/Ürenin kanda birikmesi so- nucu ortaya çıkan hastalık... İnci Aral'ın bir roma- nı. 4/Parlak kırmızı renkte bir süs ta$ı... Kayak. 5/ Konut... Gözü kapall inanılan düşünce; dogma. 6/ Bırpeygambere inanan insanlannrümü... Hitit. II Eskiden şairi bilinmeyen şiirlenn altına yazılan söz- cük... Bir zaman birimi. 8/"— derdim var birbi- rinden seçilmez / Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm" (Karacaoğlan)... Bir şeyi unutmamak için parmağa bağlanan iplik. 9/ "Anna —": Tolstoy'un ünlü romanı.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog