Bugünden 1930'a 5,438,865 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

15 NİSAN 2005 CUMA CUMHURİYET SAYFA J\_ U J_i 1 U JY kultur(a)cumhuriyet.com.tr 15 Kıral hem festivalde hem de sinemalarda gösterilen son filminde geçmişiyle yüzleşmeye girişiyor Yılmaz Güney'in anısına SUNGU ÇAPAN Gitgide sulu sepkene dönüşen film yağmuru altındaki hummalı festival koşuşturmacamıza bu haf- ta son anda sığıştırdığımız Yolda, hem festivalin anadamarı niteliğin- deki 2 kulvarda (uluslararası ve ulu- sal yarışmada) yer alan, hem de mecburen bıraz askıya aldığımız pıyasada da gösterime çıkan, çok özel bir film. Avcı'dan beri (1997) suskun kalan Erden Kıral'ın, yak- laşık çeyrek yüzyıl kadar önce us- tasıyla arasında geçenlerden esınle- nip bizzat yaşadıklanyla kurmaca bır yol hikâyesini hannanlayarak yeniden kamera başı yaptığı ve Yıl- maz Güney'in anısına adadığı Yol- da, öncelikle o dönemi yaşayan, Güney mitosuna yabancı olmayan sinemaseverlere ilginç gelebılır. En verimli çağında kanserden yitirdi- ğimiz, oyunculuk döneminde hal- kın ona yakıştırdığı Çirkin Kral yaf- tasından zamanla kurtulup Seyyit Han (1968) ve Umut'la (1970) si- nemamızı dışarıya açan, başarılı bir senaryo yazarlığı ve yönetmenhk aşamasına geçerek (ve Yeşilçam'da çevresine örülen tüm engelleri aşa- rak) kariyerini devam ettirırken o meşum Yumurtalık olayıyla hapse düşen, kaçtığı yurtdışında da 'işini' sürdüren, gerçekten yaşarken efsa- neleşmiş bu büyiik sinemacımızın yurtdışına firar etmesinden önceki, hastalığının da iyice ortaya çıkma- ya başladığı son döneminden kısa ama çok kritik bir iki günlük kesit sunuyor 'Yolda'... Sıkıyönetlm baskısı 12 Eylül'ün karabasan gibı ülke- nin ümüğüne çöktüğü, çeşitli ya- saklamalar, kısıtlamalarla süren, sıkı yönetim baskısının alttan alta süregeldiği, 1980'liyıllannbaşın- da, ustasırun verdiği, ilk adı Bay- ram olan Yol'un senaryosunu çe- ken, çıçeği burnunda, genç ve ateşli çırak yönetmen Erden Kıral ile trajik yazgısına karşın, hâlâ aşılmamış başyapıtlarıyla son çey- rek yüzyılda sinemamızı uluslara- rası arenaya taşıyan ustası Yılmaz Güney'in ve yakın çevresındekıle- nnkahramanlan oluşturduğu film, yakın tanbimıze özgü, askerin mü- dahale ettiği, protestocu bir grup solcu tutuklunun topluca halay A vcı'dan beri (1997) suskun kalan Erden Kıral 'ın, yaklaşık çeyrek yüzyıl kadar önce ustasıyla arasında geçenlerden esinlenip bizzat yaşadıklanyla kurmaca bir yol hikâyesini harmanlayarak yeniden kamera başı yaptığı ve Yılmaz Güney "ın anısına adadığıYolda, yaşarken efsaneleşmiş bu büyük sinemacımızın hapisten yurtdışına kaçmasından önceki, hastalığının da iyice ortaya çıkmaya başladığı son döneminden kısa ama çok kritik bir iki günlük kesit sunuyor. Yönetmen, senaryo: Erden Kıral / Kamera: Zekeriya Kurtuluş / Müzik: Taner Ayan, Arı- kan Sarıkaya / Oyuncu- lar: Halil Ergün, Yeşim Büber, Serdar Orçin, Edip Saner, Kevork Türker, Önder Çakar, Iştar Gökseven, Yelda Reynaud, Israfil Köse, Mehmet Esen / 2005 (özen Film) çektiği, kanlı bir cezaevi isyanını aktaran, bozuk belgesel haber gö- rüntüleriyle açılıyor. Bulunduğu açıkhava cezaevınden 'teşekkül oluşturduğu 1 gerekçesiyle kapa- lıya nakledileceğinden ve hakkın- da açılmış, çoğalarak süren dava- ların aleyhine gıdişınden endişelı, aynca sağlığının gıtgıde bozulma- sından da tedirgin olarak 'içerde' çile dolduran ve vakti kalmadığın- dan bir an önce filminı bıtırmek ıs- teyen usta (Halil Ergün), karısı (Yeşim Büber) aracıhğıyla 'kafa- sının dikine gidcrek' çalışan çı- rak yönetmene (Serdar Orçin) filmi durduruyoruz emrini iletiyor Zaten akıl hastanesınde, özel bö- lüme yatırdığı karısının (Yelda Reynaud) durumu yüzünden al- lak bullak olmuş çırak, bır de yö- netmenlıkten azledılınce iyice yı- kılıyor. Yıllardır yüzüne karşı hiç hayır diyemeyecek kadar hayran olageldiği ustası tarafından beğe- nilmemek onu çok kınyor. Bu hak- sız kararını ustasıyla konuşup tar- tışmak ve ıçındekılerı ortaya dök- mek ıstıyor yüz yüze. îki sıyasi şu- be polisiyle (Donald Suther- land'ın hınzır ifadesine sahip Ön- der Çakar'la, Yılmaz'la süreklı takışan, kompleksli, aksı ve zorba bır polıs kompozisyonu çıkaran Edip Saner gelecek vaat ediyor- lar) babacan bir komiserin (Ke- vork Türker) eşlığınde bır Chev- rolet'ye doluşup B tıpı yeni bir ce- zaevine nakledilmek üzere yola çı- karılan ustayı takip eden, nereye yollanırsa peşinden giden fedakâr kansıyla yakın bir adamının (İştar Gökseven) arabasında, mutlaka ıçındekileri boşaltmak isteyen, us- tasına bazı soracakları olan çırak yönetmen de var Dünyanın bütün derdını tasasını taşırmışçasına bezgin ve bedbin takılan bir 'ağır ağabey', özgürlüğünü yitirmiş, geleceğinden kaygı duyan ve ya- ratıcı sancıları çeken, ketum usta, bir motel odasında yalnız kaldık- larında yurtdışına kaçma kararını açıklıyor karısına. Aynı motel, çı- rak ve ustasının hesaplaşmasına da sahne oluyor. . Yollarda araç denetleyen aske- rinden garson çocuğuna ve asılmış torununun cenazesini taşıyan yaş- lı dedesine kadar yediden yetmışe halkın gönlünde taht kurmuş, her türlü koşulda ve durumda halkıy- la bütünleşip kaynaşmış Yılmaz'ın bunca sevilmesını, gelınle dama- dın Yılmaz'ın elım öptüğü o ca- fe'dekı cümbür cemaat Kürt usulü köy düğünü kafılesi bölümü gibi duyarlı, taşkın ama didaktiklikten de sıyrılamayan bcylik sahnelerle veren 'Yolda'nın çızdığı Yılmaz Güney portresınde ustanın yalnız adamlığını vurguluyor Erden Kı- ral. Yazdığı senaryolan yönetmen olarak çekememesının dramını ya- şayan hapısteki ustanın, büyük ya- ratıcılara özgü haşinligini, kırıcı- lığını, sevecenliği ve insancılhğıy- la dengeleyerek yansıtıyor film. (Bakınız: Şiddete meyilli ustanın onu öfkelendiren, motel odasında- ki tartışmada donmuş kalmış çıra- ğına vurmamak için sandalyeyi parçaladıktan sonra gözlerı dola- rak sıkı sıkıya sanldığı sahne.) Ka- rısı hasta çırak yönetmenin dra- mıysa, onca sevdiği, saydığı usta- sı tarafından yönetmenlik koltu- ğundan ındırılmesi. Bır de kocası- nın peşınde küçük oğluyla kent kent, cezaevi cezaevi dolaşan ka- nsının dramı var. Çıraflın ustası Uzun plan sekanslardan hoşla- nan Erden Kıral'ın bu kez mini- malist bir anlatım tutturduğu 'Yol- da 1 , tabutlu yaşlı adamın 'şahini avcı yapan yalnızlığıdır' deyışı gibi bilgece hikmetlenne, cezaevi aranması gibı kara mızah ama oturmamış ve çok uzun tutulmuş bölümlerine ve çırağın sanki usta- sıymışçasına yaşlı anasına telefon ettığı, aceleye getirilmiş izlenimi veren finaline karşın bizim baştan sona ilgiyle seyrettiğimiz bir film oldu. Fiziksel benzemezliği birya- na, usta rolündeki Halil Ergün'ün oyunu her türlü önyargıyı yıkacak düzeyde başanlı. Doğrusu bu film- deki, gerçekten yaşamış insanlar- dan esinlenen karakterleri bilen bı- zim kuşaktan sinemaseverlerin bu filmi okuyup algılaması kolay da, bırakınız 'Yol' başyapıtını filan, genelde Yılmaz Güney'i ve sine- masını pek de tanımayan yeni ku- şaklann ilgisini çeker mi bu 'Yol- da'? Inşallah. Son bir notda, mon- taj masasından yetişen 'Yol'un ve yılların yönetmeni Şerif Gö- ren'in 'Yolda'nın montajmı üstle- nip yapmış olması. IZLEYICI GOZUYLE... ERDAL ATABEK Doğa seni çağırıyor 'tmparatorun Yolculuğu' bu çağnyla başlar. Penguenler, bu frak giymiş tören aristokratı giysili se- vimli hayvanlar okyanusun mavi su- larından çıkıp çileli yolculuklarına başlarlar. Çoğu kez öğrenılmış bir tek sıra dizilişle sürdürülen yolculuk sabırlı bir hac yolculuğu gıbidir. A- ma onları bu yolculuğa çağıran ken- di içgüdüleridir. Toplanma yerlerini bulacaklar, orada eşlerim seçecek- ler, türlerinin sürekliliğini sağlaya- cak yavrular yapmak ıçin bırleşe- ceklerdir. Ama önlerinde buz çölle- rinde geçecek çok çileli bir yolculuk vardır. Erkek penguenlerln dansı Penguenler elbette bu eksi kırk de- rece soğuğa alışıktır ama sert rüzgâr- lar onları da zorlamaktadır. Buzda yürürken kimi zaman kayarlar, son- ra kendilenni toparlarlar, yolculuk- larını sürdürürler. Yön duyguları inanılmaz derecede güçlüdür. Gene de aralarında yönünü yitiren birisi vardır, bu dondurucu soğuk çölde tek başına kalan bır canlımn artık şansı kalnıayacaktır. Büyük pengu- en topluluklan her yıl toplandıklan yere ulaştıklan zaman artık dalgala- nan bir canlı denizi gibi eşlerini arar- lar. Eşinı bulan erkek penguen dan- sa başlar. Ayakları, boyunlan, gaga- ları bir aşk dansını yaparken birleşe- rek yapacakları yavrulannın da ge- leceği belirlenmektedir. Artık erkek ve dişi birleşecekler- dir ve dişi penguen ıçındekı yumur- tasını büyütecektir. Penguenler tek eşlidirler, eş durumları bir yıl sürer, yavrularını birlikte büyütürler, son- ra da herkesin kendı yaşamını sür- d'jrmesi için ayrılırlar. Doğanın top- lumsal yasası budur, birleşmenin amacı yavru yapıp büyütmektir, tü- rün devamı böyle sağlanacaktır. Ba- yan penguen yumurtladıktan sonra yumurtayı iki ayağının üzerine alır ve karın tüyleriyle örter. Yumurta soğuktan dikkatle korunmalıdır. Da- ha sonra yumurtayı baba penguene aktararak kendisi denize, beslenme- ye gider. Dört aydır hiçbir şey yemc- miştir, şimdi o denızde avlanıp bes- lenecek, sonra da dönüp yavrusunu besleyecektir. Yavruları denize Inlnce... Kanarya yetiştirdığımız dönemde, benzer davramşları erkek ve dışı ka- naryalarda da görmüştük. Osman ve Ayşe, (kuşlarımızın adı böyleydi), yumurtalan birlikte koruyorlar, yu- vada sırayla yatıyorlardı. Yavrular doğduktan sonra da onları sırayla beslıyorlardı. Okyanuslardan dönen anneler ge- ne kilometrelerce yol yürüyerek kendilerini bekleyen eşlerinin ve yavrulannın yanına gıderler. Bu ara- da yavrular yıımurtalardan çıkmak- tadır, annelerinin gagasından beslen- meyi öğrenirler. Artık denize dönme sırası babalarındır. Anneler çocukla- nnı bellı bir büyüklüğe erışınceye kadar besler, sonra da yanlarından uzaklaştırıp onların keııdi yaşamla- nnı sürmelerini ister. Yavrular, deni- ze gidip yüzmeye başladıkları za- man artık anne babanın işi bitmiş, genç penguenler için kendi yaşam- ları başlamıştır. Luc Jacquet, bu değerli belgese- liyle bize yalnız penguenlerin yaşa- mını değil, kendi yaşamımızın doğa- sını da anlatıyor Mutlaka görülme- si ve üzerınde düşünülmesı gereken etkıleyici bir film. Yeni Başlayanlar.Yeni Başlayanlar.Yenl Başlayanlar.:: O şimdi Mahkûm Abdullah Oğuz'un yönetmenliğini ve yapımcıhğını üstlendiği "O Şimdi Mahkûm", bir devam filmi olmamakla birlikte 2003 yıhnda izleyiciyle buluşan 'O Şimdi Asker'i de içine alan dızınm ıkıncı fılmı. Yavuz Bingöl, Burhan Öçal, Gökhan Özoğuz'un başrolleri paylaştığı film, askerlığının bıtmesınden iki yıl sonra başarısız bir iş yaşamı olan Levent'in 'O Şimdi Mahkûm' adında bır sıt-com yazarak başrolünü oynamasını ıstediği Athena topluluğıınun solısti Gökhan'ın peşine düşmesini ve bir aksilikler zinciri A. A. Milne'in 1926 yıhnda yazdığı çocuk kitaplarından uyarlanan ve yönetmenliğini Frank Nisscn'in yaptığı 'Pooh's Heffalump Movie'. sonucu iki arkadaşın hapse düşmesini anlatıyor. Mlnlk Fil Heffalump/Poohs Heffalump Movle A. A. Milne'in 1926 yıhnda yazdığı çocuk kitaplarından uyarlanan vc yönetmenliğini Frank Nissen'ın yaptığı 'Pooh's Heffalump Movie', 2001 yapımı 'The Tigger Movie' ve 2003 yapımı 'Piglet's Big Movie'nin başarılannın ardından Pooh dizisinden yapılan üçüncü uyarlama. Filmde ' kahramanlarımızın ormanlarını Heffalump'lardan temizlemek için verdikleri mücadele anlatılıyor. sakin oi/Be cooi F. Gary Gray'in yönettiği filmde başrollen John Travolta, Uma Thurman, Vince Vaughn paylaşıyor. Film yapımcıhğından müzik endüstrisine yönelen Chılı'nın, yeteneklı şarkıcı Linda Moon'u yıldız yapma mücadclesini konu alıyor. Ayın Karanlık Yüzü Biket tlhan'ın yönetliği filmde başrollen Ali Poyrazoğlu, Mehmet Ali Alabora, Sanem Çelik paylaşıyor. Çekimleri Gökçeada'da yapılan filmde töre cınayeti hükümlüsü, tetikçi, tarihi eser kaçakçısı ve banka hortumcusu dört adamın kaçma, kovalama, tutku, hesaplaşma öyküsü anlatılıyor. Kar$ı Dalre/O outro Lado Da Rua Marcos Berstein'ın yönettiği filmin başrol oyuncuları Fernando Montenegro, Raul Cortez, Luis Carlos Perxy. Film, korkunç bır şüpheyle yolları kesişen iki yalnız ruha ilişkin dokunaklı bir dram. KEDt GÖZÜ VECDİ SAYAR Anadolu'da Sanat Malatya'dayız. Tiyatro, sinema, fotoğraf, karikatür, heykel, edebiyat ve müzikten oluşan bir demetle... Ne zaman Anadolu'da bir kültür seferine çıksak ya- nımızda olan dostlarla birlikte... Geçen hafta Kayse- rı'deydik, bu hafta Malatya'dayız. 'Avrupa-Anadolu Kültürteri Buluşması' üst başlığı altında iki kentte kül- tür ve sanat festivalleri gerçekleştiriyoruz. Orta Anadolu'nun nasıl bir çetin ceviz olduğuna bir kez daha tanık oluyoruz bu çalışma süresince. Ana- dolu'da sanat yapmanın, sanatçı olmanın güçlükle- rine, 'kurulu düzen'i oluşturan yapıların değişime ve yeniliğe nasıl direndiğine tanık oluyoruz... Ama bu ka- buğu kırmanın olanaklı olduğunu da görüyoruz aynı anda. Yeter ki, kolay pes edilmesin. Yeter ki, doğru insanlar, doğru kurumlar birbirini bulsun, güçlerıni birleştirsin; merkezle çevre arasında bir emir-komu- ta zinciri yerine, sağlıklı bir iletişim kurulabilsin. Türkiye koşullarında ütopik bir proje ile yola çıktık. Anadolu'nun kültürel açıdan yoksul kentlerinde ka- pasite geliştirme çalışması olarak tanımlayabileceği- miz bu projenin en ütopik yanı, farklı kültürlerin ürün- lerini ve farklı kültürel koşullanmalara, beklentilere sahip seyircileri buluşturmak değildi. Gerçekleşme- sinin ne kadar zor olduğunu gördüğümüz şey, çeşit- li aktörlerın ortaklaşa bir iş yapmaları konusunda ik- na edilmesiydi. 'Aktörler' derken kastettiğim, elbet- te merkezi hükümet, yerel yönetim, üniversite, özel sektör ve sivil toplurn... Şimdi, bu aktörlerin yan ya- na gelerek verimli bir çalışma ortaya koyamamaları- nın nedenlerine şöyle bir kuşbakışı bakalım dilerse- niz. Bir defa, hepsinde bu işi neden tek başına yapmı- yorum, neden bu iş tek başına benim olmasın duy- gusu var. Ve bunu yenmeleri hiç kolay olmayacak- mış gibi görünüyor. Ikinci sorun, aktörlerin tek başı- na bu işlerde ne derece istekli, ne derece yeterli ol- duöu sorunu... Once ilkinden başlayalım. Bu ülkede kımse birlik- te iş yapmaya hazır değil. örneğin, Kültür ve Turizm Bakanlığımızın kendi kurumları dışındakı sanat etkin- liklerine yaklaşımı hiç değişmez. 'Öteto'lerin düzen- lediği etkinliklere salon vermek, destek sağlamak, devletin asli görevi değildir. 'Ulufe' mantığı ile verilen sembolik desteklerle bir ülkede kültür ve sanatın yay- gınlaşması ne derece mümkün olur sorusunun yanı- tını arıyorsanız, şöyle bir Anadolu'ya çıkıverin. Ve gö- rün nasıl acılar çekiyor, kentine bir şeyler kazandıra- bilmek için çırpınan o bir avuç sanatçı ve sanat dos- tu... Bürokrasimiz onların işlerini kolaylaştırmak için değil, önlerine engeller koymak için yaratılmıştır. ör- neklerini sıralamaya kalksak gazetenin sayfaları yet- mez. Yaşadığımız son örnekle yetinelim: Bakanlıktan valilikler kanalı ile talep edilen destek hâlâ çıkmış de- ğil. Çünkü, makamda imza bekliyor. Bu hep böyle olur ve siz ne destek çıkacağını bilmeden projeyi başlatmak zorundasınızdır. Çıkabilir de, çıkmayabi- lir de... Siz bütçenizi bir bilinmeyene göre ayarlamak zorundasınızdır. Çünkü destek mekanızmaları, Avru- pa ülkelerinde olduğu gibi nesnel ve saydam değil- dir. Süreç şöyle işler: llgili genel müdürün, kendi ölçü- leri ile hazırladığı bir değerlendirme cetveli vardır. Bu cetvelde, etkinliğin milli kültürümüze katkıları ve ben- zerı kriterler yer alır. Genel müdür, bu kalemlere 10 üstünden not vererek etkinliğe ne kadar destek ve- rileceğine karar verir ve makama sunar. Elbette, siz bu 'objektif yöntemi genel müdürle yaptığınız soh- bet sırasında öğrenirsiniz. Genel müdür, işini en iyi biçimde yaptığına inanmaktadır. Ama, asıl kararın bakan tarafından verileceğini tekrartekrarsöyler. Pe- ki, nasıl karar verir bir bakan. O etkinliğin önemini, değerini takdir etme yetisine sahip midır? Bu işi bir uzman kurula bırakma fikri, hiçbir makam sahibine cazip gelmez. Herhalde, ulufe dağıtmanın keyfı bir başka olmalı... Inönü Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde, Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölüm Baş- kanı Doç. Cemal Yurga ile söyleşiyoruz. 9O'lı yıllar- da düzenlemek istediği geleneksel Türk müziği kon- seri için dönemin valisinden o zaman kentin tek sa- lonu olan Halk Eğitim Merkezi salonunu ıstediğinde, "Biz bu salonu önemli toplantılara veriyoruz" ceva- bını aldığını anlatıyor. O kadar aşina bir cevap ki bu... Sivil toplum kuruluşlarının devletin salonlarını kulla- nabilmeleri, deveyi hendekten atlatmakdenlizor, ba- zen sonuçsuz bir çaba gerektirir. Allahtan, bazı ille- rimizde valilerin ve kültür-turizm müdürlerinin iyi ni- yetli yaklaşımları sonucu, devletin mekânlarından si- vil toplum yararlanabiliyor. Kayseri'de Vali Nihat Canpolat ve ll Kültür ve Turizm Müdürü Ismet Toy- muş'un çabalarını anmadan geçmek istemem. Ta- bii, bir de üniversitelerimizin kentlere kazandırdığı salonlar var ki, Malatya Inönü Üniversitesi Rektörü Prof. Fatih Hilmioğlu'nun üniversiteye kazandırdığı Kongre ve Kültür Merkezi bunların en görkemlisi. Şu- nu rahatlıkla iddia edebilirim: Anadolu'da salon so- runu, sorunların en hafifi. En önemlisi, bu mekânla- rın nasıl kullanıldığı, yani zihniyet sorunu... öteki ak- törlerden de gelecek hafta söz ederiz. vecdisayar@yahoo.com BUGUN • AKM'de 19.30'da İDSO'nun 'Çanakkale Zaferinin 90. yüı konseri'. Şef: Gary Daverne, solistler: Birgül Su Ariç (Soprano), Aylin Ateş (MezzoSoprano), Şenol Talınh (Tenor), Hakan Tıraşoğlu (Bariton), Kaya Akarsu (Anlatıcı), Şenova Ülker (Trompet). (0 212 243 10 68) • İKÜ KEV SALONU'nda saat 20.30'da Hakan Aysev (Tenor), Elisabetta di StefTano (piyano) konseri. (0 212 661 94 51) İSTANBUL FİLM FESTİVALİ • EMEK'te 10.00'da 'Saç Spreyi', 12.30'da 'Evet', 16.00'da'DenizYükselince', 19.00'da 'Piyano', 21.30'da 'Çocuk Yıldız'. (0212 293 84 39) • ATLAS'ta 10.00'da 'Çin Mahallesi', 12.30'da 'Gece Gündüz', 16.00'da 'Vaha', 19.00'da 'Hakh tntikam', 21.30'da '2046'. (0 212 252 85 76) • SİNEPOP'ta 10.00'da 'Güzel Tutsak', 12.30'da 'Gizli Skandal', 16.00'da 'Fidel'i Aramak', 19.00'da 'Lila ve Düşleri', 21.30'da 'Tropik Hastahk'. (0212 251 11 76) • BEYOĞLU StNEMASI'nda 12.30'da 'Hasat Zamanı', 16.00'da 'Marsh Mila', 19.00'da 'Anlat İstanbul', 21 30'da 'Eğreti Gelin'. (0 212 251 32 40) • REXX'te 19 OO'da 'Manda Çobanı', 21 30'da 'Krallar ve KraUçeler'. (0 216 336 0112)
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog