Bugünden 1930'a 5,453,480 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 15NİSAN2005CUMA 14 KULTUR kultur@cumhuriyet.com.tr îstanbul'un MS 200'den 20. yüzyılm başma uzanan akıl almaz öyküsünü anlatan bir kitap 'KonstantinoprünromanıBEDRİBAYKAM Karşundaki yazarın adı GillesMar- tin-Chauffîer. Görevi. Dünyanınen büyük dergilcrindcn Paris-Match'ın genel yayın yönetmenlığı. Ancak görüşmemizin nedeni yazdığı bir ki- tap: "Le Roman deConstantinople", yanı "Konstantinopl'ün Romanı", yani bizim sevgili Istanbulumuzun MS 200'den 20. yüzyılm başına ka- dar uzanan akıl almaz hikâyesi. Bu nıüthış kıtap Fransa'da iki ay önce yayımlandı, üç-dört günde elım- de eridi. Romanın kahramanı Fatih degil, Konstantin değıl, Justinien değıl, şu değil, bu değil; bu roma- nın kahramanı dünya tarihinin bu eşsiz şehri, yani tstanbul, yani on- dan önce Konstantınopl, yanı ondan önce Bizans... Dünyanın "her ren- gini" görmüş, geçirmiş; her depre- mı, her rüzgân, her ıhanetı, her iç sa- vaşı, her istilayı, her dünyevi iktida- rı, sarhoş olacakkadarhücreleriyle, taşlanyla emmış; dünyanın hem mer- kezi, hem yasak elması, hem cenne- ti, hem fahişesi, hem yorgun savaş- çısı olmuş bu "müstesna" şehir... Avrupa kültürünün köklerl Martın-Chauffıer 174 sayfada 18 yüzyıh, en gerçekötesi, en uça- rı, ama öte yandan insanın ilikle- rine en çok işleyen bir fırtına şek- linde anlatmayı bılmiş. Şu günler- de ise, Türkiye'nın AB'ye gınş ça- balarının aylardır çalkaladığı Fran- sa'da, medyada bu kitap üzerine yapılan tartışmalar bir hayli ilgi çekıyor. Martın-Chauflfıer Türkı- ye düşmanlarının en hoşuna gitme- yecek şeyleri söylüyor: "Şunu bi- lin, ekonomikveya siyasi nedenler- le kendiçıkarlanmrakorumakiçin 'Türkiye AB'ye girmesin' diyebi- lirsiniz. Ama hiçbir şekilde 'Türk- lerin kültürünün bızimle ne ilgisı var, Avrupa'da ne işleri var' diye- mezsiniz. Çünkü bugün Avrupa kültürü dcdiğimiz neredeyse her şeyin bütün kökenleri, tohunılarıBi- zans'tan, Konstantinopl'den,İstan- bul'dan, o topraklardan geçip gel- miştir. O yüzdcn bu sözün hiçbirel- ransız gazetecı ve yazar Gilles Martin-Chauffier'nin "Le Roman de Constantinople" adlı kitabı Fransa'da iki ay önce yayımlandı, üç-dört günde elimde eridi. Romanın kahramanı Fatih değil, Konstantin değil, Justinien değil, şu değil, bu değil; bu romanın kahramanı dünya tarihinin bu eşsiz şehri, yani îstanbul, yani ondan önce Konstantinopl, yani ondan önce Bizans... le tutulur yanı yoktur." Işte bu kıtap, Fransa Cumhurbaş- kanı JacqucsChirac'ın aralık ayın- da kullandığı "Hepimiz zaten Bi- zans'tan geliyoruz" sözlennın ıçi- ni deşen bir roman... Içinde neler yokki! 300'lerdeKonstantin'inBi- zans'ı dünyanın merkezi yapmaya nasıl karar verdığı; erkek delısı kra- liçelerinden Theodora'nın nasıl bir gccede on davetli ve on beş uşağı bccerdikten sonra hangi mükem- mel "müstehcen" cumlelerle tari- he geçtığı; Bızans'ın kendını düş- manlardan hangı sönmez zıft ve katran dolu lav gibi ateşlı yağlarla koruduğu; hangi büyük düşünsel, dinsel tartışmaların tsa'yı 400'lü yıllarda "ortadan ikiye bölmeye" götürdüğü; Ayasofya'da ikonlann nasıl yerle bir edıldıği; Bizans'ın na- sıl "iti ite kırdınp" düşmanlarını tokuşturarak, parayı da kullanarak egemenliğını sürdürdüğü; 7. yüz- yılda saı ayda aknıaya başlayan ka- nın nasıl kalıcı bir virüs gibi ken- tın ıktıdar savaşlanna yapıştığı; îm- parator Maurice ve aüesının nasıl hunharca yok edıldığı; Basileil'nuı 900'lü yıllaıda bınlerce Bulgar tut- sağın go/lerini nasıl çıkarttırdığı; 1400 yılına kadar 107 hükümdar- dan 65'ının nasıl korkunç cinayet- lere kurban gıttıklen; Justinien'den sonra Leon III'ün ölüm cezası ye- rıne nasıl burun ve dıl kesmeleri, göz çıkarmaları uyguladığı; kentın eğı- tim ve bilime, Italyan Rönesan- sı'ndan 500 yıl önce nasıl önem verıp Afrıka, Sunye ve ltalya'nın en büyük bilım adamlarını, felse- fecilerini getirttiği, kültürüyle na- sıl parladığı, Ipek Yolu'nun ana hat- tı olmasının ötesınde dünyanın dü- şünsel iktidarını nasıl temsıl ettığı; bu aşırı zenginleşmesüım başta Ve- nedıkliler olmak üzere herkesüı ağ- zının suyunu nasıl akıltığı, 1204'te kentın onlann ehnde yaşadığı kor- kunç travma... Her şey gözünüzün önünde bir an canlanıp yerını bir dı- ğer ımgeye bırakıyor' Sonra, sonra 19 yaşında, beş-altı dil konuşan Fatih Sultan Mehmet ge- liyor ve tarihin en büyük dönemeçle- rinden biri Mayıs 1453'te gerçekleşi- yor. Gilles Marün-ChaufTier Bizans'ın, Konstantinopl'ün o büyük fetihle "Av- rupalı Müslümanlann" eline geçtiği- nı, Îstanbul sultanının sonuçta Avrupa- h birhükümran olarak görülmesinin dı- şında tek farkının çok daha güçlü gö- rülmesı olduğunu vurguluyor. 'Yaşamımızı Blzans'a borçluyuz' Kanuıü döneminın, Mimar Sinan dehasının ve cilveli haremın anlatı- mı ise geıçekten kitabm nasıl usta bir kalemden çıktığını kanıtlıyor: "Onun camileri dünyayı ağzı açık bırakıyor; Everest'in doruğu kadar sağlam ve bir yumurta kadar ince. 1 zaktan, kentin üstiinde yiizen dev porselen ya- pıtlara benziyorlar. Yakından, dua anında içi oyulmuş bü" elnıasın için- de toplanma duygusuveriyor. Her şey boyut ötcsi, ama olağan obna hava- sını Laşıyor... Akşam olduğunda bin- lerce ışık parhyor. Ama tck sinek ge- lemiyor, çünkü onları uzaklaştıra- cak tavuskuşu yunıurtaları asılı. Bu ıılvi mekânlara girip seraplarla soh- bet ediyor insan... Bıırası dünyanın kalbi, tiinı yıldızlar toplanıyor ve ay- dınlafıyor. îstanbul tüm hayal güçle- rinin beşigi ve tüm renklerin vazosu gibi." Martin-ChaurTier'ın Avrupalılar açısından en kritik cümleleri şuıı- lar: "Biz yaşamımızı Bizans'a borç- luyuz, Bizans olmasaydı antik çağlar- dan geriye yalnız taş yığınlan kalır- dı. Avrupa'yı onsuz kurmak resmen bir ebeveyn cinayeti olur!" Bu makalenınyazarı, Avrupa'nın bi/i şantajlar, ültimatomlar arasın- da kapısında bekletmesine ve pres- tijimizi ayaklar altına ahrcasına pas- pas yapmasına rest çekmiş, ciddi tepkıler vermiş Kemalistlerden. Ama bugün yaşadığımız ortamın hiçbir noktası, bu kıtabın dile getirdiği müt- hış serüvenin hatırlatmalarının de- ğerını azaltmıyor. Yoğun ses getire- cek bir çalışma. Remziye Akçay'm fotoğrafları KültürServisi-Fotoğrafsaııat- çısı Remziye Akçay, 'Çağnşım- lar' adını verdıği kışısel sergısıy- le Yıldız Teknik Üniversitesi Sa- nat ve Tasanm Fakültesi'nin ko- nuğu. Sergi 22 Nisan'a dek sü- recek. "... 'Göz - yürek - beyın' üç- lemesi ile çektiğim fotoğraflarım iç dünyamın yansımasulır. Fo- toğraf makincm fırçam, ışıkh nıasam paletim idi bu çahşmamı oluşturduğum zaman. Çauşma- larınıda bir araya gelcn kareler nerede, ne zaman çekikli?.. Işıklı masa onlann buluşma yeri oldu. Bir öyküokuru olarakonlan buluşturmakve oluşan dün- yada gezuunekbüyükbir keyifbe- nim için..." sözleriyle açıklıyor dü- şünce ve duygulannı Akçay. Sanatsal çalışmalanna 1986 - 87 yıllarında Süleyman Erberk (Hatay) resim atölyesınde resım dersleriyle başlayan Akçay, 1994'te İFSAK'ta fotoğraf semınerlerine katıldı. 1996-2001 arasıÜterişTe- zer atölyesinde siyah - beyaz fo- toğraf çalışmaları yaptı. 2003 yı- lında kaybettiğimiz ressam Rafet Ekiz'ın atölyesınde izlenimci - araştınnacı olarak çalıştı. Fotoğ- raf çahşmalarını Kuzguncuk'ta sürdürmekte olan sanatçı, ha- len İFSAK'ta karanlık oda eğıtmenlığı yapıyor. 'Tutunamayan' m trajik öyküsü Kültür Servisi- Avam liyatro'nun sahneledıği, Edward Albee' nin duyarlı ve kaybeden çaresız bıreyı konu alan 'Bir HayvanatBahçcsi Hikâyesi' bugün Kadıköy Banş Manço Kül- tür Merkezi'ndeizlcyiciylebuluşacak. DenizBoldaz (Jerry) ve Ertunç Alıcı'nm (Petcr) rolleri paylaştığı oyunun yönet- menı Sinan Dü^er, asistan Ali Yalçıner. üyun tamamen dışanda bırakılanın, bir ''tııtunamayanın' trajik öyküsünü ele alıyor. Bir ıtılmış olarak kcndi yok oluş hükmünü veren Jerry'nın ve bir kenara ıhşmışın Peter'ın ka- çınılmaz ya da rastlantısal karşılaşmalannı ele alan oyun gü- nümüz dünyasının, insanların yaşamlanm bir kuru yaprak hafifliğine indirgediği pek çok kesıtten bın, bir tanesı. Aç- mazlann, tıkanmışlıkların getirdiği bir ıntıhar hikâyesi.. hay- vanat bahçesinin çitlerine takılıp kalan. (0 216 418 95 49) AÇIK RADYO NTV RADYO RADIO OXI-GEN FM 95.9 CNNTÜRK RADYO RADIO N10T RADYO FOREKS îstanbul Kültür Sanat Vakfı, 24, Uluslararası İstanbul Film Festivali'nin gerçekleştirilmesine destek sağlayan Medya Sponsorları'na teşekkür ediyor. 5 «in«tia... IĞ gUn... (A illkeden 154 yonetrn«ıı,.. 166 film... 360 seans... 2-17 Nisan tarihlerl arasında, 14. Ulutlararası îstanbul Film Festivalİ'nde. TURKCELL wuuiffl.iksu.org KÜLTÜR • SANAT |0212| 3»JI» 71 hcock yaşasayâ gunırduyardı" Hamy Karıen BEYOGLU ALKAZAR 0212 293 24 66 12:00-14:00-16:30-19:00-21:15 KADIKÖY 2. SULH HUKUK MAHKEMESİ 2005/41 Vas rayını Mahkememızce verılcn 22 03.2005 tarıh v« 2005/41 fcsa-, 2005/190 K sayılı karaı ıle Mehmet Tcvtlk vc Lmıne Nahıdc'dcn olma. l')26 Manısa dogumlu KulıeyU Ongcn'ın 1 MK 405 nıaılılesı geıcgınce vcsayet altına ahnarak kcndı- sınc 19.06 l')46 doğumlu İIİL'I Scılıan C)/er vası olarak ta- yınedılmıştıı 07 04 2005 Basın 16663 Mel Gibson Papa'nın hayatını film yapacak • ANKARA(AA) 'Isa'nın Çilcsi fıhıııyle dıkkatleri üzerine çeken yönetmen ve oyuncu Mel Gibson, bu kez dc geçen günlerde hayatını kaybeden Papa 2. Jean Paul'ün hayatını film yapmayı düşünüyor. tnternetteki 'contact music' sıtesının haberine göre, koyu bir Katolik olan ve 'Holy Fanııly' adlı mezhebe dahil bulunan Gibson, ekibıni Vatıkan'a göndererek filmde kullanmak üzere Papa'nın cenaze törenınden bazı bölünılerin çekıminı yaptırdı. Gibson'ın 1917yılında Portekiz'de Meryem Ana'nın siluetini gördüğünü ıddıa eden üç çocuğun öyküsünü anlatan bir başka dini film üzerınde de çalıştığı belirtildi. YAZIODASI SELİMİLERİ Fatih'teki Rumba (2) Peyami Safa geçimini sağlamak için Server Bedi takma adıyla pek çok roman yazmıştır. Bu romanla- rın bazıları kalem ustalığı yansıtır. Server Bedi imzalı Cumbadan Rumbaya, Şark ve Garp 'kutup 'lanna Fatih-Harbiye'den farklı yaklaşır. Pe- yami Safa ismınin yüklendiklerı ortadan kalkınca, ya- zar belki daha özgür yazabilmiştir. Cumbadan Rumbaya'nn kahramanı "Karagüm- rük'ün Deli Cemile'si" şimdi Fatih'e de, Harbiye'ye de ayak uydurabılrnekte! Devir, yine Şark'la Garp'ın çatıştığı devirdir. Ama Ne- rıman'ı uçurumun kenarına sürükleyen Garp bu kez Cemile'ye ilişemez. Şinasi'yle Faız Bey de ortalarda görünmediğinden, Cemile'nin Şark'la da itişip kakış- ması yoktur. Işte, Karagümrüklü Cemile sabahın gürültüleriyle uya- nıyor: "Bu sesler onun kulağından içeriye evvela gızlice süzülüyor, sonra kulakzanna bir sülükgibiyapışarak tatlı uykusunu son damlasına kadar eme eme bitiri- yordu. Her sabah öyle. Hele bir, saat yediye doğru gel- mesin, üç ev aşağıda Arap Mehmet'in ahırından yük arabaları çıkar, tahtaperdenın yanındaki dik yokuşu tırmanır; kırbaç, küfür, koşum, tekeriek, nalseslehaçık camlardan ıçerıye sıçrayarak, atlayarak, yuvarlanarak, paldır küldür girerler ve odayı sankı eşkıyalar basar. Haddin varsa, gözünü bir daha yum bakalım, Ce- mile Hanım! Neredeyse yağlıkçının gelini de gramofonu kurar. Yetişmeyesi! Postahanenin karşısındakı ışportadan ev- velki ay otuz kunışa üç tane çatlak, bozukplak aldıy- dı. Allah'ın hergünü, sabah sabah, tekrartekrarbun- ları bütün mahalleye dinletiyor. Pencerenin altında çocuklar da başladılar takaza- ya." Şımdı hatırlıyorum da, o zamanlar, herhalde kırk yıl önce, Cumbadan Rumbaya'y\ okuduğumda, bu 'yağ- lıkçı' sözcüğü aklımı epey karıştırmıştı. Yağlık, mendil, çevre anlamına gelıyordu. öyley- ken, yağlıkçı da mendil satan kişi miydi? Amabiryan- da da, sözlüğün belırttiğine göre, yağlıkçı, düğünler- de eğreti gelin elbisesini, gelinlik aksesuvarını kirayla veren kişıydı... Işin içinden çıkamamıştım. Dönelim Server Bedi'nin romanına: Fatih-Harbiye'nn handiyse 'lâhûdî' anlatımı yanın- da Cumbadan Rumbaya'run şenlikli sesi hayli ilginç- tir. Burada, Peyami Safa'nın değerlendirışindeki Ba- tı'nın şu ya da bu yolla Karagümrük'e kadar sızdığını saptarız. Zaten pencere altındaki çocuklardan biri de günün gözde şarkılarından birını bozuk ahenkle söylemeye başlamıştır: "01 bir salon gelini Koy kalbine elini Kıvır ince belini Kalplere vur bir zımba Rumba da rumba rumba!" Fatih-Harbiye'deh Şark hep gönül yakar. Mesela, "helvacıların geçtiği saat"te artık her şey susar, ak- şam hızla kararır ve gecenın ürküntüsü hissedilir: "Ellerinde çıkınlarıyla, geç kalmış bir iki mahalleli- nin sıklaşan adımları. Bitişik evin kapısı, geceyibir fe- laket sananların elleriyle hızlı hızlı vurulur, şiddetle açılıp kapanır. Mutfaklardan gelen ince bir dumanın bütün sokağa dağıttığı hafif bir marsık veyağ koku- su. Fatih minarelerinde ezan." Fakat aynı dünyanın 'sabah'\ Cumbadan Rumba- ya'da ne kadar başka! Yalnız sabah mı? Cumbadan Rumbaya'nın bütün sahnelerinde, bütün vakitlerinde, "geceyi bir felaket sananlar" yıtıp gitmiş, şaşırtıcı bir canlılık ortalığı kaplamıştır. Gülüşüp oynaşmalar, kav- galar, yırtışmalar... Server Bedi'nin gördüklerini Peyami Safa görmek mı ıstemiyordu? Bu soruyu bugün de yanıtlayabilmiş değilim. Öneriler: Kitap/ Suyu Bulandıran Şey, Mehmet Erte, Variık Ya- yınları, 2003. Yargı, Kanada'da • Kültür Servisi- Bızım Tıyatro, 'Yargı' adlı oyununu, 16 Nısan'da Toronto Isabel Bader Theatre'da sergileyecek. Barry C'ollıns'ın yazdığı, Zafer Diper'in yönetıp oynadığı oyun, Ikıncı Dünya Savaşı'nda, bir hücreye yıyeceksız, susuz ve çınlçıplak bırakılan yedi tutsak Sovyet askennın yaşam savaşımını anlatıyor. Yargı daha önce lngiltere, Danimarka, Almanya, Isvıçre, Avustralya, Kıbrıs, Belçika ve Avusturya'da sahnelenmişti. K Ü L T Ü R • Ç t Z İ K K Â M Î L M A S A R A C I
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog