Bugünden 1930'a 5,438,865 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

1 NİSAN 2005 CUMA CUMHURİYET SAYFA Bahçıvanı Dr. Gehrmann ve demir bilekli ressam Seelenmeyer'le değişen hayatım rastlantılardan oluşur L üneburg'da bir akşam ressam Seelen- meyer'e rastlamasaydım gazeteci olur muydum acaba? Peki, Tübingen'de Dr. Gehrmann'a rastlamasaydım Fe- deral Almanya'nin ünlii bırressamım tanıyacak mıydım? Yaşam çizgitniz rastlantılarla oluşu- yorkimj zaman. Dr. Gehrmann I ubingen Üni- versitesi'ne "göçmen soruıılan" ile ilgili bır ko- nuşma yapmaya gelmiş, ilk bakışta çok hoşlan- dım ondan. Leibnitz Koleji'ndeki tüm kızlar hoşlandı aslında. Önce güzel bir adam. Alman- cayı çok tatlı konuşııyor. Konuşurken mavi göz- len dennleşiyor. Saçlarında da mavi panltılar oluşuyor. Konferanstan sonra yanına gittim, se- lamladım. flk derslerden binnde yanıma upıı- zun bir dclikanh oturdu. Bıraz hayran, biraz mcraklı yüzüme bakıyor Benım kulağım kür- süde. Rilke'den söz edıyor Almanprofesör. De- likanlı defterine bir şeyler yazıp önüme sürii- yor. - Hangi ülkedensiniz? Ben de yazıyorum. - Bilin bakalım. - Fransız olabilirsiniz. O zaman ıncecık bir kızım. Kısa saçlarım, sa- de tayyörümle Paris havasında çizgilenm var ama Fransıza benzemekten hoşlanmıyorıım. Kâğı- da yazıyorum. - Bilemediniz. Delikanlı birçok ülkeyi yazıyor, Türkiye ak- lıııa gelmiyor. Rilke'yi daha rahat dinlemek için kâğıda kocaman bir "TÜRK" yazıyorum. De- likanh şaşınyor. Soruları resimlerle çiziyor bu kez. Çarşaflı bır kadın, sonra bır erkek ve dört kadın başı. - Ülkenizde kadınlar böyle değil mi? Öfkeyle kocaman bir "HAYIR" yazıyorum defterime. Sonra da kulağına eğiliyonım. - Atatürk'ü tanıyor musun? Evet, taıııyor, amaTürkiye'yi bilmiyorhiç. Bir Türk kızım da ilk kez görüyor. Dr. Gelırnıann da bir Türk kızıyla ilk kez karşılaştı sanınm. Kon- feransı ilginç bulduğumu söyledim ona. Göç- men somnunu yaşayaıı bir ülkeden geldiğiıııi ek- ledim. Sordu: - Yugoslav mısınız? - Türküm. Dikkatle baktı yüzüme. - Öyleyse Istanbullu. - Evet Istanbulluyum, ya siz nereli? Almancasının gizi açıklandı birdeıı. - Ben Praglıyım. Bir süre önce Türkçeye çevirdiğim bır öykii- yiı anımsayarak giildüm. - Praglı Bahçıvanı tanıyor musunuz? O da giildü. - Siz tanıyor musunuz? Hayır öyküsünii okudum, dilimize çevirdim Almancadan. - Yazarı benim. Bırden kucaklaştık. Diinya ne küçük. Dağar adlı bırkıtapta seçme öyküler arasında birini çok seviyor, Türkçeye çevınyomm, birgünyayım- lamayı tasarlıyorumbırdergıde Tiibingen Ünı- versitesi'nde yazan karşıma çıkıyor. Dr. Gehrmann'a "Bahçıvan" demeye başla- dım artık. tlk tanıdığım Praglı o. Yalnız bir Prag- lıyı değil, yabancı ülkelerin kızlannı, delıkan- lılannı da Tübingen'de gördüm ilk kez. On do- kuz ülkeden iki yüzü aşkın öğrenci vardı o yaz okuluııda. Birlikte güzel günler yaşadık, şarkı- lar söyledik, dansettik, sevdalandık, sonra da göz- yaşlarıyla aynldık. Lüneburg'a gece vardık. Doğu Alman Aka- demisi'nin tertemiz saloııunda çay içip odala- ra dağıldık. Hava çok soğuk, eylülün ikinci haf- tası, Lünebuıg'da kar yağıyor. Sabahleyin kah- valtı salonıında şaşırdım. İsviçıeli, Alman, Fin gençler benı şarkılarla selamlıyor. Masamda çi- çekler, bır de küçük Türk bayrağı. Anlaşıldı, pa- saportıımdan doğıım günümü öğrenmişler. Dr. Gehrmann da kutladı beni. - Karım sizi akşam yemeğıne bekliyor. Dost- larımızı da tanıyacaksınız. Akşamüstü bir güzel süslendim. Gehrmann'ın evi iki sokak ötede. O akşam saatindc, sokak lam- balarmm sarı-yeşjl ışığmda daracık yollarda yü- rümek çok lıoş. Karlı yollarııı, bahçelerin, kır- mızı tıığla evlerin düşsel güzelliği var. Biraz üşüdünı ama Gelırnıann'ın evi sıcacık. Praglı Bahçıvan dostça karşıladı beni, eşini tanıttı, sonra bır arkadaşını - Ressam Seelenmeyer. Şömineninüzennde- ki tabloyu o yaptı. Önce çarpıldım. Praglı Bahçıvan gölgede kal- dı, ressam arkadaşı parladı birden. Sapsan Al- 1974'te Türkiye'nin diplomatik yollan deneyeceğine ve Kıbns'a çıkarma yapmayacağına inanılıyordu ABDTi Siscoilenelerkonuşuldu? (J. Sisco, o tarihlcrde Baş- kanNixon'un özel tcmsilcisı olarak Türkiye'ye geldi. Da- ha sonra ABD Dışişlen Baka- nı oldu.) Yatağa uzandım, biryanım- daradyo, bıryarıuııda telefon, durmadan çalıyor. Gül Önet soluk soluğa anlatıyor. - Ecevit Güven Park'a bir geziııti yaptı. - Anadolu Ajansı bir haber geçti, Ecevit Kıbns'tayız de- di. - Sisco yeniden geldı Baş- bakanlık'a. - Örsan sıkıyönetim ilan edildi, dıyor. Evet, güneş başka bir hava- da doğuyor bu sabah. Kıbrıs göklerüıde uçak seslerini du- yargibiyim. Ören'c gidemez- siııiz, gazetelcr kaçta basar sözleri zincirleniyor kafam- da. Sabah 05.35, telefon yine çaldı, Hasan Işık. - Görüşmeler bitti, çıkarma da başladı. Birden içim yandı. - Eyvah savaş mı? - Değil, bir barış çıkarma- sıbu. Gerildim birden, gözlerim yaşardı, çok sorumlu bir ka- rar bu. - Ama ölecekler! Telin ucunda yorgun, bu önemlı kararın sorumluluğu- nu üstlennıış bır adam var. To- parlandım. - Siz iyimser misiniz? - Burada yapılan konuşma- ları duymanı çok ısterdim. Övünürdün sen de. Sonuç ıyı olacak. Yunanıstan ile de dost olacağız, Amerıka ile de. Sonradan bölük bölük din- ledimayruıtılanm. Ecevit, Sis- co ile konuşurken on yıl ön- ceye dönüyor: - On yıl önce yaptığınrz yan- lışlığı tekrarlamayalım, tarih yanlışlan afl'etmez, dıyor. On yıl önce sızın oturduğunuz koltukta başka bir arkadaşınız oturuyordu, benim koltuğum- da da tnönü. Türkiye'nin ada- ya çıkaıma yapmasını önledi- niz. Ama sonuç ne oldu? Ada- dakiler mutsuz, NATO çök- müş durumda, dünya banşı büsbütün çıkmaza gırdi. Biz on yıl öncekı yanlışlığı tekrar- lamayacağız. O güııkü koşullarda Ame- rıka, daha doğmsu CIA ara- cılığıyla kurulan ilişkilerle, 1974 yılında da Türkiye'nin çıkarma yapamayacağına ina- nıyor. Donanma Kıbns yolunda ama bu bir blöften öteye git- mez, büyük dostun uyanlan- na cninde sonunda uyulur, ha- vasına gınyorlar. Burada Ece- vit ile Hasan Işık'ın yürüttü- ğü politika çok tutarlı. Sisco Başbakanlık'tan ayrılırken adaya çıkarma baslıyor. O ana kadarhcp blöf izlenimi sürüp gidiyor. Yönetimde ciddi kı- şiler olursa olaylar bu çizgi- de buluşuyor. Ecevit ve Işık Londra'day- ken CIA'nın temas kuracağı çevreler bir yana, NATO Bü- ylikelçımiz Orhan Eralp ile Londra Büyükelçisi T\ırgut Mcnenıencioğlu'na da çıkar- manın sözü edilmiyor. Dip- lomalik çabalarla yetinilece- ği izlenimi veriliyor. Türki- ye'nin şu dönemınde Dışiş- len Bakaru'nın Çm'de olma- sı büyük şans diye yorumla- ıuyor. CHP grubunda. AP'li- ler, DP'liler, MSP'liler çok kişi bu kanıda. Güneş, Çin dönüşü hayli si- nirli, bu sinirli havayla yapa- cağı ginşımlerden kuşkulanı- yorum biraz. Dış politıkayla iç polıtıkayı kanştıracak gibi geliyor bana. man delikanlılardan sonra siyah saçlı, sakalı tel tel ağarmış birAlman var karşunda. Bir Königs- bergli. O yıllarda sakala hayli yabancıyım ama güzel ressama yakışıyor. Yüzü solgun biraz. Gözlen ıslak menekşeler gibi. KJaus Seelenme- yer sağ elini değil solu uzatıyor. Sağ elinin par- makları görünüyor yalnız, demirden bileği var. Şık bir adam, siyah gömleği, çarpıcı renklerden fuları, kadife pantolonu, deri ceketiyle bir sa- natçı şıklığı. Şöminenin karşısma oturdum. De- mir bilekli ressamın tablosuna baktını. Bir ka- dın portresi. Çizgileri hayli soyııt ama kadını ta- nıyorum. Ev sahibesi Bayaıı Gehrmann. Der- ken Seelenmeyer geliyor yanıma. - Demir bıleğım sizi şaşırttı değil mi? Öyküsü çok ilginç. Güzel Sanatlar Akademi- si'ııin son sınıfındayken savaş baslıyor, askere gidiyor, önce eğitim dönemi, pılotluk sınavı, Fransa üzerinde bir uçuşta yaralanıyor, sağ bi- leği paramparça oluyor. Uzun süre hastanede ka- lıyor. Önceleri çok umutsuz ve karamsar. Re- sım yapmamayı içine sindiremiyor. Giderek ka- ramsarlığı aşıyor. Sol eline alıyor kalemi, uzun bir denemeden sonra başarıyor. Kim bilir kaç çizgi, kaç desen, kaç kâğıt yırttıktan sonra! Sol elle yaptığı resimlerle ilk sergisini açıyor. Bü- yük ilgi topluyor. Hamburg gazeteleri, dergiler uzun uzun söz ediyor solak ressamdan. Praglı Bahçıvan bir kitap, Königsbergli res- sam üç resım armağan etti bana. Biri Prusya'dan bır doğa parçası, menekşe gözlü ressamın sa- vaş döneminde bombalar, kan, gözyaşı arasın- da çok özlediği bir yer besbelli. Biraz soluk bir yeşillik, bahar mı, sohbahar mı kestiremedım. Öteki resim bir siyah- beyaz. Çin resimlenni anımsatıyor, birkaç çizgiyle oluşuyor, sade bir resim, bir adam, yanında bir çocuk, yürüyorlar. Adı "Böyle Gidi- yoruz". Amanere- / . . . . . . . _.. , ye?Soyutbirgidiş U VedatNedım Tor'e bu. Üçüncü resim Praglı Bahçtvan % suluboya Koyu demir bilekli ressamı pcmbe ve mavinin a n l a t t m Mr soluktfL ımzel bır karışımı, „. „ ,. . uzun bir yol, biraz B ı r ressamm sag elını kanlı, uzakta iki sa- yitirince sol eliyle resim n leke, belki güneş, yapmaya direnmesi onu belki dünya, belki çoketkUedu bunlanyazm, dUmıziyı, çeviriden vazgeçin, yazmayı deneyin, Hayat d e r ^ n d e ^ n . Beni ŞevketRado yla tamştirdh Oracikta kararveritdi,Hayat dergisindeise b a ş l ı y o m n u Bülent Ecevit'in ressamlarla ve eserlerle ilgili aynntüı açıklamalannın ardında ressam annesi Na/lı Ecevit vardır. Ecevit'in sanat bilgisiSoyyetbakanı şaşırttı sovyetler Birliği'ne ıkincı kez Başbakan Ecevit ile gittim, Millıyet başyazarı Abdilpekçi, Tercüman yazan Nazlı llıcak'ın da buluııduğu bir gmpla birlikte. O yolculukta güzel bır olayı Puşkin Müzesi'nde yaşadmı, çağdaş Türk ressamlarımn yapıtlarından oluşan bir sergi nedeniyle. Sergiyi Ecevit açtı, yanında Sovyet Kültür Bakanı. Türkiye Başbakanı her tablo önünde duruyor, hirkaç sözcükle ressamını tanıtıyor Sovyet bakana. Bu Orhan Peker, diyor, Orhan'ı anlatıyor, bu Bedri Kalımi, dıyor, kısa ama ressamın portresını çizer biçımde anlatıyor. Başbakan mı, sanat müzesi ya da galerı yönetıcisi mi şaşırıyor insaıı. Sovyet Kültür Bakanı da şaşırdı, sordu: - Bu bilgi, birikim nerden kaynaklanıyor? Ecevit güldü, ben de söze karıştım, ressam annesi Nazlı Ecevit'ten, Ulus gazetesinde resim eleştirileri yazmasından söz ettim Sovyet bakana. Rahşan Ecevit kulağıma eğildi bu aralık. - Biz alt kata iniyoruz, siz de gelın, empresyonıstlerı seyredeceğiz. Kalabalıktan ayrılıp alt kattakı güzelliklere daldık. Ecevıtler büyük coşkuyla dolaştı salonu. Eski dostlara kavuşmuş gibi. Her tablonun öyküsünü biliyorlar. Hepsini dinlemedim, baş başa bıraktım onları. zel bır resım Re- simleri rulo yaptı Seelenmeyer. Istanbul'a dö- nunce koltuğıımda resimler, doğnı Do- ğan Kardeş Yayın- lan'na O zaman Kuledıbi'nde. Vedat Nedim Tor e Praglı Balı- çıvan'ı, demir bi- lekli ressamı anlattım bir solukta. Bir ressamın sağ elini yitirince sol eliyle resim yapmaya di- renmesi onu çok etkiledi. Ayağa kalktı, yanıma geldı. Birlikte çalışırken öğrendim sonra. Duy- gulanınca yerinde duramaz, kalkıp dolaşmaya başlar. - Çok iyi anlattınız, bunları yazın, diliniz iyi, çeviriden vazgeçin, yazmayı deneyin, Hayat dergisinde çalışın. Kalbim çarptı, öneriyi sevdim, bir solukta yazdım Seelenmeyer'in öyküsünü. Vedat Nc- dim'e okudum. Yine ayağa kalktı. Birkaç adım attı odada. - Böyle yazacağınızı biliyordum. Benı Şevket Rado'yla tanıştırdı. Oracikta ka- rar venldi, I layat dergisinde işe başlıyorum. O gün 30 Nisan. Annemle babaının evleııme günü. Akşamüstü eve döndüm. Aıuıem mut- fakta, babam bahçede çiçeklerle uğraşıyor. Be- ni görünce ikisi de yemek odasına geldi. Sanl- dıın öptüm. - Bu yıldönümünde sıze özel bır armağanım var, bugün gazetecılığe başladım. Mesleğimi seçtim. Mesleğimi çok sevdim. 30 Nisan günlerini de sevinçle, coşkuyla kutladım her zaman. Önce annemle, babamla birlikte, îstanbul'dan Anka- ra'ya gelince mektupla, telefonla, ikisini de yi- tirince yalnız ya da dostlarımla. Özal: Belli konular askıya almmadan gerçeldeşmez T urgut Özal'la ilişkimiz ters başladı aslında, Planla- ma Müsteşarhgı döneminde Nilüfer Yalçın'ın Mıl- liyet'te yayımlanan bırhaberı nederuyle. UluçGür- kan da ANKA'da o zaman, hükümete ters düşen bir haber yayımlıyor ajansımız. Nilüfer Yalçın da özal'a soru- yor, ANKA'nın haberini nasıl yorumluyorsunuz. Yanıt çok kı- sa: - ANKA başka bir ajans. Haberde de yer alıyor bu sözler. Elbet ıçerledım. Bır süre sonra Federal Almanya elçılığınde bir kokteylde Özal'la kar- şılaştık. Özellikle gittim yanına. - Merhaba Sayın Özal. - Merhaba Müşerref Hanım. Nasılsınız, ANKA nasıl? - Iyı, sızin desteğınizle daha iyi olacağız. Özal şaşırdı kuşkusuz. - Anlamadım. - ANKA başka bir ajans dediniz, kapsamlı bir söz bu. Sizi mahkemeye vereceğiz, ödeyeceğiniz tazmınatla borçlarımı- zı ödeyip rahatlayacağız. Uluç Gürkan da var, gülerek izlıyor beni. ANKA haberinin aynntılannı da anlatıyor Turgut Özal'a. - Yann akşam Planlama'ya gelin konuşalım. Ertesı akşam Planlanıa Müsteşarı'nın karşısındayız. Özal hazırladığı kalkınma plamnda öngörülen politikayı, kalkın- ma hızını, ekonomiye getireceği rahatlamayı anlatıyor bize. Demokrasıyle bağdaşmayan önlemler ve yöntemler ılgimizi çekiyor. Uluç soruyor; - Grevler olabilir, öngörülen üretim gerçekleşmeyebilir. Plan nasıl uygulanır o zaman? Özal serinkanlı. - Doğru, belli konular askıya aluımadan plan gerçekleşe- mez. Odadan çıkınca bakıştık birbirimize. Belli haklar nasıl, ne zaman askıya alınacak diye düşündük. 12 Eylül'ü yaşadık ar- dından. Özal başbakan yardımcısı, ayrıldı, parti kurdu, alan- larda çok ilginç konuşmalar yaptı, sağ ve sol ellerini birleşti- rerek seslendi lıalka. Toplumun tüm kesimlcrini kucaklayan birpolitikacı portresi çizdi. Sonra başbakan. Devlet Konukevi'nde gazetecilere verdiği bir akşam yeme- ğinde yanyanaoturuyoruz. Bıryanımda başbakan, bıryanım- da Hüsnü Doğan, konuşuyoruz. Danışmanlannı soruyorunı Özal'a. - Danışmanlarınız sizi onaylar mı her zaman, ters düşenler, yanlışınızı söyleyenler de var mı? Evet diyenlere karşı hayır diyenler? - Elbet var. Biri Ekrem Pakdemirli, ötekı Adnan Kahveci. îkisi de karşı çıkar bana, tartışır, uyanr, onlara çok değer ve- ririm. Bır de Çankaya'da Başbakanlık Konutu'nda buluşmamız var. Çağrı ondan. Gittim, hiç beklemeden odaya girdim, o aralık Can Pulak da geldi, özal'ın basın danışmanı. - Biz özel konuşuyoruz, siz işinize bakın. özal'ın devlet yönetlm anlayışı Merakla dinliyorum, özel konu ne acaba? Başbakan çok za- rif sözcüklerle konuya giriyor. - Müşerref Hanım, siz eski bir gazetecisiniz, basında seç- kin bir yeriniz, saygınlığınız var. Uzun yıllann bırikrmıyle olay- lan iyi yargıhyorsunuz. Hürnyet'tekı mektuplar için ne dü- şünüyorsunuz? - Ben ıkı mektubu da ters buluyonım Sayın Özal. Erol Si- mavl sıze mektupla seslenıyor, eleştiriyor, basın ikinci kuv- vet, diyor, yasamadan söz etmiyor. Siz de yanıt veriyorsunuz bu mektuba. ilginç bir iletişim bu, devlet yaşanıına yakışma- yan bir olay. - Böyle düşünüyorsunuz demek, tcşekkür ederim. - Bu karşılaşmadan yararlanarak ben de bir şey sormak is- tiyorum size. İyi hukuk danışmanlanmız var mı Sayrn Baş- bakan? - Üstelık çok sayıda. Neden sordunuz? - Resnıi Gazete'de yayımlanan kararnameler nedeniyle. Yanlışlıklar oluyor, o yanlışı düzeltnıek için ek kararnameler yayımlanıyor sonra. Değişik yoruınlarla çelişik tablolar olu- şuyor. Özal güldü. - Önemli olan yanlışhğrn düzelmesi. Mühendislikte de böy- ledir bu, duvar çarpıksa yıkar yeniden yaparız. Şaşırdım elbet. Devlet yönetimini böyle anhyor sayın baş- bakan. Yaptığı reformlar da bu anlayıştan kaynaklanıyor ga- liba. Doğrııdan, dolaylı yazılanmla hayli eleştirdinı Özal'ı; de- ğer yargılannı değıştrren, parayı en yüce değer yapan bir po- lıtıkacı olarak vurguladım. Yolsuzluklar, soygunlar, uyuşturucu, silalı kaçakçılığı, ba- sında yozlaşma onuıı döneminden kalıntılar ülkemize. Susur- luk dosyası bu kitap yayımlanıncaya kadar kapanacak mı aca- ba? üiderek boyutlanıyor. Eleştiriye hayli açık bir kişi Turgut Özal, ben de çok eleştirdinı ama gülümseyerek selamladı her zaman. Çok sert eleştirileri, tepkileri de güzel taşıyor. Hoşgörü mü, duyarsızhk, umursamazhk mı karar veremiyorum. CSO Sa- lonu'nda güzel bır konser var bır akşam. Özal ve eşı de gele- cek. GürerAykal dış kapıda karşılıyor onu, salona giriyor, tek bir alkış yok, derken Gürer Aykal geliyor sahneye, büyük coş- kuyla dakikalarca alkışlanıyor. Sürecek
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog