Bugünden 1930'a 5,432,306 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 20 ARAL1K 2005 SAU DIZI Odenemeyen borç: Nesin Vakfi AzizNesin, ölüme karşı savaşından yengiyle çıkmanın huzuru içinde uyuyor. Vakfı, çocukları, gençleri, hayvanları, ağaçları ve çiçekleri ölümsüzlük savaşını kanıtlamayı sürdürüyor Doğumunun 90. yılında AZÎZ f NESİN MOnevver Oğan Klaus Liebe-Harkort Çatalca'nrn göklerinde küme kümekuş- lar... Evlerin bacalannda leylek yuvalan... E-5 karayolu üzerindekı Nesin Vakfi'nın ço- cuk bahçesin- deyız. Ilık bir hazıran akşa- rru. Salıncak- îa bır. tahtere- valhde iki ço- cuk... Vakıf çocuklanndan Zekiye'nin pilh bebeği masada şarkı söylüyor. Gençler ve vakfın ihtiyar delikanlısı Theo ile yapmakta olduğumuz söyleşı sık sık küçüklerin sorulanyla kesi- liyor. Gökyüzü yıldızlarla dolu, elimizi uzatsak değecekmişiz gibi yakın. Yıldız kaydıkça dilek tutuyor ufaklıklar. Yeni ke- silmiş çim ve hiç kesilmeyen çiçek koku- lannı içimize çekiyoruz. Serdar'ın demle- diği tavşan kanı çayı yudumluyoruz bir yandan. Zaman biraz ilerleyince çocuk ses- leri, yerini gece seslerine bırakıyor... Han- gi böceğin sesi olduğunu bilemesek de bu doğal şarkılan dinlemektenhoşnutuz. Do- ğumunun 90., ölümünün 10. yıldönümün- de Aziz Nesin ile beraberız. Borçlar sflzcüflü hep vardı Nedense, yakından uzağa borçlar üsrü- ne hiç düşünülmez... Oysa AzizNesin'in ki- taplarında, söyleşüerinde bu borçluluk söz- cüğüher zaman vardır. Hele Nesin Vakfi 'na gidildiğinde, 'Ödenemeyen' şiıridir karşı- layıcı... On yedi dönümlük arazi üzerinde en eskisinden en yenisine binalann, mey- ve bahçelerinin. oyun parkının diü olsa da söylese... Bahçedeki Don Kışot heykeli "işteböyleolmaagerekLr!" dercesine vak- fi işaret edıyor. Kuşluk vaktı.. çocuklar atölyelerinde, oyunparkında. ışlerinin başında... Efe uzun uzun ötüyor... Kınah, Çilli ve rurçınyumurt- ladıklannı haber veriyor. Abuzer Usta öğ- le yemeği için malzemeleri taşıyor. Mer- yem Harum mutfakta... Sultan Hanım mü- zenin ve idare binasının temizliğini yapı- yor. Hüseyinbahçe belliyor... Biz de armut ağacının gölgesınde oturmuş kahvelerimi- zi içiyoruz. Aziz Nesin bu bahçede, ağaçlannın bi- rinin altında sonsuz uykusuna dalmış; ama yine de vakfinı, çocuklannı, çalışanlannı ve bizi izliyor... O, ölümsüzlüğü yakalamış; bahtiyarlık bu olsa gerek!.. Çıplak arazide dokuz yıl Vakıf işine başladığında 57 yaşın- dadır, Aziz Nesin. Kendi oynayama- dığı oyunları vakıf çocuklan oynasın, bisiklete binsinler, çember çevirsin- ler. yeterli eğıtimi alsınlar ve insanca yaşasınlar diye yükselecektir yapılar... Çatalcalılar, gelip geçerlerken gör- düler arazide kanncalan kıskandıran bir çalışmanın başladığmı... Bir an- lam veremediler, kendilerince yorum- lar yaptılar. Hüseyin Usta da dolmuş- ta gelip gıderken görmüştü bu hum- malı çahşmayı... Bilemezdi ikı yıl son- ra kendisinin de vakfin ustası olaca- ğını ve bir daha asla Aziz Nesin'den aynlmayacağını... Vakfın miman Hüs- revBey'i, mühendis FıratAykut'u da orada tanıyacaktı Hüseyin Usta... Aziz Nesin'i tanımak ıse dünyasını değiş- tirecekti... Püşlerlnde sınır voktu tlk büıa yapıldıktan sonra, bir ta- raftan geriye kalan inşaatlan yönete- cek, bir taraftan da kitaplanrun yazı- mını sürdürecekti. Kendıni öylesine kaptırmıştır ki çalışmaya, bir kış gü- nü soba borusunun çıİctığını, odası- nın dumanlarla dolduğunu bile fark edemedi. Hüseyin Usta durumu fark etmese az kalsın dumandan boğulacak- tı. O yıllar, malzeme ve para sıkıntısı içindeydi Aziz Nesin. Her şeye ragmen çıplak arazi yavaş yavaş göneniyordu. Ütopyasının peşine düşen adam, vakfın planına da Hüseyin Usta'nın iş- lerine de kanşacaktı. 1975'lere gelin- diğinde Aziz Nesın'ın vakıf yapılan da oldukça gelışecekti. Çalılardan, ot- lardan ve dikenlerden başka hıçbır şey olmayan çıplak arazide ilk bına ta- mamlanmıştı. 1976 kışı çetin geçtı. Vakıfta yapı işine ara verildı. Aziz Nesın'ın düşle- rinin sının yoktu; o zamarun parasıy- la 460 bin lira vererek vakıf için bir arazi daha aldı. Bu yüzden sıkıntıya girdi ve açığını kapatmak üzere gece gündüz çalıştı. Nisanda havalar ısın- mıştı artık. tkinci bina yapılmayı bek- liyordu. Nihayet vakfın ikinci binasımn ça- tısı da yapıldı. Zaman su gibi aktı. 1978 'e geîindiğinde vakfin bahçe du- varları yapıhnaya başlanmıştı. Para sıkıntısı ise hâlâ sürmekteydı. Hem malzeme hem de tşçilik pahalıydı. Yal- nız su borulan 200 bin liraydı. 1979'da vakfin yapı işleri yeniden başlatıldı. Aynı yılın son aylannda, büyük yapı da bitecekti. Vakfin küçük bir havuzu bile vardı artık. Daha son- raki yıllarda vakfin çok daha geniş bir havuzu olacaktı. Ocak 1980, yeni yıl... Çatalca kar- lıydı, evlerde ışıklar tek tek yanmaya başlamışn... Kimilen kalabalıklar için- de yalnız, kimileri de tek başına kala- balıklan yaşardı. Aziz Nesin, hem kalabahğın coşku- sunu hem de yalnızlığı sevenlerden- di. Inşaat yorgunu, yazı yorgunu olan adam, o gece yemeğini yaptı. Kendi- ne güzel bir sofra kurdu. Seyrek içti- ği rakısını da kadehte terletti... Rad- yosunda o gece hangi şarkılann çalın- dığı bilinmez; ama kadehi içlene iç- lene ona eşlik ediyordu. Mutluydu Aziz Nesin, büyük bir şey yapmanın mutluluğu doldurmuş- tu içini... Daha sonra bu yeni yıh en mutlu olduğu günlerden biri olarak anımsayacaktı. Kuşluk vakti çocuklar atölyelerinde, oyun parkında, işlerinin başında. Vakıfta çocuksesleri...Binalartarramlanmıştı. Artık, "Ne- sn Vakfi'na her yıl kimsesiz dört ço- oık alınarak. vorunacak, baruıdırüa- ak,yetiştirilicek. Çocuklar,yaşamla- inı kazanıncıya dek vakfin çocukla- i olarak yaşa.acaklar"dı. Vakfa ilk ii<;çocukgeldiği gün, Aziz Nesin'in sevnçten gözlerinin içi gü- üyordu. Yogm emekleri ilk meyve- erini vermişı. Sevincinin rüzgânn- ian güç alarat sürdürdü çalışmalan- u. Bir yandaı yazılar yazdı, bir yan- lan çocuklar/la ilgilendi. Çocuklar, eni bir eğitim anlayışı, loğa ve hay~wn sevgisiyle yetiştirili- rordu. Yapank. yaşayarak öğrenebi- ecekleri bir crtam hazırlanmıştı. Vakfa alına üç çocuğun yanına 10 ;ocuk daha amayı planladı, Aziz Ne- ;in. Aynı zarnnda onlara bakacak bir anne' buhruaıın da derdine düşmüş- ü. 1985*li Mlarda çocuk sayısı on iört oldu. Vaifin aşçısı yoktu. Yemek- eri Aziz Nesıı yapıyordu. Her gün yir- ni beş kişiy^iç öğün yemek hazırla- •nakzorundiadı. 1986'da çcuk sayısı yirmiydi ve ırtık Vakfın hr minibüsü vardı. Tem- nuz 1986'da devletle başı derde gı- •ecekti Azi^ Nesin'in. Devlet, vakfi ;linden alrrua istiyordu. O, bu soru- ıu şu sözlertedile getirdi: "Beni,ken- ü kurduğum akıftan kapı dışanedip v^kfin yöneTinini mütevelli heyetı" denilen gericilerin etineteslim edecek- ler. Tıpla Atatürk'ün kendi parasıyla kurmuş olduğu Türk Dil Kurumu'na ve Türk Tarih Kurumu'na yaptıklan gibL." 1989'a geîindiğinde üç çocuk üniversitedeydi artık... Onlar için Ak- saray'da bir ev kiralandı. 1992'de vakıftaki çocuk sayı- sı otuz ikiye çıktı. Bina yetmi- yordu. 'Gömü\ü arayan adam'ın oğlu, ütopyasını ger- çekleştırmek için dişıyle, tırna- ğıylaçalışmıştı. 'Gözyaşjmgül- meceye çeviren' bir simyacıy- dı o... Zaman zaman derebo- yundaki e\inden vakfın idare binasına gelirken kendi kendi- ne gülümserdi... Gülümseme- sine yine kuş sesleri eşlik eder- di. Meyve ağaçlan dallannı uzatırdı, bir de benim tadıma bak. dercesine... Oysa her şey çocuklanyla birlikte yenecek- h... Akşam toplantılannda so- runlarkonuşulacak. çözüm yol- lan aranacaktı.. Belki de ço- cuklar şeker almaya geldiğin- de kucağına ürmanacaklar, yok- sunluğun acısını onun sihirli dokunuşlanyla giderecekler- di. Arazi de bunca şeyi yaşa- manın coşkusunu, gururunu ta- şıyacaktı. Zaten adı da artık 'ÇocukCenned' diye anılacak- tı. Nesin Vakfi'nda bugün 21 kız ve 20 erkek olmak üzere 41 çocuk yaşı- yor, 16 kişi çalışryor. Alü büyükbaş hay- van, otuzkadarkoyun, tavuklar, ördek- ler ve hindiler var... Vakfin bahçesin- de çeşit çeşit meyveler, iki büyük se- Odenemeyen Ey benim halkım Ey benim eli açık gözü kapalım Yüreği açık düi bağhm Yiyemedin yedirdin Içemedin içirdin Giyemedin giydirdin Okuyamadın okuttun Kendin üşüdün yağmurda karda Ama beni korudun (...) Utanınm aldıklanm demeye Gücüm yetmez borcum ödemeye Bende hakkın çoktur halkım (...) Utanınm hakkını helâl et demeye Dünya durdukça durasm halkım (Seviye On ölüme Beş Kala) rasında ise her tür sebze yetiştirüiyor. Nesin Vakfi'nın bir psikoloğu var: Deniz Doğnıöz. Deniz Bey, çocuklan doğal ortamlannda gözlemleyip onlar- la ilişki kuruyor. Çocuklann kendi is- tekleri üzerine görüşme saatlerinibe- lirliyor. Odasında oyuncaklar. resim malzemeleri, kum havuzu, çamur gi- bi çocuklann meşgul olabilecekleri malzemeler var. Vakfın seramik atölyesini Saüha Kartal yönetiyor. Atölye gün boyu açık. Dileyen çocuk istediği saatte bu- raya gelip çalışabiliyor. Dışandan si- parişler de alımyor. Fotoğraf atölyesi de çocuklann hizmetinde... Besime Ersoy, vakfin kütüphaneci- si... Vakfın yazısız kuralları içinde üretmekten, okurlanna yardım etmek- ten memnun. FeyziÖrnek. vakfin müdürii Yardım- cısı da yinevakıflı bir genç; Kamuran Demirkesen. Vakıftaki yaşama tanık olduktan sonra, Aziz Nesin'in çocuklann eği- timiyle ilgili görüşlerinin büyük öl- çüde gerçekleştiğine inanıyoruz. Va- kıf gençlerinden Tayfim, Aziz Nesin'in aynı adh şiirinden besteledığı 'Sol El Konçertosu'nu çalıyor, çalarken de "Aziz Amca'nın benim piyano çaldı- ğımı görmesini çok isterdim" diyor... Masamızda gençlerin getirdiği, kara erik- ten ehnaya. salatalıktan hormonsuz doma- tese kadar her şey var... Aziz Nesın'ın ki- taplan, vakıfsenedı. vasiyetnamesi, fotoğ- raflan... Bir yandan kahvelerimizı yudum- larken bir yandan da kıtaplanndan yüksek sesle paragraflar okuyoruz: "İnsanoğlu. kendiliğinden trajiktir; çün- kü doğumuyla birlikte, ölüme karşı zorun- luolaraksavaşaçnuştır ve bu savaşın sonun- da yenflecegi kesindir. Bu kesin yenilişten kur- tuluş için, savaş içinde savaş, bir yeni savaş daha açar: Ölümsüzlük savaşı_" Nesin huzur İçinde uyuyor Aziz Nesin, ölüme karşı savaşından yen- giyle çıkmanın huzuru içinde uyuyor. Vak- fi, çocuklan, gençleri. hayvanlan. ağaçla- n ve çiçekleri ölümsüzlük savaşını kanıt- lamayı sürdürüyor, daha nice yıllar da sürdürecek... Aziz Nesin'e vakfi niçın kurduğu sorulduğunda şu yanıtı ver- miştı: "Nesin Vakfi, küçükçapta, çokalçak- gönüllü biryardım kurumu. Çünkübü- tüngetiriyalnızbenim kitaplanmdanel- deedüiyor. Nesin Vakfi'nın kuruluş ama- cı, bu küçük olanaklar içerisinde, kim- sesizveyoksul çocuklara; barınma, eği- tim, öğrcnim firsan ve olanağı vermek- tir. Bunun için Nesin \akfı'nı kurdum. Çünkü ben de öyle yoksulluk yaşadım, ben de öyle zoıiukla okudum. Bu; bir anlamda borç ödeme,yani odeme değü, ödemeye çabşmadır." Çırılçıplak bir arazlydl Borç ödeme biçimınden örnek aluıa- cak pek çok yön vardı. Demek ki iste- nirse, gönül verilirse yapılabiliyor. Bir insandan geriye eserleri, ürettıkleri ka- lıyordu... Şimdi üzerindeki binalar, me>- ve bahçeleri ve oyun parkıyla göz dol- duran vakıf, 1972'deçınlçıplakbirara- ziymiş. Çıplak arazide, babası gibi gö- mü arayan bir adam. . O adamın geçti- ği yollan, aştığı engelleri aynntısıyla bilemeyiz belki: ama onu. Darüşşafa- ka'dan Nesuı Vakfı'na götüren "borç- luluk" güzergâhmda bir gezi yapabili- riz: 1972 yıh, nisan ayuun yirmi yedi- si, perşembe günü... Bir adam, Aziz Nesin, halkına olan büyük borcunu öde- mek için önemli adımlanndan birini daha atmıştı. tstanbul, Kadıköy, Fener- yolu, Alageyik Sokağı 7/2'de aylardır, sabahlara kadar yanan ışıklar, bu gece normal saatinde söndürülecektı. Çatalca tapusuna kayıtlı 17 bin met- rekarelik arazi, adı henüz bilinmeyen, vakfa henüz adurunı atmamış, öğrenim olanağı bulamamış, yoksul ve kimsesiz çocuklann gelecekte yuvası olacaktı. Kimi insan, kurucu, yapıcı ve yara- tıcıdır. Aziz Nesin de bu tür insanlar- dandı. Büyük ütopyalann adamı, her zamanyoksul büyük çoğunluğun yanın- da olacaktı. Buna kafa yoran insanlar- dan biriydi. 1972 yıh Nisan ayının yirmi yedisi, perşembe günü. bir adam, Aziz Nesin elinde noter senedi, 17 bin metrekare- lik arazinin başmdaydı... Dereboyun- dan yükselen kurbağa seslerine kuşlar eşüketmekteydi... Güneş; varsıl yoksul demeden 'altın pencereti ev'ler yarat- maktaydı... Hani bir koku, bir iz. bir ses insanı çocukluğunun iklimine götürür ya. ışte öyle bır gündü. Erkenci ağaç- lar meyveye dunnuş; geç kalanlar, gü- neşe 'günaydın' demenin sevincini ya- şamaktaydı Böylene çokbaharlan var- dı geçmişte Aziz Nesin'in; ama bugün hepsınden farkhydı; arazisuıe baktıkça içi içine sığmıyordu... 'Bevaz geceter' SALI SÜRECEK Arazisi boyunca bir ileri bir geri yü- rüdü... Yoruldukça derebovundaki sö- ğüdün altında soluklandı... Toprak sı- cak ve cömert olacaktı insan elinde... Arazismm toprağmın parmaklanmn arasını okşayarak yere dökülüşü, hiç oyuncağı ohnamış bu adama, çocuklu- ğunu geri verdi... O 'çocuk Aziz' ki ilk pantolonu, ilk ayakkabıyı beş yaşında giymişti. O yaşma kadar ne ayakkabı- sı ne de pantolonu olmuştu. Çatalca'nın göklerinde kuşlar; toprak sıcacık, kanncalar bitmez tükenmez ko- şuda... 17 bin metrekarelik arazide tek bir ağaç yok... Sürülmemiş, dokunulma- mışbirtarla... Minik çocuk ayaklan he- nüz patika yollar açmamış. Adım adım dolaştı araziyi AzizNesin... İçinde, Da- rüşşafaka'daki öğretmeni Rıfla Bey'den aldığı ilkafenninsevinci... Kulaklann- da Rıfkı Bey'ın sözleri: "Her gece ya- tağınıza girince, önce bir nefıs muhase- besi yapın. O günkü davranışlaruuzın hepsini, bir bir gözünüzün önünden ge- çirin. Kimlere rvi kimlere körü davran- dığının düşününüz ki ertesi gün îyi bir insan olasınız." içi içine sığmıyordu. Sevinçten göz- leri dohnuştu; ama ağlayamazdı. Çün- kü ona kendisi için ağlamayı öğretme- mişlerdi... Gözyaşlannı içine akıtarak sevincinden çatlamak üzere döndü Fe- neryolu'na... 'Beyazgeceler' daha fark- h yaşanacaktı artık Alageyik Soka- ğı'ndakı evinde... ORHAN BURSALI Hasan Cemal, Darbeci! Gülüyor musunuz? Darbelere bu kadar karşı ol- duğunu yazıp çizen, geçmiş darbeciliğinin özeleş- tirisini yapan ve hele hele bugünlerdeki yazılannda sık sık 28 Şubat kokusu alarak bunu ihbar eden es- ki "Genel Yayın Müdürüm"fl, şimdi nasıl darbeci olur? Pek inanılacak gibi değil.. Ama 17 Aralık tarihli "Ye- ni Bir 28 Şubat mi?" yazısını, boşa koydum dol- madı, doluya koydum almadı, evirdim çevirdim, ya- zıya tersten, düzden, yandan, tepeden ve çok so- yutlu ve boyutlu baktım, mantığını ve "bilimsel" da- yanaklannı çözemedim! Sonunda vardığım sonuç, Hasan Cemal'in hâ- lâ ilk gençliğindeki gibi darbeci olduğuydu! Şimdi yazann mantığını sizlerle paylaşacağım. • • • • Yazı, hükümetin imam hatip, üniversiteler, cami dayatması, türban, imam hatipliye çifti diploma, iç- ki yasağı gibi konularda sıklaşan tutum ve kararia- nnı anımsatıyor, bunlardan yola çıkarak başında ve kamuoyunda oluşan "Islami hayat tarzı mı geli- yor?", "Islami düzene doğru" gibi düşüncelerin, ger- çeği zorladığını vurguluyor. Cemal, "islamidüzen geliyor" düşüncesinin düğ- mesine "bazı çevrelerce basılıyor" diyor.. ve devam ediyor: "Türkiye'ye ne Islami düzen gelir, ne de bu ül- ke bölünür. Tehlike, şeriat ya da bölünme değil. Tehlike pireyi deve yaparak Türkiye'yi gerçek gündeminden uzaklaştırmaktır. Tehlike, Türki- ye'yi yeniden bir 28 Şubat sürecine rtmek iste- yenlerin bazı sinsi çabalarıdır." • • • Hasan Cemal, ezeli ve ebedi bir saptama yapı- yor: "Türkiye'ye ne Islami düzen gelir, ne de bu ül- ke bölünür!" Hasan Cemal, bunu neye dayandınyor, kavramam mümkün değil.. Ben onun mantığı içinde kalarak gerekçeler sı- ralıyorum: 1 - a) Türkiye şeriat uygulanamaz bir ülkedir; her ülkede uygulanabilir ama Türkiye'de asla; b) Tür- kiye'de şeriatçı yoktur; c) Türkiye Hıristiyan bir ül- kedir, bu nedenle şeriattan bahsedilemez; d) Tür- kiye'deki şeriatçılar demokratiktir, bu nedenle on- lar burada şeriat kurmazlar ve istemezler; e) Türki- ye'de şeriat uygularnasına Avrupa Birliğim izin ver- mez, Pentagonum da derhal askerini gönderir, ha- vadan da bombalar, bütün şeriatçılara haddini bil- dirir; d) Halkımızda şeriata asla fırsat vermeyecek çok yüksek bir demokrasi, laiklik vb. biiinci vardır... 2- a) Türkiye bölünemez bir ülkedir, bütün dün- ya bölünür ama Türkiye bölünmez; b) Anadolu'nun tarihinde bölünen bir ülke yoktur ki Türkiye bölün- sün; c) Türkiye'de Kürt yoktur ki bölünsün; d) Tür- kiye'deki Kürtler asla Türkiye'yi bölmek istemezler, onlar Irak vb. Kürtlerine ihanet ederler de aynlmaz- lar; e) Avrupa ve ABD Türkiye'nin bölünmesine izin vermez; f) Dünyada bölünme kavramı yüz yıl ön- cesine aittir, bugün tedavülden kalkmış bir kavram- dır; g) Türkiye'de çok yüksek bir bölünmeme bilin- ci vardır, bu bilinç düşmanın tankını topunu deler geçer... • • • Bu straladığım gerekçelerin hiçbiri size inandın- cı gelmedi mi? Yoksa ben doğru gerekçeleri mi bu- lamadım? Veya Hasan Cemal'in "Vay canınal. Bu- nu nasıl atlamışız?" diyebileceğimiz bomba bir ç^ rekçesi olabileceğine inanmıyor musunuz? Laf aramızda, ben de inanmıyorum! Sizi bilmem, ama benim neden inanmadığım konusunda bura- da açıklamayacağım çok sayıda gerekçem var.. O halde geriye, Cemal'in "dayandığı" ama açık- lamadığı, bir iki nokta kalıyor, devam edelim: Bunlardan biri, ordu ile ilgisi olmayan, bağımsız, gizli silahlı halk güçlerinin varlığı! Veya, bölünme ve şeriat durumlannda milyonlarca halkın aniden silah- lanarak sokağa döküleceği ve siperiere gireceğini düşünüyor olabilir (başlannda kendisi, tabii o sıra- da Maldiv Adalan'nda Milliyet'i yazmıyorsa!!)! • • * Bu ikisine gülüyorsanız, geriye kalan tek olasılık, Türk Silahlı Kuvvetleri'dir! Hasan Cemal bölün- me ve şeriat durumlanna TSK'nin izin vermeyece- ğini, yeni bir 28 Şubat'ı başlatacağını ya da kimse- yi takmayarak darbe yapacağını düşünüyor.. Hasan Cemal, kendisi reddetse de düşüncesinin arka planında darbecidir! Tek güvendiği güç TSK'dir. "Türkiye'ye ne Islami düzen gelir, ne de bu ülke bölünür" mantıksız, tutarsız lafını bir kenara bıra- kacak olursak bile, zaten "Tehlike, şeriat ve bölün- me değil, (bugünkü koşullarda-OB) 28 Şubat sü- recini çağırmaktır" demektedir. Hasan Cemal, tam bir darbecidir!.. Çünkü yarın, şeriatı ve bölünmeyi tehlike olarak görebilir!.. O zaman da "Yetiş 28 Şubat!" diye bağıracaktıri (Eğer gizli bir bölücü ve şeriatçı değilse tabii!) Şüpheniz mi var! C) Bizleıie konuşurken en sık vurguladığı, en çok söylemeyi sevdiği nitelemedir, kendisi için.. "Ben Genel Yayın Müdürü olarak..." Aramızda "Bak, 'Ben Genel Yayın Müdürü'geliyor." derdik! obursali@ cumhuriyet.com.tr. SÜHEYLA OKAN EŞBER OKAN ÖZLEMLE ANIYORUZ
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog