Bugünden 1930'a 5,433,387 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

30 EKİM 2005 PAZAR CUMHURİYET SAYFA Tel: 0.212J43 72 74 Faks: 0,212.343 72 17 Kartal Istanbul'daki yeşil alan talanına AKP'Iİ Kartal Belediyesi, parklardaki ağaçlan kesip buralara dükkân açarak ve açtığı dükkânlan da partililenne kiralayarak katkı sağlıyor. BeMronikj* - Özelleştirmelerde sorun varmış... "Evet pazariamacı sorunu var!" SHÇEK Genel Müdürv ilahiyatçıymış. Demek ki dayağı cennetten çıkardı!.. Rezalet 0 Kaan Bür: J - "Malatya'da çocuk yuvasındaki vahşeti dinci bir televizyon, bakıcının banyoda çocuklara eziyet ettiği sahneyi ekranda şu yazı ile yorumladı: Rezalet; kızlaria erkekler aynı banyoda! Bu da yobaztann 'rezalet' önceliği olsa gerek." Türbanlı Aynur Süer "Malatya'da çocuklan döven bakıcı kadın türbanlı biriydi. Allah yolunda güya! Vıcdandan yoksun kadınlan sırf siyasi amaçlaişe alıriarsa olacağı bu!" FİKRİ hukukçu bir öğretim göreylisi 2001 yılında, kendi alanında doçent olmak için Üniversitelerarası Kurul'a başvuruyor. Ancak, Üniversitelerarası Kurul "fıkri hukuk diye bağımsız bir doçentlik alanı yoktur" gerekçesiyle doçent adayına, ticaret hukuku veya medeni hukuk alanı için başvurursa sınava kabul edileceğini bildiriyor. Doçent adayı bu bildiriye kerhen uymakla beraber, eserlerinin tümünü "fikri hukuk" alanında sunuyor. Sınavın bu ilk aşamasında, jüri üyeleri bire karşı dört oyla doçent adayını yetersiz buluyor. Jüri üyelerinden biri sadece 2.5 sayfalık gerekçesiz bir raporla, diğeri, eserleri yeterti bulmakla beraber, 2001 yılında makalelerin hakemli dergide yayımlanması koşulu uygulanmadığı halde "makaleler hakemli dergide yayımlanmamıştır" gerekçesiyle olumsuz görüş beyan ediyor, bir diğeri ise "doçent adayı bilimsel olmayan bir üslup kullanmıştır" eleştirisiyle olumsuz Fikri hukukgörüşlere katılıyor. Doçent adayı, Üniversitelerarası Kurulu'na ilettiği itirazlar, TBMM Anayasa Komisyonu'na yazdığı mektup, hatta Cumhurbaşkanı nezdindeki yakınmalan sonucu değiştirmeyince, idari yargıya başvuruyor ve üç yıl sonra mahkeme "doçent adayının başanlı sayılması ve sözlü sınava alınmasf na karar veriyor. Doçent adayı, Ankara'daki hukuk fakültesinde, doçentlik sözlü sınavına giriyor. Beş jüri üyesi, fikri hukuk alanında doçent olmak isteyen adaya birer fikri hukuk sorusu sorduktan sonra "ticaret hukuku" sorusu bombardımanına tutuyor ve doçent adayı başarısız oluyor. Oysa, Idare Mahkemesi'nin karannda "davacı fikri hukukta doçent olmak için başvurmuştur" ifadeleri bulunuyor; doçent adayının doktora tezi, ticaret hukuku değil, fikri hukuk alanında yer alıyor. Mahkeme karanyla başanlı sayıldığı "eseder sınavı'na sunduğu beş kitap ve beş makale de, ticaret hukuku değil, fikri hukuk kapsamında iken ve doçent adayı bir üniversitede dört yıldır, Istanbul Barosu Staj Eğitim Merkezi'nde on yıldır, fikri hukuk dersi vermekte iken, Üniversitelerarası Kurul "mahkeme karanna uyuyorum" diyerek acaba samimi mi davranıyor, yoksa mahkeme karanna uymuş gibi mi yapıyor? Üniversitelerarası Kurul'un avukatı "Ülkemizde doktorasını fikri hukukta yapmış profesör bulunmadığı için fikri hukuk bağımsız doçentlik alanı sayılamamaktadır" derken aslında Türkiye'nin hiçbir zaman fikri hukuk alanında bir profesöre sahip olamayacağını da bildiriyor. Böylece Türkiye, fikri hukuku bağımsız alan saymayan bir düzenle Avrupa Biriiği'ne girmeye çalışıyor! SESSÎZSEDASIZÇ.) Van'daki olayın toplumsal boyutu YÜZÜNCÜYıl Üniversitesi Rektörü'nün "yargı karan"ile tutuklanmasının siyasi boyutu tartışılırken Aysel ve Srtkı Ergüney, "Esas sorgulanması gereken olayın toplumsal boyutudur" diyor "Nedeni ise, din eksenli bir siyasi görüşün oylannın, temel nrteliği laiklik olan Türkiye Cumhuriyeti'nde 29 yılda yüzde 1 'den yüzde 34'e yükselebilmiş olmasıdır. Böyle bir eğilim içine sürüklenen toplumun, tüm kesimlerinde görev yapan bireyierinin, bu gelişmeden etkilenmemesi düşünülebilir mi? Bundan devletin savcısı, yargıcı, polisi, öğretmeni, öğretim üyesi, valisi, hatta cumhuriyetin temel niteliklerini korumak ve kollamakla yükümlü Türk Silahlı Kuvvetleri'nin subay ve astsubayı da etkileniri Rektörün tutuklanması bir 'yarg\ karan' sonucu olmuştur. Yargıç, takdir hakkını 'tutuklama' yönünde kullanmıştır. Toplum sınava tabi tutuluyor. Belediyelerin getirdiği içki yasaklan, imam hatip liseleri tartışmalan, tesettüriü eşlerle yapılan dış geziler, türbanlı törenlerden sonra rektörün tutuklanmasını bu bağlamda değerlendinnek dahadoğru olacaktır. Laik devlet düzeni içinde yaşamayı benimsemiş, ancak sadece Türk Silahlı Kuvvetleri'ne güvenerek, gelişen ürkütücü olaylar karşısında kayrtstz kalanlar kendilerine dokunmayan yılanı uzaktan seyretmenin bedelini yann çok ağır ödeyebilir! Iran'da olduğu gibi." ÇED KÖŞESİ OKTAY EKİNCİ 'Marka'mız kimliğimiz olmalı Her biri uygarlık tarihine ay- n ayn imza atmış kentlerimizde, başta belediye başkanlan olmak üzere, sanayi odalan, ticaret odalan, "ora B nın genç işadam- lan demekleri, normal işadam- lan demekleri, nüfuzlu kulüp- ler, yerel basının etkili köşe ya- zarlan, siyasiler, zenginler ve "herkes"in dilinde artık "iki öz- lem"var; Birincisi, hemen tüm Anado- lu kentlerimize çok yakışan; "Dünya kenti olacağE-" Ikincisi de nitelikli bir yaşa- mın özlemini yansıtan; "Kenti- miz marka olacak-" "Muhafazakâr modernük" Peki bu nasıl olmah? Bu sözlerin en çok "söylendi- ği" yerlere bakarsak tartışma- mız gereken bir durum var. Örneğin, tarihi bir yapının restorasyonu ya da yöresel el sa- natlanyla ilgili bir sergi için dü- zenlenen toplanülarda kimsenin aklına "marka" gelmiyor. Buna karşın çarşı ve pazarla- nn yerini alan büyûk alışveriş merkezleri- K* "A Aslında her kent, "uzay"da ohnadığına göre, elbette ki dün- ya kentidir. Buna rağmen dün- yayla "özdeş"leşmenin karşıhğı ise "dünyaca tanınmak" ve bu- nun ıçın de "dünyaya katkıda bulunmak" olmalı... Bunun yerine, acaba neden sadece o kente ait olan "yerel" ve "özgün" değerlerle "gurur duyarak" ünlenmek yerine, dünyanın her yerinde bulunabi- lecek yapay ve hatta "yabancı" unsurlarla "eziktik içinde" tanın- mak isteniyor? Aklıruza gelen tüm ünlü kent- lere bakın. Hemen hepsi geç- mişten geleceğe taşıdıklanyla hayranlık uyandırmıyor mu? Benzer şekilde "marka" ola- biknek için de, yine arandığın- da sadece o kentte bulunabile- cek, benzerlerinden "farkhhk- larTyla tercih edilebilecek ve o kentin saygınlığıyla bütünleş- miş bir "güven"i yansıtan de- ğerlerle ilgi toplamak daha akıl- hca değil mi? Üstelik bu daha kolay ve diğer dünya kentleriy- le"rekabet"tede nin; iş hanlannın yerini alan mo- dern ofıslerin; mağazalann ya- nı sıra "readans" denilen lüks dairelerin de pazarlandığı dev "dty-center"lann; lokantalann yerini alan "fast-food kebap- çj"lann ve adlan mutlaka "ya- bancıdflde" olan her yerin açı- lış törenlerinde, birinci konuş- macı söylemezse ikinci mutlaka vurguluyor: "Bu yaünmlaria arük dünya kenti ohryoruz™" Kentin ve yaşamm bunlarla "çağdaşlaşflğım" dıle getiren en yetkili ve "haüıt* konuşmacı ise kurdeleyi kesmek için genç kzlann tuttuklan gümüş tepsi- den makası alu"ken ekliyor: "Kentimiz arük bir marka- dr>" Demek ki hem dünya kenti, hem de marka olabümekten, U- lc de "yabana" bir kültürün ye- ne, içme, alışveriş ve eğlence nekânlannı çoğaltmak anlaşıh- jor! Üstelik, hem "muhafaza- Ur"(!) hem de "modern" bir lent yaşamım, "Hyasallaşan" Kr tutumla güvenceye almaya ^alısanlarca... eşsiz olanaklar sağlayabilecek "hazff" bir zenginlik. Bu zen- ginMkleri armağan edenler de ta- rihin derinliklerinden bugüne, kuşaktan kuşağa "orahlar''ın aklı, emeği ve yaratıcıhğı... 'Görmüş geçirmiş'lerin farta Sözün özü, kentlerimiz, her- kes tarafindan "aranıhr'' değer- lerle tanınmak için, kendi "gör- müş geçirmiş birikimleri''ni ge- liştirmek yerine "gönnemişle- rin kültürsüzlüğü"'ne öykünme- meli... Gerçekten dünya kenti olabü- menin, yani tüm kıtalarda par- makla gösterilenler arasına gire- bilmenin yolu, öncelikle yerel kimhk değerlerinin "dünya mi- raa" olduğu bilinci içinde tü- münü "yaşatarakkorumak"tan geçiyor... Ünlü markalar gibi "terdh edflen" bir kent olabihnenin ön- koşulu da kültürel ve doğal mi- rasnıı koruyan, yani "saygmh- ğTnı elden bırakmayan bir kent- lilik bilincinin "yabancılaş- ma"ya yenik düşmemesi... oekinci(§ cumhuriyetcom.tr KİM KİME DUM DUMA BEHIÇAK behicak@yahoo.com.tr ÇİZGÎLlK KÂMtL MASARACI kamilmasaraci a mynetcom H A R B t SEMİH POROY semihporoytayahoo.com HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BILGİN hayatepik((i mynetcom • ıstnıl ovasında köylulpr "kahrolsun ağalık yaşasın cumhuriyet" diyorlor.. TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 30Ekim tcwtic.nwmtaz-arikan.cotn r ^Şj CİCERO'NUN CASUSLUĞU.. /KAe.ştvMMtçrf.ır.£>üA/y/i ,KAeA'DAKİ ıN&USKe £LÇİÜ6İMO£ UŞAIC OLAGAK- ÇAUfAAJ ARMAVur /İSILLI TÜ&£ I/A7HAI- PAff ecyef/t SAZA/A, Z6 G&MPE, GİZLICE />L MAM E(jÇiÜĞiyL£ Gö&ÜfMÜf, OMLAISA BAZl İMGİUZ S£~LG£LSe/A/M FOrOĞtSAPIAJI ÇEK£BİÇ SÖYL£MİŞTt.KAie.Ş/U6tNPA İNSİLİZ STERLJMİ ÖPeNMBSİMİ İSTİYOISDU.30 EfdM eecesi çiçets.o 'MUM Geri&pîĞi PH-KIUERİ TBB EbeH ALAAAULAR. ÇOK fAÇ//eM/fTf. BEUSEl£R ÇOK ĞNEMLI YE DeGeiZUYbİ• ANCAK, AL- MAtiLAS. 'IN ÇJÇS&D • YA ÖO5PİĞİ İMGiUZ STBfUJNteiSi SAHVBYDî f.. PANO DENİZ KAVUKÇUOĞLU Tatavla'ya Kar Yağıyor önce Istanbul Kitap Fuan, hemen ardından da Frank- furt Kitap Fuan derken üç yazıdır köşemden uzak kal- dım. Arayıp soran, "Ne oldu?" diye merak eden okur- lanma hem özür, hem de teşekkür borçluyum. Bilindi- ği gibi Frankfurt Kitap Fuan dünya yayıncılık sektörü- nün en önemli buluşma merkezi olmasının yani sıra çe- şrtli ülkelerden yazarlan da birarayagetiriyor, yeni dost- luklann, arkadaşlıklann kurulmasında aracı oluyor. Ben de Dünya Kitaplan tarafından şu sıralar okura sunulan "Tatavla'ya Kar Yağıyor" adlı kitabın yazan Yorgo Va- lasiadis ile Frankfurt'ta tanıştım. Yorgo, aşağı yukan ya- şıtım olan, 1960'lara kadar tipik bir azınlık semti olan Kurtuluş'ta (Tatavla) doğmuş, çocukluğunu ve gençli- ğini orada, kimi yazlannı da Burgazada ve Yeşılköy'de geçirmiş Istanbullu bir Rum. Liseyi Zoğrafyon'da bitir- miş, Kurtuluş Spor Kulübü'nde spor yapmış, tam anla- mıyla bir "fıriama". Üzerine Yunanlığı konduımuyor, ben "Rum'um" diyor. Çocukluk ve gençlik anılannı topladığı "Tatavla'ya Kar Yağıyor"u keyifle, eğlenerek okudum. Kitap, Istan- bullu bir Rum çocuğunun çevreye bakışını içtenlikle yansıttığı gibi artık ne yazık ki olmayan, yok edilmiş fark- lı hayatlardan, Istanbullu Rumlann hayatlanndan kesit- ler de sunuyor okura. Hemşehrimın iki gecede okuyup bitirdiğim kitabında kendi gençliğimden de epey şey buldum, bir ortak dostumuza, Andon'a bile rastladım sayfalannda Yorgo'nun anlattığı sokaklar, pastaneler, si- nemalar, o yıllann "içten pazartıklı" kızlan birer birer can- landılar bellegımde, sözünü ettiği şarkılann müziğini ku- laklanmda duyar gibi oldum. Yorga Valasiadis, anılannı kaleme alırken hiçbir sıya- sal kaygı taşımamış, ama yine de şu satırlar içimi acıt- tı: "Burada Türkiye'nin ve Yunanistan'ın iç ve ekono- mik olaylannı açıklamaya çalışmayacağım, çünkü bun- lanyapanlarbaşkalanydı. Ama kendime sorduğum tek şey, ceremeleri neden hep bizim çektiğımizdir. Balkan olaytan mı gelişir, neticesinde biz mübadeleye zorianı- nz. Küba ve Beriin krizleri miyaşanır, bizde de 6-7Ey- lül. Israil, Filistinlilerie kavga eder yada Kıbns olaylan mı patlak vehr, biz sınır dışı ediliriz. Bizi kadehmiz mi mahvediyor, yoksa Yunan mitolojisinin tannlan mı bize ktzdı da haberimiz yok? Maalesef Delfi'de falımı söy- leyecek bir tanıdığım da yok. Tek bildiğim şey, on beş yaşındaki bu gencin, görmüş olduklan karşısında biran önce büyümek istediği ve erkek adam olduktan sonra pılısını pırtısını toplayıp yola çıkarak kendisine yeni bir Ithaka (Homeros'un Odysseia'sında Odysseus'un va- tanı olan ada) arayacağına yemin ettiğıdir." Yorgo, on beş yaşında ettiği yeminı yirmi beş yaşında yerine ge- tirip Almanya'ya göçmüş. önce Ticaret Okulu'nu, da- ha sonra da Frankfurt Üniversitesi'ni bitirmiş. Şimdi iş- letmelere lojistik danışmanlığı yapıyor. Yayımlanmış çe- şitli öyküleri, denemeleri, romanian var. Frankfurt'tan söz açmışken Orhan Pamuk'un aldığı Banş ödülü törenı sırasında yaptığı konuşmaya da de- ğinmeden geçemeyeceğim. 5 Şubat 2005 tarihli Zürc- her Tagesanzeıger Gazetesi'ne yaptığı o tek cümlelik ta- lihsiz açıklama bir yana, 25 dakika süren ve televızyon- lardan canlı olarak yayımlanan konuşması "öteki" kav- ramı üzerine son yıllarda dinlediğim en mükemmel ko- nuşma ve Avrupa-merkezci kültür böbürienmesine kar- şı verilmiş dört dörtlük bir dersti. Hele, "Avrupa konu- su bir Türk için çok kınlgan, çok hassas bir konu... "di- ye başlayan bölümü... Pamuk, Türkçe yaptığı konuş- masında, "Türk devtetini demokrasi eksikliğiya da me- sela ekonominin durumu gibi konularda eleştirmek başka bir şey, bütün bir Türk kültürûnü, ya da Alman- ya'da, Almanlardan çok daha yoksul ve zor bir hayat süren bütün Türk kökenlileri aşağılamak başka bir şey. (...) Avrupa Biriiği'ne inananlar sorunun banş ile milli- yetçilik arasında olduğunu bir an önce görmeli. Bu iki- si arasında hepimiz seçimimizi yapacağız. Ya banş ya milliyetçilik..." derken de, "Sen Avrupa hayaliolmayan bir Türkiye'yi düşünemediğim gibi, Türkiye hayali ol- mayan birAvrupa'ya inanmayacağımı biliyorum" der- ken de Paul Kilisesi'nde tüm nefesler tutulmuştu. Orhan Pamuk'a birçok nedenle kızabilirsiniz, kızabi- liriz. Sonuçta o, kendinden önce o Banş Odülü'nü alan birçokları gibi, örneğin Karl Jaspers (1958), Emst Btoch (1967), Ernesto Cardenal (1980), Annemarie Schimmel (1995), Yaşar Kemal (1997), Jürgen Ha- bermas (2001) gibi "muhalif", dolayısıyla öfkeli bir ay- dın, bu da doğal olarak karşı öfkeleri doğuruyor. Ama aynı zamanda yiğidi öldürürken hakkını da vermek ge- rekiyor. Konuşmasının sonunda onu bu tür törenlerde az rastlanan ölçüde, üç buçuk dakika ayakta alkışlayan- lar arasında, ne yalan söyleyeyim, ben de vardım. (e-posta: dkavukcuogluft superonline.com) 1 2 3 1 2 3 4 5 6 7 U I HJrm 8 9 3 4 5 6 7 8 9 BIJLMACA SEDATYAŞAYAM SOLDANSAĞA: 1/Ispartailin- de, Türki- ye'nin en uzun mağara- lanndan biri. 2/Mevki,ma- 4 kam... Su kı- 5 yüanndayeti- 6 şen ve kökü -, hekimlikte kullamlan ot- 8 subirbitki.3/ 9 Az derin ve yayvan kap... Halk dilinde babanın kız 1 kardeşine verilen ad. 2 4/ Yümaz Güney'in 3 bir fihni... Manga- 4 nez elementinin 5 simgesi. 5/ Yükse- 6 kokul. d/Notadadu- 7 rak işareti... Antal- 8 ya'mnbirplajı. 7/Ja- 9 pon halk türkülerine verilen ad... Çarpma, vurma. 8/ Güney Afrika Cumhuriyeti'nin para birimi... Eskiden okullarda çocuklan çalıştırmakla görev- li kimse. 9/Diş hekimliğinin, dişlerdeki biçim bo- zukluklannı düzeltmeyi amaçlayan dalı. YUKARTOAN AŞAĞIYA: 1/ Kötü dikiş nedeniyle kumaşta oluşan büzül- me... Avrupa Birliği'nin ortak para birimi. 2/Ka- rakter... Sıva ya da boyadan önce vurulan kat. 3/ Kadifemsi bir görünüş kazandmhnış sığır deri- si... Yemin. 4/Kapital, sermaye... Birnota. 5/Hı- ristiyanlıkta şarap ve ekmeğin kutsandığı dinsel tören. 6/Germanyum elementinin simgesi... Ital- ya'da bir kent. 7/Bileşik bir şeyi oluşturan yalınç şeylerden her biri... Birinin buyruğu altında olan görevli. 8/ Bir Islam devletinin Müslüman ohna- yan vatandaşı... Tarih öncesine dayanan efsane. 9/ "Eşref—": Ressamımız... Hitit.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog