Bugünden 1930'a 5,438,457 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA + CUMHURİYET 30 EKİM 2005 PAZAR 12 P A Z A R K O N U Ğ U kyta.tavsanogta@cumhuriyetxom.tr 'Çernobilgençeğini açdda^amadılar' Kanser vakalarının artacağını dünyaya ilk duyuran Dr. AliSavaşer, bu olayda döneminpolitikacılannın ve büim insanlannın sorumlu olduğunu söyledl Kuşgribininyenibirşey olmadığını beürten Savaşer, 'Bilimegüvenilmediği içinpanik var'dedi Radyoaktiviteli çayları piyasaya sürdüklerinde hiçbir bilim insanı ağızım açıp birşey söylemedL Ben bir kişiden gerçeği söylemesini beklerdim: Erdal İnönü 'den. L ÇernobiVden sonra ikişey ortaya çıktı: Birincisi bilim insanı vepolitikacılara güvenilmeyeceği İkincisi Karadeniz'de kansere yakalananlara ne olacağu / Kuş gribiyeni bilinen bir şey değiL Kuşpalazı denilen bir hastalık var. Hiç kimse bunu düşündü mü? Bilime güvenilseydi bu kadar paniğe gerek olmazdu ^ Almanya'da lobi çalışmalarımız başanlı olamadı çünkü Türkiye'de muhatap bulamadık Biz Türk lobisi diyoruz, Başbakan Türkiyelilik diyor. SÖYLEŞİ LEYUVTAVŞANOĞLU Uzun yıllardır Almanya'da yaşayan bir Türk bilim insanı Dr. Afi Savaşer. Alman lomliğini kabul etmediğı içın profesör- lük payesıni alamamış. HanJ hanl nükle- er tıptaki gelişmeler ve bu alanın insanlı- ğa nasıl daha yararü olabileceği çalışma- lannı sürdürürken bir başka uğraş alanı da Avrupa'da Türk lobisi faalıyetlenni etkı- li ve etkin kümak. Ancak Türkiye'deki toz dumandan bu çalışmalara burada mu- hatap bulamıyor. Her zaman büimsellik- ten yola çıktığı için Çemobil felaketinde sonuçlann neler olabileceğini ilk o dün- yaya duyuruyor. Ama bizimkilerden ses yok. Bildiklerini okuyorlar. Hatta insan- lann gözlerinin içine baka baka, "Sağhk- hdn*,tinselgücü de artonr" dıyerek rad- yasyonlu çaylan gövdeye indiriyorlar. So- nuç ne? Karadeniz Bölgesi'nde kanser vakalan giderek artıyor. Bir kuş gribi pa- niği yaşayıp neyin ne olduğunu anlama- dan binlerce tavuk ve hindiyi telef ediyo- ruz. Ama daha on dokuzuncu yüzyıldan beri kuşpalazı diye bir hastalığın var ol- duğunu unutuyoruz. Amma da cahil ve ha- fızasız bir toplum haline gelmişiz. Bu- nunla kalmayıp her alanda teslimiyetçi politikalar izleyerek ülkeyi oradan oraya savurup duruyoruz. tşte, Dr. Ali Sava- şer'le konuşmamız: - BUdiğim kadartyla Beriin 'de üç nük- leer tıp hastanesi var. Ikisinin şefi Al- man, birisi Türk. O da sizsiniz. Bunu Al- manyagibi tek kültürlü diyebileceğimiz bir ülkede nasıl başardınız? Dr. AIİ SAVAŞER - Böyle oldu. Ama ben bunlan yapaiken hiçbir zaman kim- liğimi değiştirmek istemedim. Bakın, 1983'te beni profesör yapmak için kim- liğimi değiştirmemi, Alman vatandaşhğj- m ve Alman kimliğini almamı tavsiye et- tiler. Kabul etmedim. Böylece de profe- sörlüğüm suya düştü. Yıllardan beri şef doktor olarak çalışıyorum. Ama, bu ara- da 1983 yılmda Beriin Türk Sağlık Ele- manlan Derneği, 1998 yılında Türk lobi- si gibi kuruluşlann kurulmasında ve ça- hşmalannda da Türk-Alman toplumuyla birlikte önayak oldum. Benim bir amacım orada Türk lobisini güçlendirmek ve ge- liştirmek. 19 YIL SONRA DEDİÖİMİZ OLDU - Siz geçenlerdeIstanbul'da düzenle- nen bir nükleer tıp kongresine katıldı- nız, tlginç konuşmalara tanık oldunuz. Aynca siz 1986 'da Çernobilfaciasıpat- lak verdikten sonra Türkiye'de, özellik- le Karadeniz Bölgesi'nde kanser olay- larının giderek artacağını ilk kez Cum- huriyetgazetesi veyazarı Şükran Soner aracüığtyla dünyaya duyuran nükleer tıp uzmanısın. Çernobü'den buyana bak- tığımızdafalınız doğru mu çıktı? - Bu tabii ki fal değil. Olay çok bilim- sel. O zaman Atom Enerji Kurumu Baş- kanı Ozemre, Ticaret Bakanı ve KenanEv- ren çaylan içtiler. Hatta bu radyoaktivite bulaşmış çaylann cinsel gücü arttıracağı- nı bile söylediler. Ben de, "Radyoaktivi- teninbcMrMbirtokransdozuvat Onun üze- rine her yüzde bir çılaşta bir milyon kişi- de 500 ila 6000 daha fazta kanser vakası görühîr'' demiştim. Çünkü yer kabuğu hâlâ tam anlamıyla oluşamamış durumda. Yer kabuğunda ra- don gazı dediğimiz radyoaktif bir madde var. Buna yeryüzü aktivitesi ve tabii rad- yoaktivite deniyor. Bunun yüzünden bile kanser arüşı olduğu ortaya çıkö. Çerno- bil'in radyoaktivite kirlenmesi Hiroşi- ma'ya atılan bombanın radyoaktivite kir- lenmesine eşittir. Bu kanser artışını bi- limsel bir teraziye vurduğumuzda kanse- rin ne derece artacağını da verilere daya- narak söylemiş olduk. Ve ne yazık ki bu 19 yıl sonra çıktı. Yalnız, bu bir zihniyet meselesi. 1986'da o açıklama eylül ayın- da yayımlanmıştı. Başlığı da, "Türkiye ucuz kurtuldu. Karadeniz'in durumunu bflmiyorum" idi. Işte, size ölçü. Dünya- ya bildirin, tertibahnızı alın. Bu kadar ko- laydı. Çünkü radyoaktif bulutlar iki kere geldi. Ben orada bir teori geliştirdim. Herkes, özellikle 29 yıl yanlanma süresi olan sezyum maddesinin ağn- metallerle birleşip toprakta olacağını ve radyoakti- vitenin bitkinin köküne girebileceğıni dü- şünüyordu. Ben de, "Hayır, kökten değil, yapraktan girdi" dedım. Çünkü yapraktan girdiği zaman birson- raki üründe radyoaktivite bulunmayacak. Ama kökten girdiği zaman eğer radyoak- tivitenin yanlanma zamanı 29 yılsa hiç- bir zaman radyoaktiviteden annamaya- cak. Bu teori de tuttu. Bir yıl sonra bura- ya tekrar geldim. Bir kısım numuneler al- dık, ölçtük. Yine bir açıklama yaparak Türk çayı vefindığınınradyoaktiviteli ol- madığını bıldirdik. - Radyoaktiviteli olan çaylann belli yerlerde depolanmalan konusu vardu.. -Evet. Çumhuriyet gazetesinin de yar- lecekbirdurum. Türkiye'nin nükleer tıb- bı, yayın kabulü ve yayımlanmış eserola- rak ikinci ya da üçüncü sıradaydı. Bu kongrede ise birinci sırada olduğu açık- landı. tkinci Italya, üçüncü de AJmanya. Almanya'da bin tane nükleer tıp uzmanı var. Nükleer tıp klinikleri de çok sayıda. Ama benim biîdiğim sadece iki kliniğin başuıdaki şefler kadın. Ama Türkiye'de- ki bütün büyük merkezlerin başındaküe- rin hemen hepsi kadm. CUVEN KALMADI - Yani, Türkiye bir anlamda kimi bi- lim alanlannda kadına eşitfırsat tanı- madaAlmanyagibi bir ülkeden daha mı ileride görünüyor? - Öyle ama. Bu Atatûrk'ün Türkiyesi. Demek ki Türkiye 82 yılda, demokratik- leşme sürecinde çokbüyük bir aşama kay- detmiş. Öte yandan demokratikleşmesü- reci belki 300 yıl ileride olan Avrupa'da post-feodal kafa gelişmiş değil. Biz Av- rupa'da yaşayan kişiler Türkiye'nin değe- rini Türkiye'de yaşayan arkadaşlanmızdan daha çok bilmeye çalışıyonız. Nükleer var. Diyelim ki bir insan kanser oldu. Ama bu insanın kansere radyoaktivite- den mi, yoksa başka bir nedenden mi ya- kalandığmı dünyada hiç kimse tespit ede- mez. Yine de, bu sonucun çıkacağı söy- lenmişti ve çıktı. Bu, bilime inanmak, in- sana onun anlayacağı şekilde bilüni açık- lamak ve tedbirini almak zihniyetidir. - Bir de şimdi kuş gribi paniği çıka- rüdu Bu konuda çeşitli senaryolar üre- tiliyor. Türkiye veRomanya'nın kaynak gösterilmesi bu iki ülkenin AB 'ye aday olması nedeniyle tavukçuluk sektörleri- ninyokedilmekistendiğisöyleniyor. Ki- mileri bunun çok ciddi olduğunu ve in- sanhğı tehdit eden çok ciddi bir salgın hastalığa yol açacağı görüşünü savu- nuyorlar. lyi de, kuşgribi virüsü 19S0'li yıllardan beri biliniyor da neden şimdi bu panik yaratıltyor? - AB şimdiye kadar bu biçimde davra- nışlarda bulunduğu için tabii ki bir para- lellik bulmaya çalışıyonız. Ama kuş gri- bi diye de bir vakıa var. H5N1 virüsü de bulunmuş. lyi de nasıl bulunmuş, kim bulmuş? Burada çok ilginç bir nokta, Av- rupa'ya karşı başımız eğik olduğu için yılda 60 kişi ölmez. Bu sonm bilime gü- venmememizden kaynaklanıyor. Politika- cılanmız günü geçirmeye çalışıyor. Için- de bulunduğumuz şu zor durumda çeşitli konularda gündem sapünlmaya çalışıh- yor. O zaman da ana konunun dışına çüap bunlarla uğraşıyoruz. - lyi de, önemli olduğunu düşündü- ğüm bu sorunla uğraşmayalım mı? - Bilim insanlan uğraşsın, önlemlerini alsınlar. Ama paniğe hiç gerek yok. Benim bildiğim kadanyla et 60 derecenin üzerin- depişirilirse bugripvirüsü etkisini kaybe- diyor. Bunlan şefiFaf bir biçimde açıkla- makgerekiyor. Benzer bir olay Çernobil'de de oldu. Büyük birpanikyaşandı. Çaysek- törü krize girmesin, ekonomi zarara ugra- masın diye yalan yanlış sözlersöylendı. Ka- muoyu bunlara güvenmedi. Eğer güvenil- seydi bir yıl sonra çayın radyoaktjvitesiz olduğu ortaya çıkacakn. Kendimize gü- venmiyoruz. Bilimden uzaklaşarak ken- dimize göre yollar buhnaya çahşıyoruz. - Bilim adamlığıyla birlikte stvil hare- kete de çok önem verdiğinizi ve 199O'lı Uzun yıllardır Almanya'da yaşayan ve Alman kimliğini kabul etmediği için profesörlük payesini alamayan Dr. Ali Savaşer, Almanya'daki lobi çalışmalanna Türkiye'nin sahip çıkmadığını söyledi. dımıylabir fızikçiyi çaylann depolanacak- lan yerleri bulması için dört hafbhğına Ka- raderuz Bölgesi'ne gönderdik. Bu depo- lamanın amacı da çaydaki radyoaktivite- nin bir süre sonra kendi kendini yanlama- sı ve çaylann kullanılabılır duruma gel- mesiydi. Bunu bile istemediler. O radyo- aktiviteli çaylan olduğu gibi piyasaya sür- düler. O dönem hiçbir bilim insanı ağzı- m açıp bir şey söylemedi ya da söyletti- rilmedi. Söyleyenler de yanlış söyledi. Ben bir kişiden bunu söylemesini bekler- dim. ERDAL İNÖNÜ SÖYLEYEBİLİRDİ - Kimden? - Sayın Erdal İnönü'den. Çünkü kendi- si nükleer fizik profesörü ve bu konulara çok vakıf bir kişi. Neden söylemediğini bUmiyorum, ama söyleyebilecek dunnn- da olanlardan birisiydi. Bilim insanlan- mız o zamanld yönetimin etkisi altında iş- yerlerini kaybetme korkusuyla bundan çekinmiş olabüirler. Ben bir konuşmam- da, "KeşkeOzemreyalan söyieyipdeisin- den atdmış olsay'dı" demiştim. O zaman çok daha onurlu olurdu. Ama şunu söy- leyebüirim ki Türkiye'deki bihm insanla- n o görevlerini yerine getirmediler. Bu- rada Avrupa NükleerTıp Kongresi yapıl- dı. Nükleer tıp sağlıkta teşhis ve tedavi- de atom gücünün kullanılması. Türkiye'de nükleer np çok ileride. Bu da çok övünü- Tıp Kongresi'ne dönersek... Orada yeni buluşlar, radyoaktivitenin nasıl kullanı- lacağı konuşuldu. Ortaya şöyle bir sonuç çıkû: Artık hücreleri marke ederek mo- leküler radyoaktivite tespiti ortaya çıkü. Ama biz nükleer nbbı halka sağhk ko- nusuna indiriyoruz. Öte yandan bunun medikososyal tarafi da var. Örneğin, Çer- nobil'le ilgili olarak Karadeniz'de kanser vakalan arttıktan sonra buradaki nükleer tıpçı ya da atom fızıkçısı arkadaşlanmdan açıldamalar beklerdim. - Ama burada kimi nükleer tıp uz- manlan ve atom fîzikçileri bu konuda uyancı açıklamalaryaptüar... -Tam anlamıyla olmadı. Yani, kişiler ko- nuşmak istedikleri gibi konuştular. Ama bukonuşmalarbilimsel değildi. Belki ko- nuştunümadılar; belki az konuşmak iste- diler. Belki sosyal yaşamlanm, işlerini kaybetmektenkorktular. Bunlardan kork- mamak gerekiyor. Çernobü'den sonra iki şey ortaya çıktı. Birincisi, böyle olaylar- dan sonra bilim insanlan ve politikacıla- ra güvenilemeyeceği anlaşıldı. Karade- niz'de kansere yakalanan insanlar ne ola- cak? Bu da ikincisi... - Bir de, "Bunun sorumlusu kim " so- rusunu sormak gerekmiyor mu? -Bunun sorumlusu, bilimi göz anh edip gününü gün etmeye çalışarak hükümette ya da yönetimde kahnak isteyen politika- cılar. Onlann yani sıra bilim insanlan da bizde bir çekingenlik var. Daha hiçbir şey tam anlamıylatespit edılmedenbinlerce ka- natlı hayvanı telef ettik. Bunu kim, niçin yapıyor ki? Bunun laboratuvar bulgulan vardır. Onlar ortaya çıkar. Onlann önlemi de ahnır. Ama panik değil, karşılıkh eşit- lik çerçevesinde... Biz AB 'ye girerken eşit olarak karşılıkh çıkarlan saptayıp uygula- mayı beceremedik. Biz Türk lobisiyle bu- nu yapmaya çahştık, ama ohnadı. KU$PALAZI NEDİR? - Kuş gribine geri dönersek... Bu çok ciddi, insanhğı tehditedecekboyutiara va- ran bir salgına dönüşebiür mi? - Ama kuş gribi yeni bilinen bir şey de- ğil kd... Ben mikrobiyolog degilim, ama kuşpalazı denilen bir hastalık var. Acaba o ne ola ki? Hiç kimse bunu düşündü mü? - Yanlış haürlamtyorsam, 1900'lüyıl- lann başlannda yayımlanan Reşat Nu- ri GünteMn 'in ünlü Çalıkuşu romanın- da da kahramanlardan birisi kuşpala- Zindan ölür. Demek ki bu hastalığın ta- rtısı 19. yüzyıhn sonlannda konmuştu... - Dediğiniz gibi demek ki kuşpalazı iki yüzyıl öncesinden büiniyordu. Kuş gribi de uzun yıllardır Uzakdoğu ülkelerinde var. Bubiliniyor. Oradabiryılda 60 kişi öl- düdeniliyor. Demek ki önlemi ahndığın- da bunun bu- salgın haline gelmesi önle- nebiliyor. Çünkü bir salgın hastalıkta bir Dr. ALİ SAVAŞER i 1943, Istanbul doğumlu. i Ortaöğrenimini Avusturya : Lisesi, yükseköğrenimini IÜ Tıp Fakültesi'nde yaptı. 1973'te Almanya'ya gitti. Hannover Yüksek Tıp Okulu'nda nükleer tıp dalında birinci ihtisasını yaptı. 1977'de Beriin Hür Üniversitesi tarafından davet edildi. Orada radyoloji ihtisasını yaptı. Almanya'da kalarak iki nükleer tıp kliniğinden birisini kurdu. Şu anda Berlin'de bir hastanede nükleer tıp alanında çalışıyor; ikinci bir hastanenin de şefi. yülann başından buyana bir ulusalcep- he oluşturma savaşı verdiğinizi biliyo- rum. Türkiye'de sankiyeni biryapüan- ma, yeni kimlikler mi oluşuyor? -Bütün çalıştığım alanlar birbiriyle ilgi- li. Bunlann hepsi geliyor, çeşitli bilimsel çözümlere dayanıyor. Biz bir grup Türk, yurtdışında, 1990'hyülarda, "BirTûrklo- bisi kurahm" dedık. - Orada bir noktayı da size sormak is- terim. Siz enternasyonalizme inanan bir solcusunuz. Enternasyonalizmle ulusal- cdık birbiriyle nasıl bağdaştyor? - Çok güzel söylediniz. Pkasso'nun bir sözü var. "İnsan nasyonal oimadan enter- nasyooal olamaz" diyor. Buna bütün iç- tenhğimle inanıyorum. Ama ulusalcdığı da ırkçılıktan lütfen ayuahm. Çahşmala- nmıznı gehşmesini de anlatayım. Önce bir lobi kurahm dedik. Lobi, Ingüiz Avam Ka- marası'nm önündeki bölüme deniyor. in- sanlar, seçenler ve seçilenler bu bölümde birbirleriyle konuşuyorlar. Seçilenler seçen- lerin isteklerini Avam Kamarası'nda sa- vunuyor. Bu ahşverişe lobi de deniyor. Biz bu lobinin bir ismi olması gerektiğini dü- şündük. O dönem PKK'nin en etkin oldu- ğu yıllardı. Sonunda Türk lobisi adında kararkıldık. Bakın, BM'nin üyesi bugün 191 ülke var. Ama 2000'in üzerinde de kültür var. Kültürlermilletleşememiş. Bu- rada alt ve üst kimnkler oluşuyor. Ya da bi- rincil, ikincil kimlik diyoruz. 'Türkiye 'de muhatap bulamadık*- Almanya'da yaşayan bir Türk ola- rak kimliğinizi sorsalar ne diyeceksi- niz? SAVAŞER-Almanya'nın oluşturmaya çahştığı bir Avrupa Müslümanhğı kavra- mı var. Ben o soruya, "Müslümanım" di- ye cevap versem bana nereden geldiğimi soracak. Dolayısıyla benim vermem ge- reken doğru cevap, "Ben Türidye'dengei- dim ve Türk'ûm" olacaktır. Müslüman kimliğimi kullansam, karşundakine inan- dmcı olmam. Akılcılık orada başlıyor. AJmanya tek kültürlü bir ülke olduğu için öbür kültürleri benimsemiyor. O ne- denle de birAvrupa Müslümanlığı yarat- maya çalışıyor Ama biz de bu 42 yılda kendimizi doğru tanıtamamışız. -Bütün bu lobikurmafaaliyetleriniz veçabalannızsonunda ttkandı kaUh. Na- sıl oldu bu? -Biz önce lobinin çalışma biçimini tes- pit etme karan aldık. Bu çalışma biçimi- nin ileride AB'yle yapılacak çalışmalar- da bize örnek olması amaçlanıyordu. Türk lobisi üç temele dayanıyordu. Biüm, kül- tür ve sosyal çatılaşma. Bütün bunlan anlatacak örgütlü bir çalışma olacaktı. Biz insanlanmızı toparlayacak ana hat- lan da tespit ettik. Almanya için lobinin ana hatlan şuydu: Göçmen olduğuna inanmak, göçmen politikası yaparak hak- lannı aramak ve örgütlenmek, kendi kart- vizirimiz olan Türk kimliği ve kültürünü orada tanıtmak. BirTürkmerkezi, bir Türk üniversitesi oluştunna fıkri ağrr basıyor- du. Böylece Almanya, Avrupa ve Türki- ye arasındabirköprükurabileceğimizi he- defliyorduk. - Bir arpa boyu yol alabildiniz mi? -Alamadık. O arada beş dalda bir Av- rupa-Türk üniversitesi kurmaya çalışnk. Bu beş dal şunlardan oluşacaktı: Avru- pa ağtrlıklı hukuk, uluslararası ilişkiler, Türk düi ve edebiyatı, teoloji (ilahiyat). Ama bu işi başarabilmek için Türkiye'de köprübaşını bulamadık. Köprününhiç ol- mazsa iki ayağının olması lazım. Birin- ci ayağını zorluklara, engellemelere rağ- men oluşturuyorsunuz. Ama ikinci aya- ğını bulamadık. DEVLET ÜÇE BOLUNMÜŞ - Köprünün ikinci ayağını neden bu- lamadımz? -Bunun nedeni çok açık. Örneğin Ber- lin'de 274 dernek var. Almanya genelin- de çok sayıda derneğimiz var. Ama bun- lar40 yıldır hiçbir şey yapmamışlar. Çün- kü polirikalannı üretememişler. Daha doğrusu kimin için politika üretecekleri- ni bilememişler. Dolayısıyla da bir boş- luk meydana gelmiş. Bir kısım Ahnan ve Türk partileri ve parti anlayışlan dini anlayışlarla doldu. O zaman da ortaya ciddi bir bölünmüşlük çıkû. Bugün bu bö- lük pörçüklükten çıkmak çok zor. Yine de çıkabiliriz. Söylediğim gibi büim, kül- tür, sosyal çatüaşmayla bu bölünmüşlük- ten kurtulabüiriz. Ama bunlann başanlabÜmesi için bir köprünün oluşması gerekiyor. Ben bü- tün çalışmalar sırasmda bizim insanımı- znı genelde devletinden bir şeyler bekle- diğini gördüm. Yani ülkesinden ve dev- letinden kopmamış. Ama öte yandan dev- letdeüçebölünmüş. Birtarafta ABD'nin yeşü kuşak projesine prim veren bir bö- lüm, 1990'dan sonra buna karşı olan ve ulusalcı diyebileceğimiz devlet bölümü. Bunlar da üaye aynlıyor: AB'yi benim- seyenlerle benimsemeyenler. Bu tabloda kimle, neyi, nasü konuşacaksmız ki? - Yanibir anlamda sizinAlmanya'da- ki çalışmalannıza Türkiye 'den hiç sa- hip çıkılmadı mı? -Çıkılmadı. Zatenmuhatap da bulama- dık. Onun üzerine, "Buradaki bir fini- versitedebjr Türklobisi enstitösûoluşsıın ki onunla muhatap olahm" dedüc. Biz Türk lobisi diyoruz, Başbakan geliyor, "TûrkiyeJflik'' diyor. Hangisi doğru ki? Böyle olunca orada yapüan bu konuda- ki çahşmalar da yok olup gidiyor. Zaten Almanya da Türkiyeliliği benımsiyor. - Coğrajyaya baktığınız zaman da Türkiye'nin çok önemlijeopolidkbirko- numu olduğunu bizimküer görmüyor mu? -Çok önemli bir konumda. Bakın, AB, Yugoslavya'yı yücü ve enerjiye gjden yol- da kendi kapısının önünü süpürdü. Ben lobi çahşmalan su-asında, "20001i yıflar enerji savaşianna sebep olacak. Türkiye bu enerji savaşlannda çokönemlibir yer- de" diyordum. Bu çüctı. Biz artüc eşıtük ükesiyle çıkarlanmızı tespit etmehyiz. Bugün ülkeler arasında dostluk gibi kav- ramlaryok. Eşit çücarlarvar. Bu çalışma- lar da örgütsüz olmuyor.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog