Bugünden 1930'a 5,432,146 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 24 EKİM 2005 PAZARTESİ DIZI Stratejik sektörlerde yabanalara yöneÜkkısıtlamalarkorunuyor Bush OECD ülkeleri bir yandan yaban- cı sermayeyi çekmeye çalışırken ve bu amaçla yasalannda liberalleşme yönünde değişiklikler yaparken, bir yandan da özellikle ulusal çıkarlann gerektirdiği alanJarda yabancı ser- mayeyi kısıtlayıcı önlemler alıyorlar. Bazı hallerde ya- bancılann belirli sektörlere girişini yasaklıyorlar veya yabancılann alabile- cekleri hisselerin yüzde 50'nin altın- da kalması için ya- sal önlemeler getiri- yorlar. Bunun ör- nekleti arasında AB ülkeleriyle Kuzey Amerika'da bavayo- lu şirketleri, Japon- ya'da telekomüni- kasyon fınnalan ve ABD'de kıyı taşımacılığı belirtilebi- lir Bazı ülkelerde doğal kaynaklar üzerinde de buna benzer kısıtlama- lar getiriliyor. Ömeğin klanda'da ba- lıkçılık ve enerji sektörlerine yaban- cı fîrmalar sokulmuyor. Meksika pet- rol sektörünü sadece kendi vatandaşlanna ayırmış. Bazı hallerde resmi yasak olmasa da devlet tekelleri fiilen yabancı yatınmlann belirli sektörlerde o ül- keye girmesine engel oluyor. Birçok ülkede ya- bancı yatmmlann iz- ne tabi olması da ge- rektığınde engelleme yapılmasına olanak sağhyor. Bazı hallerde yabancı yatınmcılar, yapacaklan yatınmın üJke ekonomi- sine katkı sağlayacağını kanıtlamak zorundalar. Buna benzer hükümle- rin örnekleri özellikle Japonya'da ve Meksika'da görülüyor. Bazı ülkeler- de şirketlerin yönetim kurulu üye- liklerinin çoğunun o ülkelerin vatan- daşlanna verilmesi şarn aranıyor. Bir- çok AB ülkesi, deniz taşımacılığın- da kabotaj hakkını sadece kendi ül- kesının vatandaşlanna tanıyor. Avnıpa Birliği gibi sennayenin ser- best dolaşımını temel ilkelerinden biri halıne getirmiş uluslararası ku- ULUS DEVLET ANLAYIŞI SONA Ml ERDİ? Onur ÖYMEN 4 ruluşlann üyeleri arasında doğrudan dış yatınmlar alanında kısıtlama yok. Kötü nlyetli yabancı flrmalara önlem AB özellikle kendi üyeleri arasın- daki sermaye hareketleri açısından dünyanın diğer örgütlerine nazaran çok daha liberal sayılabilir. Ama ora- da da bazı alanJarda kısıtlamalar gö- ze çarpıyor. Özellikle bankacılık ve sigortacılık alanlarında AB ülkeleri karşılıklılık ilkesine uymaya özen gösteriyorlar. AB Bakan- lar Konseyi uzun müzake- relerden sonra 2004 yılı- nın mart ayında kötü ni- yetli yabancı firmalann yerli firmalan satın alma- lannı önleyen yasalan yü- rürlükten kaldırmalannı öngören bir direktıf ka- bul etti. Ancak başlangıç- ta katı kurallar içeren bu direktif sonunda yumu- şatıldı ve ülkelere belirli birhareket serbestisi tanın- dı. Böylece AB'ye üye ül- kelerin ulusal çıkarlanna zarar verebilecek yabancı yatınmla- ra, bu arada diğer AB ülkelerinin fir- malanna karşı, ülkelerinin ekonomi- sini koruma olanağı bir ölçüde de ol- sa korunmuş oldu. AB ülkeleri Birlik dışındaki ülke- lerden gelen sermayenin stratejik te- sisleri satın almalanna pek sıcak bak- mıyorlar. Örneğin bir Kuveyt şirke- ti, British Petrol hisselerinin yüzde 22'sini alınca Londra'da alarm zille- ri çaldı. İngiliz Hükümeti'nin baskı- sıyla Kuveyt'in hisseleri yüzde 10'a düşürüldü. Amerika'da da benzer ör- nekleryaşandı. Bir Çin şirketinin Ka- liforniya'daki bir petrol şirketini 8 milyar dolar ödeyerek satın alma gi- rişimi engellendi. Şirket 7 milyara bir başka Amerikan firmasına saül- dı. Amerika gerektiğinde kendi fir- malannı dünya rekabetinden koru- mak için önlem almaktan da çekin- miyor. Başkan Bush, Amerikan çe- lik sanayii diğer ülkelerin ucuz ürün- leriyle rekabet imkânını kaybedince çelik ürünleri ithalatında gümrükle- ri yüzde 30 arttırmaktan çekinmedi ve AB ile büyük bir ekonomik sava- şı göze aldı. Işte bu örnekler liberal ekonomiyi benimseyen devletlerin bile ulusal ekonomik çıkariannı ko- rumak için neler yaptıklannı göste- riyor. Hiçbir ülke Türkiye'de son za- manlarda hükümetin benimsediği ve basuun bir bölümünün desteklediği "Bırakmız yapsmlar, bırakmız geç- sinler" anlayışuıı kayıtsız şartsız uy- gulamıyor. Bankalann, stratejik öne- mi olan şirketlerin yabancılara satı- şını ulusal çıkarlar açısından yakın- dan denetliyor ve gerektiginde kısıt- layıcı önlemleralıyor. Bu alanda Fran- sa en ileri korumacılık önlemlerini alan ülkelerden biri. Petrol ve ulusal çıkarlarPennsylvania'da 1850'lerde ilk petrol son- dajuıın yapılması ile petrol, dünya politikala- nnın şekillenmesinde en önemli faktörlerden biri olarak ortaya çıktı. Savaş ve banş karar- lannnı ahnmasında, bölgesel nüfuz mücade- lelerinde, dıplomatık manevralarda petrol en önemli unsurlardan biri oldu. Sömürgecilığın sona ermesinde ve gelişme yolundaki ülkeler- de milliyetçilik akımlannın güçlenmesinde de son derece önemli bir rol oynadı. Petrolün 19. yüzyıhn sonlannda pryasaya hâ- kim olması, aydınlatmada kullanılan diğer yağlann yerini alması ile başladı. Pıyasanın ta- lebı artıncabirçok fırma petrol üretimi alanın- da faaliyet göstermeye başladı. Doğu Avrupa'da, Galıçya bölgesmde, daha sonra da Romanya'da aynı yıllarda petrolden aydınlat- ma yakıtı üretihneye baş- lanmıştı. Amerikan petro- Kikısabirzaman sonra Rus- ya'ya da ulaştı ve büyük bir taleple karşüaştı. Talep artmca Ruslarpetrolün Kaf- kasya dağlannda da bulun- duğunu hatırladılar. 1870 yılında petrol aramacılığffi- da ve işletmeciliğinde dev- letin tekeline son verildi ve bu alan özel sektörün re- kabetine açıldı. Özel fir- malar Azerbaycan'da ilk kuyulannı açülarve rafine- riler inşa etmeye başladılar. Ünlü bir Isveçli işadamı Robert Nobd ve oğullan, Azerbaycan'da petrol üre- timinin öncüleri oldular. Rusya 1877-1878 sava- şını kazandıktan sonra Ba- tum Limanı'nı ele geçirmişti. Nobel şirketi Azeri petrolünü Karadeniz'etaşımak için Ba- kû ile Batum arasında demiryolu yapnnı im- tiyazını aldı. Bu demiryolunun inşaatı tamam- lanınca Batum dünyanın en önemli petrol li- manı özelliğini kazandı. 1888 yıhıîda Rus- ya'nın petrol üretimi 23 miryon varile yüksel- dı. Rusya'nın ardmdan dünyanın en önemli petrol kaynaklannın aslında Ortadoğu'da bu- lunduğu anlaşıldı. 19. yüzyıhn sonlanndan itibaren özellikle Almanya ve Ingiltere, o ta- rihlerde Osmanh Devleti'nin hâkimiyetmde bu- lunan Mezopotamya petrolleri için büyük bir rekabet içine girdiler. Almanlar Berlin-Bağ- • Petrolün öneminin anlaşılmasının ardından Batılı ülkeler yoğun olarak bu alanda da ulusal çıkariannı korudular. îran başbakanlarından Musaddık, petrol sektöründeki millileştirme uygulamalan nedeniyle düşürüldü. Bu olayda Musaddık'a karşı îngiltere ve ABD ortak hareket etti. ABD, son Irak işgaliyle de petrolden kaynaklı ulusal çıkariannı korumak amacındaki kararlılığını kanıtladı. dat demiryolu projesi ile bugünkü Irak petrol- leri üzerinde hak iddia etmeye çalışırken, In- gilizler de Iran petrolleri üzerinde söz sahibi ohnaya çalıştılar. Bu noktada Osmanlı Dev- leti'nin Mezopotamya'daki topraklan, döne- min büyük petrol şirketleri arasında büyük bir rekabet unsuru halıne geldi. O bölgedeki pet- rol imtiyazlannın paylaşılmasında bir Türki- ye Ermenisi olan Gülbenkyan önemli rol oy- nadı. Bazılan onun siyasi entrikalara da kanş- nğını iddia ettiler. Örneğin Fransa'nın Petrograd Büyükelçisi Pal'otog'dan Fransa Dışişleri Bakanı'na gön- derilen 27 Şubat 1919 tarihlı telgrafta, o tarih- lerde Londra'ya yerleştiği anlaşılan Gülbenk- yan hakkında şu satırlar yer alıyor: "GüTbenkyan admda Londra'da oruran varhkh bir Ernıeni. Paris fmansçevrelerinindedes- teğiik Jön Türkparüsmin birkaç üyesini satın alabi- leceklerini tstanbuTda bir ihtilal çıkarabileceklerini söyrayor." (Dilan, Hasan, Fransız Diplomatik Bel- gelerinde Ermeni Olayla- n 1914-1918, Türk Tanh Kurumu, Ankara, 2005, CiltI,s.LXXVII)Buid- dialar doğru muydu. değil miydi? Bu bilinmiyor. Ama bilinen, Gülbenk- yan'm Ortadoğupetrol po- litikalannayönveren "Kr- mızı Çizgiler Anlaşma- a"nın miman oluşu. Bu anlaşmaya göre büyük pet- rol şirketleri, bugünkü Tür- kiye ile Ortadoğu ülkele- rinin bir bolümünü kâpsayan alanda işbirliğı yapacak, ortakkarara varmadıkça petrol çıkart- mayacaklardı. Acaba Türkiye'de uzun yıllarv'a- bancılann petrol çıkartmaması bu anlaşmanın sonucu muydu? Birinci Dünya Savaşı'nın he- men ardından Ortadoğu'nun haritası yeniden çizılmış ve Ortadoğu topraklan çeşith devlet- ler arasında paylaşümışü. Ingüiz ve Amerikan petrol şirketleri bu dev- letlerle çeşitli ayncahk antlaşmalan imzalama- ya başladılar. Böylelikle petrol sektörü son derece kârlı bir iş alanı hahne geldi. Bu bü- yük kâr kimi zaman başka ülkelerin egemen- liğine ve bağımsızhğına açık salduı haline dönüştü. Irak Savaşının esas amacı Irak petrollerinin Amerika'nın düşmanı sayılan Saddam Hüseyin'in elinde bırakılmaması ve ABD'ye dost bir hükümetin Irak'ta işbaşına geçirilmesrydi. ABD, Irak'a girer girmez petrol kuyulannı ve Petrol Bakanlığı'nı korumaya almışt. ABD'ninpetrol çıkarlan içingüç kullanmasıIran Islam Devrüni ve hemen arkasın- dan başlayan Iran-Irak Savası, dünya pa- zarlarından günde 4 milyon varil petro- lün çekilmesine yol açtı. Yeniden panik havası yaşanmaya başlandı. Amerika, Iranpetrollerinin yeni yönetimin eline geç- mesinden büyük rahatsızhk duymuştu. Aynı tarihlerde Sovyetler'in Afganistan'ı işgali de Basra Körfezi üzerinde bir teh- dit unsuru olarak görüldü. Başkan Car- ter. Kongre'de yaptığı konuşmada, "Pet- rolün Körfez bö^esinden Bab'ya aktşı içjn gerekö bütün önlemler alınacakür" dedi. Carter bu amaçla bir Birleşik Hız- lı Harekât Gücü oluşturdu. 1983 yıluıda Başkan Reagan bu gücün düzeyini daha da viikselterek ona Merkezi Komutanlık adını verdi. Birinci Körfez Savaşı sıra- sında Amerika, bölgedeki petrol kaynak- lannın kendisme hasım bir gücün elin- de bulunmasının sakıncalanm dile getir- meye başlamıştı. Başkan Bush şöyle di- yordu: "Dünvanın büyük petrol rezerv- leriSaddam Hüseyin'inetinedüşerse,işi- miz, yaşam biçimimiz, bizûn ve bütün dünyadalddostuniuzoianülkelerinözgür- lügü zarara uğrar." (Yergüı, s. 773) Başkan George Bush, 8 Ağustos 1990 günü yaptığı bir televizyon konuşmasın- da, CENTCOM birliklerinin Suudi Ara- bistan'da konuşlanmasının_gerekçelerini anlatırken şöyle diyordu: "Ulkemiztüket- tiği petroiün hemen hemen yansını ithal ediyorve ekonomikbağunsızhğma yöne- Bk büyük bir tehditk karşı karşı>a gele- biür. Suudi Arabistan'm egemen bağım- azkğıABD açsrodan havati önem taşnnak- tadK" (Ktore, s. 25) Dikkat çekici olan noktalardan biri. küreselleşme çağında Amerikan Başka- nı' nın başka ülkelerin ekonomik bağım- sızhğından söz edebilmesi. Tabii bunun Amerika'nın çıkarlanna da hizmet ede- ceğini düşünerek... O tarihlerde Savun- ma Bakanı olan Dkk Cheoey de Kong- re'de yaptığı bir konuşmada şunlan söy- lüyordu: "Eğer Saddam Kuveyt'i işgal edip orada güçlü bir askeri birtik konuş- landınrsa düma enerji politikasııu iste- diği gibi yönlendirecek duruma gelir. Bu da ona bizim ekonomimiz üzerinde söz sa- hibi ohna olanağı verir." (Klare. s 50) Tek işgal edllmeyen bina Petrol Bakanlğı 1997 yılında Kongre'nin ilgili alt ko- mitesine bir brifıng veren General Bin- ford Pea>, "Dünyanm petrol rezerv krinin yüzde 65'i Körfez bölgesindedir. Ameri- ka ihtrvacmın \ ü/de 20'sini. Avnıpa yüz- de 43'ünü, Japonya da yüzde 68'ini bu- radan karşılryor. Uluslararası toplumun bu ka>TiakJarj özgürce ulaşabilmesi ge- reklidir" dedı. (KJare, Mıcheal, Blood and Oil, London: Penguin Books. 2004. s.49 ABD'nin 2003 yüının başlannda Irak'a yaptığı askeri müdahale sırasında kitle tah- rip silahlanndan, Irak'ın saldın nıyetle- rinden çok söz edildi ama bu müdahale- nin petrole ilişkin boyutu ile ilgili değer- lendirmeler ön plana pek çıkartılmadı. Oy- sa petrol bo>-utunu düşünmeden .Ameri- ka'nın Irak'ı işgal operasyonunun gerçek boyutunu anlamak kolay değil. Ameri- ka'nın Bağdat'ı işgaUnden sonraki gün- lerde şehirde asa\iş yeterince sağlanama- mış ve halk tarafindan işgal edilmeyen bina neredeyse kalmamıştı. Biri hariç: Petrol Bakanlığı. Niçin? Çünkü bu ope- rasyonun esas hedeflerinin başında Irak petrollerinin Amerika'nın düşmanı sayı- lan Saddam Hüseyin'in elınde bırakılma- ması ve ABD'ye dost bir hükümetin Irak'ta işbaşına geçirilmesiydi. Başkan George W. Bush. daha Irak harekâtın- dan çok önce, 2001 yılının mayıs ayın- da yaptığı bir konuşmada. "Eğer hare- kete geçme/sek ülkemizyabancı ham pet- role giderek daha fazla bağımlı hale ge- lecek ve ulusal enerji güvenu'ğimizin bir bolümünü, bizden farkJı ulusal çıkarlar peşinde koşan yabancı ülkelerin elinetes- lim etmiş olacağız" diyordu. Gerçekten sanayileşmiş ülkelenn Ortadoğu"daki pet- role bağımlıhğ) hızla artiyor. Bugün Ame- rika'nın toplam enerji ihtiyacının yakla- şık v-üzde 4O'ı petrolden sağlanıyor. Ame- rika dünya nüfusımun yüzde 5'ini oluş- turmasına rağmen dünyapetrolünün yüz- de 25'ini tüketiyor. Bu tüketim hızla ar- tıyor. Amerika'nın günlük petrol tüketi- mi 2001 yılında 19.7 milyon varil iken 2025 yılında 28.3 milyon varile yükse- lecek. Yerel üretim ise yukanda açıkla- nan nedenlerden günde 5.7 milyon varil- den 4.6 milyona inecek. Zira Ameri- ka'nın evvelce 345 milyar varil olarak tah- min edilen rezervierinin önemli bir bö- lümü tüketildi. 1972 yılından beri yerel petrol üretiminde sürekli düşüş yaşanı- yor. 2025 yılında ulaşılacak tüketim dü- zeyini karşılamak için Amerika, günde 10 milyon varil petrol daha ithal etmek zorunda kalacak. ABD'nin ithal petrole bağtmhlığı 2001 yılında yüzde 58 iken 2025 yılında yüzde 70'e yükselecek. SÜRECEK Musaddık nasıl devrildi?1950 'li yıllann başında Iran haDanda, yabancı pet- rol şirketlennin ülkenin petrol kaynaklaruıı aşın ölçüde istismar ettikleri inancı yaygmlaştı. O ta- rihlerde milletvekili olan Musaddık, "Bu ülkenin başına gelen bütün fela- kederin sorumlusu petrol şirketieridr" diyordu. Baş- bakan Razmara ise petrol şirketlerine karşı daha uz- laşıa birhavadaydı. Bunun bedelini canıyla ödedi. 28 Nisan 195 l'de Musaddık başbakanlığa getirildi. tlk aldığı kararlardan biri, pet- rol şirketlerinın millileşti- rilmesi yasasını çıkartmak oldu. Iran'daki petrol tesis- leri millileştirilince tesis- lerine el konulan Anglo- Persian şirketi, Iran hükü- metinin devrilerek yerine kendileriyle iyi geçinecek bir yönetimin işbaşına ge- tirihnesi için çaba göster- meye başladı. Bu öneri 1951 yılının sonlannda CIA'ya da sunuldu. Bu arada Amerika'da seçım- ler yapılmış ve Eisenhower başkanlığa seçilmiştı. tran'uı seçiüniş başbaka- nı Musaddık, Amerika 'yı ziyaret edip ülkenin için- de bulunduğu mali güç- lükleri aşmak için yardmı istedi. Eisenhovver'in Mu- saddık'a cevabı çok netti: "Amerikan Hükümeti'nia el koyduğu petrol şirketle- rininmaholanpetroKisat- maya çahşan bir hüküme- te yardım etmesi .\meri- kan vergi mükeDeflerine karşj haksızhkohır."'( Pra- dos,Jotan, President's Sec- retWars,I.R.DeePubhs- her,Chıcago. 1996, s.95) tran konusu CIA'nın üst düzey görevlilerinden olan ve eski başkanlardan The- odoreRoosevelt'in torunu Kim Roosevelt'in görev alanına giriyordu. Başkan ona Musaddık Hüküme- ti'ni devirmek için örtülü bir operasyon duzenleme görevi verdi. Roosevelt Iran'a, dört-beş CIA aja- myla birlikte sahte kim- ük belgeleriyle girdi. He- men Şah'la göruştü. Amerika 'dan beklediği ekonomik desteği bula- mayan Musaddık, 8 Ağus- tos 1953'te Sov>'etler Bir- liği ile ticaret müzakere- lerine başladı. Amerika buna göz yumamazdı. Ei- senhovver. Roosevelt'e, Musaddık 'ı devirme ope- rasyonunu yürürlüğe koy- ması için talimat verdi. Roosevelt Iran halkı için- de Musaddık'a karşı bir ayaklanmayı örgütleme- ye başladj. Amerika'ya yakmlığı ile bilinen Ge- neral FazuDahZahididar- becılerin başbakan adayı seçildi. Şah bir kararna- me ile Musaddık ı başba- kanlıktan azletti, yerine Zahidi'yi atadı ve hemen yurtdışına tatile gitti. Musaddık'ın azline Iranlı milliyetçiler tepki gösterdiler, sokak gösteri- leri oldu. Ama Roosevelt buna hazırlıklıydı. O da birkaç bin Şah yanhsını sokağa döktü. Şah yanlı- sı bir tank birliği, 19 Ağus- tos günü Musaddık'ın evi- ne giderek eski başbaka- nı gözaltına aldı. Bundan sonrası kolaydı. Zahidi başbakanlık koltuğuna oturdu. Süveyş Kanctlı 'nın millileştirilmesi Musaddık krizinin hemen arduıdan Süveyş krizi pat- lak verdi. Tek başına petrolü üretmek yeterli değildi. Onu güvenilir biçimde Batı pazarlanna da taşunak gerekiyordu. Bu yollann kilidi de Süveyş Kanalı'ydı. Petrol tankerlerinin bu kanaldan serbestçe geçebilme- leri çok önemliydi. 1952 yıhnda Mısır'da işbaşına ge- len General Nasr'ın en büyük projelerinden biri de Asuvan Barajı'ydı. Bu barajın yapum için îngilte- re'den ve Amerika'dan kredi talep eden Nasır'a bu kredi verihneyince baraj ınşaatını yerel kaynaklarla karşılamamn tek yolu kalmıştı: Ingilizlerin imtiyazm- daki Süveyş Kanalı'nı mıllileştirmek ve kanalın gelir- lerini ulusal çıkarlar için harcamak. tngiltere ve Fran- sa derhal Israil'le anlaşarak bir asken operasyon yap- tılar ve Süveyş Kanalı'nı tekrar ele geçirdiler. Mısır için Sovyetler Birliği ile savaşmak istemeyen Ameri- ka, îngiltere ve Fransa'dan Süveyş'teki askerlerini çekmeleri için büyük baskılarda bulundu. Düşman saydığı Sovyetler Birliği ile bile bu amaçla BM'de iş- birliği yaptı. Bu durum, gerektiginde en yakın mütte- fiklerin bile ulusal çıkarlar için feda edilebileceğini göstermesi açısından son derece dikkat çekicidir. Petrol üreticileıi nasıl örgütlendi*/1950'lerin sonuna ge- ündiğinde Ortadoğu ülke- leri,petrolün Ban için öne- mini kavramışlar ve petrol kartım Batı'ya karşı oy- namayakararvermişlerdi. Yıllardır ülkelerine çok az gelir sağlayan petrol ant- laşmalannın yerine ortak hareket ederek dünya pet- rol politikasına yön ver- mek, bu ülkeler için ortak hedef oldu. Sonuç olarak 14Eylüll960'ta Petrol Öı- raç Eden ÜUceler Orgütü (OPEC) kuruldu. Bu örgüt o tarihten sonra üretim miktarlannm ve fiyatla- nn düzenlenmesinde önemli rol oynadı. Artık rollerdeğişmişti. Toprak- lannda petrol üretilen ül- kelerin de bir sözü olacak- tı. Ama bu ülkeler büyük devletlerden ve onlann şir- ketlerinden tamamen ba- ğımsız hareket edebile- cekler miydi? Gelişmeler gösterdi kı burada zorluk- larla karşılaşacaklardı. Ni- tekim bir süre sonra Iran Şahı, OPEC'ten "Arap emperyaüzminin bir ara- a" olarak söz edecekti. 1967 yılına gelindiğin- de Ortadoğu yeni bir sa- vaşuı eşiğindeydi. Nasır, petrolübir silah olarak so- nuna kadar kullanmaya kararlıydı. Süveyş krizin- den beri kanal bölgesinde görev yapan BM gözlem- cilerinin ülkeyi terk etme- lerini istedi. Arkasından Akabe Körfezi'ne bir ab- luka uygulaj'arak Israil ge- milerinin petrol taşunacı- lığım engeUedi ve Mısır, Suriye ve Ürdün birlikle- ri Israil'e saldırdılar. Bu saldın Israil'i destekleyen üUcelere karşı uygulanan petrol ambargosuyla da desteklendiyse de, gerek Arap ülkelerinin yenilme- si, gerekse ambargonun bazı korujTicu önlemler- le bertaraf edilmesi. Arap üUcelerinin petrol silahını kullandıklan bu ilk dene- meyi başansız hale getir- di. Petrolün Batı'ya karşı etkiü bir silah olarak kul- lanılması. 1973 yılında Arap ülkeleri ile Israil'i bir kez daha karşı karşıya getiren Yom Kippur Sa- vaşı'nda görüldü. Özel- likle savaşın hemen ardın- dan Amerika'nın Israil'e askeri destek karan ahna- sı, Israil'i destekleyen ül- kelere karşı büyük bir pet- rol ambargosuna yol açtı.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog