Bugünden 1930'a 5,439,331 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 1 EKİM 2005 CUMARTESİ 14 KULTUR kultur(a cumhuriyet.com.tr Aydın Esen'in yeni albümü 'Flash Point' Tone Center etiketiyle müzik severlerle buluştu 'Müziği paylaşmak...'BULENT ERGUDEN Piyanist ve kompozitör Aydın Esen'in 'Flash Point' adlı 2005 yılı albümü Tone Center etıketıy- le çıkti. AJbümde ünlü müzisyeni- mizle birlıkte saksofoncu Dave Le- idman. basta Antony Jackson ve davulda Steve Smith çalmakta. Ay- nca, Aydın Esen ve davulcu Şenol Küçükyıldırım 10 Ekim akşamı 15. Akbank Caz Festivali kapsa- mında bir konser gerçekleştirecek- ler. Aydın Esen, Türkiye'den çıkan en önemli müzisyenlerden biri. Ger- çek anlamıyla uluslararası tek caz- cımız. Dünyada onu müzikseverler belki yeterince tanımıyorlar, ama müzisyenler çok ıyi tanıyor. Pıya- nıstlıği, cazcılığı, kompozitörlüğü, çağdaş müziğe ve elektronik ses- lere olan ılgisi onu fazlasıyla çok yönlü yapmakta. Daha konservaru- var yıllannda müzik teorilenni ve kurallannı değiştirmeye çalışmış. Ses galaksıleri içerisinde yolculuk ehneyi, keşiflerde bulunmayı se- viyor. Dört yılhk ünlü Berklee caz akademisini bir yılda bitirmesi, uluslararası Paris Piyano Yanşma- sı'nda bırincılık alması, Miroslav Vitus, Pat Metheny, Roy Haynes gibi birçok caz ustasıyla sürekli ça- lıyor olmasını bılmemız onun mü- zÜcal değerini yeterince anladığımız anlamına gelmiyor. Türkiyeli mü- zikseverler olarak Esen' in müziği- ni anlamak ıçin yeterlı çabayı gös- termedığimizı düşünmekteyım. Yaptığı müzığin çok karmaşık ve modern, anlaşılması güç olduğu düşüncesi hem çok doğru değil, hem de onun müziğini anlamamak içın bir gerekçe değil. Kendisiyle son çalışmalan ve müzik anlayışı üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Kayıt New Yorkta yapıldı - Akbank Caz Festivali kapsa- mında Şenol Küçükyıldırım'la birlikte çalacaksınız. Piyano, da- vul ikilisi ilginç bir konsept. AYDIN ESEN - Şenol'la 80'li yıllarda Berklee Müzik Okulu'nda tanışmıştım. Zor bir konu olan da- vul üzerine çok kafa yordu. Çok ye- tenekli, arayışlannı ve gelişimini sürdürmekte. Ben aslında son yıl- larda fazla çalma eğiliminde deği- lim. Zaten dünyada değil bir top- A ydın Esen, Türkiye'den çıkan en önemli müzisyenlerden biri. Gerçek anlamıyla uluslararası tek cazcımız. Dünyada onu müzikseverler belki yeterince tanımıyorlar, ama müzisyenler çok iyi tanıyor. Piyanistliği, cazcılığı, kompozitörlüğü, çağdaş müziğe ve elektronik seslere olan ilgisi onu fazlasıyla çok yönlü yapmakta. luluğun, ikı kışının bile bir araya ge- lip çalışması oldukça zorlaştı. Yi- ne de bir araya gelip konser hava- sında çalmak zevkli olabıliyor. Kon- serde beklenmedik faktörler de or- taya çıkabilir. - Yeni çıkan 'Flash Point' albü- münüzden bahsedebilir miyiz? 'Timescape'te birlikte çaldıgınız Steve Smith ve Antony Jackson dı- şında kadroya Dave Leibman gir- miş. ESEN - Dave on yıldır bu proje ıçın beni anyordu. "Timescape" albümünü çok beğenmiş, "Bana da böyle bir albüm yapalım" de- mekteydi. Cazdakı en önemli kar- deşliklerden biri de dığer cazcıla- rın çalışmalarını takip etmektir. Toplulukla birlikte bir Avrupa tu- ru yaptık. Kayıt ise mayıs ayında New York'ta gerçekleşti. - Her ne kadar yakın bir geç- mişte solo piyano konserinizi din- lediysem de konserlerde ve kayıt- larda daha çok topluluklarla çal- mayı tercih ettiğinizi gözlemliyo- rum. Sizin için solo çalmak ve toplulukla çalmak arasında ne gibi farklar var? ESEN - Solo çalmak müzik açı- smdan sınırsızmış gibi gözükse de smırsız ve kontrolsüz şeyleri pek sevmem. Çalarken kompozisyonal yapı ortaya çıkmalıdır. Çocuklu- ğumda Mozart, Beethoven, Cho- pin, Monteverdi gibi bestecilerin bu şekilde müzik yaptıklannı his- setmiştim. Çok ciddi eserler bir- kaç dakika içınde belirlenebilir. Tek çalarken de, toplulukla çalar- ken de önce kompozisyonun kafa- mızda oluşması çok önemli. Doğal olarak bu son anda bir şeyler değiş- mez anlamına gelmiyor. Hiçbir şey canınızın ıstedıgiyle doğrudan il- gili değildir. Solo ve toplulukla ça- larken ortak olan şey müzik sana- tıdır. Bazen olağanüstü bir basçı ya da davulcu, topluluk içerisinde kendi başlanna dinlendiğinde çok iyi olup, parça adına ilgisiz yerle- re gelebiliyorlar. "Ben kendim- den eminim, çok iyi çalarım" di- yenlenn bazen çok gülünç durum- lara düştüklenni iyi müzik dinleyi- cisi anlayabiliyor. Toplulukla ça- larken bazen harika şeyler de orta- ya çıkabilir. Her şeyin bir anda olup bittiği konser ortamlannda, iyi mü- zisyenler şans faktörünü iyi kulla- rurlar. Bugün daha çok telefon def- terine bakarak bütçeye göre en iyi- ler aranıp toplulukîar oluşturul- makta. Benım albümlerde çaldı- ğun müzisyenler, 25-30 yılhk be- raberlığim olan arkadaşlanm. Mil- yonlarca insanın müzisyenleri ta- kip etmesi çok heyecan verici bir durum. Daha çok duyabilmek, da- ha çok paylaşabilmeİc gerekmekte. Toplulukla çalarken doğaçlama gi- bi eski ve kalitesiz bir kavramı kul- lanmak istemem. Bence müzik bir yerlerde uçuşur ve sizin bunu insan- larla paylaşmanız çok önemlidir. - Bazılannca Miles Davis'le bit- tiği söylenen caz müziği sizce 2000'li yülarda nerelere gidiyor. ESEN - Caz konusu çok önem- lidir. Miles öldüğünde beni Sony Colombia şirketinden aradılar ve bir caz albümü yapmamı istediler. O zamanlar bazı insanlar tarafından anlaşıldığımı görmek beni şaşırt- mıştı. 1992 yılında kaydettiğim "Anadolu" albümü Miles sonrası cazı olarak düşünülmüştü. Miles Davis, VVayne Shorter, John Colt- rane gibi zenci müzisyenlerin ge- tirdıği boyutlardan sonra, akıllı be- yazlann getirdikleriyle caz büyük bir şans daha yakaladı. Hem akus- tik hem de avangart müziğin geli- şimi bu tarzı yükseklere çıkardı. Ben New Orleans cazıyla büyüme- dim. Zaten olay toprakla ilgili de- ğil. Miles Davis'ten sonra birkaç adam benzer şekilde Charlie Par- ker'dan önce de az sayıda iyi caz- cı vardı. Bu kişiler caz müziğini aydınlattılar. Müzisyenlerin yolu iyi anlaması gerekmekte. Onlar an- layamazsa diğer insanlar ne yapsın. Âşık Veysel bu yolu çok iyi anla- mıştı. Kendini yapabileceklerinle sı- nırlamamalısın. Hayatında müzik Iklncl planda - Müziğin sizin için anlamı ne- dir? ESEN - Sanatlann sanatı olan müzıkte, kulağınızla duyduğunuz seslerin neye göre güzel olduğu be- lirsizdir. Bence olayın güzellikle de pek ilgisi yok. Xenakis'in yap- tığı anti müziğe ben hâlâ güzel di- yorum, ama bunu sorgulayan çok kişi var. Benim için yaşam daha önemli olup müzik hep ikinci plan- da kalmıştır. Müzikte yapılacak çok çok önemli işler var. Bunlar kişi- sel olmaktan çok dünyayla ilgili olarak görülmelidir. Her şey çok ince noktalara bağlı. Güneşten ge- len bir ışık, topluiğne ucunun mil- yarlara bölünmüş hali kadar küçük bır noktadan gelerek bizi aydınla- tır. Olaylara bu açıdan bakıhnalı. Son olarak benim insanlara bir şey- ler öğretmek gibi bir amacım ol- madığını, yalnızca müziğüni pay- laşmak istediğimi belirtmek is- tiyorum. Steve McCurry'nin sergisi 16 Ekim'e dek Topkapı Sarayı Darphane-i Amire'de görülebilir Insanlarm gözlerinin içine bakmak NENA ÇALİDİS O, aslında 1978'den beri fotoğraf çeki- yor, fakat 1984 yılında Pakistan'daki bir mültecı kampında görüntülediği ve kendisini National Geographic dergisinin kapağına taşıyan 'Afgan Kızı' ıle ünlendi. Sözünü ettiğimiz fotoğraf sanatçısı Ste- ve McCurry, şimdi de 'Kutsal Yolculuk' adlı fotoğraf sergisiyle sanatseverlerle bu- luştu. 16 Ekim'e dek Topkapı Sarayı Darpha- ne-i Amire'de görülebilecek olan sergide sanatçının Nepal, Kamboçya, Afganıstan ve Burma'da çektiği 50 fotoğrafı yer alı- yor. McCurry, sergisinin konusunun 'mane- viyat' olmasını özellikle istemiş. Böyle bir konunun Istanbul'la örtüştüğünü düşü- nüyor ve ekliyor, "Bu sergi 20 yıl boyun- ca farklı ülkelerde ibadet eden insanla- nn yapıtlarından oluşuyor. İnsanlar iba- det etmek için bazen bir aylık yolu kate- debiliyorlar." İç savasların yaşandığı birçok yerl haber yaptı Eski Yugoslavya'nın parçalanışını, Iran- Irak savaşını, Beyrut, Kamboçya, Filipin- ler, Körfez Savaşı, Sri Lanka ve Afganis- tan dahil, uluslararası çatışmalarm ve iç sa- vaşlann yaşandığı pek çok bölgeyi haber yaptı. McCurry çektiği fotoğraflarda sa- vaşın daha çok insanlar üzerine bıraktığı izleri gözler önüne senyor. Bunun nede- nini de şöyle açıklıyor: "Fotoğraflarımın çoğu insan temelli. Çünkü ben de bir in- sanım. tnsanlann nasıl yaşadığıyla ve aramızdaki benzerüklerle çok ilgileni- yorum. tnsanlann hayat tarzları beni bü- yülüyor. Benzerliklerimiz beni etkili- yor." McCurry'nin oldukça zor zamanlan ol- muş. Pakistan'da tutuklanıp zincire vurul- muş, Hindistan'da bir dini bayramda fana- tik kalabalık ıçinde dövülmüş. Tüm bu zorluklara rağmen Steve McCurry yaptı- ğı işten söz ederken mavi gözlerinin içi par- otoğraflanmın çoğu ınsan temelli. Çünkü ben de bir insanım. însanlann nasıl yaşadığıyla ve aramızdaki benzerliklerle çok ilgileniyorum. însanlann hayat tarzlan beni büyülüyor. Benzerliklerimiz ve aynılıklarımız beni etkiliyor.' lıyor anlarıyor: "Benim için fotoğraf çek- mek açıkhava kahvesinde oturmak gi- bi. Fotoğraf çekerken gözemliyorum, bu da benim çok hoşuma gidiyor. Bazı yerlere gitmek ve o yerlerle ilgi insanlara bilgi vermek önemli." Dünyarun dört bir yanına gıden Steve McCurry'nin savaşın soğuk yüzüyle bu- run buruna geldıği zamanlar da olmuş. Ki- mi zaman parçalanan bir ceset, kimi zaman havaya uçurulan bir okul... McCurry'nin tanık olduğu ve bazen çekıp çekmemeİc ara- sında tereddütte kaldığı kareler olmuş ol- masına, ama o bu durumunu şöyle açıklı- yor: "Duygularımız işimize karışır. Ben cerrah gibiyim. İnsanlar bazen hayatta kalır, bazen ölür." 1984 yılında çektiği ve 17 yıl boyunca yeşil gözlü 'Afgan Kızı'nın izini süren sa- natçının en az o fotoğran kadar hikâyesi olan birçok yapıtı bulunduğunu söylüyor: "İn- sanlar en çok o fotoğrafın hikâyesini me- rak ettiler." 26 kez Afganistan'da bulunan Steve McCurry, bu toprağa olan sevgisini arka- daşlanyla kurduğu ImageAsia adlı gönül- lü sivil toplum örgütüyle göstermeye ça- lışıyor. McCurry, yaptıkları çalışmalar şöyle yorumluyor: "Afganistan'da eğiti- mi yaygınlaştırmak için bir sivil toplum örgürü kurduk. Kâr amacı güdûlmüyor. Bu sivil toplum örgütü Afganistan'ın uzak bölgelerindeki insanlara ulaşma- ya çahşıyor. Ilk etapta oradaki çocuk- İara kitap yolladık. Amacımız oradaki insanlann eğitim görmeleri." Birçok ödül kazandı Ulusal Basm Fotoğrafçılan Derneği'nin 1984 Yılın Dergi Fotoğrafçısı Ödülü da- hil, fotomuhabirlik alanında önemli ödül- ler kazanmış. 1985'te, Dünya Basm Fotoğraflan Yanş- ması'nda bir ilke imza atmış, dört birinci- lik ödülünün dördüne de değer görüldü. 1986 ve 1992'de Oliver Rebbot'u Anma Ödülü'nün sahibi olan McCurry, 1995'te uluslararası fotoğrafçılık alanmda önem- li bir konuma sahip olan Magnum'a katıl- dı. Sanatçmm yayımlanmış beş kitabı şun- lar; 'The Imperial Way' (1985), 'Mon- soon' (1988), 'Portraits' (1999), Ulusal Basm Fotoğrafçılan Dernegi'nce 2000 yı- lımn en iyi kitabı seçilen 'South Southe- ast' (2000) ve 'Sanctuary: The Temples of Angkor Wat'(2002). Fotomuhabirliğine 1979 yılında Rus iş- galinden yedi ay önce yerel kıyafetler için- de gizlice Pakistan smınnı geçip asi güç- lerin kontrolündeki Afganistan'a girmesiy- le başlamış. Ülkeden çıkarken fihn rulo- lanm giysilerin içine diken ve çektiği ka- reler tüm dünyada yayımlanan sanatçı, o yıl üstün cesaret ve girişimcilik sergileyen fotoğrafçılara verilen 'Robert Capa Yurt- dışında En İyi Fotoğraf Haberciliği Al- tın Madalyası'na değer görülmüş. SANATA BAKIŞ SELMİ ANDAK Opera ve Bale Perdesini Açıyor TC Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Opera ve Balesi 2005-2006 yılı yeni mevsimi, dünyaca ün- lü koreograf ve balerın Meriç Sümen'in Genel Mü- dür olarak, Istanbul Devlet Opera ve Balesi Mü- dürü olarak da değerli müzisyen Kerim Soysal'ın yönetiminde perdelerini açıyor. Istanbul Devlet Opera ve Balesi 1 Ekim 2005 Cu- martesi (bugün) AKM'de perdesini ünlü Fransız bestecisi Georges Bizet'nin popüler olmuş Car- men Operası ile açıyor. Operayı konuk şef Fab- rizio Ventura yönetiyor... Beppe De Tomasi re- jiyi, Mehmet Güleryüz afiş tasarımını, Selçuk Borak koreografiyi gerçekleştirdi. Mozart'ın özellikle büyük bir prodüksiyon nite- liğinde, ölümsüz yapıtı sayılan "Sihirli Flüt" Ope- rası 15 Ekim 2005 tarihinde bir ilk gösteri (prömi- yer) olarak sahneye konacak. Sahneye Aytaç Manizade uyguluyor. Serdar Yalçın orkestrayı yö- netiyor... tstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin önemli bir günü yaşanacak: Kuruluşunun 45. yılı 17 Kasım 2005 Perşembe günü bir gala konseri ile kutla- nacak... 19 Kasım 2005 tarihinde Bengier ve Sun'a ait olan "Guguk Kuşu" balesi sezonun yeni eserleri arasında ilk gösterisi (prömiyer) olarak yer alıyor. 29 Kasım Salı günü Ankara Devlet Opera ve Balesi Istanbul'da izleyenlere Reşat Nuri Gün- tekin'in ünlü romanından, müziğini Erkan Yük- sel'in deriediği, koreografisini Merih Çimenciler'in uyguladığı "Çalıkuşu" balesi'ni sunacak. Istanbul Devlet Opera ve Balesi bu alanda dün- yanın ölümsüz bestecılerinden ve Italya'da "Ger- çekçilik akımı" usta yaratıcılarından Giacomo Puccini'nin lirik karakterde müzikli birdramı sim- geleyen Manon Leseaut operasını sahneye ye- ni koyan önder Gökseven'in emeği, konuk şef Fabrizio Ventura'nın yönetimi ile sanatseverlere yeni bir yorum ve tasarım sunuyor. Sahneye koyuculuğun en deneyimli ve yıllarını başarıyla güçlendiren ustası Yekta Kara'nın sah- neye koyduğu ve orkestra şefi Fabrizio Ventu- ra'nın yönettiği ve geçen dönem geniş beğeni kazanmış Donizetti'nin "Belisaho"su bu mevsim de tekrarlanıyor. Besteci Carl Orff'un dünyaca tanınmış "Carmi- na Burana" adlı sahne kantatı, bir perdelik bale olarak yorumlanıyor. Müziğini FahirAtakoğlu'nun, koreografisini Aysun Aslan'ın üstlendiği "Ağır Roman Dans Tiyatrosu", Piazzola'nın "Alyoşa", Ali Aykaç'ın "Anadolu Formlan"adlı birer perde- lik baleleri, Çetin Işıközlü'nün bestelediği "Em- rah ile Selvihan" balesi repertuvarı içeriyor... Ço- cuk izleyiciler için geniş ilgi uyandıran müzikaller arasında geçen mevsim sahnelenen Rossini'nin "Kül Kedisi", Thomas'ın "Sihirbaz Oz Çocuk", Schmidt'in "Fantastik Gençlik", Selmi Andak'ın bestesi, Gurçil ÇeJiktaş'ın yazdığı, Sümeray An- man'ın sahneye koyduğu "Uyuyan Güzel" bu mevsim de yeniden sahneleniyor. lafp Apaydm üzerine araştrma kitabı • Kültür Servisi - Van Yüzüncü Yıl Cniversitesi Yeni Türk Edebiyah Ana Bilün Dalı öğretim üyelerinden Doç. Dr. Kemal Erol; Talip Apaydın'ın hayatı, romanları, öyküleri, düzyazılan üzerine üç yıldan beri çahştığı geniş oylumlu inceleme ve araştırma kitabını tamamladı. Talip Apaydın'ın hayatı, sanatı, düşünce dünyası, romanlan, öyküleri, roman ve öykülerinde kullandığı dil ve anlatım olmak üzere beş ana başlık altında yazılan 722 sayfalık yapıt, 2005 yılı Ağustos ayı içinde Van Üniversitesi Yayınlan arasında yayımlandı. Yrimaz Onay'n Trometheia' oyunu • Kültür Servisi - Yılmaz Onay'm, çoğu kez Aıschylos'un 'Zincire Vurulmuş Prometheus'u ile kanştınlan 'Prometheia' oyunu, 'Theatenverk Nederland' organizasyonuyla Hollanda'da çevrilip yayunlanmasının ardından 8 Ekim akşamı, tartışmacı ve denemeci oyunlann şenliği olarak nitelenen '4 Daachse' festivalinde sahnelenecek. Hollandalı ekibin sunuşu ile Hollandaca, bir Türk ekibin sunuşu ile de Türkçe olarak art arda oynanacak olan oyun, festivalde yazannın da katıhmıyla tartışılacak. Hollanda'nın çeşitli kentlerinde izlenebilecek olan oyun, ünlü Prometheus söylencesini işliyor. Emperyalizme karşı mitinge gidiyoruz BELEDİYEİŞÇİLERİ TiyatroSttıdyosu Morris Panych BUGÜN, YARIN -TEYZEM VE BEN-(kara gulduru) Çeviren: Füsun Günersel • Yöneten: Ahmet Levendoğlu Müzik: Selim Atakan • Tasarım: Hakan Dündar Işık Tasarımi: Murat Kılıç Oynayanlar: Mehmet Ali Kaptanlar • Serda Kondeler Aktuna AFİFE JAİISAHNESİ: 5.6,7,8,9,19.20.21.22 EKİM SAAT: 20:ÛL OVÜN ATÖLVESİ: 25.26,31 EKİM SAAT: 20.30 İSM2.KAT:2S ?9 EKİM SAAT moü »KW.titlielliirk.com 0212 478 0 600
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog