Bugünden 1930'a 5,503,158 adet makale



Katalog


«
»

8 AĞUSTOS 2003 CUMA CUMHURİYET SAYFA JV LJ .Li M. U M\ kultur(g cumhuriyet.com.tr 15 Savaş ve militarizm karşıtı, zengin kadrolu bir Amerikan ordusu yergisi 2. haftasında LMJJJ Buffalo Soldlers / Vönetmen: Gregor Jordan / Senaryo: Eric Axel Weiss, Nora MacCoby, G.Jordan / Kamera: Oliver Stapleton / Müzik: David Holmes / Oyuncular: Joaquin Phoenix, Ed Harris, Anna Paquin, Scott Glenn, Elizabeth McGovern, Haluk Bilginer/2001 Ingiltere -ABD (Medyavizyon, WB) orbacının üniformalısı2001 Toronto ve 2002 Sundance festivallerinde seyirci karşısına çık- tıktan sonra, ABD'yi paralize eden o 11 Eylül tarihli, dehşetengiz terör eylemi yüzünden gösterime girme- si 2 yıldır ertelenen Acemi Asker- ler, soğuk savaşı noktalayan o Ber- lin duvannm yerle bir edildiği 1989 yılında geçiyor. Almanya'daki bir Amerikan as- keri üssünde cereyan eden, adeta rutin hale gelmiş birtakım inanıl- maz üçkâğıtçıhklan, karanlık alım- satım işlerini konu edinen film, to- nunu ve rengini bulamamış, türden türe atlayan anlatımıyla tam hede- fini vuramasa da, muhalif, keskin ve kışkırtıcı içeriği ve zengin oyun- cu kadrosuyla göz alan bir eğlence- lik sayılabilir. Hikâyenin merkezinde, rüyala- nnda sürekli sonsuz bir boşluğa te- petaklak yuvarlandığını gören, düş- me fobisinden mustarip Ray Ehvo- od (Joaquin Phoeniı) adındaki uyanık bir levazım çavuşu var. Hır- sızlıktan öriirü sivil hayatında yar- gılanıp hüküm giydiği 8 ayhk hapıs cezasını çekmek yerine zoraki de olsa orduya yazılmayı yeğlemiş, sonrasında tüfek yerine keyif çata- rak ve karargâh kâtibi olarak Al- manya'da şahane askerlik yapma- nın yolunu bulmuş açıkgöz Elwo- od'umuz. Arkadaşlan da onun gir- dabına kapılmış. Üste şahane hayat Dizginleri çoktan kansının eline vermiş, askerlikten nasibini alma- mış, otorite yoksunu, üstü general- lere (Dean Stockweil) yalakalık et- mesini bile kıvıramayan, beceriksiz karargâh komutanı albayı (Ed Har- ris) parmağında oynatan kahrama- nımız, üste olanbiten her şeyden ha- berdar. Aklına esince Mercedes'ine atladığı gibi gazı sonuna dek kök- lüyor otobanda ya da komutanının hırslı ve güzel kansını (Elizabeth McGovern) düdüklüyor. Hem or- dunun deterjanını, ilacını satıp pa- raya çeviren bir karaborsacı, hem de yöredeki Türk mafyasıyla işbir- liği yaparak banş zamanında can sıkıntısından fıttıran asker arkadaş- larına eroin sağlayan bir torbacı o. Eroin kafasıyla tank sürüp ortalığı birbirine katan arkadaşlannın se- bep olduğu büyük bir kargaşa sonu- cunda ele geçirdiği 2 kamyon dolu- su ağır silahı okutacak kadar da gö- zü kara. Kendi gibi bitirim 2-3 ar- kadaşıyla üste kurduğu tezgâh tıkır tıkır işliyor. Gencecik kızıyla (An- na Paquin) kınştıracağı, yozlaşma ve başıbozukluğun ayyuka çıktığı ûssü adam etmeye kararlı, Vietnam gazisi, feleğin çemberinden geç- miş, sert bir başçavuşun (Scott Glenn) çıkagelip işlerine taş koy- tnasına kadar... Bir antl-kahraman fllml Mike Nichols tarafından vaktiy- le sinemaya uyarlanan ve dilimize Şike adıyla çevrilen unutulmaz Jo- seph Heller romanı Catch 22'nun delifişek kahramanı Yosseryan'ı ya da Robert Altman'ın Vietnam sava- şı yıllannda gösterime giren, Kore savaşında, cephedeki Ameri- kan sahra hastanesinde anar- şistçe dolaplar çevirerek aske- riyeyle fena halde dalga ge- çen, sevimli dalgacı sıhhıyeci- lerini (ilk anda) çagrıştıran, ahlaksız, hırsız bir anti-kahraman, Elvvood. 1990'lann başında, genç yaşta ölüp unutulan River Pho- enix'ın gittikçe yıldızı parlayarak artik başrollere soyunan kardeşi Jo- aquin Phoenix, kuşağınm yetenek- li oyunculanndan biri oldugunu ka- nıtlıyor Elwood rolünde. Avustralya'dan yenl bir tslm 1999'da ülkesinde epey ses geti- ren ama göremediğimiz ilk filmi Two Hands'le çıkış yapan Avust- ralyalı yönetmen Gregor Jor- dan ın Robert O'Connor'un ro- manından uyarladığı ikinci filmi Acemi Askerler, kara mizahın ağır bastığı, uçuk kaçık bir eğlencelik. Cüretkâr senaryosuna, son dönem- de iyice gemi azıya alan Amerikan militarizmine ve milliyetçiliğine dokunduran hicvine, kışkırtıcı esp- risine, oyunculann göz doyurucu performanslanna karşın. son tah- lilde türden türe gidip gelerek, kan ve ölümden geçilmeyen bir ka- ra komediye dümen kıran pat- lamalı, sıçramalı, hafif bir an- latımda karar kılıyor yönet- men. Şiddetin daniskasından kara mizaha, komediden drama, mace- radan aksiyona gidip gelerek çor- bamsı bir lezzet tutturan filmde po- litik arka plan muğlak kalsa da, ya- tılı okul gençliğine özgü onca gır- gır-şamatayla gölgelenen, eleştirel ve kışkırtıcı özü, sonuçta BufTalo Soldiers'ı yazın rahatlıkla görüle- bilecek filmlerinden biri yapıyor. Daha iyi işler yapacağı kesin yö- netmen Jordan, genelde öyküyü to- parlayamayıp bir olmamışlık duy- gusunun ağır basmasını engelleye- mese de; milliyetçi, vatansever Amenkalılann tüylerini diken di- ken eden, yer yer grotesk kaçmış, havada kalan bu sivn, iğneleyici, cüretkâr taşlama, meraklısının il- gisine layık olabiliyor. Bllglner mafya babası 1980"li yıllarda Half Moon Stre- et, Isthar gibi Hollyvvood üstün yapımlarında rol almış Haluk Bil- giner iki sahnelik kısa rolünde, Türkçe sövgüsüyle bizi güldürüp yine ustalığını konuştururken fark- h bir rolü seçmiş Ed Harris, aslın- da filmin gizlı lokomotifi. 1980'le- rin çıtırlanndan Elizabeth McGo- vern da renk katıyor filme. Y E N I B A S L A Y A N L A R . . 'Afacanlar' Eddie Murphy'nin son yıllarda kendini tekrarladığı filmlerden. Afacanlar Yuvada / Daddy Day Care Kültür Servisi - Yönetmenliğini Steve Carr'in yaptığı 'Afacanlar Yuvada' bugün gösterime giriyor. Başroldeki Eddie Murphy, 'Mr. Mom' ve 4 Cç Adam ve Bir Bebek' (Three Men and a Baby) filmlerindeki performansını tekrarlıyor yine. Ünlü siyah komedyene Anjelica Huston, Jeff Garlin, Steve Zahn, Regina King, Kevin Nealon, Jonathan Katz, Siobhan Fallon Hogan, Lisa Edelstein, Lacey Chabert, Laura Kightlinger, Leila Arcieri'ın da yer aldığı kalabahk bir kadro eşlik ediyor. Tipik bir aile komedisi niteliğindeki filmde, çocuk - baba ilişkisi paralelinde, ikı reklamcının (Eddie Murphy ve Jeff Garlin), işssiz kalınca, kendi çocuklanyla ilgilenerek başlattıklan 'bakıcüık' işüıi zamanla geliştirerek bir yuva kurumuna dönüşrürmeleri anlatılıyor. Kendi çocuklanyla ilişki kurmaya ve onlann dilini öğrenmeye başlayan ikili, her biri birbirinden farklı ve yaramaz çocuklan idare etmenin zorluğunu zamanla aşarlar. Çocuklarla kurmayı başardıklan bağ sayesinde babalığın 'paha biçilemeyen keyfi'ne varmaya başlarlar. Ne var ki açtıklan 'Babalar Yuvası'nın durumu iyiye gittikçe, sahibesi bir kadın olan rakip yuvayla aralan açıhyor ve bu çekişme sonunda büyük olaylar patlak veriyor. Şimdi babalar, annelerin en kötüsüyle karşı karşıyadırlar... Sonyıllarda çevirdiği birbirinin kopyası komedilerle habire kendini yineleyerek eleştirmenlerin gözünde sürekli irtifa kaybeden Eddie Murphy'nin bir kez daha bilinen komik numaralannı tekrarladığı Afacanlar Yuvada, patlamış mısırla Cola eşliğinde tüketilecek, vasat ve tipik bir aile güldürüsü. Yeni haftanın biricik yeni filmi. Popüler Sinema dergisi dalya dedi! ~T~\ ir yandan ülkemizdeki r~£ sinema gündeminin J.J nabzını tutarken öte yandan merakhsı için vazgeçilmez bir kaynak işlevi gören popüler Sinema dergisi, bu ay çıkan 100. sayısıyla okuyucusuyla buluştu. Genelde Sinema dergilerinin ülkemizde hiç sarmadığına ilişkin yaygın kanıyı kıran Popüler Sinema dergisi. 100. sayısıyla sinema yayıncılığımızda görülmemiş bir 'ilk'e imza atmış oldu böylece. Sekiz yıldır Mehmet Açar'ın yayın yönetmenliğini yaptığı dergi, 100. sayının şerefine, son 9 yılda Türk ve dünya sinemasının seyrinı 100 maddede toplayarak, 1994'ten günümüze sinemanın dökümünü yapan bir dosya hazırlamış bu ay. Ercan Arıklı tarafından Ekim 1994'de yayımlanmaya başlanıp Ocak 1995 tarihli dördüncü sayısından itibaren bayrağı devralan Mehmet Açar'ın yayın yönetmenliğinde çıkarak, her ay ortalama on bin okura seslenen Popüler Sinema dergisinin, genelde gösterimdeki filmleri doyurucu biçimde takip eden ve modern sinema tutkunlanmn gereksinimlerine yanıt veren bir dengeyi tutturduğu söylenebilir. Gösterimdeki filmlerin ağır bastığı dergiye, son yıllann retrospektif merakı da, "Kült Filmler', 'Modern Sinema Klasikleri' gibi bölümlerle yansıyor. Çeşitli analizler, denemeler, farklı türlere ve akımlara adanmış dosyalar, DVD piyasası, yerli sinemacılarla yapılmış söyleşıler. eleştiriler, tanıtımlarla içeriğini oluşturan Popüler Sinema, nicedir sinefillerin gönlünde ve gündemindeki ilk dergi olmayı başardı. Açar'dan sonra derginin en eskisi olan Senem Erdine'yle, Burçin Yalçın, Engin Ertan ve Burcu Aykar'dan oluşan bir çekirdek kadro tarafından yayıma hazırlanan popüler Sinema'yı kutluyor, daha nice sayılar diliyoruz. KEDİ GOZU VECDİSAYAR Milli Popüler Kültür Milliyet Sanat'ın bu ayki sayısında yer alan 'Milli Popüler Kültür' başlıkh yazı, kültür ve sanat dünya- mızın geleneksel Doğu-Batı çatışmasından 'bize özgü' birsentez çıkartma çabalarını eleştiriyor. "In- san şu sıcaklarda televizyonda sulu/göbekliyaz klip- lerini izlediğinde, Ağa'lı dizilerte geçmiş bûtün bir sezonu düşündûğûnde, Sertab'/n Eurovision'daki başansının sımnı hatırlayıp, Cola-Turca reklamlan- na güldüğünde, popüler kültürün Doğu ve Batı, ge- lenek ve modernlik, alaturka ve alafranga gerilimini sembolik düzeyde kendince bir senteze kavuştur- duğunu düşünüyor" diyen Göksel Aymaz, 'popü- lerkültüriyidir/kötüdür' gibi kestırme yargılarla gün- cel sanat alanımızın içinde bulunduğu çıkmazın ne- denine ilişkin sağlıkiı bir değerlendirme yapılama- yacağını belirttikten sonra, popüler kültürümüzün neden 'özgürieştirimci bir içerik' kazanamadığını, neden kendi "Don Qu/)ofe"umuzu yaratamadığımı- zı sorguluyor. 'Memleket realitesi'nl ıskalayan bir popüler kül- türle fazla bir yere gidilemeyeceği ortada. Aymaz, özentiye dayalı kolaycı sentezlerin de bir çıkış ol- madığını söylüyorve "Popülerkültûrü 'Batı hayran- lığı'n/n başımıza sardığı fenalıklar dizisi olarak gö- ren millicilerle, bu kültürün tüketicisi olan kitleterihor gören elitler, onlann karşısına dikilen 'Halkçılar' ve nihayet yine bu kültürde emperyalist/ideolojik komplolar sezen 'devrimci' kültür eleştirmenleri"n\ aynı sığlıkta görüyor. Bu saptamalara katılmamak elde değil. Ama, özellikle müzik alanımızda yoğunlaşan sentez ara- yışlannı da bir kalemde silip atmaktan yana deği- lim. Mademki, sorunun kolay bir çözümü olmadı- ğını biliyoruz, öyleyse her türlü denemeyi, sentez arayışını ciddiye almak gerekir. Elbette, sorunun çözümü "enstitüler, okullar, müzeler, vakıflar" gibi kurumlarda yatıyor, ama bireysel yaratıcılığın da önemli oldugunu düşünüyorum. Her 'sentez' çaba- sını baş tacı etmeyelim elbet, ama bu tür deneme- leri izlemeye devam diyorum. önyargılanmızı kapı- da bırakarak. Birkaç haftadır Cemil Topuzlu Açıkhava Sahne- si'nde izlediğimiz konserler dizisi içinde farklı sen- tez arayışları vardı. Nejat Yavaşogulları ve arka- daşlannın oluşturduğu "Bulutsuzluk özlemi" ile Or- han Şallıel'in yönettiği senfoni orkestrasının kon- seri rock müzikle klasik müzik hayranlarını buluş- turan önemli bir deneme, kanımca dizinin en güzel konseriydi. Mustafa Oguz'u bu tür denemelere destek verdiği içın kutlamak isterim. özcan Deniz, llhan Erşahin, Peter Murphy'lı Mercan Dede kon- seri ise kimi yerde Göksel Aymaz'ın yazısını çağ- rıştırırken, kimi yerde şaşırtıcı sonuçlar alıyordu. özcan Deniz'in Mercan Dede eşliğinde söylediği türküler konserin en güzel yanıydı. 'Burhan öçal - Trakya All Stars' konseri gelenek- sel Roman müziğini, elektronik müzikle buluştura- rak 'clubber' gençlerin müzik zevkine hitap edile- bilir belki, ama geleneksel müziğin gelişimine ne öl- çüde katkı sağlanabilir, bilemiyorum. Laço Tayfa ve Vassilis Saleas'ın konseri, Roman müziğinin özgün renklerini yansıttığı anlarda keyifliydi. Fazla müdahalenin geleneksel müziğe katkıdan çok za- rar verebileceğini düşündürtüyordu. Saleas, 'tica- ri' bir repertuvarla çıktı seyircinin karşısına. Iş Sa- nat'taki konserinin yalınlığından, zarafetinden eser yoktu. Goran Bregoviç ise, geleneksel ile moder- ni buluştururken ölçüyü hiç kaçırmıyordu. Her za- man olduğu gibi, dinleyiciyi avcunun içine alıverdi, ucuza kaçmaksızın, Yavuz Bingöl'ün halk türkülerimizi senfonik or- kestra eşliğinde yorumlama çabası günden güne daha olgunlaşıyor gibi geldi bana. Elbette, kolay bir iş değil bu. Ama, teksesli müziğimizi, çoksesli Ba- tı müziği ile buluşturmak için Cumhuriyetin ilk yıl- larından bu yana uğraş veren klasik müzik beste- cilerimizin daha doğru çözümler ürettiklerini söyle- mek kolay mı? Kendi adıma, onlann çabaları kadar, klasik müzik eğitimi almamış gençlerin çabalarını da önemsiyorum. Elbette, zamanla 'kolaycılar', 'özentiler' elenecek, samimi çabalar kalıcı olacak. MOST'un konserierinin yanı sıra iki açıkhava kon- seri daha izledik son günlerde. Açıkhava'da Yıl- maz Köse'nin organize ettiği 'Karadeniz Gecesi', Karadeniz müziğinin farklı seslerini bir araya getir- di. Fuat Saka'dan Kazım Koyuncuoğlu'na uzanan bir geçit. Geleneksel müziğin ağır bastığı, ama gü- nümüzün gençlerinin yabancılık çekmediği farklı renklerde müzikler yaptılar. ENKA'nın Açıkhava sahnesinde ise MuammerKetencoğlu'ndan 'Bal- kan Müzikleh' dinledik. Geleneksel müziği, mo- dernleştireceğim diye perişan edenlere inat, pınl pınl türküler sundu bize, Balkan coğrafyasının fark- lı köşelerinden. Solisti Sumru Ağıryürüyen her zamanki gibi mükemmeldi. Keşke, daha çok Mu- ammer'ler, Sumru'larolsa... Çünkü, geleneği gele- ceğe onlar taşıyor. vecdisayar@yahoo.com Kayıp mezhebin sırrı çözülüyop • Kültür Servisi -Hıristiyanlığın 'kayıp mezhebi' olarak bilinen 7. mezhep Montanizm ile Karahallı ilçesindeki Kaya Manastın'nın sırnnı çözmek üzere ABD'den 100 kişilik bir heyet Uşak'a gelecek. ABD'li Prof. Dr. William Tabberne, Karahallı ilçesi Karayakuplu köyü Alakaya yöresinde geçen yıl bulunan, kayalara oyulmuş manastırda kazılara başlayacaklannı söyledi. Tabberne, Montanizmin Hıristiyanhğın kayıp mezhebi olarak bilinmesinin nedeninin, MS 296'da mezhep üyelerinin, dini farklı uygulamalan ve merkeze vergi ödememeleri gerekçesiyle, mezhebin merkezi Peppeouza'da (Yeni Kudüs) Romalılar tarafından kıhçtan geçirilmeleri olduklarını belirtti. Profesör, Peppeouza'dan 6 kilometre uzaklıkta, yolu olmayan bir yar içinde kayalara oyulmuş manastıra, Uşak Müzesi'nde sergilenen ve Susuzören Köyü yakınlarında bulunan kitabeden yola çıkarak ulaştıklarını da sözlerine ekledi. BUGUN • BEYOĞLU StNEMASFnda 12.00, 15.00, 18.00 ve 21.00'de 'Alim Şerif Onaran Anısına III' kapsamında David Lynch'in 'Mulholland Çıkmazı' fihninin gösterimi. (0 212 251 32 40) • HARBÎYE AÇIKHAVA TtYATROSU'nda 21.00'de Candan Erçetin konseri. (0 216 454 15 55)
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog