Bugünden 1930'a 5,500,335 adet makale



Katalog


«
»

22 AĞUSTOS 2003 CUMA CUMHURİYET SAYFA JV U l_j M. LJ X\ kultur(g cumhuriyet.com.tr 15 Burjuvazi kıyım kıyım Soğuk, ironik anlatımı, karakterleri, gerilimi ve siyasal göndermeleriyle Claude Chabrol ustanın es geçilmeyecek sonfilmi bugün gösterime giriyor Fransız sinemasının, yıllara mey- dan okuyan dinamizmiyle hâlâ 2- 3 yılda bir film yapan, yaşı yetmiş işi bitmemiş ustası Claude Chab- rol'un, 53. filmi La Fleur du Mal- Kötülük Çiçeği, yaz piyasasını şenlendiren festival filmlerinin şimdilik sonuncusu olarak bugün gösterime giriyor. Hayranı olduğu Hitch amcanın gölgesinde, yerleşik burjuva değer- lerini didiklemeye giriştiğı, bu de- ğerlerle baskı altındaki tutkulann çatışmasına odaklanan, varoluşçu, siyah-beyaz ilk filmlerinden günü- müze, hep insanın vahşi güdüleri- ni açığa çıkaran ve ilişkilerindeki 'tahribatT sergıleyen birtakım cı- nayet-gerilim hikâyeleri anlatagel- di Chabrol. Sürekli burjuvazinin zaaflanna vurgu yaparak hep aynı temaların çeşitlemelerini sürdüren ve genel- de sürekli aynı türde ısrar eden Chabrol'un, aslında Yeni Dal- ga'nın en tutarlı sinemacısı olduğu giderek belirlendi zaman ıçınde. Renoir'ın 'Büyük yönetmen tek- rar tekrar aynı fılmi yapar' deyi- şini doğrularcasına. her zamanki soğuk, sinik, ironik yaklaşımıyla hep aynı filmi çektiği bile söylene- bilır. Olgunluk dönemlnln keyfl Genelde popüler tür filmiyle sa- nat filminın bileşimi niteliğindekı Chabrol sinemasında burjuva ah- lakı eleştirisınin ılk örneği, aynı za- manda ilk renklı filmi olan A Do- uble Tour-Tehlikeli Rabıta- lar'dan (1959) başlayıp La Femme Infıdele-Vefasız Kadın (1968), Le Boucher-Kasap (1969), Les No- ces Rouge-Kanlı Düğiin (1972) ve VioletteNoziere'den( 1977)ge- çerek 199O'lı yıllardaki Madame Bovary, Betry, Cehennem'e ve burjuvaziye bütün nefretini kustu- ğu o allak bullak edici başyapıtı Se- remoni'ye (1995) kadar uzanır, ığ- neleyici, keskin, bağışlamasız bur- juva karşıtlığı. Yeni Dalga'nın 195O'li yılların sonunda ortaya çıkışından bu yana yaklaşık yarım yüzyıldır süregelen verimli meslek yaşamında artık ol- gunluk döneminin keyfini süren Chabrol'un filmlerinde gerilimin kökeni kimi zaman sınıf kavgası, kimı zaman kader ve rastlantılar. Son dönem işlerindeyse. esas baş- rolde, hep belirgin bir burjuvazi düşmanlığı var, Seremoniden Hırsız ve Çırağına (1997). Sıcak Çikolata'ya (2000) kadar. Dallasvarl. şalbell alle Üstadın burjuvaziye yönelik, nerdeyse tiksinmeye varan alaycı bakışının yine gemi azıya aldığı, bu yıl Berlin'de yanşan son filmi Kötülük Çiçeği, yine Fransız taş- rasında, 4 kuşaktan beri birbirleri arasında evlenip servetlerini birleş- tirerek daha da büyümüş. zengin, güç-lü bir aılenin (Charpin-Vasse- ur'lerin) hikâyesini perdeye taşır- ken bir kez daha burjuvaziyi kıyım kıyım doğruyor. Geçmışleri karanlık, sırlarla do- lu, içinden hem Nazi işbirlikçisi, hem de direnişçi çıkarmış, Dallas- vari, şaibeli bir aile Charpin-Vasse- ur'ler. Aile toprağı bağlan satıp la- La Fleur du Mal / Yönetmen: Claude Chabrol / Senaryo: Caroline Eliacheff, Louise Lambrichs, C.Chabrol / Kamera: Edouardo serra / Müzik: Matthieu Chabrol / Oyuncular: Nathalie Baye, Benoit Magimel, Suzanne Flon, Melanie Doutey, Bernard Le Coq, Henri Attal, Thomas Chabrol / Fransa 2003 (Belge Film) Melanie Doutey, Benoit Magimel, Suzanne Flon, Bernard Le Coq ve Nathalie Baye, Chabrol'un kahramanları. boratuvar kurarak ilaç tekeli oluş- turmuş, yalancı, ikiyüzlü, zevk düşkünü babanın (Bernard Le Coq), 3 yıl kaldığı ABD'den dö- nen oğlunu (Benoit Magimel) ha- vaalanında karşılamasıyla başlayan filmde, siyasi hırsı aile kadınlığının önüne geçmış, gözü yükseklerdeki anne (Nathalie Baye) belediye başkanı adayı olarak seçımlere ha- zırlanıyor. Koruması ve danışma- nıyla (Thomas Chabrol) yakınlı- ğından. bana oy verin diye yoksul semtleri dolaşıp seçim gezilerine çıkmasından hiç memnun değil ko- cası. Hatta kansının geçmışi hak- kında, rezilane suçlamalarla dolu, her yere dağıtılan bir el ilanını, kı- şisel nefret sonucu onun yazdığını düşünüyor öteki aile bireyleri. Ka- dın kocasını pek takmazken aile re- isı \e patron adam da işyerınde, alımlı genç kızlarla kaçamaklarya- pıyor aleni. 'Kız kardeşlm. aşkım' Kan kocanın kokuşmuş ilişkisi- ni herkes kabullenmış görünürde. çünkü hayat TV dizilerindeki gıbi değil. Bu büyük evde nefes alama- dığından ve üvey kız kardeşıyle (Melanie Doutey) mercimeği fın- na vermek ıstememesinden dolayı kaçıp ABD'ye gıtmış oğul da pek sevmediği babasının aslında ger- çek babası olup olmadığından emin değil. Cniversitede psikoloji öğrencisi üvey kız kardeşi, onu tut- kuyla bekleyen bir içim su olmuş bu arada. Kim takar ensesti, oğul da kesik zaten üvey kız kardeşıne. Aı- lenin büyüğü Michelıne teyzeyse (Suzanne Flon çok iyi), tam 'my sister, my love' durumundaki 2 âşık kardeşin en büyük destekçisi. Siyasetın, hırsın, yozluğun dırlik düzenini bozduğu ailenin ana fi- gürlerinden baba, üvey kızına sal- dınp düşerek kafasını kırarken an- ne de belediye başkanlığı seçiminı kazanıyor finalde. Rezaletin son perdesiyse vaktıyle direnişçileri Nazilere ihbar etmiş babasını öl- dürdüğünü açıklayan büyük teyze- nin itiraflanyla kopuyor sonda. Seremonl' glbl değil Kabuk bağlamış tüm aile sırlan- nın ortalığa saçıldığı film, artık son kansı, kızı. oğullanyla birlikte git- gide bir aile şirketı gibi çalışıp üre- ten Chabrol'un o bıldik tutucu taş- ra ve tıksınç burjuvazi tasvirınde yeni bir halka. Ama Seremoni gi- bı afallatıcı, çok parlak işlerinden değil. Yine de üstadın filmografi- sinde yeni bir aşamadan çok ken- dıni tekrar nıteliğinde ve o ironik bakışının sert eleştıriye dönüştüğü, yeni bir ustalık eseri sonuçta. İZLEYİCİ GÖZÜYLE ERDAL ATABEK Seksin üç değişikyüzü.Bu hafta gösterimde olan üç film de seks ol- gusunun üç ayn yüzüne bakıyor. 'Günahkâr Rahibeler', cinselliğe dinin bakış açısını yan- sıtan önemli bir yapım. Katolik dini cinselli- ğin kesin kurallar içinde yaşanabileceğini, bu kurallann herhangi bir nedenle dışında yaşa- nan olayın 'şiddetle cezalandırılması gere- ken büyük günah' olduğunu kabul ediyor. Bu nedenle de kendi isteğiyle olsun, kendi isteği dışında olsun cinsel bir deney yaşayan genç kızlann manastıra kapatılması zorunlu oluyor. Bu 'günahkâr kızlar'. manastınn çamaşırha- nesinde aşağılanarak hizmet görüyorlar. Bu olayın günümüzdeki uygulamalannda da bu tür bir yaşantının belirli bölgelerimızdekı cezasının 'aile kararı ile ölüm" olduğunu biliyoruz. Din ya da geleneksel bakış açısı, kültürel oiarak günahın cezasının en ağır biçimde ödenmesini emrediyor. Bu emri yerine getirmeyenler toplumsal bir utancı yaşamlan boyunca taşımak zorunda kalıyor. Bu, işin 'günah yüzü'. "Dainıa Lilya'. bir genç kızın yaşamak zo-. runda bırakıldığı 'cin- sel sömürü' acısı. Güç koşullar içindeki Lilya henüz 16 ya- şındadır ve cinsel- lik sımsarları tara- fından fuhuşa yö- neltiliyor. Bugenç Rus kızı, ülkesinin sürüklendiği ekonomik ve sosyal koşullara kurban edilmiş benzerlerinin çilesini yaşıyor. Dünya üzerindeki çocuk-kız- lann fuhuş amacıyla kullanılması dünyanın ge- lişmiş ya da gelişmemiş bütün ülkelerinde ya- şanan bir sorun. Bizim ülkemize de ulaşan so- runun boyutlan para ve seks ilişkisinin her yö- nünü kapsıyor. Film, çarpıcı bir gerçeği bir kez daha genç, masum ve güzel bir kızın açısından anlatıyor. 'Yatagın Öteki Yanı' ise. seksin rahat, ke- yifli ve kişilerin ısteğine bağlı yüzünü bir ko- medi ile anlatıyor. Birbirlerinın sevgilileri ile kaçamak yapan erkekler ve kadınlar pek fazla sorun da yaşamadan konunun pek de drama- tik olmadığını, büyürülmediği zaman her şeyin pekâlâ olabileceğini açıklıyorlar. Bu Ispanyol filmi seks olayının hiç de kanlı bıçaklı çözüm- lere gerek duymadığını. her şeyin biraz hoşgö- rüyle bakmaktan ibaret olduğunu anlatıyor. Bi- raz değişiklikten kimsenin zarar görmeyeceği- ni, hatta yaşanan seksin daha da çeşnili olabi- leceğini anlatıyor ki, günümüz insanının bir bölümünün anlayışına daha yakın duruyor. Cinselliğe günah, suç ya da keyif olarak bakmak, toplumların yaşadığı kültürel deği- şimle de yakından bağlantılı. Duygusal bağ- lanndan yalıtılmış bir cinselliğin salt keyif olarak yaşanmasının getirdiği ko- laylık yanında duygusal örselen- meler de günümüzün tartışma- lan içinde. En büyük cinsel organ beyindir' sözlerinin yanın- da işi omurilik düzeyinde çözümlemenin yaygınlığı da işi karmaşık bir duru- ma getiriyor. Bu üç film de cinsel kültürün yeni- den gözden geçiril- mesine katkıda bu- lunacak özellikler taşıyor. YENİ BASLAYANLAR... YENİ BASLAYANLAR... YENİ BASLAYANLAR.. 'Kuyu' ABD'de bu yazın sürpriz filmlerinden biriydi. Kuyu / Holes Louis Sachar'ın aynı adlı çok satan ve takım ruhu, arkadaşhk. dürüstlük üzerine romanından uyarlanan Walt Disney yapımı Kuyu. yasalarla başlan derde gırmış gençlerin tıkıldığı, Teksas'ta çölün ortasındaki bir ıslahevinde geçiyor. Bugün gösterime giren filmde. gençlere habıre çukur kazdıran ıslahevı yönetıcilerinin (Sigourney Weaver, Jon Voight) asıl derdi, eski batının namlı kadın silahşorundan (Patricia Arquette) kalma bir hazineyi bulmak... Deneyimh aksiyon üstün-yapımlannın yönetmeni Andrew Davis'in imzaladığı film gördüğü ilgı ve gışe başarısıyla ABD'de bu yazın sürpriz filmlerinden bıri oldu. Canlı temposu, mizahı ve klişelere yaslanan hikâyesiyle türden türe atlayarak gençler kadar yetişkin seyirciye de hoşça vakit geçirten Kuyu. yeni haftanın şık şıkırdım, yeni komedi aksiyonlanndan biri. şanghay Şövalyeleri / Shanghai Knights 3 yıl öncekı Şanghay Kovboyu'nun sevimli ikilisini, Kung Fu'cu, Hong Kong yıldızı Jackie Chan'le yeni kuşak Hollywood oyunculanndan Owen Wüson'u yeniden bir araya getıren Şanghay Şövalyeleri'nden yersizlikten dolayı söz edememiştık geçen hafta. Kısaca eskı, alışılmış iki zıt kahraman formülünün beceriyle uygulandığı, bolca göndermeye yer veren, şen şakrak bir gırgır, espri, aksiyon, macera fırtınası olarak özetlenebilecek filmi. Alfred Gough-Miles Milar'ın daldan dala atlayan senaryosundan yönetmen David Dobkin çekmiş başanyla. Babası Çin'de öldürülen Carson City şerifi Jackie Chan, güzel kız kardeşi Lin (Fann Wong) ve abartılı. uyduruk western romanlan yazan. eski ortağı-kankası Ovven Wilson'la New York'ta buluşup Cin'de emperyalist dolaplar çeviren ve Britanya tahtına göz dikmiş bir İngiliz soylusuyla, Çin imparatoru olmak ısteyen eski düşmana karşı mücadele etmek üzere Londra'nın yolunu tutuyorlar... Amerikan gözünden Ingilız kültürü ve geleneklenyle dalgasını geçen, göndermelerden. çağnşımlardan geçilmeyen bu son derece şenlikli şamatah sürükleyici komedi, müzikale de selamlar gönderen, birinci smıf bir aksiyonr KEDIGOZU VECDİ SAYAR Yerel Yönetimler ve Kültiir Türkiye'de kaç belediye vardır dersiniz, "kül- türpolitikası" diye birolgunun varlığından haber- dar olan? Belediyelerin bir ülkenin kültürel ge- lişmesindeki rolünün farkında olan kaç beledi- ye başkanı sayabilirsiniz? Haklısınız, fazla değil... Seçiminufuktagözük- tüğü şu günlerde belediyelerimiz yoğun bir ça- lışma içinde. Ya da en azından yoğun bir çalış- ma içinde olduğu görüntüsünü verebilmek için uğraşıyor. Peki, ya kültür- sanat alanına yaptığı yatırımlarla övünen kaç belediye var? Belediyelerimiz için sanat, birkaç şarkıcı-tür- kücü getirip, "halk konseri" düzenlemekten öte- ye geçemiyor ne yazık ki. Çok büyük bir çoğun- luğunun kültürle, sanatla uzaktan yakından ilgi- si yok. Onlardan bilınçli tercihler, kalıcı politika- lar beklemeye kalkarsanız yandınız. Onlar için sanat, popülist hedeflerine ulaşmak için bir araç olabilir yalnızca. Belediye başkanlarımız, her vesile ile meydan- lara, caddelere kendi posterlerini astırmaya ba- yılırlar da, o kentte yaşamış büyük sanatçıların anısını yaşatmak için çaba göstermek akıllarının ucundan geçmez. Yurtdışı seyahatlerinde, ken- tin altyapısını geliştirmek için yabancıların ne yaptıklarını araştırırlar da, o kentin kültüre-sana- ta ne kadar para yatırdığını sormayı akıl edemez- ler. Sanatçı yetiştiren kurumlar oluşturmak, ya- ratıcılara destek sağlamak, onların nezdinde önemli bir hizmet değildir. Bilmezler ki, insana yatırımyapılmayan, bilinçli kentlilere sahip olma- yan bir kent ne kadar gelişse, büyük bir köy ol- maktan kurtulamaz. Daha önce de sözünü etmiştik bu köşede; ül- kelerin gelişme endeksini belirleyen en önemli ölçüt, insani gelişme endeksidir ki, bu da o ül- kedeki cep telefonu sayısıyla değil, okunan ki- tap sayısıyla, her akşam perde açan tiyatro sa- yısıyla ölçülür. Parasızlıktan dem vuranlara aldanmayın, de- miştim geçen hafta. Gösteriş uğruna harcanan paraları bu alana kanalize etseler, belki çok şey değişecek, ama buna yanaşmaz çoğu belediye başkanı. Ucuz yoldan reklam sağlamaktan baş- ka hedefi yoktur çünkü çoğunluğunun. Gelişmiş ülkelerde, belediyelerin kültür-sanata verdiği destekten haberleri bile yoktur. Bu karamsar tabloyu çizdikten sonra gelelim madalyonun aydınlık yüzüne. Yerel yöneticileri- miz arasında küçük bir azınlık bu alana sorum- lulukla yaklaşıyor ve elinden gelen katkıyı esir- gemiyor. Geçen hafta, kültür-sanat alanını cid- diye alan belediyelerden örnekler vermiştik. Bu hafta devam etmek istiyorum. Istanbul'da Bü- yükşehir'in yanı sıra birkaç belediyenin adını anarken, Kadıköy Belediyesi'ni unutmuşum. Oy- sa, daha yakınlarda başarılı bir Çocuk Tiyatro- ları Festivali düzenledi Kadıköy Belediyesi. Ama elberte Istanbul'un birkaç belediyesi ve Anka- ra'nın Çankaya'sı ile sınırlı değil bu alanda cid- di çalışmalar yapan belediyeler. Büyük kentleri- miz içinde Antalya, Bursa, Çanakkale, Diyarba- kır, Eskişehir, Gaziantep, Izmir en şanslı kentler. Bu kentlerin belediyeleri yalnızca tarihsel mira- sa sahip çıkmakla kalmıyor, kentlerindeki sanat etkinliklerine destek vermek için çabalıyor. ön- lerinde bir duvar gibi duran yasal engeller kaldı- rılsa, çok daha başarılı işler yapacaklarına kuş- kum yok. Bu kentlerin büyük çoğunluğu "Tarihi Kentler Birliği" üyesi ve kentlerinin kültürel değerlerini gelecek nesillere aktarmak için ciddi bir uğraş içinde. Çoğunda, "Yerel Gündem 21" çalışma- ları ve kent meclisleri etkin. (Kars, Van, Edirne gibi illeriniizin belediye başkanları da bu yarışa katılmaya kararlı görünüyor.) Kadın belediye başkanına sahip olan iki kentimiz, Antakya ve Doğu Bayazıt kültür-sanata verdikleri önemle pek çok ilimizin arasından sıyrılıyor. Bu kentle- rin hemen hepsinde uluslararası sanat şenlikle- ri düzenleniyor; sanatın her alanında genç sa- natçılaryetişiyor. Elbette bunlarla sınırlı değil "iyi örnekler". Batı'da Bartın, Amasra, Datça, Foça, Bergama, Kula, Ödemiş, Muğla; Doğu'da Ha- sankeyf, Midyat kentlerimizin belediye başkan- ları bu alanda güzel işler yapıyor. Sanırım, kül- tür-sanatın öneminin bilincinde olan belediye başkanları sayesinde ülkemizin kültürel profili değişecek, sanat yalnızca üç büyük kentimizin tekelinde kalmayacak. Peki, ya ötekiler? Onlar da, bu ihtiyacın farkına bir gün varırlar mı dersi- niz? Şimdilik, "iyi örnekler" veren başkanlara sa- hip çıkmayı öneriyorum. Kültür insanlannın, sa- natçılann bu başkanlara destek vermesi gere- kir, hangi partiden olurlarsa olsunlar... vecdisayar <f yahoo.com f Matrix 2' Oscar'a aday değil M Kültür Ser\isi - 'Matrix' dizisinin ikinci filmi olan "Matrix Reloaded", kırdığı gişe rekorlanna karşın Oscar'a aday değil. Fihnin yapımcısı Warner şirketi, Oscar'a dizinin kasım ayında gösterime girecek olan 3. filmi 'Matrix Revolutions'u aday göstermeyi kararlaştırdı. Şirketin Andy ve Larry Wachowski tarafından 240 gün içinde çekilen iki filmi birlikte aday göstermek istediği, fakat bu isteğin Amerikan Sınema Bilimleri ve Sanatlan Akademısı tarafından reddedildiği bildirildi. Akademi temsilcisi Ric Robertson, iki filmin reklam kampanyalannın ayn ayn yapıldığını belirterek "Filmler bir bütünün parçalan olsalar bile, iki ayn film olarak kabul edilir" dedi. BUGUN • BEYOĞLU SİNEMASrnda Alim Şerif Onaran Anısına 12.15, 14.30, 16.45, 19.00, 21.15 saatlerinde 'Bebekler' filminin gösterimi. (0 212 251 32 40) • NARMANLI HAN AVLUSU'nda 18.30'da 'Yapı Kredi Yayıncılık Sokakta' kapsamında 'Mahşer-i Cümbüş' tiyatro topluluğundan 'Tiyatro Sporu'. (0 212 252 47 00)' J
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog