Bugünden 1930'a 5,498,767 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 18 AĞUSTOS 2003 PAZARTESİ DİZİ Vılâyetnâme de adı geçmeyen postnişin Balım Sııltan 'ı, son postnişinin tonınu Hiiseyin Hihrem Ulusoy 'un meclisinde anıyonız...Sözbaldantatlı, saza doyumolmuyor Padişahın önü sıra dizilmiş yü- rüyorlardı. Kabakkafalı,kay- tan bıyıklıydılar. At kuyru- ğunu andıran bir tutam saç bırakmış- lardı tepelerinde. Bir el palada, öteki hayalannda, davul zurna eşliğinde ilerliyorlardı, iki adımda bir durup arkalanna bakarak. Civelek taburunun tüysüz oğlanla- n geliyorsa yola devam, yoksa "İste- mezük. yürümezük!" diyerek kazan kaldınyor, kılıç üşürüp kelle kopan- yorlardı. Ve pîrlerinin adını haykın- yorlardı bir ağızdan: Hacı Bektaş pîrimizdir yürütür cansız duvarı Orduya etti dualar himmetidirBi- şümâr Şanlıdır Yeniçerilerdaima şöhret şiar Pençelibayrağı bir de kara kazan yadigâr. Aşevi'nden çıkıp hemen yanında- ki camiye gırdım. Girdım, çünkü Bek- taşi öğretisine, ibadetleri namaz de- ğil cem olan Alevilerin inancına ay- kın birkonumdaydı. 1826'da Yeniçe- ri Ocağı'nı topa tutup kapattıktan son- ra buraya bir Nakşibendi Şeyhi ata- yan ILMahmuttarafından yapünlmış- tı. Hünkâr'ın tekkeslnde Duvarda "Diyanet tşlerT imzaJı bir duyuru asılıydı. Hayretle okudum: Islam dinıne göre yatırlarda 1. Adakadanmaz 2. Kurban kesilmez 3. Mum yakılmaz 4. Bez-çaput bağianmaz 5. Kâğıt para yapıştınlmaz 6. Eğilerek ve emekJeyerek girilmez 7. Taş atılmaz 8. Yenilecek şeyler bırakılmaz 9. El yüz sürülmez 10. Türbe ve yatırlardan medet-şi- fa umulmaz 11. Türbe ve yatırlann etrafında dönülmez 12. Türbelerin içinde yatılmaz Gelgelelim, Dinayet Işleri Başkan- lığı'nca dayatılan bu on iki emrin tam tersini yapıyordu halkımız. Evet, adak adıyor, kurban kesiyor, mum yakı- yor, ağaçlara bez-çaput bağlıyor, tür- benin eşiğine el yüz sürüp erenlerin sandukalannın çe\Tesinde emekleye- rek dönüyordu. Şifa uman hastalar, avluda ekmek dilenen yoksullar, sakatlarla çulsuz- lar da vardı aralannda. Bozguna uğ- ramış bir ordunun askerlen gibiydi- ler; öyle yorgun, umarsız, kör ve to- pal, bir başlanna. Onlardan başka neler mi gördüm Hünkâr'ın tekkesinde? Re\Tiaklı, serin bir avludan girilen türbede Hacı Bektaş'ınki başta ol- mak üzere şeyh ve müridlerin yeşil ku- maş kaplı sandukalannı, camekân içinde sergilenen şamdanlan, çerağ- larla tırnak işi kilimleri, çevreleri, âlem ve tespüılen, güllaptanlarla her biri pabuç büyüklüğündeki keşkül- leri, enfıye kutulannı, kaşağılan, kam- beriyeleri, teslim taşlannı, pelenlde- ri, cilbendJeri, ne işe yaradıklan meç- hul neşterleri. Ve Hünkâr'ın üstüne binip Kızılır- mak'ı geçtiği, Mekke'ye Medine'ye uçtuğu, hatta yedi kat arşa yükselip Peygamber Efendimizle buluşruğu seccadeleri. tnsan yüzü sûretinde "Ya Allah, Muhammed AB" yazan fildi- şi levhalar, tuğra biçiminde tasnif edil- miş tt Ya Hazreti Bektaş YeH"ler de vardı bir köşede. A$kın İki gözü iki çesme... Sonra Hünkâr'ın, başında elifî taç sırtında hırka, bir eliyle aslan ötekiy- le ceylan okşar tasvirleri. Tarikata gir- me, ikrar verme, nasip alma ve cem törenlerinin yapıldığı "Meydan EvPnin döşemesine serilmiş on iki ma- kampostu ahşap döşemeyi boydan bo- ya kaplamıştı. Duvarlarda "aşk"ın iki gözü iki çeşmeydi. Hazret-i Ali'nin Kûfi yazısıyla dağlayarak bir ceylan derisine yazdığı söylenen "SecdeSu- resTnden bir ayet kıvnla büküle dö- nüyordu. Ali bir camaltı resmınde devenin yulanru tutmuş kendi cenazesini kal- dınyordu. Tabutun içindeki de Ali, deveyi güden de. Bir boz atın üstün- de gelip kendi ölüsünü yıkayan Hacı Bektaş'ı anımsadım. Avlunun Batam Sultan türbesinin girişinde, Anadolu kadaryaşlı, gövdesi kağşamış birka- radut vardı. Horasan erenlerinden birinin ateş- ten alıp Rûm ülkesine doğru ftrlattı- ğı bir yanar odundan türeyen bu ağa- W Düzce, Ankara, Sıvas, Urfa'nın tek Alevi köyü olan Kısas'tan gelen konuklann arasındayız. Yeterince kadın olmadığı için cem yapılarruyor, ama saz ve keman eşliğinde söylenen, bugüne dek hiç duymadığım, hepsi birbirinden güzel nefeslerin akışına bırakıyorum kendimi... # Yanı başımda saz çalan ozanla birlikte Orta Asya bozkırlanndan Anadolu'ya doğru bir akışın, isyanlann, kınmlann, ille de aşklann serüvenlerini haykrnyorlar. Dünya bir hızlı akış şimdi, bir uzun haykınş. Hacı Bektaş'a giden yollar bir değil ki! Binbir yolu var Hakk'a ermenin. cın, Konya'daki EmirCem Sultan ha- lifesi Hak Ahmet tarafindan getirilip buraya dikildığini yazıyordu Vllâyet- nâme. Havada kan kokusu Balım Sultan'dan ise hiç söz etmi- yordu. Bektaşi tarikatının gerçek ku- rucusunun II. Beyazıt devrinde Dime- toka'dan Hacı Bektaş "a postnişin ola- rak atanan Balım Sultan olduğunu, Mevleviliğin kurailannı nasıl Mev- lâna'nın oğlu Sultan Veled koymuş- sa, Bektaşi erkârunı da Hünkâr'ın de- ğil, Rumeli "den getirilen Balım Sul- tan'ın sistemleştirdiğini başka kay- naklardan öğrenecektim. Karadut'un gölgesinde dinleneme- den aynldım tekkeden. Çilehane'ye vardığımızda gün batıyordu. Halk orada da toplanmış, mutfakta kurban kesiyor, et kaynatıyor, çevredeki çam- lara çaput bağlayıp adak adıyordu. Kan kokusu vardı havada. Az ilerde- ki kayanın mağarasında erbain çıka- Hacı Bektaş'a gicfen diyordu Hacı Bektaş. Bu nedenle karşı mağarada halve- te girmiş, kendi içinde uzun ve me- şakkatlibiryolculuğaçıkmıştı. Mek- ke'ye gitmeye gerek duymadan ma- ğaranın bulunduğu tepeye Arafat, ya- nındaki kaynaktan akan çeşmenin su- yuna zemzem demişti. Aşağıda bozkır göz alabildiğine uzanıyordu. Hünkâr'ın coğrafyasını keşfetmek için çıktığım bu yolculu- ğu ben de onun gibi içımde sürdür- meye kara verdim. Ve Çadırkent'te çı- ralaryanarken, Suluca Karahöyük'te gün akşam oldu. Balım Sultan sohbetinde Ilçe Beledıyesi'nce düzenlenen fes- rival olanca yoğunluğu, coşkusu, ka- labalığı ve her türlü kasetten incık boncuğa, Hazreti Ali'nin resimlerin- den Hacı Bektaş tişortlerine, binbir he- diyelik eşyanın satıldığı sergileriyle devam ede dursun. resmi programı izlemekten vazgeçiyoruz. Alevı-Bektaşı kültürünün bugün gerçekten yaşayan "authentkjue" (sa- hih) yönü ilgilendıriyor bizi, günbo- rafta atırun üzerinden bakıyor. Ka- rarh ve kendinden emin. Elifi tacı andıran bir kalpak geçir- miş başına, gözleri dalgın. Sanki göz- lerine eski cem'lerin, semah'lann, "Hû" çekilen zikirlerin yorgunluğu sinmiş. Altta Mustafa Kemal'in "Çe- lebiEfendi Hazreöerine'' diyerek im- zaladığı kalpaklı bir fotoğrafi asılı. Şeyhle laik Türkiye Cumhuriye- ti'nin kurucusu aynı duvarda halvet olmuşlar. Yazı devriminden sonra il- çe halkına Latin alfabesini, Fransız- ca da bilen Cemafeddin Efendi öğret- miş. Hüseyin Bey'in yüksek tavanlı, geniş sofasında, babasının yaptığı yağhboya tablolann altındaki kolruk- lara oturuyoruz. Yurdun dört bir yanından, Düz- ce'den Ankara'dan, Sıvas'tan, Ur- fa'nın tek AJevı Köyü Kısas'dan ge- len konuklann arasındayız. Yeterin- ce kadın olmadığı için, cem yapıla- mıyor, ama saz ve keman eşliğinde söylenen, bugüne dek hiç duymadı- ğım, hepsi birbirinden güzel nefesle- rin akışına bırakıyorum kendimi. Gözlerimi kapatınca, başlanna sa- nlı kırmızı kuşaklarda "Ya AB!" ya- Nedim GURSEL inadolu tasavvufdüşüncesinde herşey döniip dolaşıp "benlik" kavramına, bugünün diliylesöylersek "ego "nun aşılmasına geliyor. Kendi varlığından geçip biryüce varlıkta erimek, adına ister Tann isterDost deyin, ne derseniz deyin, yoklukta var olabilmek "Vahdet-i Vücud"un özü, sanıyorum, bu "benlik dağları "nın aşılmasında gerçek anlamını buluyor. ran (kırk gün çile dolduran) Hacı Bek- taş'ın bir yumrukta açtığı deliğin önü kalabalıktı. însanlar oraya da mum dikiyor, mağaranın girişinde secde edip toprağı öpüyorlardı. Aşağıda, yamaç boydan boya çadır- larla doluydu. Derken Çadirkent'in meydanında aşure dağıtıldığı haberi geldi. Sinan oraya doğru yöneldi, ben- se biri diz çökrnüş saz çalan, öteki sapını sımsıkı ka\Tadığı sazıyla ayak- ta durmuş bozkın salamlayan iki halk ozamnın heykelinin önünde durdum. Kaidenin yanındaki mermere Sı- vas'ta yakılan otuz üç aydınımızın adlan kazınmışh. Çoğu dostum, ba- zılan uzaktan tanıdığım, değer verdi- ğim insanlardı. Hareret nardadır, sacda değiidir Keramet hırkada,taçdadeğiidir Her ne arar isen kendinde ara Kudüs'de, Mekke'de, Hac'da değiidir. yu kapalı salonlarda yapılan paneller, gösteriler, dinletiler değıl. Ve kadim dostum, Alevi Deraekleri Genel Baş- kanı Attila Erden sayesinde Hüseyin Hürrem Uhısoy"un evine konuk olu- yoruz. Hüseyin Bey, Hacı Bektaş soyun- dan geldiğine inanılan eski ve köklü bir aileden. Dedesi AhmetCelaleddin ÇeJebi son postnişin, yanı Hacı Bek- taş Veli'den günümüze uzanan tarikat zincirinin son halkasıymış. Sıvas Kongresi dönüşü Mustafa KemaJı evinde konuk etmiş, Kurtu- luş Savaşf nda kullanılmak üzere tüm servetini Kemal Paşa'nın emirlerine sunmuş. Mustafa Kemal'in başkan- lığında toplanan Birinci Meclis'te başkan yardımcıhğında bulunmuş. Atatürk'ten şeyhe imzalı fotoğraf Ahşap dolaplan bir Ermeni ustanın elinden çıktığı ilk bakışta belli olan konuk odasının dmanndakı fotoğ- zan erkekli kadınlı birtopluluğun hal- ka olup semah döndükJenni görür gi- bi oluyorum. Ve Şeyh Ahmet Cema- leddin Çelebi 'nin özel ozanı Stûa Ba- ba'nın dizelen yankılanıyor kulakla- nmda: Fehmeyleyip ilm-i zâtın seçene Ârif meydanında üstat dediler Benlik dağlarım delip geçene Aferin o ere Ferhat dediler, Benlik dağlarımn asılması Anadolu tasavvufdüşüncesinde her şey dönüp dolaşıp "benHk" kavramı- na, bugünün diliyle söylersek "ego" nun aşılmasına geliyor. Kendi varlı- ğından geçip bir yüce varlıkta eri- mek, adına ister Tann ister Dost de- yin, ne derseniz deyin, yoklukta var olabilmek. "Vahdet-i Vücud"un özü, sanıyorum, bu "benlik dağlan"nın aşılmasında gerçek anlamını buluyor. Ne diyordu Yiuıus Emre, "Bana bendedemen bendedeğilem Bir ben vardırbende benden içeri" mi diyordu, yoksa Ferhat'ın külün- gü müydü dağlan delip hasta ve yok- sul Arzen halkını suya kavıışturan? tlle de Yunus'la Nâzım arasında bir seçim yapmak gerekmiyor. Her ikisi de külrürümüzün bir parçası.. ne bi- rinden ne de ötekinden vazgeçebili- riz. Ferhat, Yunus'un şiırlennde "âb- ı haj'at" akıtmak için delecek dağla- n, benliğinden geçmek için külüngü- nü savuracak, Nâzım sa Ferhat Üe Şi- rin'de yazdığı gıbi hallcın dertlerine çare bulmak, hastalan iyileşûimek, ya- raJan sarmak için. Diyeceğim, Âşık Sıtkı Baba'nın nefeslerini dinieyerek "dem" alıyo- ruz: Abdallarla semah dönmek Bektaşi erkânını son postnişin de- desinden devralıp sürdüren Hüseyin Hürrem Ulusoy'un meclisinde "denrieniyoruz. "Dohı'larsakininde- netiminde "âşk-ı muhabbet" adına kaldınlıyor. Bir Bektaşi nefesınde söylendiği gibi "İçriğimiz doluysa, daldığımız umman". Sonra Hacı Bektaş Veli 'nin menkıbelerine, Aleviliğe, Muham- med Alı aşkına. oradan güncel so- runlara uzanan bir sohbete dalıyoruz. Sadık birAtlas okuru Hüse>in Bey, bir doğa hayranı. Ankara'da Türkçe öğretmenliği yapıyor. "Babm Sultan SohbetT adı \erilen buluşmamızda söz baldan tatlı, saza doyum olmuyor. Yanımda bağdaş kurup oturmuş ozanın her sözünde bir "hikmet" var çünkü..Saza her vuruşunda sankı Ho- rasan erenleri tüm abdallanyla ayak- lanmış geliyorlar. Hep birden semah dönüyorlar derken. Başta pîrlerin pî- ri Hoca Ahmet Yesevı. onun Rûm'a gönderdıği halifesi isyankâr Baba İl- yas, onun halifesi, "katına her gün yedi denizle sekiz ırmak uğrayan" Hünkâr Hacı Bektaş Veli, onun hali- fesi Taptuk Emre. Taptuk'un mani- sini "^ardığıilleresaçan" Yunus Em- re, işte dağlan \-ürüten Abdal Musa, onunhahfesı KaygusuzAbdal, üvey- si deniş Şemw Tebria \ e gönül yol- daşı >Ie\1âna da gınyor semaha, kan- h Sıvas ta asılan Pir Sultan Abdal'la daha niceleri de. Yanı başımda saz çalan ozanla bir- likte Orta Asya bozkırlanndan Ana- dolu'ya doğru bir akışın, isyanlann, kınmlann, ille de aşklann, o güzel aşklarla âşıklann serih enlerini hay- kınyorlar. Dünya bir hızlı akış şim- di, bir uzun haykınş. İşte böyle, Hacı Bektaş'a giden yollar bir değil ki! Binbir volu var Hakk"a ermenin. BITTI GÖRÜŞ TURKKAYA ATAOV ABD İmpanatopluğu: Acil Önlem Uluslararasıilişkilerbiryalandenizindeyüzüyor. Gerçek ve propaganda tersyüz. özgürlükler çiğ- nenirken sanki korunuyormuş gibi bir hava ege- men. Sağlık ve eğitim gibi yaşamsal alanlardan çe- kilen paralar, Amerikan halkının gözü önünde, as- keri-endüstri kompleksine ve polis devleti harca- malanna aktanlıyor. ABD yurttaşları topluluğu, bu görünümüyle, birdemokrasiyi değil, bir "muzcum- huriyeti"ri\ akla getiriyor. 1860'ların ABD Başkanı, daha o yıllarda böyle bir tehlikeye işaret etmişti. Dış ülkeler de aynı güçlerin sömürüsüne ardına dek açılırken, yüz milyonlarca insan fukaralığa ve çaresizliğe itiliyor. Balkanlar'dan Kafkasya'ya, Or- tadoğu'dan Orta Asya'ya, Çin sınınna vanncaya kadar hızla ve peşpeşe kurulan ABD "protektora- ları" sanki uluslararası toplumun inayetiyle oluş- turuluyor. Kukla yeni yönetimler dışardan kabul ettirilirken, BM, Amerika'nın eylemlerine, bazen hemen bazen de biraz geç onay veriyor. öyle ki, kendine demokrasi diyen üikelerde bile kimlerin ik- tidara geleceği Amerika'nın hem iç hem dış gün- demindedir. Clinton'a uzun yıllar başdanışmanlık yapmış olan D. Morris'in anı kitabında belirttiği gi- bi, örneğin Israil, Rusya ya da Bosna'daki seçim- lerde ABD adaylannın kazanması için oralara uz- man ekiplerini yollar. Israil'e D. Schoen'ü, Rusya'ya D. Dresner'i, Bosna'ya D. Holbrooke u gönder- miştir. Bu tür işlemler BM'yi bile "muz cumhuri- yetleri" konumuna sokar. Bu durumda; Amerikan halkının da insanlığın da geleceği tehdit altındadır. Bu tehlikeyi bazı ya- zar ve aydınlann görmeleri yeterli değil. önemli olan geniş tabanlı, birbiriyle bağlantılı yığınsal halk akım- landır. IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret örgü- tü (WT0) ve BM gibi kuruluşlarda "reform" iste- mek de yetersiz. Böyle değişiklikler küresel tekel- ci sermayenin işleyişinde farklılık yaratmaz. Bilmek gerekir ki, büyük tenlikelere gebe bugünkü düzen böylesine "kozmetik reformlar"dan yanadır. San- ki ileri götürücü değişiklikleri beraberinde getiriyor- muş gibi aldatıcı bir etki yapar. ABD propaganda- sının başansı için bu kadan gereklidir de. ABD içinde ve dışarda tekelci sermayenin emrinde ve sık sık totaliter yönetimler kurulurken "özgürlük ve demokrasi" yanılgısını ayakta tutabilmenin ge- reği de budur. Hatta, yönetim "kendi muhalefetini" bile yara- tır. Bazı okumuş, profesör, sendikacı, politikacı ve para babalannın böyle bir "muhalefete" çekilme- lerinın nedeni de aynı. Hem "demokrasi" havası vermek hem de aydını halk yığınlanndan kopar- mak. Temel amaç, Amerikan imparatoriuğuna kar- şı geniş bir halk akımının gelişip büyümesini en- gellemektir. öte yandan, yapılması gereken toplumlar için- de ve dünyada anlamlı değişikliğe yol açacak ye- ni birdenge kurmaktır. Bunun için "serbestpaza- nn görünmeyen eli" diye tanımlanan ama aslında ezici yumruğu olan özelleştirme ile onun koruyu- cusu (Amerikan) askerileşmesine dur demek ge- rekir. Çokuluslu şirketlerve bankalar diktatörtüğü- ne son vermenin ikiz kardeşi (halklar için vazge- çilmez olan) kamu topraklan, okul ve hastane gi- bi devlet kurumlan, su ve elektrik benzeri hizmet- lerinin yok edilmesıni engellemektir. Ama bunlann hiçbiri kozmetik rötuşlu bir neoli- beralizmle olamaz. Ya neyle olur? Amerikan im- paratorluğu ile onun protektoralanndaki kukla yö- netimlerini silahlanndan arındırma, mevcut sendi- ka, küçük esnaf, sıvil toplum ve güvenlik kuruluş- larını önce "demokratikleştirme"', bununla birlik- te, işçi, köylü, çiftçi, bağımsız ve küçük üretici, meslek erbabı, memur, aydın, öğrenci ve sanatçı- ları geniş tabanlı ve birbiriyle bağlantılı biçimde örgütleyip tekelci sermaye, ırkçıhk, aynmcılık ve sa- vaş emrinde küreselleşmeye karşı olduğu denli gerçek özgüriüklerden yana, banşçı ve çevreci bir mücadelede birieştirmektir. Acil önlem budur. EROL MANİSALI AVRUPA KtSKAONOA KIBRIS Amıpa KBkacmda Kıtmskitaiı, Kıbrıs uyuşmazhğının ıçıne surûklendiğı çıkmazı, bugune kadar ya^ılamayan ve özellıkle de gızlenmeye çalışılan yonlen ile ele alarak, Kıbns ve Türkıye-Batı lışkılerı konusuna yenı bir soluk getınyor. DEMN fHr/KAel ANKARA 31. İCRA MÜDLTILÜĞÜ'NDEN İLANEN TEBLİGAT DosyaNo: 2002 3412 Alacaklı: Bayamlıoğlu Day. Tük Mal. Paz. Ltd. Şti. Vekili Av. Aytekin Bişkin Borçlu: Yaşar Avadan Uzgemıciler Sk. Denız Apt. No: 2116 Cebe- ci Ankara Borç mıktan. 740.000.000.-TL. faizsız ve mas- rafsız. Yukanda yazıh borcu ış bu ödeme emrinin gaze- te ile neşir tanhınden ıtıbaren kanuni süre olan 10 güne 15 gün ılavesı ıle 25 gün ıçtnde ödemeniz. ta- kibin dayanagı senet kambıyo senedi nıtehğine ha- ız değılse kanuni süre olan 5 güne 15 gün ılavesi ıle 20 gün içinde merciye şıkâyet etmenız, takip dayanagı senet altındaki ımza size aıt değılse yine bu 20 gün içinde açık bir dilekçe ile yine merciye bıldirmenız aksı takdırde ıcra takıbındekı kambiyo senedi altındaki ımzanın sızden sadır sayılacağı, ımzanızı haksız yere ınkar edersenız alacağın yüz- de 40 rusbetınde para cezası ıle mahkûm edıleceği- nız, borçlu olmadığınız ve borcu ıtfa veya ımhal edıldiğı veya alacağın zaman aşımına uğradığı hak- kında itirazınız var ıse bunu sebeplen ıle birlikte 20 gün içinde bir dilekçe ıle tetkık mercıine bildi- rerek mercıden ıtırazınızın kabulüne dair bır karar getırmediğıniz takdırde cebn ıcraya devam oluna- cağı, ıtıraz kabul edılmedığı ve borç ödenmedıği takdırde 25 gün içinde 1İK nun 74 madde gereğin- ce mal beyanında bulunmanız, mal beyanında bu- lunmaz ve hakıkate aj'kın beyanda bulunursanız hapisle cezalandınlacaâınız ılanen teblığ olunur. 26.11.2002 Basın^ 39843
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog