Bugünden 1930'a 5,499,529 adet makale



Katalog


«
»

11 AĞUSTOS 2003 PAZARTESİ CUMHURİYET SAYFA 17 Sendikal hamle KLreselleşme sürecinde "sivil toplum örgCrJen "nin adeta kutsanan ayn bıryen1 var gibı gösterildi hep. Ama, yeni sağın yücelt- tiğı "sıvıl toplum"dan asıl kastın "serma- ye" kesımi olduğu yaşanarak öğrenildi. Tirk-lş'ın yeni bastırdığı "Örgütlenme El K/öb/"ndaki çarpıcı belırleme de bu ger- çeğı gözler önüne senyon "Toplusözleşme kapsamındaki işçi sa- yılanna dayanarakyapılan hesaplama so- nuçlanna göre 2002 yılında Türkiye'deki sendkalı işçi sayısının 1970'lerin başı dü- zeyinde olduğu, sendikalaşmayoğunluğu- nun ise buyılın da öncesi yıllara geriledi- ğianlaşılmaktadır. SSK'liışg'lerekıyaslabu- lunansendikalıişçi oranı, 2002yılı içinyûz- de 17 ile 1970'in de öncesi düzeye geri- lemiştir." Bu demektir ki, sendikalaşmada 30 yıl- lık birikım, adım adım yürütülen zoriu bir mü- cadeleıle adeta tüketilmiş... Küreselleşme sürecnde emeğin örgütlenmesi kemlril- miş, çalışanlar yapayalnız bırakılmış... Türk-fş, olumsuz gidişın -geç de olsa- bi- lincine varmış olmalı ki, geçen günlerde Bolu'da ıki gün süren ve türn sendıkaların örgütlenmeden sorumlu yöneticılerinın ka- tıldığı bır toplantı yaptı. fartışmalar sonu- cundayenı hamleleryapılmazsa, sendıka- lann eriyeceğı üzennde duruldu ve şu slo- gan üzennde uzlaşmaya vanldı: "Sendikal örgüt organizma gibidir, za- man ıçinde değişmek zorundadır." Naal bır değışim bu? Toplantıda öneri- ler sıralanmış: "İürk-lş ve bağlı sendikalar orgütlenme fonu kursun. örgütlenme için pilot bölgeler saptansın. Sanayi sitelerin- de orgütlenme bürolan oluştunjlsun. Sen- dikal rekabet önlensin, konfederasyonlar arasında örgütlenme açısından centilmen- lik anlaşması yapılsın. Örgütlenme bilgi ağı sistemi kurvlsun. Sendika, emekdos- tu kuruluşlaria sıkı işbihiğine gidilsin. Sen- dikalara dönük güven sonınunun çözülme- si için kamuoyuna yönelik özel çalışmalar yapılsın." Türk-lş, ışi sıkıya almaya karariı, yoksa ortada sendika kalmayacak... ISIK KANSÜ Elini tutan mı var? Recep Tayyip Erdoğan: Meclis'te anayasayı tek başına değiştirecek çoğunluğa ulaşmalarına karşın, hükümet olduklarından, ama iktidar olamadıklanndan yakınmıştı. Cumhurbaşkanı'nın yürütmenin ve yasamanın aldığı kararlara muhalefet ettiğini, hükümet uygulamalarını engellediğini öne sürerek yetkilerinin daraltılmasını istemiş; Milli Güvenlik Kurulu'nun hareket alanının fazlalığından yakınmış, "sivilleşme", AB'ye "uydurma" gerekçesiyle kurulun işlevini de daraltmıştı. Aynı Recep Tayyip Erdoğan, ABD'ye önce kendisi gitti, ardından Dışişleri Bakanı'nı uğurladı, orada Türkiye adına sözler verdi, Irak'a asker gönderecek. E, gönder! Göndermiyor... Niye? Cumhurbaşkanı da, Milli Güvenlik Kurulu da, Irak'a asker gönderilmesi konusunda olumlu görüş bildirmeliymiş... Verdiği sözlerin tutulmasına, alacağı karara niye ortak anyor ki? Tecrübeyle sabittir ki, ata binen, kılıcı da kuşanır. Madem hem hükümet, hem iktidar, hem de Kasımpaşalısın; elini tutan mı var? Al karan, ç/kar tezkereyi, gönder askeri, sonucuna da katlan. Kaptan batıyor Foça'dan, Özcan Yalım'dan selam var. Son şiir kitabı "Sonra Tufan"da, "Kaptanın Şiiri"n\ de yazmış. Bizde geniş çağnşımlar uyandırdı dizeleri. Ya sizde? "Kurşuni güz denizleri sağır olur I Imdat çağrısını kimse duymuyor I önce kaptanın dostlan - sonra çocuklar kadınlar I Sonra da öbür yolcular - tayfalar I Filikalar gözden yitiyor sisler ıçinde I Kürek sesleri duyulmuyor I Kimse el sallamıyor - ağlamıyor I Fareler siz de siz de I Gemiyi terkedin - kaptan batıyor." "Jeopolitik"öergısi, yaz sayısının su- nuşunu "Ulusa Çağn" adlı yazıya aytr- rrnş. Yaa; özünde bir bildiriyi, adı üstün- de çağnyı içerryor, yakın geçmiş irdele- nerek Türkiye'nin bugün vardığı durağın adresini veriyor ve "Ne yapmalı?" so- rusuna yanıt anyor. Ulusal bakış açısıyla hazırlanan me- tinden kimi saptamalan özetleyelim: "Türidye, dış güdümlü çıkar odakla- n tarafından yönlendirilen siyasal ko- şullandınvalardan kopanlmalıdır. Poli- tikada ulusallık, ulusun çıkarlannı dış dünya karşısmdakoıvyabilmekdemek- tir. Ezmemeyi, ama kendinide ezdirme- meyiegemenkılmakdemektir. Dışdün- ya ile ilişkileri, karşılıklı çıkarian koruya- rakdengelemek demektir. Ulusalçıkar- lannıkonıyamayan gayrimillidurvmda- ki Tûrkiye görüntüsüne son verilmelidir. Ulusa çağm Gerçek Türkiye'nin iradesini hâkim kı- lacakpolitikbütünleşme sağlanmalıdır. Iç politikyapılanmanın dışa bağımlı ve yapaybölünmelerden beslenen meka- nizmasına karşılık, millidayanışma, mil- li çıkarda ortaklaşma sağlanmalıdır. Türkiye, içe kapanarak değil, dışa açılarak, ulusal çıkarlannı öncelikli kıla- rak evrenselbuluşmayı olanaklı kılabil- meSdir. Ancak, bunu basarabilmesiiçin Türkiye'nin, bugünkügörüntüsûnüokış- turan 'dış güdümle kendini dışa açan' ülke konumundan uzaklaşması gerek- mektedir. Tûrkiye, spekülatjffinans seımayesi- nin, sıcakparanın oyun alanı olmaktan çıkanlmalıdır. Stratejik nitelikli, entegre ve bütün katma değeneriyaratankamu- salniteliklisanayi, finans, tanmkuruluş- lan ileyeraltı zenginliklerimizin işletme- leri Türkulusunun ekonomikkalelendir. Küresel ortamda direnç gücüdür. Bu- gün içinde bulunduğumuz borç sar- malından kurtuluşumuzu sağlayacak kaynaklardır. Bunlann özelleştirilmele- ri, hele yabancılara satılmalan Türki- ye'nin gelecekte dışa bağımlılığını art- tıracaktır. Dış baskılara karşı direncini azaltacaktır. Bu kuruluşlar ve kaynaklar özelleştirileceğine geliştihlmeli ve sağ- ladıklan olanaklar tüm ulusun çıkartan- na tahsis edilmelidir. Ticarileşmiş, egemen ve kozmopolit bir kültürün sürekli baskısı karşısmda millikültürûn yıkıma uğratılması engel- lenmelidir. Türkiye, toplumsa) değerter açısından bir mozaik değil, alaşım ül- keskk Cumhuıiyet, bubMmin haman- landığı, kimliklendirildiğinihainoktadır. Esas olan bu bilinci yansıtan ve Ana- dolu'nun özü olan ulusal küttür bileşi- minin halkla bütünleşebilmesidir." "Zaman, Türkiye'nin aleyhine işle- mektedir" vurgusunun yapıldığı yazı şöyle bitiyor "Kuvayı Mitliye ruhuylayeniden top- yekûn bir milli kurtuluş duyaritlığı ve stratejisi yaraülmalıdır. Ve Cumhuriyet yeniden 'bilhassa kimsesizJerin fa'mse- si' olmalıdır." Ulusa Çağn metni, tüm Cumhuriyet- çiler tarafından okunmalı ve destekten- meli... özellikle de yaşadığımız şu iç sıkıa ortamda... ÇALIŞANLARIN SORULARI/SORUNLARI YILMAZ ŞIPAL SSK: Ödenen Primler ve Alınan Yaşblık Ayhkları (2) 1475 sayılı Iş Yasası'nın yerini aldığı, 15 Haziran 1936 (bin- dokuzyüzotuzaltı) günlü Resmi Gazete'de yayımlanan 3008 sayılı "tş KanumTnun "Sosyal Yardımlar başhkh 100. madde- si ile Türkiye'de işçilerin sosyal güvenliği için iUk adım abbmşür. (*) "Madde 100-İş Hayaünda 'iş kazalan mesleki hastalıklar', 'anahk', 'ihthariık". işten kalma", 'hastahk' ve 'ölüm' halleri- ne karşı yapılacak sosyal yardımlar, devlet tarafından tanzim ve idareedilir. Memleketimizde tatbike konulan işçi sigortası nevileri aşağj- da gösterilmiştir. I- 7.7.1945 tarihinde neşredilen 4772 sayıh kanunla: A)İşKazası B) Meslek Hastalığı C)Anahk sigortalan tatbik mevküne konulmuştur. II- 8.6.1949'da yayımlanan 5417 sayıh kanunla 1.4.1950 tari- hinde yürüriüğe girmek üzere 'ihtiyarük sigortası' ihdas edilmiş ve bu kanun 1.6. 1957'de yürürlükten kaldınlarak ycrine, 4.2.1957'de kabul olunan 6900 sayıh kanunla Malufiyet, Ûıtijar- nk ve Ölünı Sigortalan merhete konmuştur." 1936'da yürürlüğe giren 3008 sayılı Iş Kanunu'nun 1. mad- desinde, işçinin tanımı yapılmıştır: "Bir iş akdi dolayısıyle, başka bir şahsuı iş>erinde, bedenen, veyahut fikren çalışan kimseve (işçi) denir." Bu tanım içinde yer alan "işçilerin, sağhk ve gelecekgüvence- lerini sağlayan ilk yasa, 7 Temmuz 1947 günlü Resmi Gazete'de yavunlanan 4772 sa>ib Iş Kazalanyla Meslek Hastahklan ve Anatak Sigortası Kanunu'dur." Bu yasayı 10 Ocak 1950 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan "5502 sayüı Hastaflk ve Anahk Sigortası Kanunu" izlemıştır. 1 Nisan 1950"de uygulanmaya konulan "MahıDük, İhtiyar- hk ve Ölüm Sigortalan"nı düzenleyen 5417 sayılı yasa, 1957 yılında yerini. 6900 sayılı "Maluhyet, thtiyarhkve Ölüm Sigor- talan Kanunu"na bırakmıştır. Ülkemizde gerek kamu, gerek özel kesimde "işçi" olarak ça- lışanlann sosyal güvenliğini "İşçi Sigortalan Kurumu" aracı- lığı ile sağlayan bu yasalar, 1 Mart 1965 'te yerini 506 sayılı Sos- yal Sigortalar Yasası'na bırakmıştır. 1 Nisan 1950"den28 Şubat 1965'ekadaryürürlüktekalan 6900 sayılı "MaluByet, îhtivaruk ve Ölüm Sigortalan Kanunu" ola- rak işlevini sürdüren bu yasa ile 1 Mart I965'te, 506 sayılı Sos- yal Sigortalar Yasası, günümüze kadar büyük değişikliklerin ya- şandığı dönemler geçirmiştir. 1 Nisan 1950 ile günümüze uza- nan yarım yüzyılı aşan sürede oluşan bu değişikliklerin yaşan- dığı dönemleri aktarmaya çalışalım. l.Dönem: 1 Nisan 1950-28 Şubat 1965 (5417 ve 6900 sayı- lı Malullük, îhtiyarlık ve Ölüm Sigortalan Yasası dönemi) 2. Dönem: 1 Mart 1965-28 Şubat 1969 (506 sayılı Sosyal Si- gortalar Yasası'nın yürürlüğe giriş dönemi) 3. Dönem: 1 Mart 1969-31 Aralık 1981 (1186 sayılı yasa ile yapılan değişimler dönemi) 4. Dönem: Kademeli uygulama (1 Ocak 1981 ile 1 Nisan 1982) - 8 Temmuz 1987 (2422 sayılı yasa ile yapılan değişim- ler dönemi) 5. Dönem: 9 Temmuz 1987-8 Temmuz 1993 (3395 sayılı "Sü- per Emekliük Yasası" ile yapılan değişimler dönemi) 6. Dönem: 1 Ocak 1994-9 Temmuz 1994 (3869 sayılı ile ya- pılan değişimler dönemi) 7. Dönem: 1 Ocak 2000-31 Mayıs 2002 (4447 sayılı "Sosyal Güvenlik Reformu Yasası" ile yapılan değişimler dönemi) 8. Dönem: 1 Haziran 2OO2-? (4759 sayılı yasa ile yapılan de- ğişimler dönemi) Bu dönemlerde, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası'nın "Yaş- hhk Aylığmdan Yararlanma Şartlan" başlıklı 60. maddesi ile "YaşhhkAynğuunHesapIanması" başlıklı 61. maddelerinde de geniş kapsamlı değişiklikler yapılmıştır. Bu dönemlerde Ocak 2003 verilerine göre ödenen primler ile bağlanan aylıklar arasındaki çelişkileri, "sistemdekiçarpıkhgı" aktarmaya çalışacağız. (*) Kaynak: Orhan Başan- Naim Tezmen. Iş Hukuku ve Sigorta Mevzuatı, 1958, Üçüncü Baskı, Sayfa: 174. KİM KİME DUM DUMA BEHÎÇAK behicaktı turk.net J6 ( o/v r , HARBl SEMtHPOROY semihporoyCa yahoo.com ö z ü r <L \ L e r i z.- KEDİ LEVO APTÛUKA aptull(a hotmail.com "çenr OTOBÜSTEKİLER KEMALVRGENÇ k-urgenc(d yahoo.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZARIKAN 11 Ağustos tvwu.mumtaz-arikan.com GOEB£M,B#ESIAU... 13f4 'TB 8USÛN, ÎKÎALMAN SAMŞ6£. MİSİ, &OE.8EN UE8&SSL/IL/, ÇAM4MK4- LE BO&4Z/rtC*W tÇBRİ SieDİ. AK. v YA l'LB ÎHGİLTEG£A/Z4S/NM SAI/AŞ PATL4A1ASJ ÜZE&JAIE İNGİÜZ 6E- toİLERİ 77VSAF/NMN KOK4LANMIŞ- LARDI. OSA44A/L/ yÖAjE77MİNİN S/- NIRLARDAN GİRMSSİNE İZJN VEBPİ- &i SEMİLE/ZE yAVUZ VE M/OİLLİ AOl VBSİLDİ, TU&< B4y&*&! C£- K/Lp/. 77JM E/a££/S.İAJ /C£S <5İY- Oı'ĞI P/LONUN KOM(JTXW AMİ- ZAL SOUCHON /££ OSMAHL/ DO- NANMASI KOMUT?ltJU&/MA AT/MOf. SAGNAK NİLGUN CERRAHOGLU Berlusconi'nin 'Diiğiin Diplomasisi' Bilalve Reyyan Erdoğan'ın düğünü Berlusco- ni'nin şanitliği ile hatırlanacak. Aznar'ın kızının dü- ğünü gibi. Geçen yaz kızını evlendiren Ispanya Başbakanı Jose Maria Aznar da hatııiayacaksınız, Erdoğan gi- bi Behusconi'yi şahit seçmişti. Aznar'lann düğünü- ne Chirac ve Schröder mazeret uydurup gitmemiş, ama Ingiltere Başbakanı Blair; Berlusconi ile dave- te "icabet etmişti". Üç kafadar sonra (Berlusconi, Blair ve Aznar) Chi- rac ve Schröder'in "eskıAvrupa"sına kafa tutup, Irak savaşında Bush'a arka çıktılar. Fransız Devlet Baş- kanı ile Alman Şansölyesi, bu "düğün diplomasisi- riın" dışında kaldı. AB'nin belli başlı ortaklan arasın- da bunun, bir yol ayrımı başlangıcı olduğunu çok sonra anladık. "Cvaliere, Bush'un elçisi" Eski çağlarda olduğu gibi "devlet düğûnleri" artık eski rttrfaklan gözden geçirmek, yeni ittifaklann te- melini atmak ve mevcutlan güçlendirmek için kulla- nılıyor besbelli. Berlusconi, Erdoöan'ın düğününden eli boş dönmeyecek demek ki. Italyan basını, nite- kim "cavaliere"n\n "Bush'un elçiliğini üstlendiğini" ve Istanbul'da Washington'ın taleplerine "aracılık edeceğini" yaz/yor. Ve bu talepleri "Türkiye 'nin Irak'a mümkün olan en çok sayıda askeri göndermesi ve bu konudaki karannı da bir an önce vermesi" şek- linde özetliyor. Aznar'ın düğününde "savaş kulisi", Erdoğan'ın- kinde "askerpazariığı"; düğün muhabbetine bakar mısınız?.. Ortaçağ gibi... Gerçi bu kez Berlusconi'nin çantasında "ikilikonulann"\/an\ sıra "Türkiye'ninAB davası" da varmış... Bu "yoğun diplomasi" dışında Berlusconi vur pat- lasın, çal oynasın; gülmeyi, gezmeyi, eğlenmeyi, ye- meyi, içmeyi de seviyor üstelik... Erdoğan'ın daveti- ni Başbakanlığın yoğun programı arasına sıkışan bir angarya gibi değil, seve seve kabul ettiği de belli. Genç evlilere düğün hediyesini bile bizzat kendi seçmek istemiş Italya Başbakanı. 'En makyajlı konuk...' Aznar'lann düğününde de, hatırlıyorum, kamera ve flaşlara "en çok gülen davetli" Berlusconi olmuştu. Düğün sahibi Aznar değil, bizzat Berlusconi'nin ken- disiydi sanki. Ispanyol gazeteteri "düğündekien mak- yajlı şahış, gelin ya da kayınvalde değil, Berlusco- ni.." diye yazmışlardı. Kameralara pariamış bir bu- run ya da alınla hızırlıksız yakalanmamak için, kalın birTV makyajıyla gitmişti kilisedeki ayine medya pat- ronu başbakan. "Snovv'un ortagöbeğindebulunmak- tan, "gösterinin star"\ olmaktan mutluydu Berlusco- ni... Bu tabii işin modern ve "medyatik" boyutu. Çok yadırganan ilkel boyuta gelince... Henüz o zaman "dü- ğün kulislerinde" perçinlenen "savaş ittifaklan"' su yü- züne çıkmamış ve netlik kazanmamıştı ama impara- torluklar ve krallıkları hatırlatan bir "görkem" içinde gerçekleşen bu "devlet düğününü" gerek Ispanyol, gerekse de Italya basını hayretle karşılamış ve çok yakışıksız bulmuştu. Hanedan düğünü niye olmaz? "Modern demokrasilerde başbakan evlatlan" di- ye yazmıştı mesela o zaman gazeteler: "Devlet dü- ğünleri ile başgöz edilmez. özel seremoniyle sınıriı kalması gereken bir tören; Avrupa demokrasilerin- de yen olmayan bir şatafat ve gösteriş içinde resmi bir devlet düğününe dönüştü oysa ki. Demokrasi- lerde başbakan çocuklannın resmi konumu yoktur. Hanedan düğünlerine de bu yüzden yer olamaz!" Bu eteştiriler dile getirildiğinde Aznar'lar "14 bin da- vetli" rekorunu kırmamıştı. Gene de bir AB ülkesi için ahşılmış kriterler dışına çıkan "hanedan düğün"ü günlerce Avrupa yayın organlarında konu edilmişti. Oyle ki basının takibinden bunalan Aznar ailesi, so- nunda masrafları kendi cebinden ödediğini kalem kalem açıklamak zorunda kaldı. ''Avrupa demokrosi tarihinde bir ilk" olarak gorü- len böyle btr düğüne demokrasinin beşiği Ingiltere Baş- bakanı'nın katılması da aynca yadırganmıştı. "Ber- lusconi'yi anladık ama ciddi bir lider olan Blair'in bu gösteride ne işi var?" sorusunu soranlar, yanıtı son- ra arkada bıraktığımız olaylı yıl içinde aldılar. Erdoğan ve Berlusconi'nin "düğün muhabetinin" gizemlerini ne zaman çözeceğiz bakaJım... B U L M A C A SEDAT YÂŞAYAN SOLDANSAĞA: 1/ Reşat Nuri Güntekin'in, filme de akta- nlan bir roma- nı. 2/ Müstah- kem yer... Os- manlılar döne- minde sipahile- rin aldığı enbü- yük tunar 3/Öa takımın ya da iki sporcunun birbirleriyle yaptıklan ikinci karşı- laşma . "Hayır" anla- mında kullanılan söz. 4/ "Ahmed —": Şairi- nüz... Satrançtabirtaş. 5/ "Kuşpalaa" da de- nilen bulaşıcı hastahk. 6/Yapısına girdigi söz- cüğe "kendi kendine" anlamı katan yabancı önek... Birrenk... Vila- yet. 7/Birgösterme sı- fatı... Un, süt, yumurta, şeker ya da pekmezle yapılan bir tatlı. 8/ Inceden inceye alay eden, chıaslı... Bir gı- da maddesi. 9/Hayvan dam... Uluslararası Çalışma Ör- gütü'nün sımeesi. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Ha>"vanın derisine ya da tüyüne dokunmaktan du- yulan aşın korku. 2/Pulculukta hatalı basıhnış pullar için kullanılan sözcük.. Halat gibi örülmüş iplik çile- si. 3/ Bezık, tavla gibi oyunlarda, ortaya konan parayı iki misline çıkarma... Sevınç belirten bir ünlem. 4/Gö- receli... Yaşanmış olaylann anlaüldığı yazı türü. 5/Av- rupa"da bir ırmak... "— Baykurt": Yazanmız. 6/Müs- lıiman olmayanlann, özellikle Yahudilerin mezarhğı- na verilen ad. II îlaç... Bır cetvel türü. 8/ Üflemeli bir çalgı... Kirpikboyası. 9/Gemilerin alabileceği yükübe- <lirtmede kullanılan, bir tona eşit birim,
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog