Bugünden 1930'a 5,499,814 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 1 AĞUSTOS 2003 CUMA SOYLEŞI Asurbilitncileri toplantısından dönen Dr. Pulhan'a göre, Irak'ta kültürel miras talanı sürüyor Antikkentleraskeriüs I rak'ta adını bilmediğimiz birçok höyük; durmaksızm yağmalanıyor. Yağmalar sonucu kaybedilen, yok olan bilgiyi yerine koymaya imkân yok. Adını, dönemini, kültürünü bilmediğimiz onlarca yerleşmeyi ve insanlık tarihindeki B yerini geri dönüşü olmayan biçimde kaybediyoruz. Bu, müzelerin yağmalanmasından daha zarar verici ve önemli çünkü yok olanın ne olduğu hakkında hiçbir fikrimiz, hiçbir kaydımız yok. abil, Ur, Eridu, Girsu, Larsa, Nippur, Uruk, Ninova bir yandan Amerikan askerlerinin karargâhına dönüşmüşken bir yandan da buralarda yağmalama sürüyor. Gerek ören yerleri gerek müzelerdeki tahribat dehşet verici. Müzelerde ZEYNEPORAL Irak işgal altında. Kimilen "sa- vaş" bitti dese de, doğnı olmadığı- nı biliyoruz. On binlerce insan öl- dü ve ölmeye devam ediyor. Ancak, öldürülen, katliama, suikastauğra- yan, işkenceye, tecavüze maruz ka- lan, yalnızca insan değil... Yok edi- len yalnızca insan yaşamı, insan onuru değil... Koskoca bir geçmiş, insanlığın ortak kültür mirası da bu şiddetten nasibini alıyor. Yedi bin yılın tüm birikimi bom- balarla yerle bir edildi, SümerTerin yaratıcı dehası, Asurlann görkemi talanla yağmayla paralandı. tnsan- lığa, ilk yazılardan birini, ilk ka- nunlan, ilk şehircilik planlannı ve uygulamasını, matemarik, geomet- ri, tıp, astronomi bilimlerinde ilk buluşlan armağan eden uygarlığın izleri silindi, siliniyor. İnsanlığın ortak değerl Bir süre önce Bağdat Müzesi 'nin talanımn televizyon görüntüleriyle dünya şaşkınlığa uğradı. Oysa şaşa- cak bir şey yoktu. Önceden biliniyor- du. 1991 Körfez Savaşı'nda benzeri yaşanmıştı. Olduğu var sayılan ve bir türlü bulunamayan kitle imha silah- lanna, işgal sonrasma ilişkin çıkar he- saplanna aynlan ilginin, dikkatin, gay- retin, özenin binde biri, sadece binde biri, insanlığın ortak değerlerini ko- rumaya aynlamadı. Artık ortada bir "insanhk suçu" söz konusuyda Bu ınsanlık suçuna dur de- mek için, bu insanlık suçunun ceza- sız kalmaması için bir yandan da dün- yanm farklı köşelerinde çeşitli çalış- malar yapılıyor. Dikkatler Bağdat Müzesi'nde yo- ğunlaşırken yağma. talan, yok etme ey- lemi Mezopotamya'nın tanhi mira- sında sürüyordu. Ur, Eridu, Uruk, Nip- pur, Babil, Ninova... Hâlâ da işgal kuvvetlerinin gözleri önünde sürüyor. Dünyada eski eser piyasasında, ticari meta olarak ıştah açıcı niteliğiyle elden ele "geçmişi- miz" pazarlandıkça da sürecek... Temmuz ayı içinde Londra'da Asur- bilim ve Orta Doğu Arkeolojisi uzman- lan British Museum'da bir araya gel- di. Her yıl farklı bir tema çerçevesin- de gerçekleştirilen uluslararası gele- neksel yıllık konferansın 49. toplan- tısının bu yılki konusu Ninova kentiy- di. Konu işgalden çok önce saptanmış- tı. Müzenin 250. kuruluş yıldönümü olması ve yine müzenin ilk büyük Ya- kındoğu koleksiyonunu Ninova'dan elde etmiş olması, konuyu belirleyi- ci olmuştu. ButoplanüyaTürkiye'den kaülan ar- keolog Dr. GülPulhan'la Irak'taki ta- rih, kültür ve arkeoloji mirasının ta- lan ve yağmasına ilişkin bugünkü du- rumu, son geüşimleri ve bulgulan ko- nuştuk. Mezopotampa arkeolojlsl - Irak'ta olan son olaylardan sonra MezDpotamya arkeolojisi ileügifiilkkez böyk büyük çaplı bir toplann yapıldı. Senin de kaüldığın bu toplantnun ko- nusu ve amacı neydi? GÜL PULHAN - Asurbilim ve ar- keoloji toplantısının Irak'taki arke- olojik mirasın başına gelen felaket- lerden annmış olarak yapılmasına olanak yoktu. Nitekim, beş gün sü- ren toplantının ilk gün öğleden son- rası Iraklı ve Batılı bilim adamlannın müzeler ve ören yerleri ile ilgili tes- pit ve değerlendiımelerine aynlmış- tı. Bu kadarkalabalık bir kadronun çok yeni bilgilerle ve fotoğraflarla kamu- oyunun karşısına ilk çıkışıydı. Bu pa- nel konferansa katılma talebini rekor düzeyde aıttırmıştı. Ne yazık ki Bri- tish Museum'un bu asın katılım ta- lebine cevabı paneli daha çok kişinin izleyebileceği bir hale getirmek de- ğil, insanlan yer yok diyerek geri çe- virmek oldu. Yaklaşık 600 kayıtlı ka- tılımcı vardı ki bu sayı genelde 300- 400 civanndadır. Konferansın önceden planlanma- yan ama son gün sabah ortaya çı- kan sürprizi ise Bağdat Müzesi ta- lanını Amerikan ordusu adına so- ruşturan savcı Albay IVIatthew Bog- Londra'daki Asurbilim ve Ortadoğu arkeolojisi uzmanlarının toplantısına Türkiye'den katı- lan arkeolog Dr. Gül Pulhan, Irak'taki tarih, kültür ve arkeoloji mirasının talan ve yağması- na ilişkin bugünkü durumu, son gelişimleri ve bulgulan değerlendirdi. (KAAN SAGANAK) danos'un konferansa gelişi ve birbri- fing vermeseydi. - Sözünü ettiğin 'Talan ve Sonrası: Irak'ın Kaybolan Mirası' panetinde nelertarüsıldı? PULHAN - Iraklı ve Batılı bilim adamlan. Kımı Irak'tan bir gün önce dönmüş \e notlannı dahı düzenleye- memiş arkeologlardı. Fotoğraflar eş- liğinde bulgulannı, arkeolojikyerleş- melerin, müzelerin, üniversıtelerin, kütüphanelenn, resim ve heykel ko- leksiyonlannın başına gelenleri, yani acı gerçekleri, sayılar ve somut bilgi- ler vererek anlattılar. Konuşmacılar arasında olan Dr. John Curtis, British Museum'un Ya- kın Doğu Koleksiyonu küratörü ve talandan sonra Bağdat Müzesi'ne ilk giden Batılılardan biri. Dr. DonnyGe- orge Youkhana, Bağdat Müzesi Araş- tırma Müdürü ve Bağdat Müzesi'nin dünyaya sunulan yüzü. tkisi, müzenin fotoğrâflannı gösteren ve felaketin boyutunu dünyaya anlatan ilk uzman- lardandı. Ponny Ceorge... Sonradan Donny George'la ilgili talana kanştığı ya da dünya kamu- oyunu bilinçli olarak yamlttığı iddi- alan ortaya atıldı. Çok yumuşak bir ses tonuyla mükemmel bir Ingilizce konuşuyor. Fakat o kadar şişman ki Irak'ta her şeyin bu kadar kötü olduğu bir dönem- de bu kadar refah içinde olduğu gö- kapı yokken, masa yokken, elektrik yokken gönderilen en yeni model bilgisayarlann, elektron mikroskoplarmın ne işe yarayacağını insan sormadan edemiyor. nnde bir tek eşya kalmadığı gibi ka- pılar dahi sökülüp götürülmüş. Ve dünya onJardan bir an önce envan- ter listeleri, sayılar, resimler, bilan- çolar hazırlamalannı bekliyor. Eski Eserler Genel Müdür Veki- li Rabi al Qaisi, Bağdat Müzesi bı- nasınuı yağmadan sonra yakılma- sının da planlandığını ama Koalis- yon güçlerinin bunu önlediğini söy- ledi. Kültür Bakanlığı danışmanı arkeolog Dr. Muayyed Said Damer- ji arkeoloji dışındaki kayıplardan da söz etti. Örneğin 4000 tablo bı- çakla parçalanarak yok edilmiş. Mılli arşivin bir bölümü yakıldı. Osmanlı ve îngiliz Kraliyet döne- mi kayıtlan artik yok. Milli Kütüp- hane'nin yüzde 30'u yani üç mil- yon kitaptan bir mih/onu kurtulmuş durumda. Kitaplann bir kısmı yan- mış, bir kısmı da sokaklarda, yer- lerde pazarlanmaya çalışılıyor. Kesln hasar pllinmlyor - Peki, kesin hasar biliniyor mu? PULHAN - Bu soruya evet demek imkânsız. Bağdat Müzesi'nin yağma- lanmasıyla (9-13 Nisan) sembolize olan kültür kıyunının hasarve durum tespiti için uzmanlardan oluşan ekip- ler nisan sonundan itibaren Irak'a git- meye başladı. UNESCO, birincisi ma- yıs ortasında, ikincisi haziran sonun- da iki inceleme gezisi düzenledi. National Geographic dergısi yine uz- man arkeologlardan oluşan bir ekip- le hasar tespitine haziranda gitti. Na- tional Geographic Film Ekibi, Bağ- dat Merkez Bankası'nın kasa daire- sindeki suyu boşalttırarak ve bom- bardıman molozlannı kaldırarak ora- ya saklanmış olan müze eserlerinin, özellikle hakkında çok spekülasyon yapılan Nimrud hazinelerinin yerin- de ve sağlam olarak kaldığını ilk kez tespit etti. Bu gezinin kısa raporlar yayım- landı... Şu sıralar British Muse- um'dan birkaç uzman Bağdat'ta ve Babil'de çahşryorlar ve gelen yardım- lann koordinasyonunu sağlamaya çahşıyorlar. rüntüsü iyi bir izlenim bırakrruyor doğrusu. Bağdat Müzesi'nin müdiresi Dr. Nawala al-Mutawalti isminde otuz- beş-kırk yaşlannda bir Asurbilimci. Navvala üç aydır başını örtmeye baş- lamış ve kamuoyu önünde yaptığı ko- nuşmalarda, basın toplantılarında vs. Ingilizce konuşmayı reddediyor. As- lında gayet iyi Ingilizce konuşuyor ve bu tavn özel sohbetler için geçerli de- ğil. Navvala'nın büyük bir travma için- de olduğunu onu tanıyanlar kulağımı fisıldadı. Bu insanlar kendi gündelik hayatlanndaki bütün güçlüklere ve acılara rağmen müzedeki işlerini bihakkın yerine getırmeye çalışıyor- lar. Müzede elektrik, su yok. Havalan- dırma çalışmıyor. 130 ofisin hiçbi- YaBağdatMüzesidışındaküer- Bugüjıe kadar bepBağdat Müzesi üzeriode du- ruldu, ya ötekiler? PULHAN - Bu soruyu , Prof. EHzabeth Stone ve Dr. Margarete van Ess'in anlattıklanndan yo- la çıkarak yanıtlayayım. Yıllarca Irak'ta kazı yap- mış olan bu iki arkeolog paneldeki en vurucu ve gerçeklen yumuşatmaya çalışmayan konuşmala- n yaptılar. EHzabeth Stone, Bağdat ve Güney Irak'ta hasar tespiti yaptı. Özetle: Yok olan tarih... w Bağdat'ta gü\enlik sağlanamamış durum- da, elektrik ve su büyük ölçüde yok. Tüm günde- lik hayarı etkileyen bu durum müzede ya da her- hangi başka bir kurumda işleri düzenlemeyi çok zorlaştınyor. Örneğin müzede çalışan genç kadın- lar ise gidip gelmeye korkuyorlar. •r Ne\v York"ta yaşayan Bağdatlı bir arkeolog olan Selma al Radi kendi topladığı para ile müze personelini evlerine götürüp gerıre- cek bir minibüs tutmuş ve iki aylık pa- rasını ödemiş. Iraklı arkeolog Dr. Da- merji de nisan ayı maaşlannın ye- ni ödenebıldiğini, mayıs ve ha- ziran maaşlannın da yakın bir zamanda ödenebileceğıni ümit ettiğini söylemişti. Bu arada Es- ki Eserler Genel Müdürlüğu'nde para saklayacak hiçbir kasa kalmadığı için, para- lann gece torbalarla çalışanlann evıne götürüldü- ğü, şabah tekrar gen getirildiğini de anlatrı. w Müze'ye çeşitli kurumlar taraftndan bilgi- sayar, brtasiye, konser\r asyon malzemesi ve ma- sa, sandalye gibi eşyalar gönderilmiş. EHzabeth Stone odalarda kapı yokken, masa yokken, elekt- rik yokken gönderilen en yeni model bilgisayar- lann, elektron mikroskoplannın anlamsız kaldı- ğını vurguladı. v Bağdat Üniversitesi'nin fotoğraflan kültü- rel altyapının uğradığı felaketi gösteriyordu. Üni- versite tamamen yanmış, içinde hiçbir eşya, ki- tap, kapı, mobilya kahnamış. Zaten 1990'lardan beri kaynaksızlıktan çok geri kalan üniversitede, görüntülere bakılırsa eğitim yapılması imkânsız. Bem dehşete düşürdü. - Bağdat dışında kalan Me- zopotamv^'nm antikkent- lerinde de durum da- ha parlak değil gaü- PULHAN- Babil; Amerikahlartarafindan aske- ri bir üs olarak kullanıldığı için yoğun biçimde ko- runuyor. SaddamHüsevin'in 79 sarayından biri, Ba- bil 'deki saray, ören yerinin sınırlan içinde ve Ame- rikalılann ikametgâhı olarak kullanılıyor. Babil Müzesi talan edilmiş ama eserlerin savaş başlama- dan önce emniyetle bir yere saklandığı ve zarar gör- mediği söyleniyor. Müze binası harap durumda. Ur; Amerikahlar tarafından askeri üs olarak kullanılıyor ve yoğun biçimde korunuyor. Daha önceden kalan siperler ve delikler var ama höyük ve kalıntılarda bir hasar yok gibi görünüyor. Eridll; ören yerinde bir hasar yok, fakat kazı evi korkunç biçimde yağmalanmış. Girsu; ören ye- ri yağmalanmış. Nasiriyah MÜzesl; Amenkan denız piya- delen müzeyı üs olarak kullanıyor. Müze güven- likte, eserler daha önce güvenli bir yere götürül- müş olmalı. Larsa; kazı evi ve bekçinin evi tahrip edilmiş, ören yerinde çok büyük çaplı kaçak kazı ve yağ- ma var (Larsa yağmasını RobertFlskve başka ga- zetecilerdeyazdı). Güney Irak'ta adını bilmediğimiz, arkeolojik kazı yapılmamış birçok höyük; yüzlerce kişi ta- rafından durmaksızm kazılarak yağmalaruyor. Bu yağmalar sonucu kaybedilen, yok olan bilgiyi yerine koymaya imkân yok. Adını, dönemini, kültürünü bilme- diğimiz onlarca yerleşmeyi ve insan- lık tarihindeki yerini geri dönüşü olmayan biçimde kaybediyoruz. Bu höyüklerin ve yerleşme- lerin yağmalanması mü- zelerin yağmalanmasından daha zarar verici ve önem- li, çünkü yok olanın ne ol- duğu hakkında hiçbir fik- rimiz, hiçbir kaydımız yok. Yarın: Konferansın sürpriz ismi BİRBAKIMA SERVER TANİLLİ Bir Coşkuyu Paylaşmak... Bir kitabı yazıp noktalamanın coşkusu, verdiği yor- gunluğun çok ilerisinde bir şey. "Nasıl BirDemok- rasi lstiyoruz?"u bitirip de -basılması için- Istanbul'a gönderdikten sonra, bu duyguyu okurlanmla da paylaşmak istedim. • Söz konusu kitap, ilk kez 1987 Ekim'inde yayım- landığında, Türkiye, tarihinde pek az gördüğü bir bunalımı; iktisadî, sosyal ve siyasal derin bir buna- lımı yaşıyordu. özellikle 12 Eylül 1980'den beri, toplumun en karanlık güçleri iktidardaydı; gericilik, hemen bütün köşebaşlannı tutmuştu. Ülkemizde 200 yıla yaklaşan "Aydınlanma" hareketimizin, başta laiklik olmak üzere, tüm kazanımlarına reddiye çı- kanlmış, toplumun ileriye dönük yürüyüşünün önü- ne ağır barikatlar kurulmuştu. Devletin uluslarara- sı saygınlığı ise hemen hemen yok gibiydi. Yıkılanlar arasında demokrasi de vardı: 1961 Ana- yasası'nın -görece de olsa- kurduğu, özgürlükten yana güçlerin de yaşama geçirmek istedikleri de- mokrasinin tüm kural ve kurumlan yerle bir edilmiş- ti. "1982 Anayasası" ile topluma bir deli gömleği giydirilmiş; emeğin haklan çiğnenmiş; özgür dü- şünce horlanmış; birey hiçe sayılmış; üniversiteyok edilmiş; gençlik, giderek kitleler siyasal yaşamın dışına atılarak toplumun diri güçleri karanlığın sul- tası altına sokulmak istenmişti. Kitabımız, o ortamda, bir yangın ya da deprem sonrası "hasarraporu" gibiydi. Ne varki, o koşul- larda bile, ileriye dönük yollan açmak istemiş; okur- lannı, en azından uyaımıştı. Ondan olacak, gizli-açık yasaklamalara da uğramıştı kitap. Şimdi, baştan aşağıya yeniden yazılmış olarak, okurlarının karşısına çıkacak. "Yeniden yazılmış olarak"; çünkü aradan geçen on alt yıl boyunca çok şey değişmişti. özellikle, 9O'lı yıllann başındaki bü- yük yıkılışların arkasından, dünyanın "çift kutuplu- luktan tekkutupluluğa" geçişi ile "yenidünya dü- zer)/"nin önü daha da açılmış; "yeni liberalizm" şar- latanlığı ile -tersinden okunan- bir "küreselleşme", kavramlarta istediği gibi oynayarak, gözler önüne bir duman perdesi çekmişti. Bunu bugün de yapı- yor; ne var ki, o perde ağır ağır kalkıyor, ama el atıp kaldırmak ve kavramlan da yerii yerine oturtmak ge- rekiyordu. Türkiye'de bunalımlar sürse, toplum bir yolsuz- luklar bataklığına sürüklenmiş de olsa, demokrasi- yi yeniden kurma çabası da eksik değildi; içerden ve dışfirdan kuşatılmış bir ülkede, bu çaba, ne den- li engellerie ve -AKP'nin iktidara gelmesi gibi- ters- liklerie karşılaşırsa karşılaşsın, gitgide yoğunlaşıyor da. Ona da omuz vermek gerekiyordu. Işte, böyle bir ortamda, sorunlan sergilerken il- keleri hatırlatmak; temel doğrulara dikkatleri çekip topluma ileriye dönük aydınlık bir tasanyı tekrar sunmaktan daha doğru ne olabilirdi? Kitabımızın yeni basısı bu misyonla yüklüdür. İlk basımı sunarken söylediklerimizi tekrarlayarak sözlerimizi bitirelim: Tarihin manivelasını -geçici de olsa- tersine çevirmek güçtür; Türkiye'de daha da güçtür. Şimdi ne denli dağınık görünürlerse görün- sünler, ülkemizde aydınlığın sahipleri vardır. Aklın ve bilimin tek yol gösterici olduğuna inanan; laik- likten, kadın haklanndan, emekten ve düşünceöz- gürlüğünden yana insanlar, yani gerçekten demok- rat kişiler, halkın dostu kalemler ve politikacılar, yı- kıntılar arasında demokrasinin yapısını yeniden kur- manın aranışı, giderek kavgası içindedirter. Karan- lık güçlerin tüm engellerine ve oyunlanna karşın, ge- leceğe uzanan yollar açılmak isteniyor. Ve yollar açılacak. Aydınlığa yürüyecektir Türkiye; hiçbir karşı güç de bu yürüyüşü durduramayacaktır! • Şu günlerde daha yapacaklanm var... İlk yapacağım da, Deniz Kavukçuoğlu'nun - üzerinde onca durulan- anılannı, "Alageyik Soka- ğı Bir Liman mıydı?"y\, arkasından da romanı Za- rife'yi okumak. Bakalım, bu "aykın sokaklann aykın çocuğu'ne- leryazmış!.. DÜZELTME: Bolu Atatürk Lisesi Rehber Öğretmeni Nevim Demirci Damşık, gazetemizin 29 Temmuz 2003 tarihli 6. sayfasında yer alan "Tercih Danışma Bürosu" başlıklı haberde kullanılan fotoğrafın kendisine ait olduğunu belirterek şu yazılı açıklamayı yaptı: "Söz konusu fotoğraf Anadolu Ajansı tarafından okullarda tercihlerle ilgili çalışmalar doğrultusunda okulumuzda çekilmiştir. Fotoğrafin altındaki yazıyla hiçbir ilgim yoktur." Rahmetli Ahmet Tokcan ve Ayşe Tokcan'ın oğlu; Orhan-Merih, Okşan-Süha'nın ağabeyi; Burcu ve Pelin'in amca ve dayısı; Selen, Ceylan-Işık'ın babası; Ali'nin dedesi; Filiz Tokcan'ın sevgili eşi OSMAN TOKCAN'ı (Mülkiye 1969) 30 Temmuz 2003'te kaybettik. 1 Ağustos Cuma günü ikindi namazından sonra Erenköy Galip Paşa Camii'nden uğurlayacağız. AİLESİ DÜZELTME tLANI Eyüp J. Icra Müdürlüğü'nün 2002/1180 Tal. sayılı dosyasından, Cumhuriyet gazetesinde, 25.07.2003 tarih ve Basın: 35702 nosu ile ya- yımlanan gayrımenkul satış ilanının, "Gayri- menkulün hali hazır durumu" bölümünün 15. satınndan başlayan cümlede "kapılar" kelimesi yazılmamış olup. doğrusu; ". Çatı katının ze- min kaplaması mermer palladyen. du\arlan sı- valı ve badanalı, tavan ahşap lambri kaplamalı, kapılar alümimııın doğramah, pencereleri scrt PVC doğramalıdır" şeklindedir Düzeltilerek ilan olunur. Basın. Tashih
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog