Bugünden 1930'a 5,498,322 adet makale



Katalog


«
»

1 AĞUSTOS 2003 CUMA CUMHURİYET SAYFA J\_ U LJ J. U I X kultur(Ş cumhuriyet.com.tr 15 2002 Venedik Festivali'nde Altm Aslan'ı kazanan film bugün gösterime giriyor KEDI GOZU enim çirkin çamaşırhanem... Tef çalıp şakıyan bir rahibin coşturduğu bir düğünde kuzeninin tecavüz ettiği Margaret (Anne-Marie DufT), tek suçu, maruz kaldığı birtakjm sivil- celi oğlanlann laf atmalannı dinlemek olan, yetimhanede büyümüş Bernadette (Nora- Jane Noone), ve evlilik dışı do- ğurduğu çocuğu, annesi-ba- basınca elinden alınıp kilise aracıhğıyla bir aileye verilen, memeleri süt dolu, taze anne Rose (Dorothy Duffy), 1960'ların trlandasından üç masum genç kız. Günahlann- dan annmak için habire çalı- şıp çamaşır yıkayacaklan, çok katı bir disiplin terörü altında, sofu rahibelerce yönetilen bir Magdalena manastınna (ya da çamaşırhanesıne) postalanı- yorlar anında. Gestapo şefin- den farksız baş "sister" (hemşire) Bridget'le (Geraldine McEwan) yardakçısı bir rahibe- lerçetesince çok katı biraskeri kışla düzenin- de yönetilen burada, üçü gibi "günahkâr" başka genç kızlarla karşılaşıyorlar, kimi adı- nı bile bilmediği çocuğuna kız kardeşinin baktığı, yanm akıllı Crispina (Eileen VValsh), kimi ordan kaçmayı başaran ama babası (Pe- ter Mullan) tarafından sille tokat dövülerek geri getirilen, geleceğin rahibe adayı Una gi- bi. Her boy ve yapıdan, zoraki emekçi kızları- mız, her gün tam mesai yaparak içlerindeki şeytandan annıyor, nedamet getınyorlar, tüm arzulanndan, dünya nimetlerinden vazgeç- menin dayatıldığı, dış dünyadan tecrit edilmiş bu esir toplama kampını andıran, karanlık te- rör evinde. Kütük gibi yorgun argın ve bezgin döşek- lere serildikleri geceler, onlar için bir soluk- lanma, ders arası teneffiis. Değil kaçmak, ço- ğu topluma dönmeyi hayal bile edemez hal- de. Çaresizce, biteviye ve bedavaya çalışıp tam bir ortaçağ kâbusunu anımsatan bir çeşit The Magdalena SİSters/ Yönetmen, senaryo: Peter Mullan / Kamera: Nigel Willoughby / Müzik: Craig Armstrong, / Oyuncular: Anne - Marie Duff, Nora - Jane Noone, Dorothy Duffy, Geraldine McEwan /Irlanda 2002 (özen Film) Geraldine McEwan, Dorothy Duffy, Nora-Jane Noone ve Anne - Marie Duff 'Günahkâr Rahibeler'in başarılı oyuncuları. tutsak yaşamına talim eden, sabah akşam in- sanlık dışı muamelelere maruz kalan bu gen- cecik kızlar, ilkel koşullarda sürekJi dışannın çamaşınnı yıkıyor, gelen paralarsa başrahi- benin kasasına giriyor. Çocukluğunda, sessiz filmleri çok sevmiş başrahibe, rahibe rolünde ışıltılar saçan bir Ingrid Bergmanın oynadığı "The Bells of St. Mary's" (Leo McCarey, 1945) filmini seyrederken gözyaşı döküyor ama kurallan uğruna kızlan kemerle, sopayla, sadistçe döv- mekten, gariban Crispina'yı deliler evine gön- dermekten de geri durmuyor... Ken Loach'un gözde oyunculanndan, tn- giliz sınemasının önemli aktörlerinden biri olarak tanıdığımız Iskoç Peter Mullan'ın, Ir- landa'da sonuncusunun 1996'da kapatıldığını son jenerikten öğrendiğimiz, kiliseye bağlı çalıştınlan Magdalena çamaşırhaneleri üstü- ne çekilmiş, Channel Four yapımı bir belge- selden esinlenerek yazıp yönettiği Günahkâr Rahibeler, beylik deyişle tokat gibi bir dram, unutulmaz bir Katolik bağnazlık eleştirisi. Kötü kızlar cennete glder Katolikliğin "günabkârlara" reva gördü- ğü çağdışı cezayı bölüm bölüm hikâye eden film, her zaman rastlanmayan cinsten kanlı canlı karakterleri karşımıza getiriyor olanca çaresizlikleri ve kompleksleriyle. Hollywood usulü melodram klişelerine rağ- bet etmeden, yalın, gerçekçi ve etkileyici bir anlatımla ele geçirdiği seyircisini 2 saat bo- yunca gerip sarsarak şöyle bir silkeleyen oyuncu-yönetmen Mullan, yürek burkan, ra- hatsız edici, ibret verici ve kesinlikle görül- mesi gereken bir film koymuş ortaya. Başa- nyla çekilmiş ve oynanmış filmde, rahibele- rin terör estirdiği, hayatı dar ettiği "kötü kız- lann" yanında saf tutan seyirci, Katolik bağ- nazlığına karşı bilenmiş duygularla aynlıyor salondan. Geçen yıl Venedik'te büyük ödüle layık gö- rülerek Vatikan 'ı küplere bindiren, yer yer ok- kalı bir başyapıt etkileyiciliğinde seyrederek baştan sona meraklısını "zenginleştiren" bu allak bullak edici, sıradışı Irlanda yapımı, ye- ni haftanın en önemli filmi bizce. Ikiyüzlü baş rahibeyi unutulmaz kılan Geraldine McE- wan'ın yanı sıra günahlannın bedelini ödeyen genç kızlan canlandıran Anne-Marie Duff, Nora-Jane Noone, Eileen Walsh gibi genç oyunculara da dikkat! Filmde baba-oğlu Leonardo Sbaraglia ile Fernando Fernan-Gomt Eski tüfeklerin sürprizli geçmişleri Son tstanbul film festivalinden seçilip alınan fihnlerle ivme ka- zanan ölü mevsimin artık sonuna yaklaşıp ağustosa girerken festi- vali kapatan Ispanyol yapımı Sı- nırsız Kentte bugün gösterime giriyor. Son dönemde yükselen Ispanyol sinemasımn düzeyli ürünlenne yeni bir örnek niteli- ğindeki film, deneyimli yönet- men Antonio Hernandez ın ese- ri. Gençliğinde komünistken son- radan ilaç laboraruvan sahibi olan, günleri sayılı, ölüm döşe- ğindeki yaşlı bir baba (Fernando Fernan-Gomez) ve ona kaçık muamelesi yapan nevrotik kan- sıyla (Geraldine Chaplin) geniş, varlıklı ailesinin farklı beklentile- re sahıp bireyleri (oğullan, gelin- leri) arasında gelişerek vicdan azabından mustarip bir 'eski tü- fek'ın anılanna odaklanıp yoğun- laşıyor Sımrsız Kentte. Paris'te, soğuk, steril hastane odalannda geçen filmde, gençliğinde kor- kaklığı yüzünden komünist bir ar- kadaşının yakalanıp on yıl hapis yatmasına sebep olduğu için içi içini yiyen yaşlı Max, geçmişin- En la Cludad sin Limites / Yönetmen: Antonio Hernandez/ Senaryo: A.Hernandez, Enrique Braso / Kamera: Unax Mendia / Müzik: Victor Reyes Oyuncular: Fernando Fernan- Gomez, Leonardo Sbaraglia, Geraldine Chaplin, Alfredo Alcon, Adriana Ozores, Roberto Alvarez, Leticia Bredice / Ispanya 2002 (Pi Film) deki bu sırn en küçük oğlu Vic- tor" a (Intacto-Bahis'le tanıdığı- mız, mahzun bakışlı yakışıklı Le- onardo Sbaraglianın geleceği parlak) açınca Aıjantinli güzel ni- şanlısını ülkesine yollayıp, işka- dınj annesinin yalanlanyla kuşa- tılmış babasıyla yakından ilgile- niyor Victor, eski defterleri kanş- tıran yengesinden vakit bulduk- ça. Babasınm sırnna vâkıf anne- sinin öldü dediği, Rancel kod ad- lı eski komünist arkadaşın yaşa- dığmı ve bir roman da yazdığını öğrenerek babasıyla eski arkada- şını bir araya getirmeye çalışıyor ama Rancel ancak Max'ın cena- zesine gelecekrir finalde... İhanetler, alle entrikaları Ispanyol 'eski tüfek'leri ara- sında, Resnais'nin Savaş Bitti'sin- den (1966) Solanas'ın Güney'ine (1988) kadar uzatılacak çeşitli filmlere, romanlara konu olmuş eski ihanetler, hesaplaşmalar ve aile içi entrikalar üstüne iş tutan, anlatımı, görüntüleri, müziği ve özüyle oldukça göz dolduran Sı- nırsız Kentte, şu yaz rehavetin- de patlamış mısır eğlenceliklerin- den farklı beklentileri olan sine- maseverleri bir yere kadar 'kese- bilir' sanınz. Aynı zamanda eşcinselliği de vurgulanan. eski komünist Ran- cel rolünü yönetmen Antonio Hernandez bizzat üstlenmiş. İZLEYİCİ CÖZÜYLE ERDAL ATABEK T-3 makinelerin gücü acbna"İnsanm Yükse- lişi", Bronovski'nin BBC'de yayımlanan belgesele kaynaklık etmiş kitabı, Aykut Göker çevirisiyle Türkçeye kazandı- nlmıştı. Insan, artık kendi yükselişi ile heye- canlanmıyor. Belki de insanoğlu kendi yükseliş öyküsüne yabancılaştı. Artık insanları "makinelerin yük- selişi" ilgilendiri- yor. Kendi yarattığı makinelerin insanla- n kovalaması, insan- lan öldürmesi, in- sanları yenmesi in- sanoğlunu hazdan hazza sürüklüyor. insanoğlu neden kendi türüne düş- man oldu? insanoğ- lu, neden kendinden umut kesti? insanoğlu neden kendi rüründen intikam almanın peşine düştü? Doğrusu, "Terminatör" dizisi- nin yeni çekimi, bize bunlan dü- şündürüyor. "Terminatör", yani "sonlandırıcı", "işini bitirici", "yokedici" adını taşıyan bir filmin böylesine heyecanla izlenmesi, gi- şe geliri sağlaması, üzerinde düşü- nülmesi gereken bir olgu. Bu film de benzerleri gibi, şaşır- tıcı aksiyon sahneleriyle nefesleri kesmeyi amaçhyor. Kendinizi kap- tırırsanız soluğunuz da kesilir, ak- lınız da şaşırır. Ama makinelerin makinelerle kapışıp da insanlan kurtarmasının nasıl bir çözüm beklentisi olduğu da kafanızı karıştınr. Sizin kafanı- zı karıştırır ama düşünce yetileri felç edilmiş, sadece izleyip adre- nalin salgılarının artmasından baş- ka zevkleri bırakılmamış pek çok dünyalı, bu tür filmleri izleyip ma- kinelere hayran olarak salondan çı- Ünlü Hoüywood yıldızı A.Schwarzenegger'i günün birinde Kaliforniya Vaiisi olarak görebiliriz. kacaktır. Bu filmlerle yıkanmış be- yinleri bir kez daha insandan uzak- laşıp makinelere tapmayı sürdüre- cektir. Maklne - Insan mücadelesl "Makinelerin yükselişi" salt robotlann artık insan gibi davranı- şı ile sınırlı da değildir. Böyle ko- şullanmalarla, "Bilgisayarlar in- san zekâsından üstündür" diye, "akıllı makineler yapılınca in- sanların düşünmesine gerek kal- mayacak" gibi insanı kendine ya- bancılaştıran sloganlann da sahibi olacaktır. Ya insanı insanlaştıran filmler? Teknoloji hilelerine gerek duyma- yan, insan duygulannı, insan acıla- nnı, insan iletişimini işleyen film- ler? Elbette onlar da yapılacak, iz- leyicisini de bulacaktır. Izleyelim ama neyi izlediğimizi de düşünelim, bilelim... VECDİ SAYAR Mekânsız SanatYaz aylarında tatıl yörelerine gkjemeyen Istan- bullulann nefes aldığ1 ender mekânlardan biri, Is- tanbul Büyükşehir Belediyesi Cemil Topuzlu Açık- hava Tiyatrosu. Temmuz ayı boyunca, Istanbul Kültür ve Sanat Vatfı'nm 10. Uluslararası Caz Festivali, ardındanda Mustafa Oğuz'un 14. yılı- na ulaştırdığı Açıkhava Konserleri nedeniyle he- men her gece tıkhm tıklım. özellikle, popüler sa- natçılarımızın izleyicı bulamamak gibi bir sorunla- n yok. Ama, Ornette Coleman gibi, George Bro- oks - Zakir Hussain buluşması gibi Festivalin en nitelikli birkaç konserinde tiyatronun yarı yarıya boş olduğunu görmek üzücü. Tabii, bunun neden- lerini hepimiz biliyoruz. Tek beslenme kaynağı po- püler kültür olan genış kitleler nereden tanıyacak Brooks'u, Hussain'i? Nitelikli sanatı kim, nasıl sev- direcek kitlelere? Bu açıdan Istanbul Büyük Şehir Belediyesi'nin İKSV'yeverdiği salondestegi çok önemli. Birkent, istediği kadar altyapısını geliştirsin, ekonomikan- lamda güçlensin, eğer kültürel altyapısına önem vermemişse, yani gerçek kentliler yetiştirmemiş- se, geleceğine yatınm yapmıyor demektir. Son yıl- larda belediyelerimizin bu konuda ciddi bir çaba içine girdiğini görüyoruz. Yalnızca Istanbul'dan ör- nek verirsem, Şişli, Kadıköy, Beyoğlu, Kâğıthane belediyelerinin bu alanda önemli bir çaba harca- dığını söyleyebilirim. Belki başkaları da vardır, bi- zim gözümüze ilişmeyen. Kültür - sanata destek, iki alanı birden içerrnek zorunda: Biri, kültürel mi- rası koruyup, kollamak, diğeri yaşayan kültüre sa- hip çıkmak, kentin sanat potansiyelinin gelişmesi için olanaklar yaratmak. Sanat etkinliklerinin en büyük sorunu mekân. Uygarlığın, yalnızca ekonomik gelişme ile tanım- lanamayacağını söyledik. Bunun en önemli ölçüt- lerinden biri, kentin kültür ve sanata ayırdığı me- kânlar. Bu yüzden, 12 milyon nüfuslu bir kentin sa- natsal mekân ihtiyaçlanna yanıt arayan belediye başkanlanmızın görevlerinin gereğini yerine getir- diklerine inanıyorum. Istanbul'da sanat yaşamı yaz aylannda biraz nefes alabiliyorsa, bunu Harbiye ve Rumeli Hisan'ndaki açıkhava tiyatrolarına borçlu. Ama, kışın tablo değişiyor. Koca kentte, tek bir konser salonu yok. AKM deseniz, kaç kurumun or- tak tasarrufunda. Bir etkinlik için salon ihtiyacınız varsa, yandınız. Bu yüzden, İKSV'nin Kültür veTu- rizm Bakanlığı desteği ile Ayazağa'da yaptırmak- ta olduğu Kültür Merkezi (Erkan Mumcu'nun, Is- temihan Talay'ın durdurttuğu inşaatı yeniden baş- latması çok olumlu) ve Istanbul Büyükşehir Bele- diyesi'nin Tepebaşı'nda (eski TÜYAP salonlannda) yaptıracağı Kültür Merkezi büyük bir ihtiyacı kar- şılayacak. Düşünebiliyor musunuz, ülkenin sanat yaşamının kaibi Beyoğlu'nda en büyük salonu (AKM), en fazla 1000 kişiye hitap ediyor. Oysa, 3- 5 bin kişilik salonlara ihtiyacı var bu kentin. Ankara'da da durum farklı değil. Bu ilimizde sa- natın tek sığınağı olan Çankaya Belediyesi'nin, bu alanda çok önemli bir projeyi önümüzdeki aylar- da hayata geçireceğini öğrendim. Bu konuyu ay- n biryazımızda ele alacağız ama, Başkanın geçen- lerde -Ankara Film Festivali'ne hıçbir özel sek- tör kuruluşunun sponsor olmaya yanaşmaması üzerine- özel sektöre yaptığı çağnnın önemini vur- gulamak istiyorum. Kültür ve sanata destek olma işlevi ne yalnızca devlete, ne de yerel yönetimle- re bırakılmalı. özel sektörün bu konuya daha cid- di biryaklaşımla eğilmesi gerekiyor. Kaç kez yaz- dık, bu alanda dört ayaktan biri eksik olursa, ne kültürel gelişme sağlanabilir, ne de sanatın özgür- lüğü, özerkliği... Nedir bu ayaklar: Devlet, yerel yönetimler, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları. STK'lerin işlevi iki açıdan önem kazanıyor: Bu alanın gerektirdiği uzmanlık ve deney birikimini yatınm sahibi kamu ve özel sektörle paylaşmak ve sivil toplumun sesi olarak, teksesliliğe (yani resmi politikalara) karşı birgüvenceoluşturmak. Istemi- han Talay, elbette yanılıyordu, "Devletinyaptırdığı binanın işletmesi devlette olmalı" görüşünü daya- tırken. Ister devlet olsun, ister belediye, kamu ola- naklan ile oluşturduğu bir kültür merkezini yalnız- ca kendi personeline tahsis etmekle, toplumsal sorumluluğunu yerine getiremez. Bu mekânı biz- zat işletmesi de sağhklı değildir; çünkü ne kapa- sitesi buna yeteriidir, ne de bu yöntemle bağımsız ve özgür sanat icra edilebilir. Bu ilkelerin, aynen özel sektör için de geçerii ol- duğunu düşünüyorum. özel sektör "Para benim değilmi, istediğime veririm" anlayışı ile kültür ya- şamımıza ne kadar katkı sağlayabilir, bunu da bir başka yazıya bırakahm. vecdisayar(a yahoo.com Aspemtos Fesüvaf dünyaya açiyor • Kültür Senisi - Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'nce düzenlenen 'Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali' Avrupa Festivaller Birliği yolunda. Etkinlik kapsamında 30 Temmuz Çarşamba günü sergilenen G. Verdi'nin La Traviata operasını merkezi Hollanda'da bulunan Avrupa Festivaller Birliği'nin başkanı Frans de Ruiter izledi. Karar, daha sonra açıklanacak. Birliğe katılmak için Devlet Opera ve Balesi Genel Müdurluğü'nce Avrupa Festivaller Birliği'ne 2 yıl önce başvurulmuştu. Opera, bale ve çok^sli müziği sanatseverlerle buluşturan Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali'nde, 10. yaşının kutlandığı bu yıl, 3 yabancı topluluk yer aldı, 17 etkinliğe yer verildi. Bir kîtap bir şiip • tstanbul Haber Servisi- Sayıştay Başkanlığı'nda uzrla n denetçi olarak görev yapan Mustafa Şalsır Başaran'ın Türkiye'nin 7 ayn coğrafyasında 7 ayn yaşamı anlattığı "Aysev Hikâyeleri' adlı şiir kitabı çıktı. Lirizm ile realizmn buluştuğu kitapta, "Ah Melinda" tümcesi.le başlayan ve kitap sonuna dek devam eden t&c bir şiir bulunuyor. Kitabında gizemi \e gerçeği anlattığuıı belirten Başaran, Şür benim için özel ve vazgeçilmez. Bu ktabın dışında yayımlanmamış 3 lirıe yakm şiirim daha var"dedi. "Aysev"n erkek ruhunda birleşmiş iki kadın kimliği aılamına geldiğini belirten Başaran, "Kitabuiısmi Aysev Hikâyeleri ama kendisi gerçek" dı/e konuştu.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog