Bugünden 1930'a 5,446,863 adet makale



Katalog


«
»

6 MART 2003 PERŞEMBE CUMHURİYET SAYFA İ V | J | j | U J \ kuttur@cumhuriyet.com.tr 15 UYCARLIKLARIN İZİNDE OKTAY EKİNCİ 1958'de yıkılan camiyi aynı yerde inşa etmek isteyenler 'şehirciliği' unutuyorlar Karaköy'e 'camisi' bile sığamazYaklaşık 45 yıl önce, tstanbul'un tarihi dokusu parçalanarak gerçek- leştirilen ünlü "Menderes yılam- lan" kurbanlanndan Karaköy Ca- misi bir süredir yeniden gündem- de... Hürriyet gazetesınde 22 Ocak 2003'te "Cami nerede?" sorusuy- la yer alan haberin ardından değer- lendirmeler de sürüyor... Görüşle- rine başvurulan kimi mimarlar, Ital- yan mimar D'Aranco'nun bu zarif ve ahşap işçiliğiyle nam salmış ya- pıtı aynen gerçekleştirilebilirse, çok önemli bir "kültürel mirasın" kente yeniden kazandınlmış olaca- ğını belirtiyorlar... Bu yorumlar, CHP Adana millet- vekili Atilla Başoğlu'nu bile etki- lemiş olacak kı kendi kentinde hız- la yok edilen tarihi "Tepebağ" ev- lerini bırakmış, Istanbul'da 1958'de yıkılan camiyi TBMM gündemine getirerek Kültür Bakanı'na şu so- ru önergesini veriyor: "Bu ihmalin sorumlusu kimdir; cami ne za- man ve nereye tekrar kurulacak- tır?.." Kültür Bakanlığı hukukçulan, bakanlannın bu soruyu yanıtlaya- bilmesi için arşivlerde çalışadur- sunlar, asıl adı Merzifonlu Kara İbrahim Paşa Camisi olan bu ya- pıya ait Kınalıada'ya götürülen parçalann bile bulunamadığını "19 yıl önce" de Güneş gazetesınde ha- ber yapan Fatma Karali ise şaşır- mış durumda... Çünkü aynı haberiyle o yılın "Bülent Dikmener Gazetecilik Ödülünfi" de almış ve şimdi diyor ki: "Haberi görünce irkildim; çünkü benimkinin aynısı ve yeni bir şey de yok..." (Cumhuriyet-23 Ocak 2003) Derken, haberin kendisi değilse bile, bu tartışmadaki "niyetin" ye- ni olduğu ise mimar D'Aranco uz- manı olan Prof. Dr. Afîfe Batur'un açıklamalanndan anlaşılıyor... Re- cep Tayyip Erdoğan'ın Büyükşe- hir Belediye Başkanlığı zamanında da aynı caminin eski yerine yapıl- ması için kendisinden yardım isten- diğini söyleyen Batur, mülkiyet so- runu nedeniyle bu projenin kaldığı- nı, ancak istenirse "ttalya'dan ah- şap ustalan getirtilerek" özgün şekliyle yeniden yapılmasını yöne- tebileceğini söylüyor. Yeniden yapımırT kuralı... Mımarhk ve sanat tarihinde, es- kiden varlığı bilinen ancak yok ol- muş eski eserlerin aynı özellikle- riyle yeniden yapımına "restitüs- yon" deniyor. Ancak, bu uygula- TARİHÎN EN ACIMASIZ YIKIMI - 1958'deki Menderes yıkımlarında Karaköy görüntüsü... tstanbul Ansiklopedisi'nde Doğan Kuban'ın makalesine göre, 7 bin 200 bina birkaç yıl içinde plansız, rasgele ve hızla yok edildi... Kentin en önemli tarihi arterlerinde eski doku parçalandı. (üstte) Şimdi parçaları bile bulunamayan, ıtalyan mimar D'Aranco'nun eseri Karaköy Camisi. Bulunduğu köşede bir biblo gibi tstanbul'u süslemişti. (solda) Ei %zx, Adnan Menderes'in yıktığı eski eserlere Istanbul'un yeniden kavuşması isteniyorsa, Karaköy Camisi'nden çok daha uygun konumdaki örnekler üzerinde araştırmalar yapılabilir... ma bir "yapı" için tasarlanıyorsa, eskiden bulunduğu yerde gerçek- leştirilmesi zorunlu olduğundan, konuya karar verilebilmesi için "şehircilik" açısından da irdelen- mesi gerekiyor.. Örneğin, şimdiki Taksim Gezi- si'nde, 1940'lara kadar "Taksim Kışlası" vardı... Bu tarihe geçmiş binanın yeniden yapılabilmesi için yeteri kadar fotoğraf, hatta temel izleri bile bulunuyor. ancak, bu- günkü Istanbul metropolünün kent merkezindeki böylesi bir "parkı" ortadan kaldırmak, Taksim Kışlası hatınna bile olsa çağdaş şehirciliğe ne kadar uygundur? Ilgınç bir örnek de Emirgân'da eskiden var olan ve restitüsyon için yeteri kadar belgesı bulunan tarihi bir yalının yeniden yapılmasına 1990'lardaki Koruma Kuru- lu'nun onay vermemiş olmasıdır. Çünkü, 1930'larda yıkılan bu yalı yeniden yapılırsa, Istanbul'un 20. yüzyıl kent yaşamında çok önemli bir rekreasyon merkezi haline gelen "Emirgân- Çınaraltı Çay Bahçe- si" yok olacaktı.. Oysa artık Emır- gân'da "çay içmek" de Istanbul 'un korunması gerekli bir kültür ve kimlik öğesi... tstanbul 1 milyondu... Işte bu gibi değerlendirmelerle Karaköy Camisi irdelendiğinde, ne kadar önemli bir kültür varlığı olur- sa olsun, Karaköy'ün şimdiki sıkı- şıklığına yeni bir yoğunluk daha ek- leyecek olan bir restitüsyonun şe- hircilik açısından onaylanması ko- lay görünmüyor... Caminin eski yeri bugün de "boş" gibi dursa bile, 1958'de 1 milyon kadar olan îstanbul nüfusu- nun şimdi 12 milyon olduğunu ve Karaköy Meydanı'mn da bu artışın yüldenmesiyle artık "tıkandığını" göz ardı etmemek gerekiyor.. Ne var ki bu durum bile elbette ki tam "7 bin 289 binanın" ortadan kaldınlmış olduğu acımasız "Men- deres yıkımlarım" haklı çıkarmaz ve D'Aranco'nun sevimli camisini ortadan kaldıran anlayışın sorgu- lanması gereğini ortadan kaldır- maz... Çünkü o yıllarda böylesi bir tarih katliamı yaratmanın hiçbir haklı gerekçesi yoktu... Menderes'in, iri kıyım Amerikan arabalanna yol aç- mak için yaptığı yıkımlarda yok edilmiş kültürel mirasın kente kay- bettirdiği değeri ise hesaplamak mümkün değil... Amaç tarihe kavuşmaksa... Bununla birlikte eğer Karaköy Camisi'yle ılgili tartışmalarda asıl amaç 1958'in yaralannı sarmak ve bir "pişmanlık" duygusu içinde Menderes'in yıktıklarına yeniden kavuşmaksa, kentin şimdiki duru- mu açısından çok daha uygun pek çok örnek var... Söz gelimi, durmadan yeniden planlanan Bayezit Meydanı'na, o yıllarda yıkılan Şimşekhane'yi ye- niden kazandıracak bir düzenleme kentin dengelerini bozmaz, tersine meydandaki "yabancılaşmayı" bi- le durdurur... Benzer şekilde bir Hasanpaşa Hanı yeniden yaratılsa, kentin tica- ret tarihiyle de buluşulması sağla- nır... Ya da Saupazan'na tarihi Istan- bul kimlığiyle hiç ilgisi olmayan şu "Galata-Port" projesini uygula- mak yerine, aynı güzergâhtaki Menderes'in yıktığı ve aralannda Mimar Sinan'ın bile yapılan bulu- - nan "tarihi dokuyu" canlandır- mak, çok daha anlamlı olur ve "tu- ristik" yanı bile çok daha güçlü, kimliklı mekânlar elde edilir... Evet... Karaköy Camisi'nin yeni- den gündeme getirilmesini, kültür ve sanat adına olumlu görmek mümkün olmakla birlikte, onca "restitüsyon" bekleyen eserler varken ille de bu "uygunsuz" ör- neğin seçilmesindeki kimi "başka niyetlerin" varlığını tartışmak da aynı kültür ve sanat adına bir uygar- lık görevi olsa gerek... Kitabını edebiyat tarihine emanet edip yeni romanlannı yazmaya devam edeceğini söyleyen Hasan Öztoprak: Kamuoyu önünde bir linçyaşandı NENA ÇALİDİS 'tmkânsız Aşk' romanıyla büyük tep- kiler alan şaır-yazar Hasan Öztoprakla toplatılmadan önce kitabı ve aldığı tep- kiîer üzerine konuştuk. Öztoprak'a Can Yayınevi'nin geçen günlerde aldığı top- latma karannı da sorduk. - Kitabınızın, yayınevinin aldığı ka- rar doğrultusunda satışı durduruldu. Bunu nasıl karşüıyorsunuz? HASAN ÖZTOPRAK - Bu tamamen yayınevinin tasarrufunda olan bir şey. Bu karara saygı duyuyorum. Yayınevimin basına yolladığı metindeki gerekçeleri doğru anlamak lazım. Basında çıkanlar gibi değil. Sular durul- duktan sonra eminim ki sağduyu- lu edebiyat çevreleri kitabımı edebi knterlerle bir eleştiriye ta- bi tutacaklardır. Kitabı edebiyat tarihine emanet edıp yeni roman- lanmı yazmaya devam edece- ğim. Kamuoyu önünde bir linç yaşandı. Bunun da tarihe bir not olarak yazılmasını isterim. - Tepkilerin bu boyuta vara- cağını tahmin ediyor muydu- nuz? ÖZTOPRAK - Bu kadannı beklemi- yordum. Sonuçtabirromanyazdım. Ede- biyat camiasını ilgilendirecek bir şey yaptım. tşe magazinel taraftan bakıldı, öyle olunca da konunun farklı boyutlara çetalmesi mümkün. "Her romanda oto- biyografik öğeler vardır" sözüm, işte Hasan Öztoprak ıtiraf ediyor gibi değer- lendirildi. Oysa bu söz edebiyat açısın- dan bakıldığında çok farklı anlama geli- yor. Aslında aşk ve aşkın tutkuya dönü- şümünü anlatmak istedim. Bunu yapar- ken de kendimin ve çevremın birikimle- rinden kısmen yararlandım. - Aslı Erdoğan'la görüşrünüz mü? ÖZTOPRAK - Onunla görüşmek için şu anda bir sebep göremiyorum. Ona kır- gınım. Keşke okusa ve bugüne kadar ya- pılmış bütün bu dedikoduyu ortadan kal- dıracak şeyler söyleyebilse. - Kitap çıkmadan önce dedikodula- n çıktı, peki bu nasıl oldu? ÖZTOPRAK - Tüm samimiyetimle söylüyorum, dedikodulan yayan ne Can Yayınlan ne de benim. Aslı Erdoğan ile yaşadığım aşkın birebir yazıldığı şekil- de asla bir şey söylemedim, zaten söyle- meme de imkân yok. Çünkü o Aslı Er- doğan değil. an Yayınevi'nin Imkânsız Aşk'ı toplatma karannı saygıyla karşıladığını belirten Öztoprak, yaşananlann tarihe bir not olarak yazılmasını istiyor. - Romanda Elda hakkında pek çok aynntı var. Bu da yaşanmışhğı göster- miyor mu? ÖZTOPRAK - Niye bunu hayal gü- cüme bağlamıyorsunuz. Bugüne dek çok geniş bir imge dünyası içeren 5 şiir kita- bı yayımladım. Neden yaşamadan yazıl- maz diyorsunuz. Bu bana yanlış geliyor. Böyle yaparsak bugüne dek edebiyat ta- rihinde yazılmış bir sürü başyapıta, ro- mana haksızlık etmiş olmaz mıyız?.. - Romanınızın harcandığını mı dü- şünüyorsunuz? ÖZTOPRAK - Çok da harcandığını , .düşünmüyorum. Romanım hakkında ya- zar çevresinden bir sürü iyi söz söyle- yen, bunu yazıya döken de oldu. Sular durulduktan sonra kitabımla ilgili ger- çekler daha net ortaya çıkacak. 'Aşkın tedavisi olmah' - Yazdıklannızdan aşkı bir hastalık olarak gördüğünüz anlaşılıyor... ÖZTOPRAK- Evet ve tedavisi olma- sı gerektiğini düşünüyorum. Sevgi insan- lan yüceltmeye yönelik bir şey. Belki nefretle karşılaştınrsak daha kolay anla- yabiliriz. Nefret ettiğiniz insanı yok et- mek, sevdiğiniz insanı ise var etmek is- tersiniz. Aşkta bunlann hiçbiri yok. Bu romanda bir aşk çözümlemesi yap- —ı mak istedim. | - Bir mektupta 'ele geçtim' di- \ yorsunuz, bir erkek nasıl ele ge- çer? ÖZTOPRAK - Tarifettığım aşk biçimiyle ilgili. Böyle bir tutkuyla bir insana bağlandığınızda kendı- ! nizden vazgeçersinız ve kendinizi i karşınızdaki insana ve oluşturduğu- j nuz hayalinize bırakırsınız. Kitabın mr kahramanı S'nin yaptığı gibi. - Girişinizde Blanchot'nun "Gerçek korkutmuyor beni. Sırnmı ele vermek gibi bir endişem yok" sözünden bir alıntı yaptınız. Bu söz, üstü kapah olsa bile bazı düşüncelerin oluşmasın- da rol oynamış olamaz mı? ÖZTOPRAK - Haklı olabilirsiniz. Bu ahntıyı romana gerçeklik duygusu versin diye yaptım. Kurgusal bir şey yazıyorum, ıstiyorum ki insanlar bunu okurken ger- çeklik duygusuna kapılsın. - Peki Aslı Hanım çıkıp bunlar beni anlatıyor derse ne olur? ÖZTOPRAK - Kalkıp böyle bir şey derse yalan söylemiş olur. Çünkü bu ro- manda pek çok kadının izi var. Öztoprak, "Sular durulduktan sonra eminim ki sağduyulu edebiyat çevreleri kitabımı edebi knterlerle bir eleştiriye ta- bi tutacaklardır" diyor. (Fotoğraf: UĞUR DEMÎR) ODAK NOKTASI AHMET CEMAL Bir Fakültenin Çeynek Yüzyılı... Anadolu Ûniversitesi lletişim Bilimleri Fakültesi, bugünlerde yirmi beşinci yaş gününü kutluyor. llk kez 1972 yılında, "Akademik Kapalı Devre Televiz- yon ile Eğitim Enstitüsü" adıyla yola çıkan, 1977- 78 eğitim yılında ilk öğrencilerini alan kurum, bu- gün "lletişim Bilimleri Fakültesi" adıyla ve dört bö- lümde (Sinema-Televizyon, Reklamcılık ve Halkla llişkiler, Basım ve Yayımcılık, lletişim) eğitim ver- meyi sürdürüyor. Bu çeyrek yüzyıllık geçmişin son on bir yılında ben de yer aldım. Bu hesaba göre, lletişim Bilim- leri Fakültesi'nde ders vermeye başladığımda elli yaşımdaymışım. Bu yazı yayımlandığında, birgün önce yaşamımın altmış bir yılını geride bırakmış olacağım. İşte bu noktadan geriye baktığımda, Anadolu Üniversitesi'ndeki on bir yılımın en mut- lu günlerini bu fakültede, hem de dolu dolu yaşa- mış olduğumu anlıyorum. Onca yıl boyunca, her hafta bu fakültedeki ders günlerimin gelmesini sabırsızlıkla beklemek; kimi zaman hasta olduğumda ve öyle günlerin sabahın- da: "Herhalde bugün ders verebilmem olanaksız!" diye kalktığımda, daha ilk derse girdiğim anda iyi- leşivenmek; uzun tatillerin daha ortalık yerindey- ken, lletişim Bilimleri Fakültesi'nin sınıflarının ve koridorlannın kokusunu duymaya başlamak; öğ- rencilerimin yüzlerini birer fotoğraf netliğiyle düş- lemek; bütün bunlar, elbet bir şeylerin kanıtı ve göstergesidir. Anadolu Üniversitesi'ne, Eğitim Fakültesi Al- manca Bölümü'nde çeviri dersleri vererek başla- mıştım. O sıralarda Eskişehir'e iki haftada bir gidi- yordum. Ancak çok geçmeden benim üniversite- de olduğumu haber alan, o sıralarda lletişim Bilim- leri Fakültesi Dekan Yardımcısı olan, can dostu Prof. Dr. Naci Güçhan, geldiğim günlerde kendi fakültesinde de estetık dersleri vermemi rica etti. Daha sonra gıdişlerim haftada bire dönüştü. O za- manki Rektör Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen'in bir toplantıda: "Hoca, seni lletişim Bilimleri Fakülte- si'nin kadrosuna alıyorum!" demesiyle birlikte, o iş de tamamlanmış oldu. lletişim Bilimleri Faküttesi, dekanlanndan yana hep şanslı bir fakülteydi. Dolayısıyla ben de aynı şansı paylaştım. Girdiğimde dekan, her zaman rahmetle andığım, yılların ardından yüzünü ve za- rafetini hiç unutmadığım Prof. Dr. Osman Zıllıoğ- lu'ydu. Onun ardından göreve bugün aynı odayı paylaştığımız, ne zaman karşılaşsam yeni bir ya- şama sevinciyle dolduğum Prof. Dr. Dursun Ak- dağ geldı. Şimdi bu görevi yaklaşık beş yıldan bu yana, yine bir zamanlarki oda arkadaşım olan Prof. Dr. Sezen Ünlü yürütüyor. Sezen Ünlü'yü her za- man, kişiliğinin ayrılmaz parçası olan insan sıcak- lığını ve sevgisini bütün bir kurumun atmosferine dönüştürmeyi başarmış, başında bulunduğu ku- ruma hizmet etmek için özel yaşamını neredeyse gündeminden silmeyi göze almış ender insanlar- dan biri olarak anımsayacağım. lletişim Bilimleri Faküttesi'nce ilki 1998 yılında gerçekleştirilen Uluslararası EskişehirSinema Gün- leri, bugün artık yalnız Eskişehir'in değil, fakat Tür- kiye'deki sanat yaşamının önemli bir değeri. Bu yıl beşincisi düzenlenecek olan bu şöleni, onun ya- ratıcısı olan Prof. Dr. Gülseren Güçhan "ikinci ço- cuğum" diye nitelendırıyor. Türkiye gibi bir ülke- de bu ölçekte işlerin hangı savaşımlar pahasına gerçekleştirilebildiğıni, ancak "bilenler" bilir. Ama Prof. Güçhan, Sezen Ünlü'nün, üniversitenin şim- diki rektörü Prof. Dr. Engin Ataç'ın ve bütün fakül- tenin çok değerli destekleriyle bu işin üstesinden geldi. O fakültede, öğrencilerim açısından hep bir sev- gi çemberiyle sarılı olarak yaşadım. O fakülte be- nim için, her derse en azından bir tadımlık sevgiyi de katmanın ideal zeminini oluşturdu. Artık yaklaş- makta olan bir zamanda, Anadolu Üniversite- si'ndeki yaşamımı noktaladığımda, lletişim Bilim- leri Fakültesi'ndeki yıllarım her zaman anılardağar- cığımın en değerli parçaları arasında yer alacak. e-posta: ahmetcemal(o superonline.com acem20(a hotmail.com BUGUN • AKM'de 20.00'de tDOB'dan 'Kiss Me Kate' adh opera. (0 212 251 56 00) M CEMAL REŞÎT REY KONSER SALONU'nda 19.30'da Nuray Gürelman'ın katılacağı 'Hacı Arif Bey'den Günümüze Kürdili Hicazkâr Makamı' adh konser. (0 212 232 98 30) • İŞ SANAT'ta 19.30'da Teresa Berganza konseri. (0 212 316 10 83) • BABYLON'da 21.00'de 'Ziptstanbul Eski 45'likler Partisi'. (0 212 292 73 68) • NARDİS'te 21.30'da Rene Macaroğlu Trio konseri. (0 212 244 63 27) • AKBANK KÜLTÜR SANAT MERKEZİ'nde 18.30'da saydam gösterisi eşliğinde 'Kendini Koruyan Kentler Dizisi' adh söyleşi. (0 212 252 35 00) 1001 BELCESEL FİLM FESTİVALİ • FRANSIZ KÜLTÜR MERKEZİ'nde l l.OO - 18.45 arası, 'Zührap Usta', 'Borçlanma, Tavuk ve Yumurta', 'Zeugma: Dün... Bugün', 'Efendiler ve Köleler', 'Çocuklanm İçin', 'Gemi Yapıcıları Şarkı Söylüyor - 1 ' ve 'Boğulmuş'. (0 212 252 61 55) • İTALYAN KÜLTÜR MERKEZİ'nde 11.00 - 20.00 arası, 'Aydaki Adam', 'Kafdağı'nın Ardı Asya: Bozkınn Sesi', 'Macahel', 'Cehennem Nehrindeki Cennet', 'Koleksiyoncu', 'Kum Saati - Degirmen'. 'Çıplak ve Ayazda', 'Belge', 'Su fnsanlan', 'Filmin Gittiği Yer Mozambik' ve 'Sınırlarda'. (0 212 293 98 48) • YAPI KREDİ KÜLTÜR MERKEZİ SERMET ÇİFTER SERGİ SALONU'nda 18.30'da 'Dünya Belgeselcilerinin Ortak Gelecek Perspektifi ve Festivaller' adh Eric Vidal ve Jean Pierre Rehm'ın katılacağı Tşöyleşi. (0272 252 47 00)
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog