Bugünden 1930'a 5,499,529 adet makale



Katalog


«
»

SBAYFA CUMHURİYET 30 MART 2003 PAZAR 12 PAZAR KONUGU EmekliKoramiral Atilla Kıyat'la Irak'ayapılan saldırı ve uygulanan stratejileri konuştuk S Û Y L E Ş I : LEYLA TAVŞANOĞLU leyla.tavsanoglu(2 cumhuriyetcom.tr AJBD ordulan büyük bir hızla Irak 'ta ilerliyor. Bu arada da kadın, çocuk demeden sivil halhn üzerine bomba yağdmyor. Öyle anlaşılıyor ki Irak 'ta yeni bir oîuşum yaratmayı kafasına koymuş. Ihtiyacı olan petrolü de Kerkük ve Musulpetrollerinden karşılayacak. Sonra da en az çeyrekyûzyıl bölgeden çıkmayacak. Yani bir anlamda ABD 'yle Güneydoğu sınınmızda komşuculuk oynayacağız. Artık Bulgarlar ve Yunanlardan sonra Amerikalılara da "Ne haber komşu? " diyeceğiz. Öteyandan, 3 Kasım seçimleri öncesi hükümet olabilmek için Washington da dökmedik dil bırakmayan bizim AKP 'lüerden nedense tısyok. Savaştapolitika belirlemeyi sivil otoriteyerine asker üstlendi. Başbakan yerine Genelkurmay Başkam Orgeneral Hilmi Özkök hedefleri ve olması gerekenleri sıraladı. Bütün bu karışık ortamı emekli KoramiralAtilla Kıyat la konuştum. Atilla Paşa, sivil otoritenin sorumluluğunu üstlenmekten kaçındığını söyleyerek eleştirirken televizyonlarda "mantargibi türeyen" ve insanlann kafalannı ivice kanştıran, sözüm ona strateji uzmanlanna da demediğini bırakmadı. Konuşmamız sırasında, iki yıl kadar önce ABD 'nin Afganistan harekâu sırasındayaptığımı: bir konuşmada bana, "Şimdi sırada Irak var " dediğini de sözlerinin üstüne basa basa anımsattı. ABD Türkiye yikullandı- Bu Irak Savaşı ne biçim bir savaş? Ayrıca da Türkiye ne kadar bu savaşın içindeya da dı- şında? - Artık 21. yüzyılda savaşlar hep böyie oluyor. Gördüğünüz gibi davul zurnayla geliyor. Sizinle Afganistan harekâtı sırasında da bir konuşma yap- mıştık. O konuşmamızda ben, "Sıra Irak'ta" de- miştim. Yani, bir yıl önce de bu savaş belliydi. Bagıra bağıra geldi. Hatta birkaç gün öncesinden de han- gi gün çıkacağı belli oldu. Savaşan taraflar ara- sında kıyas kabul etmeyecek muazzam bir fark- lılıgın olması da savaşı bu hale getiriyor. Bu da teknolojik, ekonomik güç, her iki taraf arasında- ki eğitim farklıhğı, bir de iki ülkenin dünyadaki siyasi ağırlıklannın yine kıyas kabul etmeyecek noktada olması. Türkiye savaşın neresinde, derseniz... Türkiye savaşın neresinde olacak, sorusunu o sözünü et- tiğim söyleşiden ben soruyoruz. Biz her konuda olduğu gibi bunda da bu bir yıhn hiç geçmeyece- ğini sandık. Böyle bir savaşın çıkacağının ciddi- Ieşmesiyse hemen hemen eylül ayında oldu. Ama biz Türkiye olarak yine bu altı ayın hiç geçmeye- ceğini sandık. Ve, Türkiye'nin savaşın neresinde olduğu sorusunu savaş çıktıktan sonra da, tezke- relerin TBMM'ye gittiği sırada da sorduk. "Neresinde olmanın dışında niçin olacakür ve olduğu takdirde de Türkiye'nin hedefi,savaşın so- nundaki beklentisi nedir" sorusu da çeşitli plat- formlarda soruldu. Ama hiçbir cevap alınamadı. - Sizce neden bu sorulann cevabı alınamadı? - îki nedenden olabilir, diye düşünüyorum. Bi- rinci neden, birtürlü kurtulamadığımız 1990 ön- cesi kafasıyla acaba gizlilik mi? Bu, 1990 önce- si kafası olmasına karşın tercih edilebilir nedenim- di. tkinci nedense bilmemezlik. Yani, ülkeyi yö- netenlerin de Türkiye'nin bu savaşın neresinde ol- ması gerektiğini, niçin bu savaşın içinde olması lazım geldiğini ve bu savaşın sonunda hedefin ne olduğunu bilmemeleri... Tabii, bu bilmemezliğin beraberinde getirdiği kararsızlık, sorumluluk al- maktan kaçmmak, ikinci neden olabilir. Savaşın neresindeylz? - Sizce bu bilmemezlik bilinçlimiyoksa bilinç- siz mi? Yani daha açık söylemek gerekirse, şu anda hükümette olan insanlann seçimler ön- cesi fVashington 'a gidip oradan icazet aldıkla- rtnda IrakSavaşı da dahil, oralarda birtaktm söz- ler verdiklerini fterkes biliyor. Bunlar açıkça yazıldı, çizildL Aynca ABD Dışişleri Bakanı Co- lin PaweUbir konuşmasında, "Erdoğan Washin- ton 'da Başkan Bush 'a verdiği sözlerle kendini bağlamıştır" bile dedL. - Bence bu iş bunlann hükümete gelmesiyle birlikte değil, daha önce başladı. Yanılmıyorsam eylül. ekim aylanydı. ABD Savunma Bakanı Do- nald Rumsfeld Türkiye'ye geldi. Ikili görüşme- ler yaptı. O sırada bunlar daha hükümette değil- lerdi. Sonra, çift şapkalı olan, hem Amerikan, hem Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanı olan şahıs geldi. Şu anda Irak harekâtını yöneten or- general geldi. Hatta siyasi bir kararlılık, belki de direktif olmadan Türk ve Amerikan sivil, asker bürokratlan arasında bir koordinasyon başladı. Böyle bir savaşın içinde birlikte olduklan takdir- de nasıl hareket edeceklerinin planlan yapılma- ya başlandı. Sonra da hepimizi derinden yarala- yan, ne yazık ki cana karşı para pazarlığına kadar bu iş götürüldü. Daha sonra şimdiki hükümet iş- başma geldi. Sayın Tayyç Erdoğan, ülke içinde henüz kazanamadığı meşruiyetini ülke dışında kazanmak üzere turlara çıktı. O turlardan birisi de tabii ki Washington'aydı. Tahmin ediyorum ki Sayın Tayyip Erdoğan orada ABD 'ye bu harekât- la ilgili her türlü desteği Türkiye'nin vereceği sö- zünü de verdi. - 1yi de sonradan niye caydı, sizce? - Türk demokrasisinde ülkenin hem hayati önem taşıyan, hem de devamlılık arz etmesi gereken politikalannı, ikridarlann muhalefetlepaylaşma- lan kültürü yok. Bu kültür yokken bir önceki hü- kümerin başbakam (Ecevft) AKP'yi ve Sayın Tay- yip Erdoğan'ı rejim için tehlike gördüğünü açık açık her yerde söylerken tabii ki hükümet rejim için tehlike gördüğü kişiyle Türkiye'nin milli po- lirikalannı paylaşmaz. Bu son derece doğaldır. Dolayısıyla, hükümet olduklannda bilmedikle- ri şey sadece Irak değildi. Bence bunlar Kıbns'ı da, ÂB ilişkilerini de, ABD'yle ilişkileri de bil- miyorlardı. Işte o zaman da çark ne yazık ki ter- sine dönmeye başladı. Oysa iktidarsanız, hükü- metseniz direktifi siz vereceksiniz; siz ana poli- rikayı saptayacaksınız. Oysa siz bunlardan haber- siz hükümet olduğunuz için bu sefer bürokratlar ana politikayı size anlattılar. Yaşanan kararsızlık da bence ondan kaynaklandı. - Yani Türk Silahlı Kuvvetleri Irak Harekâ- tı 'ndayer alma konusunda işin içinden sıyrılıp topu hep hükümete mi attı? - Evet. Hükümetin kararsızlığından da şikâyet- çi oldular. Bu karann siyasi olduğunu ve bir an önce de bu karann siyasiler tarafından verilmesi gerektiğini de söylediler. Sonra, savaşın başlan- gıcının üzerinden bir hafta kadar bir süre geçti. Biz ise savaş başlamış olmasma karşın, "Bu sa- vaşm neresindeyiz" sorusunu sormaya başladık. - Ne olup bittiği de iyice kanştınldı, hiçbir şey anlaşılmadı, değil mi? - Bence, Sayın Genelkurmay Başkam Orgene- ral Hilmi Özkök geçen günkü açıklamasını yapa- rak her şeyi netleştirdi. Biz bu açıklamayla bu sa- vaşın neresinde vanz, neresinde yokuz, öğrendik. Ben bu açıklamanın gerekli ve dogru olduğu- na inanıyorum. Ama içindekilerden sadece bir ta- nesi askeri unsur. Yani, "Biz savunma amaçlı »- lah kuUanınz" sözleri askeri unsurdur. Bunun dı- şında Sayın Genelkurmay Başkanı'nın söylediği her söz, verdiği her mesaj bir siyasetçinin ağzın- dan çıkmalıydı. Slyasl mesaj - Sizce Genelkurmay Başkam bu açıklamayı neden yapmak zorunda kaldı? - Çünkü Kuzey Irak'ta yıllardır belli sayıda as- ker var. Yıllardır orada olmanm amacı olanlar ta- rafindan biliniyor. Ama artık burada birABD-Irak savaşı başladıktan sonra bulunmanın amacını ora- daki komutanınıza anlatmak durumundasınız. Yıllardır, "Biz teröre karşı buradavTz"dedık Ama şimdi niçin orada kalmaya devam etmek gerekti- ğini komutanınıza anlatmanız lazım. Gerektiğin- de oraya geçmek için binlerce askeriniz Türkiye tarafinda, çeşitli bölgelerde de olsa yığınak yap- mış durumda. Bir komutan, askerine, emrindeki birliğe bu emri niçin verdiğini, emrin hedefinin ne olduğunu söyleyemezse, aynca da biraz önce söylediğim kafası kanşmış bir kamuoyu askeri- nin arkasında olmazsa, iş çok kötüye gider. Za- ten böyle bir zamanda bile biz bölünmeyi başar- dık. Dolayısıyla Genelkurmay Başkam bu mesa- jı askerine yönelik verirken dünyaya yönelik me- sajlar vermekten de kaçınamadı. Oysa gönül arzu ederdi ki verilen mesajlann, yapılan açıklamalann hepsini bu ülkenin başba- kam ya da onun görevlendirdiği bir bakanı yap- sm. Bu ölçüde yapma gücünde değilse ve bu iş- leri bu şekilde hazırlayamıyorsa rica etsin, asker- ler hazırlasın; ama çıksın mesajı kendi versin, açıklamayı kendi yapsın. - Ama bu iş çap meselesi, değil mi? - Tabii. Sayın Genelkurmay Başkam diyor ki: "Biz Kuzey Irak'a girmeyeceğiz. O harekâta girnıe şarfJarmuz şunJardır. Bu şartiar oluştuğuza- man biz gireriz. Ama bu arada stratejik müttefi- kimiz bölgede savaş halinde olduğu için de bunu onunla koordinasyon içindeyapanz. Oraya girer- sek dahi devamlı kalmak gibi bir niyetimiz yoktur. Kimse bundan korkmasın. Hatta orada bir tam- pon bölge oluşturma niyetimiz deyoktur. Umanm bizim bugün oraya girmemize karşı çıkan ülkeler ileride mecbur kaüp bunu bizden taiep etmezler.'' Yine, basında üzerine en az gidilen bir mesaj vardı ki bu mesajın ne anlama geldiğinin siyasi- ler tarafindan açıklanması gerekir. - Neydi o mesaj? - Sayın Genelkurmay Başkam, Avrasya oluşu- mundan söz etti. Ve buna da Batılılara yaptığı haklı sitemlerinin ardmdan değindi. "Tûrkrve bundan sonra hangi oluşumun içinde olacağına ka- rar verecektir'' mesajını verdi. Bu tamamıyla si- yasi bir mesajdır. Zaten biraz önce saydıklanmın hiçbirisi asker karan olamaz. Yani, bir ülkenin topraklanna girme karan askere ait olamaz. O ül- keye girdikten sonra devamlı kalma ya da kalma- ma karan da yine askere ait olamaz. Bir ülkenin dünyada hangi oluşum içinde yer alması gerekti- ği de yine asker karan olamaz. Burnumuzun dlblnde savaş - İyi de Genelkurmay Başkam bu gerçekleri bilmiyor mu? - Sayın Genelkurmay Başkam bunlan çok iyi biliyor. Ama Silahlı Kuvvetler'in yıllardır yaşa- dığı bir sıkıntıyı herhalde Sayın Genelkurmay Başkam üç-beş aydır yaşıyor. Savaş başladıktan sonra bir hafta süreyle de hiçbir şey söylemedi. ATİLLA KIYAT 1961 'de Deniz Harp Okulu 'ndan, 1974'te Deniz Harp Akademisi'nden, 1979'da Silahlı Kuvvetler Akademisi'nden mezun oldu. Brük- sel'deki NATO Karargâhı 'nda, Türk As- keri Temsü Heyeti içinde iki yıl deniz plan subayhğı, bir yıl da Türk Askeri Temsil Heyeti Başkan Yardımcüığı yaptu 1974'teki iki Kıbns Barış Harekâtı 'na katıldu Amiral olduktan sonra sırasıyla Deniz Kuvvetleri 'nde Plan Teşkilat Daire Başkanlığı, iki yıl Deniz Harp Okulu Komutanhğı, Akdeniz Bölge Komutanlığı yaptu Koramiralliğe terfi ettikten sonra üçyıl NATO karargâhında Türk Askeri Temsil Heyeti Başkanlığı 'nı yürüttiL 1998 'de Kuzey Deniz Saha Komutanı ol- du. İOAğustos 1999'dan geçerli olmak üzere emekliye ayrtldu Şu anda Fener- bahçe Kulübü Basın Sâzcûsü. Burnumuzun dibinde bir savaş çıktı. Bunun he- pimizi çok yakından ilgilendirdiğini çok iyi bili- yonız. Ama hiç olmazsa bir sayfalık bir hükümet direkrifinin Genelkurmay Başİcanı ya da Türk Si- lahlı Kuvvetleri'ne verilmediğinden yüzde yüz eminim. Keşke yanılmış olsam. Hemen buradan açıklama yapanm ve inamlmaz derecede bundan tnutlu olurum. Hiç kimse bana, "Böyie bir direktif ahnadık" demedi. Ama öyle olduğunu hissediyorum. Üs- telik bu direktifi vermek öyle zor bir iş de değil. Ilkkezkritikgünleryaşamıyoruz. 1990-91 Kör- fez Krizi ve Savaşı, Türk-Yunan ilişkilerinin ger- ginleştiği zamanlar oldu. NATO içinde çok ciddi komuta yapısı değişiklikleri meydana geldi. Bu dönemlerde Türk Silahlı Kuvvetleri siyasi otori- teye gidip direktif istemiştir. Ama \erilen cevap, "Paşam, siz bir şeyler yazm, ben imzalarun" ol- muştur. Bunlan ben çok iyi hatırlıyorum. Onun için, altını çizerek söylüyorum, Sayın Genelkur- may Başkanı'nın açıklaması her kelimesiyle doğ- rudur. Yapılması gereken bir açıklamadır. Ama keş- ke mecbur kahp açıklamayı yapan bu makam ol- masaydı; siyasi otorite olsaydı. Keşke bunlan bir- kaç ay önce söyleyebilseydik. Dünyaya karşı bu derece presfijini yirirmiş bir ülke durumuna dü- şürülmeseydik. - Genelkurmay'ın bu atağıyla neredeyse bir bağımsızlık savaşı verir duruma mıgeliyoruz? - Ben Irak savaşının Türkiye'nin silkinebilme- si için son şansı olduğunu da söylemiştim. "Tür- kfve bu şansı muriaka kullanmalıdır" demiştim. Türkiye'nin bu şansı kullanması ille de AB hede- fınden vazgeçmesi, ABD'yle ilişkilerini askıya al- ması anlamında değil. Bu olay Türkiye'ye silkinmesi, artık hiçbir şe- kilde çeviremediği iç ve dış borçlannı borç ala- rak ödeme yolundan vazgeçip kendi özkaynakla- nnı harekete geçirerek artık bunalmış olan insan- lanna da güven vererek, onlann her türlü katkı- sını sağlayabilmesi için bir firsat yaratabilirdi. Blze Ihtlyaçları var1 - Siz şu son olaylar nedeniyle ABD-Türkiye ilişkilerinin çokfazla bozulduğunu düşünüyor musunuz? - Hayır. Çünkü ABD, bu bölgeye üç ay için gel- miyor. ABD, artık bizim komşumuz oldu. 1930'lu yıllann sonlanna kadar Suriye ve Irak'tan dolayı nasıl bir komşumuz Fransa, bir komşumuz da tn- giltere olduysa şimdi ABD de çeyrek yüzyıl bi- zim komşumuz olmak üzere buraya geliyor. Do- layısıyla ABD'nin Türkiye'ye, Türkiye'nin de ABD'ye ihtiyacı var. Her iki ülkeyi yöneten sis- temler bu gerçeği göremeyecek yapıda değil. Şa- hıslar olmayabilir, ama sistemler bunun farkında. O bakımdan ABD-Türk ilişkilerinin çok fazla ze- delendiği fıkrine de katılmıyorum. Zedelendiyse de zedelenme nedeni Türkiye'nin ABD'ye her şeyiyle destek vermemesi değildir. Altı aydır des- tek vereceği izlenimini yarattıktan sonra "Buo>iı- nu o\T namrvx)rum'' demenin verdiği kırgınJıktır. - Geçenlerde, New York Timesgazetesininya- zarlanndan William Safire'ın şöyle bir maka- lesi vardı: "Belçika bize kazık attı. Dolayısıyla NATO'nun karargâhımn Brüksel'den Budapeş- te 'ye, Almanya 'daki 70 bin Amerikan askerinin de Bulgaristan 'a nakledümesiyerinde olur." Sizce bu nasıl bir manttk? - Bunlar tabii ki VV'ashington'da konuşulan ola- sılıklar. Başkan Bush, Irak harekâtı için meşru- iyet sağlayamayınca çok kızdı. Açık açık, "Bü- rokratianma, kurmaylanma, 21. yüzyılda BM'ye arük ihtiyaç olup oimadığı konusunda çalışma başiarmalan için direktif verdim" dedi. NATO siyasi, ama askeri yönü daha agırlıklı olan bir pakt. NATO karargâhı Brüksel'e taşmınca, Belçikalılar, "Girti Kongo, geldi NATO" dediler. NATO karargâhımn orada oluşu, o derece bir eko- nomik gelir kaynağı. Bir yazar, "Bdçika, Annanya karşı çıktı. OnJa- ncezalandıralım" gibi bir yazı yazabilir. O yaza- ra bu yazdınlmış da olabilir. Hatta bu yazının ya- zılacağından Belçikah ve Alman yetkililer de ha- berdar edibniş olabilir. Bunun yazılması onlann hoşuna da gitmiş olabilir. -Neden? - Çünkü, bu sadece Türkiye'de değil, bütün dün- yada geçerlidir. Ülkeyi yönetenlerle kamuoyu ara- sında ciddi farklılıklar vardır. Ülkeyi yönetenler kapalı kapılar ardında ABD'nin her dediğine, "Evet" diyen, ama kamu- oyunun büyük baskısı altında hayır diyormuş gö- rüntüsü veren bir yönetim sergiliyorlar. ABD, Irak saldınsı için BM'de birmeşruiyet bu- lamayınca ne yazık ki Türkiye'yi kullandı. Tür- kiye de buna alet oldu. NATO'dan Saddam'a kar- şı kendisini korumasını istedi. ABD'nin Türkiye'ye, "Bu başvuruyu yapın" demesinin tek bir nedeni vardı. BM'de ABD'ye karşı çıkan Almanya, Fran- sa ve Belçika, Türkiye'nin bu başvurusu üzerine, "Türkiye tehdit alnndadır ve NATO Türkiye'nin arkasındadır" deselerdi ABD şöyle tavır alacak- tı: "Bir NATO ülkesine tehdit oluşturan bir ülke- ye vurmaktan daha haklı bir neden olabilir mi?" Ama Almanya, Fransa ve Belçika bu oyuna gel- mediler. NATO bir savunma paktıdır ve öyle kal- malıdır. Üstelik ABD, NATO'nun siyasi desteği- ni almak ister, ama NATO'yu arkasına alıp Afga- nistan'a, Irak'a gitmek istemez. Hedefleri islam dünyasına lider olmak' - Demin çap meselesinden söz etmiştik... - Evet, maalesef öyle. Çap meselesi... Şu anda bile, "Tûrldye'ye gelen herkesin hayaü TC Hûkümeti tarafindan sigortalanmışör. Herhangj bir şey oiduğunda bedeü ödenecektir" demek ve turisri buraya çekebilmek için bile zaman geç değil daha. Yine o mantarlardan biri, daha ikinci tezkereden önce turizmin darbe alacağı görüşüne karşı lık şunu söyledi: "62 bin Amerikan askeri yiyecek, içecek, kalacak, ahş>eriş edecek. Büyük paralar bırakacak. Bu gefiri gözden kaçırmayalım." Biz 10 milyon turistten söz ediyoruz, hazret ne diyor?.. Ben o kişileri de fazla suçlayamıyorum. Bir savaş karan ahndığı zaman ülkede birlik ve beraberliğin sağlanması en önemli unsur haline gelir. Ülkenin yüzde 96'sı bu savaşa inanmıyorsa savaştaki askerin vann moral gücünü düşünün. Ama bu karann alınması yanlış olsa da o zaman hepimize düşen görev, alınan yanlış karann etkılerini en aza indirmektir. Ama bu karan bilmediğimiz sürece de onu yönlendirme şansımız yok. Örneğin Genelkurmay Başkam'nin konuşması altı ay önce Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin karan olarak söylenseydi bizler hep birlikte buna hazırlanırdık. Birlik ve beraberliği de sağlardık. Ben tezkerenin çıkmamasmdan son derece memnunum. Çünkü kamuoyu tamamıyla başka yönde hazırken bu tezkere çıkacakü. Şu anda hükümette olanlann köklerine baktığımız zaman Milli Nizam Partisi'ne kadar gittiğini görüyoruz. Onlar sürekli NATO'ya, Avrupa'ya karşı oldular. Hedefleri tslam dünyasmda lider olmak, Asya'ya dönmek, D-8'i kurmaktı. Bütün bunlann kabahatini şu anki hükümetin üzerine atmak haksızlık olur, ama kökleri de takıyye yapmakta gerçekten usta. Acaba, kararsızlık poiitikası adı altında biz yavaş yavaş Batı'dan kopartıhp bunlann babalannın hayali olan Müslüman dünyası içine doğru mu çekilmek isteniyoruz? Zaman zaman bunu düşünmüyor değilim. tnşallah öyle değildir. Türkiye korlcularından sıyrHmalı' - Başta Dışişleri Bakan Yardımcısı Mark Grossman olmak üzere bütün Amerikalı yetkililer, Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti kurulmasını ABD'nin kesinlikle istemediğini beyan ediyorlar. Sizce bu açıklamalannda samimiler mi? Aynca savaştan sonra, o kadar çok sayıda Kürt grubu, aşiretler ve Türkmenlerin bulunduğu o bölgeyi Barzani ve Talabani gibi çapı belli iki kişi toparlayabilir mi? - Şu anda Kuzey Irak'ta kurulu de facto bir Kürt devleti var. Ama ABD bu Kürt devletinin resmen ilamnı ve uluslararası ortamda tanınmasını istemez. Çünkü ABD'nin bir bölgeye gelip o bölgede uzun süre kalabilmesi için o bölgenin istikrarsız olması lazım. Örneğin, ABD, Fihstin devletinin kurulmasını istiyor mu? Kurulmasını istiyor olsaydı koskoca ABD, şimdiye kadar çoktan Israil'le birlikte o devleti kurmazlar mıydı? Çoktan kurmuşlardı. Türkiye 20 yıl, hiçbir zaman bir Kürt devleti kurma gücünde olmayan, ama Türk'le Kürt'ün arasuıı bozmayı çok iyi becerebilen Batı destekli bir ajanla savaş yaptı. Bu Abdullah Ocalan'dı. Öcalan'm bir Kürt devleti kuracak gücü yoktu. Barzani'yle Talabani böyle bir oluşumu gerçekleştirebilirdi. Biz onlan dost ilan ettik. Kuınızı pasaportlar verdik. Ankara'da bakanlar, başbakanlar düzeyinda kabul ettik. Onlar da oradaki Kürt devletini kurdular. Şimdi ABD ne orada bir Kürt devleti kurulmasma, ne de kurulan o devletin Kerkük ve Musul petrollerine sahip olmasına kesinlikle izin vermez. Ben geçenlerde söylediğim bazı fiküierimi burada yinelemek istiyorum. Türkiye bir düşünsün. Batı ve ABD, bizi her konuda köşeye sıkıştırdıklan dört tane kartla oynuyorlar. Bu kartlardan birisi Kürt sorunu, öbürü Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbns sorunu, üçüncüsü Ermeni sorunu, dördüncüsü de insan haklan ve demokrasi. însan haklan ve demokraside arzu edilen düzeye gelmemekle birlikte ileri adımlar attık. Ama öbür üçünde ilerleyemedik. Dolayısıyla, Türkiye artık nedensiz korkulanndan sıynlmalı.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog