Bugünden 1930'a 5,499,814 adet makale



Katalog


«
»

13 MART 2003 PERŞEMBE CUMHURİYET SAYFA HABERLER İNSANIN SERÜVENİ TURHAN SELÇUK TABİATLI İSTASBUL cısıa TDMİIİ BİKDEN Türkiye'deki uygulamalar 7 milyonun üzerinde engellinin ihtiyaçlannı gidermeye yetmiyor Asıl 'özür' duyarsızhkE\T*ÎM KAYA AvrupaBirliği'nin "AvnıpaOzür- lülerYüT olarak kabul ettıği 2003'te tüm dünya. özürlülerin yaşamlannı kolaylaştırmak ve onlan üretim sü- recine dahil edebilmek için yeni dü- zenlemelere gidiyor. Resmi rakam- lara göre 7 milyonun üzerinde özür- lünün bulunduğu Türkiye'de ise bu alanda yıllardır çalışma yapılmıyor. Var olanlar ise özürlülerin ihtiyaç- lanna cevap vermiyor. Omurilık Felçlileri Derneği (OFD) Yönetim Kurulu üyesı Süleyman AkbuhıL özürlülük standartlannın bir uygarlık belirtisi olduğunu belirte- rek "İnsanın en temel problemi ken- dini ifadesidir. Türkiye'de bir özür- lü kendini ifade etmekten yoksun- dur. Biz özürlülere özel bir muame- İsaret dili tartısması • Omurilik Felçlileri Derneği Yönetim Kurulu üyesi Süleyman Akbulut, özürlülük standartlannın bir uygarlık belirtisi olduğunu söyledi. Altı Nokta Körler Derneği Başkanı Ramazan Yücel de xjr özürleriyle değil, üretimleriyle anılmak istediklerini belirtti. le istemiyoruz. İsteğimiz, her normal insan gibi yaşayabilmek" dedi. Özürleriyle değil üretimleriyle anılmak isteyen Altı Nokta Körler Derneği Başkanı Ramazan Yücel de öncelikli olarak kapsamlı, bütünlük- lü, demokratik bir özürlüler yasası- nın çıkanlmasını istediklerini kay- dediyor. Yücel, "Devlet, sosyal dev- let ilkesinin gereklerini yerine getir- mehdir" dıye konuştu. Işitme En- gelliler Milli Federasyonu Başkanı Yunus Bayraktar ise yapılan çalış- malan yeterlı bulmuyor. Federas- yonda birçok işitme engellinin ken- di çabalanyla birçok başanya imza attığını ifade eden Bayraktar, aşılma- sı gereken en büyük sorunun eğitim olduğunu vurguluyor. Türklye'de özürlü olmak Yaşamı tüm zorluklanna karşın alabildiğine güzelleştirmeye çabala- yan özürlüler, en çok acınarak bakıl- maktan şikâyetçi oluyor. Bir özür- lü, yaşama dair görüşlerini şöyle ifa- de ediyor: "Ben bir özürlüyüm. Adını Ahmet, Ayşe, Robert, Catherine... Ben bir insanım ve insanca yaşamak istiyorum. Üretime kaülmak, istedi- ğim her yere gidebilmekve mutiu ol- mak istiyorum. Ben öziirlü bir insa- nım ve mutlu yaşamayı hak ediyo- rum." Kör olarak doğan Özgür Uğur ise Marmara Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü 3. sınıf öğrencisı. Pazar günleri Altı Nokta Körler Derneği üyelerine bağ- lama kursu veren Uğur, hiçbir özrün yaşamaya engel olmaması gerekti- ğine işaret ederek "Güneşi hisset- mek için görmek gerekmiyor. Sevgi- yi hissetmek için de™ Önemli olan in- sanı sevmek, yaşamı sevmek" şeklın- de konuşuyor. Selahaddin Korkmaz Eğitim ve îşitme engellilerin iletişimi sorun oldu Istanbul Haber Servisi - Yaşamı, sesleri duymadan yalnızca gözlerine yansı- yan görüntülerle algılama- ya çalışan işitme engellile- rin iletişimde hangi yönte- mi kullanacaklanna iliş- kin tartışma sürüyor. İşitme engelliler yaran- na çalışan dernekler ve ts- tanbul Özürlüler Merkezi, işitme engelli yurttaşlann iletışimınde işaret dıli kul- lanmalan gerektiği görü- şünde birleşirken Türkı- ye'de bu konuda önemli çalışmalar yapmış ve çok sayıda işitme engelli ço- cuğun topluma kazandınl- masında pay sahıbi olan İşitme Engelli Çocuklar Eğitim ve Rehabilıtasyon Merkezi (İÇEM), doğal işitsel sözel yöntemin da- ha etkin, kalıcı bir çözüm olduğunu savunuyor. Anadolu Üniversitesi bünyesınde çalışan mer- kezde ağır işitme kaybı olan çocuklann işitme ka- lıntısından faydalanılarak konuşmalan sağlanıyor. Dünyada bu alandaki saygın kurumlar arasında anılan merkez, Türkiye'de de bir ilk olma özelliğini ta- şıyor. IÇEM, okul öncesi. yuva-1, yuva-2, ilköğre- tim okulu ve lisesi ile 182 çocuğa eğitim ve rehabili- tasyon hizmeti veriyor. işit- me engellilerin toplumla uyum içinde yaşayabilme- si için toplumun iletişim aracı olan sözel ifadeyi (ko- nuşma) kullanması gerek- tiğini belirten IÇEM Ana- bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. limran Tüfekçioğju, şöyle dedı: "Günümüzde tip ve eğitim teknolojileri bu denli ilerlemişken okul- larda işaret dili kullanüsın iddiası anlamsızdır." Konusmak lşaret dıli ögrenmek is- teyenlere bu yolun kapalı olmadığını anımsatan Umran Tüfekçioğlu, *Kü- çük yaşlardan itibaren işa- ret dili kullanan bir işitme engeDiye konuşmayı öğret- mek neredeyse imkânsız" diye konuştu. tÇEM'de od- yolojiden (işitme bilimi) yararlanarak teşhis-teda- vi-eğitim üçgeninde çahş- tıklannı anlatan Tüfekçioğ- lu, amaçlannın ağır işitme kayıplı çocuklan topluma kazandırmak olduğunu söyledi. Onlar, hayaüanndaki tüm engeDere karşın yaşamaya çalışryor. Önündeki engellere meydan okuyorlar. Uygulama Okulu ve Iş Eğitim Mer- kezi'nde eğitim alan 14 yaşındaki Onur Cezik hiperaktif olarak doğ- muş. Annesi Güleser Cezik, Onur'u her gün okuluna getiriyor. Bunun kendisini hiç yormadığını, oğlu bir şeyler öğrendikçe mutlu olduğunu anlatan Cezik, "Çocuğuma deü de- melerini istemiyorum. Dışanya çı- kamıyonız. Onur, çok uyumlu bir çocuk olmasına karşın sürekli saldı- racaknuş gibi davranryorlar" dedı. Gönüllülerin katkılanyla bu alan- da eğitim veren önemli merkezler- den biri halıne gelen okula, en bü- yük desteği ressam Bilun vermiş. Sergi gelirlerinı tamamen bu okula ve sokak çocuklanna bırakan res- sam Bilun. "Sergüerimingeliriniba- ğışlamak benim için yardımdan çok bir gerekhiik. Duyarü olmak zorun- dayız" diyor. WH0'ya eleştiri Ciddi çalışma yapılmıyor İstanbul Haber Senisi - Altı Nokta Körler Derneği, Türkiye'de ilk ılarak yaptıklan araştırma verilerine dayanarak Dünya Sağlık Örgütü'nün (WH0) Türkiye nürusunun yüzde 10'unun özürlü olduğuna daır saptamasının yanlış olduğunu savundu. Dernek Örgütlenme Sekreteri Madule Demirciogiu'nun DlE, Maliye Bakanlığı, SHCEK, Sağlık Bakanlığı \ erilerine dayanarak hazırladığı araştırmaya göre nüfusun en fazla yüzde beşlik bir kısmını özürlüler oluşturuyor. Demircioğlu, böyle bir karmaşanın özürlülere gereken ilginın gösterilmemesınden kaynaklandığını belirterek şöyle konuştu: "WHO, az getişmiş ve geüşmekte olan ülkeleri aynı kalıp çerçevesinde değerlendirerek bir rakam tespit ediyor ve bunu ülkelere uyumlu hale getiriyor. Ciddi bir çalışma yapılrmyor." Anti-Aging yöntemi, yaşın ilerlemesiyle oluşan dejenerasyonu önlemeyi ve maddi yükü azaltmayı hedefliyor Doğru beslen, saghkh yaşlatıSAADETUSLU Yaş ilerledikçe hücrelerini tamir edemez hale gelen vücudumuza ikinci bir şans ta- nıyan Anti-Aging, sağlıklı yaşlanmayı \'aat ediyor. Anti-Aging'in kozmetik ol- madığını \aırgulayan Uzm. Dr. Ethem Kavukçu, "Anti-.\ging ne sihir, ne büyü, ne hokkabaznk. 60 yaşındaki insanı 20 ya- şuıa göndermeyi \aat etmiyoruz. Bu, ko- ruyucu sağlık hizmeti" dedi. Ka\-ukçu ay- nca güne daha sağlıklı başlamak için sa- bahlan sıcak su içilmesini önerdi. tnsan- lann genetik programlamalan 120-130 yıl arasında değişiyor. Türkiye'deki orta- lama yaşam ise bunun yansı kadar. Hem bu gerçek hem de yaşlı nüfusun giderek artması "j-aşnhğa karşı - geriye yaşlanma" anlamlannda kullanılan Anti-Aging kav- ramının son günlerde Türkiye'de sık sık dile getirilmesine neden oluyor. ABD'de ortaya çıktı 80'lenn sonunda ABD'de ortaya çıkan bu yöntem, hayat süresini kalitesiyle birlikte arttırmayı, risk faktörlerini erkenden teş- his ederek ortadan kaldırmayı, yaşlanma ile ortaya çıkan dejenerasyonu önlemeyi ve yaşlılığın getirdiğı maddi yükü azalt- mayı hedefliyor. Dr. Ethem Kavukçu, ki- şilerin sağlık durumunun tespit edilip ki- şiye özel tedavi ve eğitim programının belirlendiğini belirtiyor. Türk insanının beslenmede hatalı davrandığını da belir- ten Ethem Ka\-ukçu, yağın ve hamur işle- rinin çok fazla kullanıldığım söylüyor. Fi- ziksel aktivıtenin de genç kalmada öne- mine dıkkat çeken Kavukçu, "Kişi isterse spora valrît bulur. Otururken bile kann kaslannı kasıp ge\ r şeterek, koDar çanştin- larak hareket edilebilir'' diye konuşuyor. Altın kurallar • Güne kahvaltıdan 15-20 dakika önce bir bardak sıcak su ıçerek başlayın. Bu vücuda "Güne başladın. Enerji yakma>a başla" komutunu verecektir. • Sabah egzersiz yapın. • Sağlıklı bir kahvaltı yapın. • Öğle yemeği ana mönünüz olsun. • Akşam yemeğıni güneş batmadan yemeye gayret edin. • Egzersizi yemeklerden 2-3 saat sonra yapın. GEÇMİŞTEN GELECEĞE ORHAN ERİNÇ 'Altı Meşalenin Aydınlığındaki Dünya' Mustafa Kemal Derneği, yıllardır 13 Kasım'ları, Atatürk'ün Harbiye'ye girişinden yola çıkarak ke- sin tarihi bilinmediği için Atatürk'ün doğum günü ve derneğin kuruluş günü olarak kutluyor. Buna göre de bugün, Atatürk'ün doğumunun 122'nci, Harbiye'ye girişinin 104'üncü, Derneğin kuruluşunun da 56'ncı yıldönümü. Günün bu özelliklerini dikkate alarak bugün Tür- kiye'ye, yeni bir gelişme imiş gibi dayatılmak iste- nen "küreselleşme"ve onun geçerli olması için ağız- lardagevelenen "Ulusaldevlet öldü" safsatasının, yıllar önce Atatürk tarafından nasıl yüzgeri edildi- ğini aktaracağım. Sadri Ertem'in (1889-12 Kasım 1943) Kurun gazetesinin 21 Kasım 1938 günlü yazısına bir araş- tırma kapsamında rastladım. Başlığı "Altı Meşa- lenin Aydınlığındaki Dünya" Atatürk'ün katafalktaki tabutunun etrafında ya- nan meşalelerin sayısıncaolan ilkeleri irdeleyen Er- tem, giriş bölümünden sonra şöyle diyor: "Mesela milliyetçilikle inkılapçılık, (devrimcilik) laiklikle devletçilik birbirlerine bir ruh nizamı (dü- zeni) ile bağlanmışlardır. Halbuki Garbi (Batı) Avnıpa 'nın ideologlan (öğ- reti kuruculan) milliyetçilikle inkılapçılığı yan yana getirmeye bir türlü olanak düşünemezler. Çünkü onlara göre milliyet yaşanmış, tükenmiş bir ha- yatın hasretidir. Ve ona sımsıkı bağlanmanın, sosyetenin, topluluğun bütün itiyatlannı muhafa- za etmenin (alışkanlıklarını korumanın) bir adı da milliyetçiliktir. Garbi Avrupa'da milliyetçiler bir nevi muhafa- zakârlığın (korumacılığın) ifadesi iken Atatürk'ün dilinde milliyetçilik, Türk milletini muasır (çağdaş) milletler seviyesine çıkarmak ve Türk milletinin küi- tür hususiyetlerini muhafaza etmektir (özellikleri- ni korumaktır)'. Kemal Atatürk'ün dudaklarında milliyetçilik ma- zi (geçmişin) müesseseleri ile bağlanmak değil, ih- tilalci bir vasıfla (nitelikle) Türk milletini maziden kurtarmak, onamazinin, kaybettirmek istediği kül- tür hususiyetini (özelliklerini) kazandırmaktır. Türk milletini muasır milletler seviyesinden alı- koyan sebepler ileride değil, geridedir. Türk mil- letinin kültür hususiyetini (özelliğini), hatta benli- ğini mahvetmek isteyen kudretler (güçler) de ma- zinin dekoru içindedir. Türk milliyetçiliği bu sebepten mürteci (gerici) olmadığı gibi muhafazakâr (korumacı) da değildir. O ancak inkılapçıdır. Elde ettiği inkılap eserlerini korumak için de inkılapçı olmaya mecburdur. Gar- bi Avrupa ideologları için bu iki mefhum (kavram) birbirinin düşmanıdır. Halbuki Türkiye'nin tarihi mukadderatı (yazgısı) milliyetçilikle inkılapçılığı bu devir için birbirine müteradif halk etmiştir (birbi- rini izleyen biçimde yaratmıştır). Muhafazakâr veya mürteci (gerici) vasıflan ol- madığı için irtica kadrosunda yeralan imtiyazlı in- sanlann ve halkın dışında yaşayanlann Türk nas- yonalizmi (milliyetçiliği) saflarında yeri yoktur. (...) Türkiye'nin tarihi mukadderatında (yazgısında) dinin dünyaya kanşması meş'um (uğursuz) roller oynamıştır. Türk milletini millet olmaktan alıkoy- mak, şuurdan mahrum etmek (bilinçten yoksun kılmak) isteyenler daima afyonu bir vasıta olarak kullanmışlardır. Müspete (doğruya), hakikate, ha- yata koşmak isteyen bir millet için 'laik' olmak ba- sit zaruretlerdendir (sıradan zorunluluklardandır). Garbi Avrupa'nın ideologlan için muhafazakâr veyahut mürteci (gerici) damgasını taşıyan milli- yetçilik, aynı zamanda kilisenin ortağıdır. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti, tabii bir surette ki- lise nizamından (düzeninden) uzak ve ona karşı in- kılapçıdır. Garbi Avrupa ideoloğu için halk, bir nevi ser- best rekabet sahasına atılmış sermayedarlar- dır. Halbuki, Türkiye'de halk, tröstleşmiş Av- rupa sermayedariığının önünde sermayesini değil, hayatını bile kurtarmaya muvaffak ol- mamıştır. Türkiye'nin bu ahengdar sentezini (uyumlu bi- leşimini) yaratan sebep kendı tarihidir. Bu tasih, Garbi Avrupa'nın mukadderatını tayin eden (yaz- gısını belirleyen) sebeplerden başka sebeplere göre inkişat etmiştir (gelişmiştir). Garbi Avrupa 'nın hayatı, feodalitenin (derebeyliğin) liderliğinde in- kişaf etmiştir. Onun bütün şartlan bu tarihi se/re bağlıdır. Nitekim feodaliteden doğan hayatın sentezini, Garbi Avrupa tarihinde en iyi ifade eden Adam Smtth olmuştur. Fakat Türkiye'nin tarihi mukadderatı (yazgsı) feodalitenin inkişafı (gelişmesi) ile değil, impara- toriuk nizamının (düzeninin) çökmesiyle meyda- na gelmiştir. Türkiye tarihinin, bu dikkate layık hususiyeti fde- ğer özelliği) Atatürk devrine (dönemine) gelince- ye kadar bir hayat kaidesi (kuralı) olarak nazaniti- bara alınmamıştır. TanzJmatçılar onları takip ede- rek Türkiye'yi adapte (uyarlama) roman halne koymuşlardır." Yazı devam ediyor. Ancak bu ça- dar alıntı ile yetinelim. Ve şunu söyleyelim. "Ulusal devlet öldü " iddiası 65 yıl önce de tır- tışılıyordu, ancak görülüyor ki yaşıyor. Ama "Atatürk ilkeleri olmadan kurulabilir ve 'a- şatılabilir miydi" sorusunun yanıtı ise hiç kuştu- suz karşıtlannı sevindirdi. Sevinmeye hiç heveslenmesinler. oerinc(o cumhuriyet.com.tr. ÇtVRİL ASLİYEHUKUK MAHKEMESİ'NDEN Sayı 2001 102 Davacı Orman tşletme Müdürlüğü tarafında» mahkememıze açılan gaiplik davasında Süleyma» Şahan ve Ayşe Şahan aleyhine açılan davanın yapu lan açık yargılaması sırasında verilen ara karan ge- reğince: Gaip olduğu iddia olunan Süleyman oğlu Fads- me'den olma 12.12.1341 Sandıklı Koçgazi d.lı Bayram Şahan'ın yargılamanın bırakildığı 2.4.2002: tanh saat: 9. OO'da duruşmada hazır olması veya kendisin bilen ve tanıyanlar ile Bayram Şahan'ır mahkememizın 2001 102 Esas sayılı dosyasına 1 yıl içinde başvurması yönünde MK.nin 32.1 ma<£- desi gereğince ilan olunur. 11.12.2002 Basın: 10452
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog