Bugünden 1930'a 5,498,767 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 11 MART2003SAU 14 J V U J - i l U J A kultur@cumhuriyet.com.tr SAHNEDEN AYŞEGÜL YÜKSEL DevletTiyatrolan'nda sıkıntı•DT, 'geçmiş'teki yanlışlann ve ihmalin 'bedel'i olarak devlet sorumluluğundadır. Bu sorumluluk taşınmalıdır. Sanatçılann emeklilik yaşını 61'e indirme ve 'özelleştirme' gibi 'şimdi' yapılacak 'yanlış'lar ise 'gelecek'te ödenecek 'bedel'i ağırlaştıracaktır. Ük sıkıntı, hükümetin 61 yaşında zo- runlu emeklilik yasa tasansı kapsamı- na sanatçılan da katmasıyla ortaya çıktı. Tasan yasalaşırsa Devlet Tiyatrola- n'nın (DT) payına bu yıl 39 kişi dü- şüyor. Emeklilik yaşı bağlamında ki- mi başka mesleklere tanınan aynca- lığın sanatçılara çok görülmesi, DT'nin devlete parasal açıdan "yük okhığu" görüşünden mi kaynaklanıyor? Pek çoğu etkin ve üretken olan, 61 yaşını doldurmuş tiyatro sanatçılarının "emekBedümesi". kurumun "nıteKk" açısından "kan kaybetme"sı demek. DT'de başgösteren sıkıntı, Kültür Bakanı Hüseyin ÇeBk'le yapılmış bir söyleşide ("Yeni Şafak" 10 Şubat 2003) yer alan ifadeyle ikiye katlanı- yor: "Benim yaklaşımım Devlet Ti- yatrolan'nın ehfl eDere tesHm edilme- si, özeDeşmesidir. DT'de bir oyun 250 milyara sahneye konuyor." Kim bu ehıl eller? Yüze göze bulaş- mış "özefleştirme" serüvenimiz için- de, *kültür''ün ekonomik darboğazda hkandığı bir ortamda, tiyatroya "kâr amacryla" yahnm mı yapacaklar? 100 yapun, 5000 kez perde açıyor Anlaşıldığına göre Devlet Tiyatro- lan'nın önce biraz budanması ("kö- tü"), sonra da "saülmasT ("daha da kötü") düşünülmüş. Kimi 'tiyatro sevmez" köşe yazarlan, son seçimin hemen ardından, yeni hükümete DTyi hedef gösterip "özefleştirümesTni sa- lık vermişlerdi, anımsarsınız. Savaş ve siyaset gündeminin sü- ren sürecek sıcaklığı içinde, konu bu- hara dönüşüp uçmadan Devlet Tiyat- rolan Genel Müdürlüğü'nden veri is- tedik. Sunulan döküme göre 12 ilde ve 28 yerleşik sahnede etkinlik sunan kurum, hemen hemen tüm illere, ki- mi ilçelere ve yurtdışına turne yapı- yor. Yılda 100 yapun hazırlıyor ve ti- yatro dönemi boyunca yaklaşık 5000 kez perde açıyor. Salonlann bu yılki "doîuluk" orarıı yüzde 100. Bu zor görevden sorumlu, yalnızca 665 sa- natçı var DT kadrosunda. "Etkm gö- revahn" sanatçılann oraru yüzde 95'e ulaşmış. Görevli olmayan sanatçı ora- ru yahıızca yüzde 5. Bir başka deyiş- le, askerlik hizmeti yapanlar, hasta olup tedavi görenler, "rolbeğenmeyen- ler" ve "uygun rol bulunmadığı için" bir oyunda görevlendirilmeyenler... Başka bakanlıklann şişirilmiş kad- rolanyla karşılaştınldığında, Devlet Tiyatrolan'ndan maaş alıp da "görev vapma" durumunda olmayanlar de- vede kulak, anlaşılan. Oysa, KültürBa- kanı'nın, YıkhzYıkbzoğju'nun 18 Şu- bat tarihli "MiDiyefteki yazısında yansıyan ötkeli söylemi, kurum sanat- çılannın "denetimdenbütünüyleçık- üğı" ızlenimini veriyor. Sorunu küçümsediğimiz düşünül- mesin. Kurumda görev yapmayıp da dizilerde ya da özel tiyatrolarda oyna- mak, ama devletten maaş ahyor olmak -bir kişi bile söz konusu olsa- kabul edilebilecek bir durum değil. Bakan, bu oyuncularla ilgili bağlayıcı karar- lar alacağını söylüyor. Ancak, sanat- çılann, "asal görev"lerini yerine ge- tirdikleri sürece, süıemada ve diziler- de ya da "konuk" olarak özel tiyatro- larda oynamalannı da yadırgamama- h. Beürli -sözgelimi, ikramiye'teşvik- lerden vazgeçilmesi gibi- düzenleme- lerin yapılması koşuluyla... DT'nin işlevi 665'i sanatçı, 650'si teknik kadro ol- mak üzere toplam 1800 elemanı olan ve Kültür Bakanlığı'nın dar bütçesi- ni zorlayan kurumun gitgide büyü- yüp hantallaşmasmdan doğal ki yakın- maktayız yıllardır. Sanatsal "nitefik" açısmdan gözlemlenen sorunlan dile getiren en başta bizleriz. Ama unutul- masuı, bu kurum aynı zamanda tiyat- romuzun "nfceP gelişiminin de sorum- luluğunu suiuıda taşıyor. Bir başka deyişle, bu dev kurum, kül- tür ve sanatın, "eğram seferberliği'' içinde, ülke düzeyinde yaygınlaşma- sını sağlama amacıyla kurulmuş olan halkevleri ve Köy Enstitüleri 1950'li yıllarda kapatıldığı için, 1960'larda sunulan "bölge tiyatrosu" yasa tasa- nsı TBMM gündemine hiçbir zaman getirilmediği için, kısacası "geçmiş- teki" yanlışlarm ve l ihmal"in "bedePi olarak devlet sorumluluğundadır. Şim- di yapılacak "yanaşlar" ise gelecek- te ödenecek "bedel"ı daha da ağırlaş- tıracaktır. Devlet. vatandaşa anayasal hakkı olan "sanaü öğrenme ve sanat- tany-ararianma"yı sağlamak için, büt- çesinden Devlet Tiyatrolan'na yeter- li bir pay ayırmak zorundadır. Yeni yasalar gerekiyor kuşkusuz. Işin "doğrusu", tiyatro sanatçılannın zonınlu emeklilik yaşını indirmek ya da Devlet Tiyatrolan'nı "özeDeştir- mek" değil, "özerkleştirmek"^ Gorki'nin ikinci oyunu 'Ayaktakımı Arasmda', Mustafa Avkıran'ın başanlı yönetimiyle sahneleniyor Onlarda insandılar, birzamanlarSEVGİSANLI Çocukluğu acılar, horlanmalar, itilip kakılmalar arasında geçmiş, ayak işlenne koşularak yan aç ya- n tok ayakta kalmayı başarmış, ömrünün bir bö- lümü Çarlık Rusyası'nda, bir bölümü Sovyetler Bir- liği'nde geçmiş, kalemiyle ün kazanmaya başlar- ken cezaevlerine, sürgünlere gönderilmiş, gel ge- lelim sonunda St. Petersburg'un en büyük tiyatro- suna adı verilmiş olan yazar kimdir? Adı değişen yalnız tiyatro değildi. Doğduğu kent, Nizni-Nov- gorad da artık Gorki diye anılıyor. Ateksej Maksimoviç Pyeşkw (1868-1936) acı, bu- ruk anlamına gelen Gorki adını benimsedi. Genç- lik yıllannda yaşam öylesine çekilmez gelmişri ki bir ara kendini öldürmeyi bile tasarladı. (Ben insa- nım, insanca olan hiçbir şey yabancım degildir.) Ama daha iyı bir ülke, daha adil bir dünya yaratacakla- nna inananlararasında bulunca kendini, yaşama dört elle sanldı, tutkuyla yapıt üstüne yapıt vermeye başladı. Kendini eğiten genç proletertoplumun, en ezik, en çaresiz kesimini iyi tanıyordu. Ayaktakımı arasında yetişmişti, Gor- ki. 'Bir zamanlar insan olan yaraüldar' üstüne ılk öyküsü 1892"de yayım- landı. Birbırini izleyen öyküler, romanlar yalnız Rusya'da değil, bütün dünyada ilgi uyandırdı. Bunlar tiyatro yapıtlann- dan daha geniş bir hacim kaplar. Ama büyük bir oyun yazan olarak da ça- ğımıza damgasını vur- muştur. Moskova Sanat Tiyat- rosu'nun 1902"denbaşla- yarak oyunlanyla ilgilen- mesi Anton Çehov sayesinde olmuştur. 'Ayaktakı- mı Arasında' Gorki'nin ikinci oyunu, bugün bile en çok heyecan uyandıran, dünyanın dört bir bu- cağında oynanan klasikler arasındadır. Gorki, Çe- hov'dan gördüğü yakuılığı, yardımı hiç unutmadı. O da genç yazarlara yardım eli uzatmayı bir borç bildi. Ona minnet duygulan besleyen yazar Vse- volad Ivanov şöyle demişti. 'Yüce gönüflülük de- nen şeye fazla inanmaz. bunu bir çeşit büyüklen- me, patronluk taslama sayardım. Gel gdelim Gor- ki'nin altüst ettiği tek inancun bu değiL Volga üstündeki bir kentte bir izbeye sığuımış, berduşlar, hjrsızlar, polisler, ayyaşlar, fahişeler, ik- bal düşkünleri oyunumuzun başlıca kişileridir. Bunlan katı bir gerçekçilik kadar şiirsel bir akıcı- lıkla yaşama geçirmek, tüm umarsızlıklara karşuı ayakta kalmak için verdikleri savaşı, aralanndaki iletişimi iletmek, azap içindeki ruhlann değişken durumlarda akarsular gibi birbirlerine aktıklannı, zaman zaman uysalca, zaman zaman köpürerek ak- tıklanm gözler önüne şermek. Işte Gorki bu, işte Engfaı Cezzar ve Aü Sürmeli, oyundaki başanh ovunculardan sadece ikisi ~. deha bu. An" Cem Köroğlu, Aziz Nesin Sahnesi 'ni alabildiğine derinliğine, alabildiğine genişliğine ve yüksekliğine kullanarak çok etkileyici bir de- koryapmış. Gırtlaklanna kadar sefalete boğulmuş insanlann çürümeye bırakıldığı mekân bu. Yük- sd Aymaz'ın ışık tasanmı ile tamamlanınca ilk ba- kışta bir başka âleme götürüyor bizi. Geniş soluklu bir reji Mustafa Avkıran 'tnsanlar ve Tannlan Yargıla- yan Oyun, Oristeia'dan ben en genış soluklu reji- sini gerçekleştirmış. Devlet Tiyatrolannın seçkin oyunculan bu verilerle bir araya geldiler mi tiyat- ro, 'Işin oyun,oyunun hayatolduğu yer'dir. Reji za- yıf olduğu zaman en güçlü oyunculann bile ancak kendi başlannı kurtarabildıklerine tanık oluyoruz. Gel gelelim takım oyunu. Bu bütünlüğü sağlama- da gittikçe gelişen bir koreografın. Övül Avla- ran'ın katkısını da unutmayalun. Cenap Oğuz ile küçük orkestrasının canlı mü- ziğı oyuna can katıyor. Play- back icat oldu, mert- lik bozuldu. Payidar Tüfekçioğlu, Satin gibi bir rolün üste- sinden gelıyor. Moskova Sanat Tıyatrosu'nda bu rolü Sianislavski oynamış. Hangı rolü alsak dünya- nın en önemli tiyatrola- nnda en ıyi oyunculann oynadığını buluruz ufak bir araştırmayla. Sarhoş çılingır Kleş'te MuratKa- rasu. veremlı karısında Gülen Çehreli, Baron'da Alptekin Serdengeçti,Nas- tasia'da Merih Ataİay, Ak- törde Ali Sürmeli, Vasi- li de tsmail Hakkı Sonat, ™ Maksim Gorki'nin baş- yapıtına layık olan dünya oyunculan arasında anıl- mayı hak ediyorlar. Yazann en çok sevdiğini söylediği Luka rolü birtakım tartışmalara yol açmıştır. Bu cehennem bucağuıa bir süre için uğrayan 'Hak Yolcusu' Lu- ka çevresindekilere sevecenlik ve umut dağıtır. Çoğunun merak ettiği yaşamın anlamını yorum- lamaya çalışır. Bu yan ermiş kişinin kendisine ku- lak veren biçarelere masal cennetlerinın yolunu gös- terdığini. oysa gerçeklerle yüzleşmenin haklann- da daha hayırlı olacağını söyleyenler çıkmıştır. Gelin biz o kadar katı, o kadar bilmiş olmayalım. Engin Cezzar öyle sıcak, öyle inandıncı, öyle sev- gi dolu sözlerle avutuyor ki can çekişenleri, cam çekilenleri, canı sağ olsun. Canı sağ olsun da bize böyle bir portre sunsun. Kitaptakinden bile daha canlı bir portre. MacitSonkan,MügeAncılar,Güneş Hayati,Öz- gür Erkekli, Ayşe Tunaboylu, Ergun Akvuran, OmerHüsnü Turat, Kemal TopaL Saydam Yeniay, hepinize birer yürekteömerhaba. • f LTl AYDA BtR YAYIMLANAN ART-İST'İN 6. SAY1S1ÇDCTI Kültür ve iktidarı sorgulamak Kültür Servisi - Ilk sayısından bu yana, hiçbir kurum ya da kişiye bağlı olmaksızın güncel sanat ortamının nabzını tutmaya, kültürii ve iktidan sorgulamaya. yaşam alanı-sanat alanı arasındaki smırı tarif etmeye çalışan ve altı ayda bir Ingilizce-Türkçe olarak yayımlanan art-ist dergisinin altıncı sayısı çıktı. Genel yayın yönetmenliğini HaKl Altmdere'nin yaptığı bu sayının editörü ise Başak Şenova. art-ist 6, birbirlerine yer açan, bağlantılı birkaç çerçeveden oluşuyor ve bu çerçevelerin her biri güncel sanat alanlanndaki zaman ve mekân parametreleri üzerine yoğunlaşıyor. Bu doğrultuda, iki ana _ m örnek olarak Documenta 11 ve Manifesta4'ü yazarlar, eleştirmenler, küratörler, sanatçılar ve izleyenleri açımlıyor. Diğer bir çerçeve, küratörlerin katıhmıyla, küratörlük uygulamalan ve deneylerine dair farklı tonlar sunuyor. Wfclter Seidl, Francesco Bernardelü, Robert Fleck ve lara Bubnova, Documenta 11 ve Manifesta 4 okumalan üzerinden görüşlerini bildiriyor. Mika Hannula ise kimlik sorununu şebeke yapılan üzerinden sorguluyor. Hans LTrkh Obrist günümüzde müzelerdeki durumu tartışırken Edi Muka, Balkan gerçekliği üzerinden zamansızlık ve mekânsızlık üzerine bizi tekrar düşünmeye davet ediyor.Rene Block ise Fluxus ve Fluxus'un sonuçlannı karşılaştırmalı verilerle değerlendirerek tüm bu tartışmalara tarihi bir yön veriyor.'Mekânm Işitsel Kurgusu' ve 'Paul Devens' üzerine yazılan metinler ise günümüzün ses odaklı üretimine kapı açıyor. Nevin Aladağ ve Nasan Tur'un işleri üzerine yakın okumalar, detaylı Aydan Mürtezaoğlu söyleşisi, 'Plajm Aftmda: Kakünm Taşlan' sergisi metinleriyle birlikte genç Türk sanatuıdaki gelişmeler, hareketler ve yeni oluşumlar yansıtıhyor. Nasaniur • art-ist 6, birbirlerine yer açan, bağlantılı birkaç çerçeveden oluşuyor ve bu çerçevelerin her biri güncel sanat alanlanndaki zaman ve mekân parametreleri üzerine yoğunlaşıyor. art-ist'in son sayısında, birçok sanatçmın işleri üzerine yapüan okumalara da yer verilmiş. YAZI ODASI SELİM İLERİ Mektup Arkadaşımdan Bahçeler Bu köşede bahçeleri yazmıştım. Ankara'dan mektup arkadaşım -izin almadığım için adını ve- remiyorum-, o kadar duyarlı mektubunda kendi bah- çelerini dile getirdi. Bu köşenin okurlanyla paylaş- mak istiyorum. "(...) O bahçeler... O hasret kaldığım bahçeler... Sadece 'bahçeler' sözcüğü bile beni büyüleme- ye yetiyor. Küçüklüğümden beri beni etkilemiş olan bah- çeler bir bir gözümün önünden geçiyor: Adakale Sokak'taki evimizin harap bahçesi; o, bir tek zerdali ağacı! Sonra, komşumuz Âdil Bey amcalann bakım- lı, şahane bahçesi. LeytakJar, hanımeJ/eri vearkabahçedekikiraz ağa- cı... Bir de Sanyer'deki komşumuzun bahçesi aklı- ma geldi: Duvar diplerinde ortancalar ve arka bah- çede bir tek manolya ağacı... O ağaca hayretle ba- kardım: O koyu yeşil, cilalı yapraklar arasında san- ki biryapma çiçek gibi duran iri beyaz manolya- lar... O zamana kadar böylesine büyüleyici çiçelder görmemiştim. BizAnkara çocuklan, kavak, akas- ya, salkımsöğüt, iğde gibi ağaçları biliriz. Ama bu ağaçların da bende derin hatıralan var. Kavak ağaçlan bende daima yalnızlık ve garip- liği çağnştınr. Akasyalarise okul yıllanmı... O zamanlar bizim evin önünden okula kadar inen cadde, iki taraflı akasyalarla bezenmişti. llkyaz gelince, mis koku- lu beyaz salkımlannı açariardı. Kaldırımlara silme çiçekler dökülürdü; basmaya kıyamazdım. Şimdiyse aynı cadde, mazot dumanlan içinde bir beton mezartık gibi. İğde ağaçlan daha çok Keçiören taraflannday- dı. Orada oturan birahbabımızı ziyarete gittiğimiz- de o bayıltıcı kokulannı duyardım. Gri-yeşil ince uzun yapraklar, küçük-küçük sanmsı çiçekler ve hep o baygınlık veren koku. Onları özlüyorum, hem de çok özlüyorum..." Bahçeler, çiçekler, bitki, ağaç... Karanlık, kötü- cül, karabasanlı dünyamızda hepsi sığınak. Bahçeler bana da oldumbittim büyüleyici geldi. Bazan tek bir çiçek bile. Sessizliğin ortasında bir akşam bahçesi. Orada tek başıma. Yalnızlığın en çok unutulabildiği yerola- bilirdi. Edebiyatımızın bahçelere ayrılmış sayfalanndan bir güldeste hazırlamak isterdim. Bahçeleri yazmaya çalıştım. Bir Denizin Etekle- rinde'ye ad veren uzun öyküm bir bahçe fırtınası estirsin istemiştim. Hâlâseverim o öyküyü. Yazar- ken esriyip gidiyordum. önceki yıl, kınk anılarla ordan oraya savrulup du- rurken, Katherine Mansfield ın güncesini bir kez dahaokumuştum. Bahçeleryazmıştı Mansfield. O sayfalara gelince, içim açılıyordu. Benim için yeryüzünün en usta, en ince oyun ya- zan olan Çehov'da orman ve bahçe. Hepsinde ses- siz acı. Ahmet Haşim'in "So/7ba/?ar"ındaysa hem içli- lik, yaşlanış, hem bir estamp: "Bir taraf bahçe, bir tarafta dere Gel uzan sevgilim, benimle yere, Suyu yakuta döndüren bu hazân Bizi garkeyliyor düşüncelere..." Havuzdan da söz açar Ahmet Haşim: "Akşam yine toplandı derinde..." Yalnız bahçeler mi? Havuzlar da büyüleyicidir. Hele nilüferiiyse. Ben, limonluklara da bayılınm. Bütün kış, bir li- monlukta yaşayabilirim. Sera, kış bahçesi, camlı köşk... Takvimde Iz Bırakan: "Köşe başını tutan leylak kokusu/ Yakamı bırak da gideyim" Oktay Rifat, Perçemli Sokak, Yeditepe Yayınları, 1956. Al Pacino nisanda Broadway de • NEW \'ORK (AA) - Sınema oyuncusu Al Pacino. dünyanın tiyatro ve gösten merkezi sayılan Broadway'de gelecek ay sahneye çıkacak. Pacino, 30 Nisan'da perdelerini acacak 'Salome' adlı oyunda Kral Herod'u oynayacak. Oscar Wilde'ın yazdığı oyun Ethel Barrymore Tıyatrosu'nda sergilenecek. Yönetmenliğini Estelle Parscns'un yaptığı oyunun davetlilere özel gösterimıniı ise 12 Nisan'da yapılacağı bildiriliyor. Marisa Tomei'nin de başrollerden birini oynadığı 'Salome'nin, 7 Haziran'da perdelerinı kapatacağı belirtiliyor. konseıieri 1 süpuyor M Kültür Servisi - Boğaziçi Ünıversitesı'nce Yapı Kredi Sigorta'nın desteğiyle hazu-Iana: 'Çarşamba Konserleri' devam ediyor. Alben Long Hall Kültür Merkezi'nde 12 Mart Çarşamba akşamı Schubert Gecesi düzenlenecek. Gecede Tayfun Bozoklkemac), Çetin Aydar (viyola), François Guye (çelloj Tahir Sümer (kontrabas), Christian Favre (piyano) bir konser verecek. 19 Mart çarşarm akşamı Eva Luckas ile Oszkar Morzsa'run piyano resitali dinlenebilir. îstanbul Oda Orkestrası'nın şef Ender Sakpuıar yönenmiıie 26 Mart'ta vereceği konserin solistiyse Betr Küçükay (gitar) olacak. (0 212 287 02 32)
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog